Zafer anıtına özel belgesel: 42 ay süren hikayenin detayları anlatıldı
Ekonomi
Zafer anıtına özel belgesel: 42 ay süren hikayenin detayları anlatıldı
İGA Havalimanı Genel Müdürü Kadri Samsunlu, “Bir Zafer Anıtı: İstanbul Havalimanı” belgeselinin, zor şartlarla başlayan bir projenin 42 ay gibi inanılmaz bir sürede tamamlanmasının hikayesini anlattığını söyledi. “Yarın buraya 1300 uçak gelsin, biz 1300 uçağı almaya, onlara hizmet vermeye hazırız” diyen Samsunlu, kaldıkları yerden devam edeceklerine işaret etti.
Yeni Şafak
Tahıl ambarında hasat bereketli: Düzenli yağış yüksek verim getirdi
Gündem
Tahıl ambarında hasat bereketli: Düzenli yağış yüksek verim getirdi
Şanlıurfa’da bu yıl düzenli seyreden yağışlar sayesinde tahıl ürünlerinde yüksek verim bekleniyor. HRÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Çullu, “Türkiye’nin buğday üretiminin 20 milyon tonun üzerinde olmasını bekliyoruz” dedi.
Yeni Şafak
‘’Cunta’nın lideri olmayı’’ reddeden komutanlar?
‘’Cunta’nın lideri olmayı’’ reddeden komutanlar?

Mayıs 1960 yılında darbe istihbaratını alan dönemin Genelkurmay Başkanı Mustafa Rüştü Erdelhun Paşa Ankara dışından takviye kuvvet getirilmesi için emir verir. Genelkurmay Başkanı’nın bu hamlesini CUNTA ile işbirliği içinde olan Savunma Bakanı Ethem Menderes etkisiz kılar. MSB Ethem Menderes ‘takviye kuvvetin genç subaylar arasında yayılmakta olan huzursuzluğu arttıracağına’ Başbakan Adnan Menderesi ikna ederek Başbakan’ı kandırır. Böylece vatan haini Ethem Menderes sayesinde Türkiye Amerikan emperyalizminin önderliğinde ve CHP’nin kışkırtması ve yönetiminde hızla darbe ve kaos sürecine sürüklenmektedir. 27 Mayıs 1960’da bir avuç cuntacının CHP desteğinde gerçekleştirdiği algı operasyonları, asparagas haberler ve çeşitli psikolojik harekat yöntemleri ve söylemleriyle halk ve genç subaylar iktidara karşı zalimce kışkırtılarak darbenin alt yapısı neredeyse hazır hale getirilmişti. Durumun vahametini anlayan Genelkurmay Başkanı Erdelhun paşa darbeyi önlemek için son çare olarak 27 Mayıs’tan yalnızca 1 gün önce cuntacıların da aralarında olduğu subayları Genelkurmay Karargahı’nda toplar. Konuşmasında ‘’Kulağıma gelen bazı haberlere göre Ankara’da 60 kadar subay Sayın Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nü ve Millet Meclisi’ni basarak istifalarını isteyecekmiş’’ diye konuşur. Bu durumun demokrasiye, seçime ve TSK’ne büyük zarar vereceği yönündeki açıklamaları artık boştur. Zira Erdelhun paşa bu konuşmadan yalnızca 12 saat sonra 27 Mayıs günü gece saat 3’te tutuklanarak Harp Okulu’na götürülür. Ancak aynı gün Erdelhun’a cuntacı subaylar tarafından daha sonra da üst düzey subaylar tarafından ikinci kez “Cuntanın lideri ol” teklifi yapılır. Demokrasi kahramanı Rüştü Erdelhun paşa bu teklifi ret eder. Emir komuta zinciri içinde mizansen duruşmalarda Rüştü Erdelhun da Adnan Menderes ve arkadaşları ile birlikte idam cezası alır. 27 Mayıs darbecileri, Yeşilçam’da dönemin kötü adam karakterini canlandıran Ahmet Tarık Tekçe”yi ve onun kontrolündeki yüzlerce kişiyi parayla tutarak demokrasi şehidi Adnan Menderes ve Yassıada sanıklarını yuhalattılar hakaret ettirdiler. Parayla tutulmuş bu insanları Türk milletinin tepkisi olarak iç ve dış kamuoyuna yutturdular. Üstelik TSK’nın başı olan Erdelhun paşayı da çok alt rütbeli bir subaya tokatlatarak aşağıladılar.

