CHP'li eski vekilden Kılıçdaroğlu'na eleştiri: Böyle siyaset olur mu?
Gündem
CHP'li eski vekilden Kılıçdaroğlu'na eleştiri: Böyle siyaset olur mu?
CHP'li eski vekil Fikri Sağlar köşe yazısında Kılıçdaroğlu'nu eleştirdi. Sağlar 'Böyle siyaset olur mu?' başlıklı yazısında "CHP milletvekilleri adı üzerinde milletin vekilidir. Partinin malı değildir. Talimatla bir başka partiye göndermek yasal olsa da ahlaki değildir. Üstelik bu partiler CHP ile iş birliği yapacaklarını söylememektedir" açıklamasında bulundu.
Diğer
İmamoğlu’na ‘çapsız’ diyen Can Ataklı’ya özür dilettiler: Üzdüysem özür dilerim
Gündem
İmamoğlu’na ‘çapsız’ diyen Can Ataklı’ya özür dilettiler: Üzdüysem özür dilerim
Tele-1 Televizyonu sunucularından Can Ataklı, geçtiğimiz günlerde İBB Başkanı İmamoğlu'na 'çapsız' ifadesini kullandığı eleştirileriyle sosyal medyanın gündemine oturdu. İmamoğlu kanadından tepki toplayan çıkış sonrası önce Tele-1 Genel Yayın Yönetmeni Yanardağ "Yanlış anlaşıldık" dedi. Ardından da Ataklı bugünkü yayında İmamoğlu'ndan özür diledi.
Yeni Şafak
İmamoğlu’na ‘çapsız’ diyen Can Ataklı’ya özür dilettiler: Üzdüysem özür dilerim
Gündem
İmamoğlu’na ‘çapsız’ diyen Can Ataklı’ya özür dilettiler: Üzdüysem özür dilerim
Sunucu Can Ataklı, geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin, Başakşehir Sehir Hastanesi'nin yollarını yapmamasını, 'böyle bir acemilik, böyle bir iş bilmezlik, böyle bir çapsızlık İstanbul'a yakışmıyor.' sözleriyle eleştirmiş, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu için, 'Cumhurbaşkanı hayalleri gören varsa da olmaz' ifadelerini kullanmıştı.

23 Nisan sabahı yine canlı yayında izleyicilerle buluşan Ataklı, yeni açıklamalarda bulundu ve Ekrem İmamoğlu üzüldüğü gerekçesiyle kendisinden özür diledi.
Diğer
İspanya koronavirüsle mücadele için OHAL'i 26 Nisan'a kadar uzattı
Koronavirüs
İspanya koronavirüsle mücadele için OHAL'i 26 Nisan'a kadar uzattı
Yeni tip koronavirüse karşı mücadelede İspanyol hükümetine verilen destek azaldı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, "Kovid-19'u sadece karantinayla yenemeyiz. Dünyanın tam olarak normale dönmesi, virüse karşı bir aşı bulunana kadar mümkün olmayacaktır" ifadelerini kullandı. Ayrıca İspanya'da OHAL'in 26 Nisan'a kadar uzatıldığı bildirildi.
AA
Tarım çağına hoş geldiniz
Tarım çağına hoş geldiniz

Şu an yaşanılan küresel salgın dünyayı eve kapattı.

Bu kapanma herkesi içe dönmeye, özeleştiri yapmaya, yaşam tarzıyla ilgili yeni arayışlara zorluyor.

Sanırım çokları kendileri ve ülke geleceği için sağlığın, onunla özdeşleşen gıda güvenliği ve yeterliliğinin ne kadar önemli olduğunun yeni yeni farkına varmaya başladı.

Birilerinin; uzun süredir düşündüğü, dillendirdiği ama çok da kaale alınmadığı şeylerin bugün ne kadar hayati önem taşıdığının tüm dünya farkına vardı.

**

Polen ve propolisin immun (bağışıklık) yapısını güçlendirmek için taşıdığı önem yeni yeni anlaşılıyor adeta. Balın yanına polen, propolis, arı sütü hatta arı ekmeği (perga) konulacak.

Bugün bütün tv kanalları, gazete ve sosyal mecralar propolis diyor.

Uzmanlar kuzu ve oğlak etiyle birlikte küçükbaş hayvan ürünlerini ısrarla tavsiye ediyor.

Artık sütün kaynağına inilecek.

Şeker, şeker pancarından üretilecek.

Daha çoktan ziyade daha sağlıklı-daha doğal üretim bilinci yayılıyor.

**

Eve kapanan insanlar marketlerde bulunan gıda ürünlerinin tarladan geldiğini adeta yeni yeni fark ettiler.

Her gün market raflarının dolup boşaldığına, insanların evlerde yeterli gıda stoku yapma telaşına şahit oluyoruz.

