Fransa'da faşizm uygulamaları
Dünya
Fransa'da faşizm uygulamaları
Fransa, Müslümanlara ve Türkiye’ye yönelik faşizan adımlar atıyor. Türkçe eğitimi hedef tahtasına koyan Fransa, şimdi de Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin ülkedeki ataşeliklerinin hesaplarını kapattı. Macron yönetimi, Ramazan’da Fransa’ya giden imamların sayısının da azaltılacağını duyurmuştu.
Yeni Şafak
Yaptırım, Macron’un Türkçe tweeti ve AB’nin ekonomi güvenliği
Levent Yılmaz
Yaptırım, Macron’un Türkçe tweeti ve AB’nin ekonomi güvenliği
Türkiye Avrupa Birliği ilişkisinde önemli bir haftanın içerisindeyiz. Fransa’nın körüklediği Yunanistan’ın da sonunu düşünmeden balıklama atladığı Türkiye’ye yönelik hukuksuz söylemler neticesinde ortaya çıkan Doğu Akdeniz gerginliğinde 1-2 Ekim tarihlerindeki Avrupa Konseyi toplantısını takip edeceğiz. Bu toplantı için dillendirilen Türkiye’ye yönelik yaptırım kararları söylemleri çok fazla olsa da bunun pek mümkün olmadığını ifade ederek başlayalım.FRANSA’NIN YAPTIRIM BEKLENTİSİ NASIL SUYA DÜŞ...
Macron İslam’a savaş açtı
Dünya
Macron İslam’a savaş açtı
Fransa’da her geçen gün kamuoyunun güvenini kaybeden Macron, İslam düşmanlığına sarıldı. “İslam, bugün dünyanın her yerinde kriz yaşayan bir dindir” diyen Macron, camileri daha çok kontrol altına almayı ve başörtüsü yasağını genişletmeyi planlıyor.
Yeni Şafak
Fakirler ölsün
Mehmet Şeker
Fakirler ölsün
Yarım saatlik güçlü bir yağmur sonrasında ortalığı sel alıyor.Sokaklar dere, caddeler nehir.Alt yapı ne kadar güçlü olursa olsun, âfet karşısında çâresiz kalma ihtimâli hep vardır.Önemli olan, doğacak zararı öngörebilmek.“Çok sayıda ev ve işyerini su bastı” haberlerini normal karşılar hâle geldik.Tavana kadar suyla dolan bir konutun, içindekilere mezar olmasını da.Toprak seviyesinin altında bulunan konutların riski büyük.Dere yatağına çadır kurmaktan farkı yok.Herkes tehlike ânında kaçıp kurtulamıyor maalesef.Hastası var, yaşlısı var; çocuklar ve engelliler de çaresiz kalıyor.Yok mudur bunun çözümü?Elbette var.Çok da basit.Aşırı yağış durumunda oluşan selin girebileceği yerlere konut yapılmamalı.Öyle bir risk taşıyan yerlere oturma izni verilmemeli.Hâlen o tür tehlike barındıran bodrumlarda oturanlar güvenli yerlere tahliye edilmeli.Fakat orası ucuz.Orada fakirler oturuyor.Götürülecekleri yeni yerin bedelini karşılayamazlar…İşte zaten mesele de burada.Can mı önemli, konutun kirâsı yahut bedeli mi?MAKRON SARMASIBiber dolmasını biliriz. Kabak dolmasını da.Yaprak sarma ile beraber ne güzel olur.Asma yaprağından yapılır mâlûm.Malatya’da sarmada kiraz yaprağı da kullanırlar ki pek lezzetlidir.Bir de Makron sarması var.O nedir, hemen söyleyelim.Ekranda gördük.Fransa Cumhurbaşkanı Makron, Libya’da darbe yapmaya kalkışan Hafter’e öyle bir sarılmıştı ki…Bir de öyle sırıtıyor, etrafa öyle gülücükler saçıyordu ki…Bu ne biçim sarılma dedik.Sanki kırk yıl önce kaybettiği kardeşine kavuşmuş.İHTİYAÇ FAZLASI ÖZGÜVENEsenyurt’ta polisler trafik kontrolü yapıyordu.14 kişi bulunması gereken minibüsten 37 kişi çıktı.Polis tek tek saydı.Ancak, şoför itiraz etti.Aracında 24 kişi olduğunu söyledi. Ve öyle bir cümle sarf etti ki şaşmak işten değil.