Mutsuzluk neye benzer?
Gökhan Özcan
Mutsuzluk neye benzer?
“İnsan mutsuzken dikkati hep kendine döner. Kendini çok ciddiye alır. Mutlular, yani kendilerini gerçekten sevenlerse, pek düşünmezler kendilerini. Mutsuzu neşelendirmeye çalıştığında, istemez, karşı çıkar. Çünkü dikkatini kendinden ayırıp evrene yöneltmek zorunda kalacaktır. Mutsuzluk, kendine düşkünlüğün varacağı son noktadır.”(Parfümün Dansı/Tom Robbins)“Gölgen yok senin, ayak izlerin yok/ Neden mi?/ Acılar barınmamış ki sende;/ Mutluluk yok, mutsuzluk yok.”(Üçlükler/Edip Cansever)“Mutsuzluk ...
Edgar Mori’nin uyarıları üzerine
Edgar Mori’nin uyarıları üzerine
Bir kaç gün evvel, sıkı bir entelektüel tâkipçi olan dostum Dr. Sabahattin Şen’in haberdâr ettiği , Edgar Morin ile yapılan mülâkatı okudum. Edgar Morin bugün 100 yaşına yaklaşıyor. Edirne’den göçmüş Seferad bir âilenin çocuğu. İktisat, sosyoloji ve felsefe alanında derinleşmiş. “Kaybolmuş Paradigma: İnsan Doğası”, “Aşk, Şiir, Bilgelik”, ”Dünyâ, Vatan”, ”Bizim Avrupamız” gibi Türkçeye de kazandırılmış sayısız çalışması var.Video: Edgar Mori’nin uyarıları üzerineEdgar Morin bâzılarına göre, dünyânın ayakta kalan birkaç filozofundan birisi. Bu tabiî ki biraz abartılı bir değerlendirme. Ama çok ciddî bir düşünür olduğu muhakkak. Bir bakıma, Kant’ın Aydınlanma’yı bir dizi eleştiri üzerinden felsefeleştiren yaklaşımına sâdık. Edgar Morin temelde Avrupa değerlerine bağlı olmakla birlikte eleştirel tavrını elden bırakmıyor. Bununla da kalmıyor, bâzı teklifleri var.Bahsi geçen mülâkatta Edgar Morin, idrâk ettiğimiz günleri, daha evvel yaşananlardan ayrıştırıyor. Nazi döneminde yaşanan vahşete rağmen herkeste bir “umut” olduğunu; bugün ise umudun yerini derin bir “belirsizliğin” aldığını söylüyor. Hakikâten de öyle. Ümit, belirsizliğin olduğu yerde yaşamaz. Ümidin yok olduğu yerde ise kaçınılmaz bir şekilde etik uçuculaşır. Postmodern güzellemeciler, ümidi kabalaştıran ideolojik nebulanın insanlığın üzerinden kalkmasını bir “ümit” olarak değerlendiriyorlardı. Bu geçiş, deyim yerindeyse sindirilmeden kutlandı. Hâlbuki, geçiş süreci “ümidin tükenmesine” işâret ediyordu. Çünkü ideolojik nebulanın kalkmasına eşlik eden baskın kavram“belirsizlik”ti. “Belirsizlik” ile “etik” uzlaşmaz bir çelişkiyi yansıtır. Bâzı etik değerlere göndermede bulunmak, ki bu en gevşek tarzda yapılıyordu, durumu kurtarmaya yetmez. Bu kopukluk içi boş, nihâyetinde “tüketim” ile eşlenen “refah” hasretini, etik bir amaç olarak yüceltmeyle neticelendi. Hâlbuki “refah” kavramı etikte tınlamaz. Arkası daha beter geldi: Belirsizlik, “risk” kavramı ile eşlendirildi. Risk, tuhaf kimyevî salgılamalara sâhip bir kavram olarak görünür bana. Dopamin hormonlarımıza hitâp ettiğini düşünürüm... Bu hormonlar, dozları elbette farklı olabilir, ama kumar ve kimi zamanlar ölümcül tesirleri ve ihtimâlleri olan yarışlar gibi tecrübelerde zirve yapıyor. “Belirsizlik” etik ile değil, “risk” ile eşlendi. En tuhaf şeylerden birsi de, geleneksel kumarın baskılandığı bir dünyâda, kumar konvansiyonel hâle geldi. Rekâbet kutsandı. Modern spor târihinde gördüğümüz “inceliklendirme” burada da görülüyor. Modern spor, sporun “itiş kakış”a dayalı ana malzemesini kurallı hâle getirir. Rekâbet kutsaması da bunu