Aynı insanlar yurtdışı kapıları kapalı (ithalat yok) olmasına rağmen rafların her gün yeniden dolduğunu görünce “iyi ki bizde var” motivasyonuyla panik yapmıyorlar.

**

Türkiye iklimiyle, toprağıyla, biyoçeşitliliği ile çok zengin bir ülke.

İyi planlanmış tarım politikaları ile de dünyanın en güçlü tarım ülkelerinden biri olabilir.

Toplum, sağlık çalışanlarını her akşam saat 21’de pencere veya balkondan sesli olarak; çiftçileri ise her sofra başında sessiz ve derinden alkışlıyor.

İster bardağınıza süt dökün, ister bir elma ısırın, bugün yenilen yemeğin çalışkan çiftçilerden ve çiftliklerden geldiğini daha iyi anlıyoruz.

**

Gazeteler tam sayfa “iyi ki tarım var” haberleri yapıyor.

Salgın sürecinde tarımsal faaliyetler haber değeri taşımaya başladı.

TV kanalları, sosyal platformlar, sanal iletişim kanalları yoğun olarak tohum, makarna, buğday, et, süt, arı ürünleri vs. haberleri yapıyor

Tarım platformu algısı olağanüstü arttı.

Tarım kanalları daha çok izlenecek.

Bu süreç sonrasında çoban ve çiftçi sayısı kesinlikle artacak.

**

Korona yeni devrimle, dönüşümle, aslına rücu ettirdiği sektörel hamle ile geldi.

Bu süreçte hem halkın hem de devletin tarıma bakışı değişti.

Evde kalan bireyler zengin-yoksul benzer tüketimle yaşamlarını devam ettirdiler.

Bu süreçte çiftçilerin, çobanların, köylülerin, kendi yiyeceğini üretenlerin yaşam konforu; tüketen, israf eden, değer bilmeyen, yaşamın anlamının farkına varamayan zenginlerin üzerine çıktı.

Ölümle yüzleşme, insan olduğunun farkına varma, sahip olunan zenginliğin bazen hiç işe yaramayacağı idraki insani duyguları zirve yaptırdı.

Bu süreçte gıdayla beslenen ölümlü bir canlı olduğumuzu hatırladık.

**

Kısaca; tarım, ülkelerin gündemindeki gerçek (hak ettiği) yerini alıyor.

Dünya yeni düzenine, hakim sektörüne yeniden kavuşuyor.

Yeni tarım toplumuna, tarım çağına hoş geldiniz.

İran: Danışmanları Trump'ı yanlış yönlendiriyor
Dünya
İran: Danışmanları Trump'ı yanlış yönlendiriyor
İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda iyi danışmanlara sahip olmadığını söyledi. Zarif, "ABD son 41 yıldır rejimi değiştirmek istiyor. Ve son 41 yıldır başarısız oldular. ABD kabul etmeli ki İran bu bölgede bir gerçek" diye konuştu.
AA
İyi vatandaş, iyi yönetici...
İyi vatandaş, iyi yönetici...

- I -

Günlük hayatımızda iyiliğin ne olduğu, kimin iyi kimin kötü olduğu konusunda kafamız karışık. Nitekim Elazığ depremi üzerinden yardım yapanlar, yaptığı yardımı sosyal medyadan duyuranlar eleştiri konusu yapıldığı gibi; sen niye tivit atmadın sen niye yardım göndermedin diye hesap soran, “bireysel faşist” duyar ölçerler de, devriye görevini yerine getirdi.

Davranış kodlarını belirleyici sosyal grup ne yazık ki giderek artan bir şekilde magazin dünyası oluyor. En çok konuşulması gereken konulardan biri kışlık çadır ya da mevcut çadırların kış şartlarında kullanışlılığı olacakken, olmadı. Ya ne oldu? Deprem olduğu için konserini iptal eden sanatçı mı iyi sanatçıdır yoksa konserini yapıp paralarını deprem bölgesine gönderen mi?

Neyse ki neyin iyi olduğu konusunda karışan kafalar, neyin kötü olduğu konusunda net. Mesela buz gibi havada çadırda yaşamaya çalışan insanlara “mutlu musun?” sorusunun yöneltilmesinin saçmalığı konusunda herkes hemfikir. CNN muhabirinin, “yetersiz kelimeleri” ile mutluluk üzerine üç çadırlık NLP kitabı performansı göstermesi meselesini, soru soramayanlar, cümle kuramayanlar ama yazar ve muhabir olanlar başlığı altında tekrar ele alalım inşallah.

- II -

Elazığ depremi siyasiler için de endam aynası oldu. Herkes kendince aksini düşürdü o aynaya.

Deprem haberini alınca siyaset konuşmayı bırakan İyi Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener, şimdi siyaset konuşmayalım diyen CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu doğru zamanda doğru davranış gösteren siyasiler olarak takdir topladı.