“Siz sayı saymayı bilmiyorsunuz, matematiğiniz zayıf” dedi polislere.Ardından ona ceza yazmışlardır.Yalnız, ceza yazmak yetmez. Bir de bu aşırı özgüven için ödül verilmeli.Hazret, sanki Yunan Savunma Bakanı.DENİZDEN ÇIKANİnsanlar denizde karşılarına çıkan ne varsa, hepsine karadan bildikleri isimleri vermiş.Karada köpek var, denizde köpek balığı.Kılıca benzettiklerine kılıç balığı demişler.Daha neler neler…Denizatı, denizaslanı; kedibalığı yetmemiş bir de pisibalığı var.İzmarit bile bulunuyor, daha ne olsun?Son birkaç ayda hayatımıza ‘maske’ girdi. Dünyanın her yerinde kullanılıyor.İstanbul Boğazı derinliklerinden çok sayıda maske çıktı.Onlara da “deniz maskesi” desek mi?
Doğu Akdeniz’de tatbikat gerilimi
Mehmet Acet
Doğu Akdeniz’de tatbikat gerilimi
Geçen hafta Ege’nin öte yakasından çok ilginç bir istifa haberi geldi.İstifa eden isim, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Aleksandros Diakopulos idi.Meseleyi ilginç kılan bu ismin istifa etmesi değil, istifa etme gerekçesiydi tabii.Diakopulos, Doğu Akdeniz açıklarında araştırma yapan Oruç Reis için “Yunan kıta sahanlığında araştırmalar yaptığı ve bölgeyi işaretlediği” yönünde bir beyanda bulundu.İstifanın nedeni de kendisinin böyle bir ifade kullanmasıydı.Bu beyanatta yanlış ya da tuhaf, görev bırakmayı gerektirecek bir şey var mı?Hayır, normal şartlarda yok.O gün itibarıyla Oruç Reis’in o bölgede olduğu ve ayın 23’üne kadar o bölgede faaliyetlerine devam edeceği zaten bilinen bir şeydi.Ama bu olay, Doğu Akdeniz ihtilafı ve Türkiye ile yaşanan kriz konusunda Yunanistan’da nasıl bir atmosfer olduğunu, Yunan siyasetinin nasıl bir psikolojik gerilim içinde olduğunu göstermesi bakımından hayli dikkat çekiciydi.Konuyu biraz daha açalım:Yunan hükümeti, iç siyasette “Oruç Reis’e araştırma yaptırmıyoruz” anlamında bir argüman kullanıyor.Miçotakis’in Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın sözleri ise, bu tezin dayanaktan yoksun olduğu, gerçeği yansıtmadığı gibi bir ima taşıyordu.Nitekim bu beyan üzerine muhalefet ayağa kalktı ve hükümeti ‘kamuoyunu yanıltmakla’ suçladı.Hal böyle olunca, Diakopulos “Hiç böyle bir niyetim olmadığı halde dün yaptığım açıklama karışıklığa neden oldu, Başbakan’a ve hükümete sorun yarattı. Sorumluluğu üstlenerek istifa ediyorum” diyerek istifa etti.AKDENİZ’DE GERGİN SAATLERAtina, Türkiye ile yaşadığı Doğu Akdeniz gerilimini bir Avrupa sorunu haline dönüştürmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.Birkaç hafta önce sözlerini burada aktardığım, görüşlerinin ‘tam isabet’ olduğu bugünlerde daha iyi anlaşılan üst düzey bir Türk yetkilinin ifadesiyle, “Bilerek tırmandırıyorlar. Yüksek sesle, abartılı, gürültülü bir şekilde bunu gündeme getirelim ki, Avrupa’yı yanımıza çekelim” düşüncesiyle hareket ediyorlar.Dün Doğu Akdeniz krizi bağlamında “Acaba fiili bir çatışma olur mu” sorusunun zihinlere hücum ettiği kritik bir gündü.Niye böyle söylüyoruz?