yaptı. Vahşi bir itiş kakışı inceltti. Bu inceltme profesyonel dünyâyı yeniden yapılandırdı. Mesleklerin etik boyutu “rekâbet” ile rendelendi. Kariyer meslekleşmenin (profesyonelleşme) yerini aldı. Fark, “etik sorumluluk” ile “koşulsuz başarı” arasındadır. Modern kariyer modelinin hiçbir etik derinliği yoktur.Bu inceltme işi, nesnelliğin, Andre Gorz’un vurucu kavramlaştırmasıyla “maddesizlik” ile eşlenmesine kadar vardı. Keyfiyetler eridi; Edgar Morin’e göre kemiyyete bağlandı: “Her şey hesap ve rakam (kâr, yarar, GSİH, büyüme, işsizlik, yoklamalar…) olduğu gibi toplumun insânî kanaâtleri bile hesap ve rakam olduğu gibi, ekonomiyle ilgili her şey de artık hesap ve rakam sınırlarına alınmıştır” diyor Morin.Bu kemiyetlendirme sürecinden bilgi de payını alıyor. Derin bir epistemolojik kriz içinde olduğumuz âşikâr. Üniversitelerin sermâye ile eşlendirilmesi, pek çoğu abuk subuk olan bir projeler yarışmasına indirgenmelerine yol açtı. Üniversiteleri bugün “derin” ve “kapsayıcı” bilgi arayışı tarif etmiyor. Darmaduman bir uzmanlaşma üniversitelerin başarısı olarak gösteriliyor. İnterdisipliner olma gayreti plastik bir iş olarak yapılıyor. Uzmanlaşmanın büyüdükçe “derin” bir kültürsüzlenme doğurduğuna işâret ediyor Edgar Morin… Vasatlaşma bunun neticesi... Modern dünyâda siyâset her zaman vasatlık üzerine kurulur, ama, bu defâ vasatlığın da kalitesi düşmüş durumda. Dünyâ siyâsal kültürünün anaakımları, “çoğulculuktan uzak çoğunlukçuluk” ile “çoğunluğu dışlayan tuhaf çoğulculuk” arasında sıkışmış durumda…Rekâbetin kutsandığı dünyâ Morin’e göre tekmil ”belaltı” vuruşlara açıktır. Bu yıpratıcı süreçler, insanı insanlıktan çıkaran “tükenmişlik sendromunun” menbaıdır. Tumturaklı rakamlarla desteklenen büyümeler, tantalı kalkınmalar, tüketimle ölçülen refah, narsisizmin kol gezdiği kariyer hesapları, stand up’larla yutturulan başarı hikâyeleri asr-ı hâzırayı târif ediyor ve diyalektik mûcibince insanlık bu “uygarlığın” içinde “barbarlığı” yaşıyor.Tırmanan gerilim Merkez-Dünyâ ile Yarı-Merkez Dünyâ arasında... Kazanan kim olacak; “belirsiz.” Ne Avrupa, ne de Amerikan Rüyâsının aslı çıktı... Yarı-Merkez Dünyâ ise bu ümitsizliği giderecek ve etik boşluğu yeniden dolduracak bir hikâye geliştiremedi. Her şey “baskının kesintisizliği ve yoğunluğu” ile “direncin aciliyeti” arasında sıkışmış durumda. Buna, bâzılarının “entelektüel ihânet” olarak tanımladığı; benim “entelektüel lümpenleşme” olarak değerlendirdiğim bir süreç eşlik ediyor. Bu lümpenliği, “dalaşarak” varolma târif ediyor. Entelektüel bireyselleşme de hınç dolu bir narsisizm ile eşleniyor. Entelijensiya da zayıf. Organik-popülist düşüncenin en sığ sularında yüzüyorlar…Süreç uzun... Neticeleri yaşayan görecek…
Son güzel adamlardan biri
Son güzel adamlardan biri