Elazığ Valisi’nin “halkın algısı iyi” cümlesi tıpkı CNN muhabirinin “mutluluk resmi” toplamaya kalkan performansı gibi bakış açısı eksikliği ve yetersiz Türkçeden kaynaklanıyor. Vali Bey’in kast ettiği halkın devleti hemen yanında görmekten duyduğu memnuniyet.

İklim şartlarına pek uygun olmayan çadırlarda olmalarına rağmen depremzedelerin kendilerini kimsesiz hissetmemelerinin en önemli sebeplerinden birisi Sayın Cumhurbaşkanının Elazığ’a gelip çalışmaları bizzat gözlemesi ve depremzedelerle göz hizasından kurduğu doğal iletişim.

Hükümetin üç Bakanı; İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu, Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un deprem bölgesinde aktif olarak görev yapmaları halkın “Devlet burada” inancını tazeledi.

- III -

Sosyal medya, her konuyu siyah ve beyaz, kırmızı ve mavi ayırımında tartışmayı körüklüyor. Elazığ depremi sonrasında amigoluk tartışması ihtiyacını karşılayacak davranış İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’ndan geldi.

İmamoğlu Elazığ’a gitmiş, bu gidişi takdirle karşılaşmış iken geçmiş olsun ziyaretini kayak tatili ile birleştirmesi kamuoyunun gündemine “başkanların tatil hakkı” olarak oturdu.

Bendeniz meseleye tatil hakkı, kayma zevki açısından bakmıyorum. Öncelikle Belediye Başkanları’nın bölgeyi ziyaretini işlevsel bulmuyorum. Herkes kendi bölgesinin, sorumluluk alanının mesuliyetini layıkıyla yüklenmenin endişesini taşımalı. Instagram fenomenleri ile yöneticilerin fotoğraf performansı ayın frekans üzerinde buluşmamalı öyle değil mi?

Ekrem İmamoğlu’nun “tatil hakkı”nı savunanlar bu savunularını “hayat tarzı” üslubu üzerine inşa ederek, “yanlış okumaları”nı buzlandırıyorlar.

Ekrem İmamoğlu’na oy verenlerin ve vermeyenlerin beklentisi, olası bir İstanbul depremi ile ilgili olarak yapılan çalışmalardan her aşamada haberdar olmak. Fakat İmamoğlu’nun imaj yöneticileri yapılanları değil yapılmayanları paylaşan -mesela temel atmama töreni- bir performans gösteriyor.

İstanbul’daki sel felaketinden sonra Bodrum’a tatil yapmaya giden İmamoğlu herhangi bir afet zamanında üçüncü tatilini yurt dışına çıkarak mı yapar korkusunu yaşatıyor bütün Türkiye’ye. Bütün Türkiye’ye diyorum çünkü İstanbul demek bütün Türkiye demek.

- IV -

Hakiki eleştiriler her zaman en doğru müttefikimizdir. Eleştiri herkesin kendi bulunduğu noktadan gözlemini ve idrakini paylaşması anlamına gelir. İftira ile eleştiri arasında hiçbir geçirgenlik yoktur. Halk neyin eleştiri neyin iftira ve kirli propaganda olduğunun gayet farkında.

Allah muhafaza olası bir İstanbul depremi için yıllardır toplanma alanlarının olmadığından bahsediliyor. Bu bahsi geçersiz kılacak bir açıklama sunabiliyor mu yetkililer bize?

Deprem ile ilgili olarak tek tekrarladığımız konu deprem çantası. Velev ki herkes evindeyken deprem yaşandı ve herkesin deprem çantası vardı. Gerçekçi olalım bir kısmı o deprem çantasını almayı akıl edemez. Bir kısmı çoluk çocuk ile binayı terk etmeye çalışırken deprem çantasını alıp aşağıya inecek gücü bulamaz. Vatandaş olarak bizden deprem çantası hazırlamamızı bekleyenler olası bir deprem durumunda İstanbul’un suyu ve ekmeği nerede bulacağına dair hangi bilgilere sahip. Bu bilgilerin kamuoyu ile paylaşılmasında bir sakınca olmasa gerek.

Bütün dünyada internet ortamında bir birinden güzel eğitim programları var. Neden bütün Türkiye’nin ilk yardım konusunda eğitim alması için seferberlik ilan edilmiyor!

AFAD’ın özellikle İstanbul yapılanması ile ilgili olarak yaptığı/yapacağı çalışmalara internet üzerinden ilk yardım eğitimi dahil edilemez mi?

Menzili niye bin km değil?
Menzili niye bin km değil?

Rüzgâr esse, yerli ve millî olmasını isterim.