Çünkü Yunanistan Oruç Reis’in bulunduğu bölgeyi de kapsayan geniş bir bölgede tatbikat yapma kararı alınca Ankara buna hemen Girit’in güneyinde tatbikat yapılacağını duyurarak cevap verdi.Bu duyurunun üstüne Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın içinde bir sürü mesaj barındıran şu açıklamaları geldi:“Bundan sonra bölgede yaşanabilecek her olumsuzluğun tek müsebbibi Yunanistan, tek zarar gören de yine bu ülkenin kendisi olacaktır. Yunanistan’ı Türk donanmasının önüne atanlar yarın ortada gözükmeyeceklerdir.”Erdoğan’ın bu sözlerinin Atina’ya karşı net bir uyarı niteliği taşıdığı ortada.Cumhurbaşkanı, açık bir şekilde “Türkiye’ye karşı seni kışkırtanlara aldanma” mesajı veriyor.FRANSA KIŞKIRTIYOR, ALMANYA ARAYI BULMAYA ÇALIŞIYOR. PEKİ AMA NEDEN?Atina’yı kışkırtanlar derken, akla hangi ülkenin geldiği de herkesin malumu.Fransa.Macron yönetimi Doğu Akdeniz geriliminde Yunanistan’ı arkalamakla kalmıyor, Türkiye’ye karşı kışkırtmaktan da geri durmuyor.Bunu da Avrupa Birliği’nin sınırlarını korumak gibi bir gerekçeye dayandırıyor.Diğer yandan, gerek Fransa’nın bu kışkırtıcı tutumu, gerekse Yunanistan’ın Macron’un verdiği gazla şımarık tavırlar içine girmesinden huzursuzluk duyan bir ülke var.Almanya.Mesele eğer Avrupa Birliği’nin sınırlarını koruma meselesi olsaydı, buna Fransa’dan önce Berlin’in tepki vermesi beklenmez miydi?Böyle bir soruya makul bir cevap bulmamız gerekecekse eğer, başka şeyler söylememiz lazım.Farklı değerlendirmeler yapılabilir ama benim bu soruya cevabım şu:Fransa ile Almanya arasında bir süredir çok temel konularda yarı örtülü/yarı açık bir takım ihtilaflar ortaya çıkmış durumda.Hatırlayalım, geçen yılın sonlarına doğru Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” ifadeleri AB içinde en fazla Almanya’yı rahatsız etmişti.Macron bu lafları ettiğinde Alman Şansölyesi Merkel, kapalı kapılar arkasında kendisine şu sözlerle tepki koymuştu:“Artık parçaları toplamaktan bıktım. Oturup sizinle bir bardak çay içebilmek için, her gün kırdığınız bardakları toplayıp yeniden yapıştırıyorum.”Fransa ile Almanya’yı Doğu Akdeniz meselesinde farklı şekilde hareket etmeye iten gerekçeleri biraz da buralarda aramak lazım diye düşünmekteyim.Macron’un Avrupa Birliği’nin ‘He-man’i olma hevesi ve Berlin’in bundan huzursuz olması meselesi.İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan statükonun kendisine verdiği avantajlarla askeri kapasitesini güçlendirmiş olan Fransa, aynı statükonun dezavantajlarına mahkum olmuş bir Almanya karşısında artık ekonomi yerine askeri gücün borusunun öteceği bir dönem için hamleler yapıyor.Dün Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Mass arabuluculuk misyonuyla önce Atina’ya gitti, sonra Ankara’ya geldi.Bu ziyaretin sonuçlarını salt Türkiye-Yunanistan gerilimi bağlamında değil, Fransa ile Almanya arasındaki örtülü ‘soğuk savaş’ atmosferini ne yönde etkileyeceğini de hesaba katarak izlemeye devam edeceğiz.
Fransa, Doğu Akdeniz’in yeni sahibi mi?
Süleyman Seyfi Öğün
Fransa, Doğu Akdeniz’in yeni sahibi mi?