Sanki önceleri çok daha fazlaydı batılı güzel adamlar. İslamofobi dalgası onları da aldı götürdü, derin sularda kayboldular. Video: Son güzel adamlardan biriBulduklarımı anlatmaya çalışıyorum. Bu köşede Fransa’dan çıkmış son güzel adamlardan diye en son Paul Ricoeur’dan bahsettim. (https://www.yenisafak.com/yazarlar/erolgoka/musluman-ailenin-direnme-gucu-2041107) 2005’te vefat eden Ricoeur, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un da hocasıydı. Şimdi herkes harıl harıl Macron’un politikalarına hocasının etkisi olup olmadığını tartışıyor. Bence nafile çaba…Güzel adam olur da tevafuk olmaz mı? Tam son güzel Fransızlardan olan Edgar Morin’in 3 yıl önce verdiği bir mülakattan bahsedecektim. Palet Yayınları’ndan geçenlerde Haldun Bayrı çevirisiyle, yeni baskısı yayınlanmış olan ünlü risalesi “Aşk Şiir Bilgelik” kitabı elinde çıkageldi bizim “İnsanlık Hali” programı editörü Seval Çöpür. “Bunu size gönderdiler” dedi…Daha çok “Yitik Paradigma” ve “Avrupa’yı Düşünmek” kitaplarıyla tanıyor Türk okuyucu 1921 doğumlu Morin’i. Eski komünistlerden ama görüşlerini sıkı bir torna tesviyeden geçirmiş, vazgeçmiş fanatik ideolojiden. Günümüz dünyasında benmerkezcilik, etnikmerkezcilik ve toplummerkezciliğin karşısına bir anlayış etiği dikmemiz gerektiğini söylüyor. Sürekli öğrenmenin, içebakış ve hoşgörünün önemini vurguluyor. Küreselleşmenin olağanüstü boyutlara varması onu tedirgin ediyor zira bu durumun birleştirici mi yoksa parçalayıcı mı olduğu belli değil diyor. Modernliğin öldüğünü ve insanlığın çok kimlikli bir yeryüzü yurttaşlığına doğru gittiğini ileri sürüyor. Ona göre en acil ihtiyaç, bir düşünce reformuyla, insanlık siyasetiyle, gerçek hümanizm ve Dünya-Vatan bilinci ile hareket etmek…“Aşk Şiir Bilgelik”te fikirlerini, insana “homo sapiens” denmesine, sadece akıllılık ve bilgeliğin vurgulanmasına itiraz etme ve onun aynı zamanda homo demens olduğunu söyleme üzerine geliştiriyor. “Homo demenstir de: Tutkularla, öfkelerle, haykırışlarla, ani mizaç değişiklikleriyle, ihtilaçlı ve aşırı bir duygusallık gösterir; içinde sürekli bir hezeyan kaynağı taşır, kanlı fedakarlıkların faziletine inanır; mitoslara vücut verir… İnsanın çılgınlığı nefret, zulüm, barbarlık ve körleşme kaynağıdır. Ama duygusallığının intizamsızlığı ve muhayyilenin taşkınlıkları olmasaydı, imkânsız olanı istemenin çılgınlığı olmasaydı, atılım, yaratıcılık, icat, aşk ve şiir de olmazdı.” Bunları 1990’larda söylüyor ve kendisini Hıristiyan mistisizmine duyarlı yeni-Budist olarak tanımlıyor Morin. Görüşlerine katılmam mümkün değil. Onunla ilk olarak yıllar önce Avrupa fikrine tuhaf bağlılığı nedeniyle bir yazımda didişmiştim. “Aşk Şiir Bilgelik” kitabının ilk baskısını okuduğumda da gülümsemiş, naif fikirlerindeki samimiyeti çok hoş bulduğum için sert bir eleştiri yazmaya kıyamamıştım. İslamiyet’i öğrenmesini çok dilediğim isimlerdendi.Gelelim yine Haldun Bayrı çevirisiyle yayınlanmış olan (https://medyascope.tv/2018/12/12/edgar-morin-uygarlik-degistirmenin-zamani-geldi/) La Tribune mülakatına. Her zaman söylediğini bu kez daha kesin ve çarpıcı olarak söylüyor: “Uygarlık değiştirmenin ve de dünya vatanı şekillendirmenin zamanı geldi” diyor: “Gezegenimiz uzlaşmaz parçalanma ve bütünleşme süreçlerine maruz kalıyor. Gerçekten de tüm insan türü bir ‘kader ortaklığı’nda birleşiyor, çünkü aynı ekolojik ya da ekonomik tehlikeleri, dinî fanatizmin ya da nükleer silahların yol açtığı aynı tehlikeleri paylaşıyor. Bu gerçeklik ortak bir bilince varılmasına yol açmalı, dolayısıyla da kaynaştırmalı, dayanışma yaratmalı ve melezleştirmeli. Oysa tam tersi hüküm sürüyor: Büzüşülüyor, ayrışılıyor, bölmelere ayrılıp parçalanılıyor, özgül –ulusal ve/veya