Demokrasi şehitlerimiz Adnan Menderes,Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu kahpece ve alçakça asılarak idam edildiler. Türkiye başta Menderes olmak üzere demokrasi katillerinden siyaseten hesap soramadığı sürece asla demokratik bir hukuk devleti olamaz. Şehitlerimizin ruhları şad olsun Allah rahmet eylesin.

İKİNCİ KAHRAMAN GENELKURMAY BAŞKANI AKAR MI?

15 Temmuz gecesi FETÖ’cü alçaklar tarafından esir alınarak Ankara Akıncılar Üssü’ne götürülen Genelkurmay Başkanı 300 PÖH kuvvetleri tarafından kuşatılan Akıncılar Üssü’nden kurtarıldıktan sonra bir helikopterle Başbakanlığa gitmişti. Hulusi Akar yanında Mehmet Dişli olduğu halde Tuğrul Türkeş’in odasına girmiş elini yüzünü yıkama bahanesiyle lavobaya girerken Mehmet Dişli’nin de darbecilerden olduğunu Tuğrul Türkeş’e fısıldamıştı. Dişli kısa bir süre sonra gözaltına alındı. Emri veren Hulusi Akar’dı…

İddianameye göre Mehmet Dişli akşam saatlerinde Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrıldı ve evine gitti ancak 20.46’da özel aracıyla yeniden karargaha döndü, kapıdan kartını okutmadan geçti, saat 21 sıralarında da Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın odasına girdi.

İddianameye göre, Dişli “darbe”nin başladığını Hulusi Akar’a “Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız. Taburlar, tugaylar yola çıktı biraz sonra göreceksiniz” diyerek aktardı. Hulusi Akar’ın sert çıkışına karşı Dişli, kapıda bekleyen ekibe yöneldi ve Genelkurmay Başkanı’na müdahale emrini verdi. Odaya giren darbeci askerler, Hulusi Akar’ı iterek koltuğuna oturttu, havlu gibi bir cisimle ağzını ve burnunu kapattı, iple boğazını sıktı.

Hulusi Akar’ın direnmesi üzerineyse Levent Türkkan, silahını Genelkurmay Başkanı’na doğrulttu ve vurmakla tehdit etti, Akar’ın bu girişime de karşı koymasıyla devreye yine Mehmet Dişli girdi. İddianameye göre Dişli’nin onayıyla Akar’ın elindeki plastik kelepçe çözüldü. Dişli o gece Genelkurmay Başkanı Akar’ın karargahtan Akıncı Üssü’ne götürülmesi talimatını da veren kişi. İddianameye göre onun emriyle Akar, Akıncı Üssü’ne götürüldü. Burada da Mehmet Dişli ve daha sonra Akıncı’ya gelen Akın Öztürk’ün birlikte Genelkurmay Başkanı’nı ikna çabaları sürdü. Hulusi Akar’ın silahla tehdit edilmesi, ağzı ve burnunun havlu ile kapatılıp boğazının sıkılmasına rağmen darbecilere meydan okuması, darbenin başına geçmesi tekliflerini reddetmesinin darbenin başarılı olmamasında ne kadar rolü var bilinmez ancak 15 Temmuz ile ilgili olarak yapılan bazı yargılamalarda FETÖ’nün önemli sayıdaki örgüt elemanlarının darbeye iştirak etmemeleri strateji olarak arafta bekletilmeleri kanaatime göre Genelkurmay Başkanı Akar’ın ‘cunta’nın lideri ‘’olup olmamasına göre vaziyet alacaklarını gösteriyordu sanırım.