Fransa hayli zamandır Akdeniz’de yırtıcı bir siyâsetle sahneye çıkmış vaziyette. Hedefinde de ağırlıklı olarak Türkiye var. Sürecin iki ana ekseni olduğunu görebiliyoruz. Bir taraftan Libya’da Türkiye’nin açılımını kırmaya çalışıyor; diğer taraftan Lübnan ve Güney Kıbrıs’ı merkeze alarak Verimli Hilâl’de tesirli olmaya gayret ediyor. Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-Mısır gerilimlerini tırmandırarak kendisine alan açmaya çabalıyor.Libya’daki Sarrac-Başağa veyâ Trablus-Mistrata gerilimini Fransız istihbaratının ileri bir hamlesi olarak değerlendiriyorum. Bir şekilde Kaddafi’nin oğlu Seyfülislâm Kaddafi’nin tesirli olduğu Sirte’yi de nüfuz alanına alması şaşırtıcı olmayacaktır. Yeni bir paylaşımın konusu olan Kara Afrika’nin Kuzey Batı’sında, eski sömürgelerini ise elinde tutabilmek için, Fransa’nın en kirli ve kanlı siyâsetler dâhil başvurmayacağı yol olmadığını da biliyoruz. De-kolonizasyon ve Post-kolonyalizm kavramlarının aslında son derecede aldatıcı bir kavram olduğu anlaşılıyor. Târih ne “arınmalar” ne de “sonralar” üzerine kurulu. II.Genel Savaş sonrası sömürgecilik yok olmadı; sâdece şekil değiştirdi. Doğru kavram sömürgeciliğin tasfiyesi (de kolonyalizm) ve sömürgecilik sonrası (post kolonyalizm) değil, “yeni sömürgecilik”tir (neo kolonyalizm). Yeni sömürgeciliğin eskisinden farkının, siyâsal bağımsızlık karşılığında ekonomik -kültürel imtiyazların sağlama alınmasından başka bir şey olmadığını görebiliyoruz. Fransa’nın Kuzey Afrika’da kurduğu tahakküm ilişkileri bu gerçeğin şaşmaz laboratuvarlarından birisidir.Fransa’nın dünyâya pazarladığı iki yüzü olduğunu düşünüyorum. İlki Batı kampındaki rakiplerine gösterdiği “incelik” üstünlüklerine dayalı bir yüzdür. Kendisini medeniyetin en incelmiş kültürü olarak algılar ve pazarlar. İster edebiyat, ister moda üzerinden Paris âdetâ dünyânın gözüne sokulur. İncelmişlik üzerine kurulan bu narsisizm, soyut akıl ve zekâ cihetinden de devâm ettirilir. Evet, pratik ve işlerin kolayına kaçan İngilizler veyâ sağlamcı lâkin “kaba” Almanlar karşısında Fransa kendisini inceliklerinin şehvetine kaptırmıştır kendisini. İncelikler konusunda İtalyanlar bir dereceye kadar rakibidir; ama onları da incelikleri hafifliğe tahvil etmekle ti’ye alır Fransızlar. Batı dışı dünyâya ise alabildiğine kaba ve aşağılayıcı bakarlar. Batı dışı dünyânın hakkettiği onların gözünde aşağılanmaktan başka bir şey değildir. Burada da Fransız taşrasının ağırlığı hissedilir. Macron’un Lübnan’daki konuşmaları ve daha beteri Türkiye’ye dâir sarfettiği diplomatik edeple bağdaştırılması zor ifâdeleri tâkip ederken aklıma gelen bunlardı.Fransa narsistik duyguların takıntılarından kendisini kurtaramıyor. Fransa’nın kendi hesâbına yaşadığı târihsel kayıplarda bu takıntıların büyük bir rol oynamış olduğunu düşünüyorum. Pratik Anglo-Sakson aklına kaybettiler. Sağlamcı Almanya’ya kaybettiler. Hattâ Doğulu barbar olarak gördükleri Rusya’ya kaybettiler.Kayıplarının en mühim göstergelerinden birisi de Doğu Akdeniz’de bir türlü tutunamamasıdır. Birleşik