dinî– bir kimliğin ardına sığınılıyor. Yabancı korkusu yabancının ağırlanmasına baskın çıkıyor… Yeryüzü çapında krize ‘yol açan’ bu işte; hatta yeryüzü çapında bir endişe bu; çünkü bu krizle beraber, geleceğe yönelik bir umudun yokluğu da geliyor…En beter felaket ise önümüzdedir: Bilimin göz kamaştıran yetenekleri insan ömrünün uzayacağını ve hem insan ilişkilerini geriletecek hem de benzeri görülmemiş bir barbarlık durumu getirecek olan robotlaşmanın umumileşeceğini haber vermektedir. İnsanlığın önündeki en büyük meydan okuma budur işte…” (Bu mühim mülakat üstüne Süleyman Seyfi Hoca da bir yazı yazdı. Mülakatı da hocanın yazısını da Israrla öneririm. https://www.yenisafak.com/yazarlar/suleymanseyfiogun/edgar-morinin-uyarilari-uzerine-2048544)Görüleceği gibi Morin’in görüşlerinde itiraz edilecek nokta yine çok ama samimiyeti her zamanki diriliğinde duruyor. Doğrusu beni bu kez, sorunları ve çözümleri dünya ölçeğinde düşünmeye çalışma konusunda çok etkiledi Morin. Müslüman düşünce insanları, niye böyle kapsamlı bir kavrayış geliştiremiyorlar diye hayıflanmama neden oldu.
Korku kapitalizmi
Ayşe Böhürler
Korku kapitalizmi
İnsanı korkularının tutsağı haline getirmek, aklına hayaline gelmeyecek konularla karşı karşıya getirmek medya endüstrisinin en büyük sermayesi oldu. En çok bu satıyor. Sadece filmlerde değil, gündüz kuşağındaki “gerçek şov” adıyla sunulan sözde hayatın içinden her programda da bu yapılıyor.Film filmdir, kurmaca olduğunu bilirsiniz. “Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır” yazısını okusanız da kurmacadır. Ama reality şov gerçek kişilerle olur. Etkisi müthiş. İnsanın korkularını tetiklemekte, aklına ...
İtibar’ın Ocak sayısı çıktı
Hayat
İtibar’ın Ocak sayısı çıktı
İtibar’ın, yeni yılın ilk sayısı olan 40. sayısında, geçtiğimiz ay yeni kitabı Vatan Somuttur’u yayımlayan Hakan Arslanbenzer’le yapılan söyleşi ve Ahmet Murat’ın yeni şiiri “Muhayyer Münacat” öne çıkıyor.
Yeni Şafak
Moringa bitkisinin faydaları nelerdir? Moringadan hangi yemekler yapılır?
Yemek Tarifleri
Moringa bitkisinin faydaları nelerdir? Moringadan hangi yemekler yapılır?
Moringa bitkisi son yıllarda ismi duyulmaya başlayan faydalı bir bitkidir. Kökünden yapraklarına kadar faydalı olan moringa bitkisi çok yaygın olmasa da son yıllarda merak kazandı. Moringa bitkisi nedir? Moringanın faydaları nelerdir? Moringa nasıl tüketilir? Moringadan hangi yemekler yapılır? İşte mucizevi Moringa bitkisine dair ayrıntılar...
Yeni Şafak
Akdeniz Belediyesi dağı bağa çevirdi
Gündem
Akdeniz Belediyesi dağı bağa çevirdi
Akdeniz Belediyesi öncülüğünde Akdam Mahallesi’nde bulunan araziye, 3 ay önce toplamda 4 dönüm üzerine ekimi yapılan Stevia (Şeker Otu) ve Moringa Çayı bitkilerinin ilk hasadı yapıldı.
Yeni Şafak
Emre Can ile Mourinho kapıştı
Spor
Emre Can ile Mourinho kapıştı
İngiltere Lig Kupası yarı final rövanş maçında Chelsea, sahasında Liverpool'u uzatmada 1-0 yenerek finale yükseldi. Dev karşılaşmada tansiyon hiç düşmedi. Diego Costa bir pozisyonda Emre Can'ın ayağına bastı. Genç oyuncu bir süre yerde acı içinde kıvranırken, kendisine tepki gösteren Chelsea'nin menajeri Jose Mourinho'ya aynı şekilde karşılık verdi.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.