Ağlamayalım, hesap soralım
Ağlamayalım, hesap soralım

Darbelerin ve bilumum kötülüklerin anası olan 27 Mayıs ihanetinin 60’ıncı yılını geride bıraktık. Daha önceki 59 yıl dönümünde yaptığımız gibi yine ağladık, yine bu darbeyi yapanları lanetledik, yine bu cinayetleri işleyenlere ve işletenlere duyduğumuz öfkeyi dile getirdik. Bu gidişle gelecek yıl dönümlerinde de benzer şeyleri tekrar edip duracağız. Belki de yeni darbe girişimleri, yeni acılar eklenecek bilmiyoruz.

Bu arada 60’ıncı yıl dönümü 15 Temmuz sonrası çok daha fazla anlam kazandı. Ayrıca Yassıada’nın Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak yeniden dizayn edilmesi de çok önemli bir aşama. Ancak 27 Mayıs ile hesaplaşma konusunda beklenenin çok çok gerisindeyiz. 27 Mayıs’ın tetikçilerine laf söylemekten, sahiplerine ve kurdukları vesayet sistemine sıra getiremedik.

27 Mayıs’ı yaptıranların derdi sadece Adnan Menderes ve arkadaşları değildi. 27 Mayıs’ın sahipleri, Türkiye’de milletin iradesini bypass edecek bir yönetim sistemi için darbe yaptı. Menderes ve arkadaşlarını asmalarının sebebi bu kuracakları vesayet sistemine karşı çıkacak olanlara gözdağı vermekti. Ve nitekim 12 Mart öncesi Süleyman Demirel, Menderes’in idam sehpasındaki fotoğrafına baktıktan sonra şapkasını alıp gitmişti.

27 Mayıs’ın sahipleri ve yaptıranları, nasıl bir vesayet sistemi kurdu, sistemin hâlâ ayakta kalan unsurları var mı, 60 yıllık zaman diliminde hangi kötülüklere imza attılar? Bu ve benzeri sorulara cevap bulmak için vesayet sistemini inşa ettikleri yapı ve kurumlar üzerinde derinlemesine araştırma yapmak lazım.

27 Mayıs’ın sahipleri çok kurum ve teşkilat oluşturdu. Birçoğu hâlâ ayakta ve çoğunu biliyoruz. Ama öyle bir teşkilat vardı ki, 50 paralel devlet gibi çalıştı ve çok az kişi biliyor o teşkilatı. 2009 yılında devlet hayatımızdan sessiz sedasız sökülüp atılan o teşkilat Savunma Sekreterliği teşkilatıydı. Evet devlet hayatımızdan söküp attık o teşkilatı ama o teşkilat irdelenmedikçe daha çok ağlarız 27 Mayısların yıl dönümünde.

27 Mayıs darbesinden 5 ay sonra Savunma Sekreterliği kuruluyor. 108 sayılı kanuna göre bu teşkilat, ülkeyi seferberliğe hazırlayacak. Genel bütçeye dâhil dairelerle, katma bütçeli idareler ve devlet ekonomi kurumları ve bunlara bağlı kurumlarda savunma sekreterlikleri kuruldu. Kanuna bakınca faydalı bir teşkilat. Ama bu teşkilatın nasıl çalışacağı çok çok gizli yönetmeliklerle belirlendi.

Kanun gereği TSK’dan emekli, müstafi veya izinli subaylar, MGK’nın emriyle Başbakanlık ve bakanlıklar başta olmak üzere bildiğiniz tüm devlet kurumlarına, savunma sekreteri olarak atandı. Valiliklere, üniversitelere, Çaykur’a aklınıza gelebilecek neredeyse tüm kurumlara atamalar yapıldı. Savunma sekreterleri atandıkları kurumlarda her türlü bilgiye ulaşma yetkisine sahip ve ihtiyaç duydukları kadar personelle çalıştılar.

Denilebilir ki ne var bunda? Milli bir hassasiyetle böyle bir teşkilat gerçekten önemli görevler yapabilir. Ancak gizli yönetmeliğin 8. maddesine göre, “NATO tatbikatlarının gereği şeklinde planlamasını yürütür” diyor.

Bir başka husus ise savunma sekreterleri MGK’nın önerisi ile atanır ve görevden yine MGK’nın görüşü ile alınır. Özlük hakları itibarıyla bağlı bulundukları makamın yardımcısı durumundadırlar. Başbakanlık’taki savunma sekreteri Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı’nın sahip olduğu özlük haklarına sahipti. Kurum ve kuruluşlar, savunma sekreterinin istediği her türlü istatistik veri ve diğer bilgileri vermekle yükümlüydüler.