Kar yağsa, ay doğsa, ayın şavkı yerdeki kar üstüne vursa, o engin beyazlık üstünde biri yürüse ve ilk ayak izleri açan kişi olsa, o kişinin de, yerdeki beyazlığın da yerli ve millî olmasını tercih ederim.

Hele bir ürün, önemli bir hamle söz konusu ise, tereddüdün gölgesi bile düşmez.

*

Ne var ki herkes aynı fikirde değil.

“Yerli ve millî” dendiğinde, “olmaz öyle şey” deyip itiraz edenler, hesap kitap yapmadan mümkün olmadığını ileri sürerek karşı çıkanlar var.

İlk yerli otomobil hakkında bile anlaşamıyoruz.

Hakikaten hangisi ilk, hangisi ne kadar yerli?

*

60’larda çok kısa sürede Türk mühendisler tarafından yapılan ve benzini bittiği gerekçesiyle boğulan proje Devrim otomobili mi?

70’lerde üretilen Anadol mu?

80’lerde “en iyi yerli” sloganıyla piyasaya sunulan otomobil mi?

Bursa’daki fabrikalarda kırk yıldır ‘yerli’ diye üretilen İtalyan ve Fransız markaları mı?

Yoksa babayiğitlerin üretip geçen gün tanıtımını yaptıkları mı?

*

Gönlüme kalsa, hepsi demeyi ister.

Bir ülkede aynı sektörde birçok marka çıkabilir.

Fakat o kadar romantik olamıyoruz.

İlki tam anlamıyla yerliydi, çok kısa sürede üretilmişti, gerçekleşemedi. Hem otomobiller, hem de yapanlar cezalandırıldı.

Diğerleri montaj.

Sonuncusu ise taş gibi gerçek yerli… Göğsümüzü kabartan bir proje.

*

“Gerçek hayali aştı, ufuklar uzak değil

En olmaz isteklere uzanmak yasak değil” diyen Mehmet Çınarlı’ya rahmet dileriz.

Bu kadarını hayal etmemiştik.

Eleştirmeyi meslek edinenler ve o meslekte nice on yıllarını doldurdukları hâlde, bir türlü emekli olamayanlar, “Yok mu bir babayiğit?” çağrısı üzerine öne atılıp kolları sıvayanlarla dalga geçmeyi, küçümsemeyi seçmişlerdi.

En zarifleriyse “Şimdi bunlar, tutar, benzinli ve dizel araba yapmaya kalkarlar, çağın gerisinde kalırlar” gibi tahmin yürütüp karamsar bir tablo çizmeye çalışıyorlardı.

İyimser bir yaklaşımla destekleyenlerin hayali ise en fazla hibrit otomobile ulaşmaktaydı.

Tanıtım toplantısında gördük ki karşımızda tasarımıyla ve her şeyiyle yüzde yüz yerli, yüzde yüz elektrikli otomobil duruyor.

*

Şiddetle karşı çıkanlar mahcubiyet duydular mı peki?

Ne gezer! Yine aynı tas, aynı hamam devam ettiler.

Çınarlı’nın mısralarına devam edelim.

“Uçuyor rüzgâr gibi altımdaki küheylân / Ne kadar dizginlesem yavaşlayacak değil.”

Şair sanki bugünleri görmüş.

Onun aşk şiiri olarak yazdığı, bizim milletçe başka bir aşkımızın terennümü olmuş durumda.

Eleştiriyi aşıp, işi düşmanlığa vardıranları da unutmamış, onların gayretlerinin geçersizliğini şöyle anlatmış: “Gül yaprağına döndü tekmesi düşmanların / Sunulan zehir değil, saplanan bıçak değil.”

*

Akıl ve mantık dışı eleştirilerle karşımıza dikilenlerin, ne kadar zavallı duruma düştüklerini görmenin keyfi de bir başka doğrusu.

“Kaportası da varmış… Bilinen diğer suv araçlara benziyor… Taklit edilmiş… Hiç beğenmedim... Biz yapamayız… Olmamış… Olmaz da zaten… Seri üretime geçemezler… Hatalı yaparlar, kısa süre sonra bütün araçları geri çağırır bunlar…” Temenniye bakar mısınız? Aklınca dalga geçmeye çalışıyor.

Ah canım benim… Sen bu kafayla devam et, bakalım nereye kadar gideceksin.

Yakında şu tür eleştiriler gelebilir:

- Tekerleri diğer araçlar gibi yusyuvarlak. Hâlbuki dört köşeli veya elips olabilirdi…

- Direksiyonu da o şekil. Madem yeni bir araç yapılacak, o da üçgen şeklinde yapılabilirdi…

- Yarım saatte şarj oluyormuş. Niye bir dakikada dolmuyor?

- Menzili de 500 kilometreymiş. Niye 1000 kilometre değil?

Son maddeye cevap verelim. Sen kenarda az bekle, onu da yaparız koçum.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.