Akademik cesaretin örneği: Edward Said
Dünya
Akademik cesaretin örneği: Edward Said
Edward Said'i İsrail'e taş atarken gösteren 3 Temmuz 2000 tarihli bu fotoğraf, ciddi bir gürültü koparmıştı.
Yeni Şafak
Sevgilim Gazze mutlaka döneceğim
Hayat
Sevgilim Gazze mutlaka döneceğim
Gazze’de yaşanan dram, binlerce Filistinlinin ülkelerinden kilometrelerce uzakta yaşamasına neden oluyor. Şanslı olanlardan bazıları kendilerine Türkiye’de bir hayat kurmuş. Her biri İstanbul aşığı olan Filistinliler’in yaşamları burada; akılları ve kalpleri ise Gazze’de. Gurbeti onlara unutturan şey ise Türk halkının misafirperverliği.
Yeni Şafak
Edebiyat ve kurşun
Edebiyat ve kurşun
Nobel edebiyat ödüllerini iki kutuplu dünyanın çöktüğü yılları temel alarak değerlendirdiğimizde herhâlde ufuk açıcı sonuçlara ulaşabiliriz. Edward Said’in yöntemini takip ederek edebiyat, sömürge ilişkileri, tanımlama ve yönetim gibi düşünce dünyamızı belirleyen alanları yeniden ele almamız Nobel Edebiyat Ödülü gibi küresel kurumları daha iyi anlamamızı sağlar.İki kutuplu dünyanın çökmeye yüz tuttuğu yıllarda ilk defa İslam dünyasından bir edebiyatçıya ödül verilmişti. O zamana kadar Batı’nın ötekisi Sovyetler olduğu için Nobel edebiyat ödüllerinin belirlenmesinde İslam dünyası dikkate alınmazdı. Sovyetler’in yıkılacağı anlaşılınca, Batı’nın ötekisi olan Doğu yıkılmış olacaktı. Artık Batı’nın hedefinde yeni bir düşman Doğu vardı. Necip Mahfuz, Batı için yeni düşman Doğu ile sorunları olan bir edebiyatçıydı ve ait olduğu dünyaya Batı’nın gözü ile bakabiliyordu. Aynı yılda başka kurumlar tarafından Selman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri adlı kitabının ödüllendirilmesi de edebiyatın İslam dünyasına yönelik hesaplanmış bir silaha dönüştüğünü gösteriyordu.Şeytan Ayetleri ile açılan uğursuz kapıdan geçen yazarlar ve eserleri birbirini takip etti. Çok kısa bir zaman öncesine kadar İslam’ın özellikle Batı dünyasında hızla yayıldığına dair haberler okuyorduk. Fransa’da Müslüman kadınlara yönelik sınırlamaların getirildiği yıllarda İslam’ın temel değerlerine yönelik planlı saldırıların başlaması oldukça dikkat çekiciydi. Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte Doğu ve Batı ilişkileri kısa bir zaman içinde çok köklü değişikliklere uğradı.Necip Mahfuz ile Orhan Pamuk arasında benzer ve farklı yönler üzerinde durmak soğuk savaş ve sonrasını anlamak bakımından önemli olabilir. Her ikisini de Batı dışından edebiyatçıların Batı ile ilişkileri bağlamında ele alabiliriz. Bu karşılaştırma postkolonyal dönem ile yeni sömürgecilik dönemi arasındaki benzer ve farklı yönleri de tespit etmemize imkân verir. Necip Mahfuz, kendi toplumunun kültürel değerlerine eleştirel bir yaklaşım sergilerken Orhan Pamuk’un Türkiye’ye yönelik katliam suçlamaları ile gündeme gelmesi iki dönem arasındaki farka mı işarettir yoksa anlamlı bir devamlılık mı söz konusudur? İslam’ın kültürel cazibesi söndürülürken yönetim bağlamında da klasik oryantal despotizmin nefrete müstahak imajı yeniden canlandırıldı. Doğu, bildiğiniz Doğu’dur mesajı tekrar tekrar üretildi.Peter Handke’nin Avusturyalı bir yazar olması ayrı bir konu olmakla birlikte Nobel Edebiyat Ödülü’nün Srebrenitsa soykırımını kabul etmeyen bir edebiyatçıya verilmesi Mahfuz ve Pamuk ile oluşturulan devamlılığın yeni bir halkası olarak görülebilir. Edebiyatın Müslüman dünyaya yönelik bir silah olarak kullanıldığını düşündürtecek kadar ileri bir adım söz konudur. Ne yazık ki edebiyat kirli bir siyasetin silahı hâline getirilmiştir. 1988’den sonraki kısa zamanda inanılması çok zor kötülükler üretildi. Batı, ürettiği kötülükleri planlı bir şekilde bütün dünyaya saçtı.Bosna’da yaşanan soykırım bir başlangıçtı. Irak’ın işgaliyle birlikte İslam dünyasına yönelik planlı bir yaklaşım ortaya çıktı. Kraliyet Akademisi’nin seçiminin bir karikatür dergisinde olduğu gibi düşünce özgürlüğü ile izah edilmesi de mümkün değildir. İsveç’in devlet politikasına da işaret edebilecek bu ödülün bütün Avrupa açısından sembolik değerden daha fazla anlamı olmalı. Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddeden Jean Paul Sartre, Fransa’nın Cezayir’de işlediği suçları eleştirmekle bir bakıma Avrupalı aydınların entelektüel namusunu da kurtarmıştı. İsveç Kraliyet Akademisi’nin bugünkü kararına itiraz etmek Türkiye’nin ve Müslüman ülkelerin üzerine kalmamalıydı. Bunun açık bir ötekileştirme içerdiğini, edebiyatın planlı bir şekilde Müslüman dünyaya yönelik bir silaha dönüştüğünü ve ödüllerin de kurşun olarak kullanıldığını Batılı edebiyatçıların, düşünürlerin, siyasîlerin görmesi gerekir.1988’lerde başlayan sürecin planlı bir şekilde devam ettirildiğini söyleyebiliriz. Bugün Batı dünyasında sıradan Müslümanlara yönelik saldırılar ürkütücü boyutlara ulaştı. Yeni Zelanda’da bir camide yaşanan büyük katliam, Avrupa’nın farklı şehirlerinde özellikle başörtülülere yönelik saldırılar, dinî değerleri aşağılamakta bir sakınca görmeyen siyasîler, Kur’an’ı aleni olarak yakmaya çalışanlar bütün dünya için “Batı sorunu”dur. Bunlar çok tehlikeli adımlardır. Nobel Edebiyat Ödülü örneğinde olduğu gibi İslam dünyasına yönelik ötekileştirici söylemlerin ödüllendirilmesi, kötülüğün devlet düzeyinde işlenmesi “Batı sorunu”nun ulaştığı boyutları gösterir.
Toprağımız ve coğrafyamız rakı  balık sofrasına meze olabilir mi?
Selçuk Türkyılmaz
Toprağımız ve coğrafyamız rakı balık sofrasına meze olabilir mi?
Türk aydını oryantalist edebiyata ve geleneğe eleştirel bir yaklaşıma sahiptir. Bu yaklaşımı benimseyen fikir insanlarının oldukça değerli yazılarını okudukça bizde de eleştirel bakış açısının oluştuğunu söyleyebiliriz. Genel olarak oryantalistlerin eserlerindeki devamlılığı göz önünde bulundur-duğumuzda etkileri kuşaklar boyunca devam eden bir akımdan bahsedebiliriz. Bu durum Türk aydınının eleştirel tutumu için de geçerlidir. Daha önce Edward Said’in oryantalizm eleştirisi ile bizdeki bakış aç...
Oryantalizm eleştirisi  Batı’nın Doğu algısından mı ibarettir?
Selçuk Türkyılmaz
Oryantalizm eleştirisi Batı’nın Doğu algısından mı ibarettir?
Oryantalizm (Şarkiyatçılık) çalışmalarına yönelik eleştirel yaklaşımların sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi için yeni bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bunun özellikle Edward Said’in Oryantalizm, Filistin Sorunu, Haberlerin Ağında İslam ve Kültür ve Emperyalizm adlı kitaplarının daha iyi anlaşılması açısından zarurî olduğu kanaatindeyim. Bu kitaplarından hareketle Said’e yöneltilen oldukça önemli eleştiriler var. Örneğin 'Oryantalizm' ile 'Kültür ve Emperyalizm' adlı kitap...
Entelektüel sürgünler
Ayşe Böhürler
Entelektüel sürgünler
Edward Said’e göre entelektüel sürgün, marjinal ve yabancıdır. Said “marjinal” nitelemesini “toplumsal otoritelere karşı hakikati söyleyebilme gücü” anlamında kullanır. İktidara ve toplumsal otoritelere ait olamama haliyle de entelektüeli yabancı olarak tanımlar. O bağımsız fikirler ileri sürebilen bireydir.Cemil Meriç ise entelektüeli “daima gergin bir şuur, itiraz ve isyan” halinde görür. Bu hal de yapısı gereği otoriteyle mücadeleyi beraberinde getirdiği için entelektüeller için gönüllü veya ...
Sağdıç geldi tedirginleşti
Gündem
Sağdıç geldi tedirginleşti
Sır ölümüyle Türkiye’nin gündemine oturan İngiliz ajan Le Mesurier’in eşinin verdiği ifade ortaya çıktı. Ajanın eşi Heuding Christina ifadesinde, “O gece Mesurier’in sağdıcı F. H., geldi. İki saat evde kalan F. H.’nin ziyareti sonrası Mesurier tedirginleşti” dedi.
Yeni Şafak
Snowden Twitter hesabı açtı
Hayat
Snowden Twitter hesabı açtı
Çok sayıda gizli NSA belgesini sızdıran eski istihbaratçı Edward Snowden, Twitter hesabı açtı. Snowden'ın hesabı sadece birkaç saat içerisinde 865 bine ulaştı.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.