Bu teşkilatın ayrıntılarını bir yazı başlığı altında yazmak mümkün değil, belki kitap, belki de kitaplarla anlatılabilecek bir teşkilat. Ama 27 Mayıs’ın kurduğu vesayet rejimi ile hesaplaşma olacaksa, bu teşkilatın 1960’tan 2009’a kadar varlığını sürdürdüğü dönemde MGK’ya sunduğu raporlardan başlamak gerektiğini düşünüyorum.

Eğer bu derin araştırma yapılırsa 1960’tan 1971 muhtırasına; 12 Eylül öncesi olaylardan 12 Eylül darbesine; 90’lardaki derin cinayetlerden, 28 Şubat darbesine; 2009 yılına kadarki bütün kötülükler diyeceğim, ancak 15 Temmuz’da da karşımıza çıktığı için günümüzdeki bütün kötülüklerin anasına ve kaynağına inebiliriz ve gerçekten o zaman 27 Mayıs ile hesaplaşma imkanı elde etmiş oluruz.

15 Temmuz gecesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi’ne giden darbecilere rehberlik eden kişi sivil savunma sekreteri olarak görev yapan 79 yaşındaki Mehmet Tunç idi. Mehmet Tunç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İBB Başkanlığı döneminde de savunma sekreteri miydi bulamadım, ama yaşına baktığımız zaman epey zamandır bu işlerle meşgul olduğu belli.

27 Mayıslarda ağlamak yerine hesaplaşmayı tercih edersek, Savunma Sekreterliği Teşkilatı’ndan başlayabiliriz. 1961 yılında er üniformasıyla cami cami gezdirilip darbeciler lehine vaazlar verdirilen sümüklü şeytan Fetullah başta olmak üzere tüm kötülüklerin kapağını aralamış oluruz.

İkinci ele nur yağdı: Sıfır otomobil almak imkansız hale geldi
Ekonomi
İkinci ele nur yağdı: Sıfır otomobil almak imkansız hale geldi
İki ayda 1 milyona yakın satış yapan ikinci el otomobile nur yağdı. İkinci elde fiyatlar mayısta yüzde 8.36 yükselirken sektör temsilcileri haziran ayında da yükselişin süreceğini söylüyor. Sıfır otomobil bayilerinin bile arz sorunundan kaynaklı ikinci el satışa döndüğü piyasada ise Fiat ve Renault birincilikte yarışıyor.
Yeni Şafak
Spor dünyası çıkış arıyor: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Spor
Spor dünyası çıkış arıyor: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Koronavirüs salgını, tüm kulüplerin en büyük gider kalemi olan maaş ödemelerini de sekteye uğratırken, Barcelona’nın yıldızı Messi ise “Hayatımız gibi futbolda da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dedi.
Yeni Şafak
Sınavlarda hijyeni BOREL sağlayacak: Tüm adaylara sınav öncesinde dağıtılacak
Koronavirüs
Sınavlarda hijyeni BOREL sağlayacak: Tüm adaylara sınav öncesinde dağıtılacak
Kovid-19’a karşı üretilen ve seri üretime geçirilen borlu antibakteriyel el dezenfektanı BOREL, şimdi de ÖSYM’nin yapacağı sınavlarda hijyeni sağlayacak.
Yeni Şafak
Avusturalya mahkemesinden kritik karar: İngiltere Kraliçesi Elizabeth'in gizli saray mektupları kamuya açılacak
Dünya
Avusturalya mahkemesinden kritik karar: İngiltere Kraliçesi Elizabeth'in gizli saray mektupları kamuya açılacak
Avustralya Mahkemesi, İngiltere 2’inci Kraliçe Elizabeth’in “gizli saray” mektupları kamuya açılacağı kararını verdi. Tarihçi Profesör Jenny Hocking mektuplara erişebilmek için on yıl mücadele verdi. Hocking’in Avustralya Ulusal Arşivleri’yle (NAA) yasal mücadelesi milyonlarca dolara mal oldu.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.