Krallığın Asya’daki bâriz hâkimiyetini kırmak için Verimli Hilâl’e doğru başlattıkları her nev’i atak, diplomatik, siyâsal, askerî olsun hezimetle neticelendi. Elinde kala kala Mağrip ve Sahra altı coğrafyalar kaldı. Artık Ortadoğu olarak târif edilen Verimli Hilâl’de tutunamadılar. Paylaşımda dışlandılar. Fransa’nın, kendi hesâbına verdiği en akılcı karar, II. Genel Savaş sonrasında, Almanya ile arasındaki “kan dâvâsını” buzdolabına kaldırıp AB’nin kuruluş sürecini başlatmasıdır. Adenauer ve De Gaulle, mâhut Schuman plânında ittifak ettiler. Bu, Anglo Sakson baskıyı kırmak için elzemdi. Süreci hayli başarılı götürdüler. Ama 2000’li senelerde Birliğin yaşadığı buhranlar yeniden Almanya-Fransa çıkar farklılıklarını su yüzüne çıkarmaya başladı. AB’nin geleceğinde Fransa’nın mı; değilse Almanya’nın mı öncelik ve çıkarları baskın olacaktır? Soru bu olsa gerekir. Fransa AB’nin geleceğini PESCO üzerinden kendi inisiyatiflerine bağlamak istiyor. Afrika’da sarsılan tahakkümünü onarmak; Afrika’nın muhtemel paylaşımından daha fazla pay elde etmek istiyor. Doğu Akdeniz’de de hâkim olmak istiyor. Yâni Almanların meşhûr “drang nach osten’i” varsa Fransızların da bir o kadar meşhûr “bon pour l’orient” siyâsetleri var. Ölçülerini, had ve hudûdunu Fransa’nın keyfince belirlediği bon pour l’orient (Doğu için bu kadarı kâfi) siyâsetlerine sığmayan tek güç ise Türkiye.Fransa bugüne kadarki kayıplardan bir ders çıkarttı mı; zannetmiyorum. Öz algı ve dünyâ algısını yöneten zihinsel-kültürel kodlar kolay değişmiyor. Macron’un üslubuna da apaçık olarak sızan zihniyet ile 1778’de Mısır’ı işgâl eden Napolyon’un zihniyeti arasındaki benzerlik dikkât çekici. “Türkler lâftan anlamaz. Gereğini sahada yapmak lâzım” diyor Macron. Napolyonik bir edâ ile Doğu Akdeniz’e uçak gemisi gönderiyor. Napolyon da 90 yaşındaki Cezzar Ahmed Paşa’yı küçümseyerek böyle görüyordu. Netice mi; meraklısı Akkâ Savaşı’nı bir zahmet okuyuversin…
Hafter’e destek vermemiş: Macron tüm delillere rağmen inkar etti
Dünya
Hafter’e destek vermemiş: Macron tüm delillere rağmen inkar etti
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Libya’da destek verdiği Hafter’in hezimeti üzerine ne diyeceğini şaşırdı. Macron bir gazetecinin sorusu üzerine, Fransa’nın Hafter’i desteklemediğini iddia etti. Açıklamaya tepki gösteren Libya Dışişleri Bakanı M. Tahir Siyala “Hafter’in başkente saldırdığı 14 ay boyunca Macron’dan bu saldırıyı reddettiğini duymayı umduk” dedi.
Yeni Şafak
Macron’un oyunu bozuldu: Fransız dergisi Macron'un Libya'da bir tuzağa sıkışıp kaldığını yazdı
Dünya
Macron’un oyunu bozuldu: Fransız dergisi Macron'un Libya'da bir tuzağa sıkışıp kaldığını yazdı
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Libya stratejisi ülkesinde de eleştiriliyor. France Inter dergisi, Macron’un kurduğu tuzağın içinde sıkışıp kaldığını yazdı. Dergiye göre, Macron arabuluculuk rolüne soyunurken bir yandan Hafter’i teşvik etti. Ancak Türkiye’nin devreye girmesi bu stratejiyi bozdu.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.