Evanjeliklerin Trump'a desteği azaldı: Yüzde 17 Demokrat başkan adayı Joe Biden'e oy vermeyi düşünüyor
Dünya
Evanjeliklerin Trump'a desteği azaldı: Yüzde 17 Demokrat başkan adayı Joe Biden'e oy vermeyi düşünüyor
ABD Başkanı Donald Trump'ın en büyük destekçilerinden beyaz Evanjelik grupların Trump'a desteği azaldı. Her 10 Evanjelik'ten 7'si hala Trump'ı desteklese de yüzde 17'si ise Demokrat başkan adayı Joe Biden'e oy vermeyi düşündüğünü belirtti.
AA
Fransa Sağlık Bakanı'ndan itiraf: Koronavirüs salgını Evanjelik Kilisesi'nden yayıldı
Dünya
Fransa Sağlık Bakanı'ndan itiraf: Koronavirüs salgını Evanjelik Kilisesi'nden yayıldı
Fransa Sağlık Bakanı Olivier Veran, yeni tip koronavirüsün geçen ay Mulhouse kentindeki Evanjelik Kilisesi'nde yapılan ayinlerden yayıldığını kabul etti.
AA
Evanjelikler arasındaki iç savaş kızışıyor!
Evanjelikler arasındaki iç savaş kızışıyor!

Amerikan Evanjelik Hıristiyanları 2020’deki Başkanlık seçimleri için Trump’ı destekleme konusunda giderek bir iç çatışma, hatta bir iç savaş yaşıyorlar. Bu savaş Evanjelik medya ağının amiral gemisi olarak nitelenen “Christianity Today” dergisinin yayın yönetmeni Mark Galli’nin 19 Aralıkta kaleme aldığı başyazıyla tetiklendi. Geçen Pazar bu çatışmanın detaylarına yer vermiştim. Tekrar hatırlatmak gerekirse Galli, Evanjeliklerin Trump’a verdikleri desteğin ahlakî meşruiyetle çeliştiği vurgusu yapmıştı. Galli yazısında Trump’ın “Ukrayna skandalı” sebebiyle azledilmesi gerektiğini de savunmuştu. Trump destekçisi Evanjeliklerden gelen şiddetli tepkilere rağmen Galli geri adım atmayacağı mesajı veriyor.

Amerikan seçmenlerinin yaklaşık olarak dörtte birini teşkil eden Evanjelikler 2016’daki Başkanlık seçimlerinde ağırlıklı olarak Trump’ı desteklediler. Cumhuriyetçi Parti’nin siyasi çizgisi Trump’ın Başkanlığı ile birlikte “Hıristiyan- Siyonist Evanjelikler”in ajandası ile adeta bütünleşti. Trump, İsrail’de Netanyahu’nun ilhakçı politikalarına açık destek verdi.

Galli’nin yazısı Evanjelik Hıristiyanların nüfusu ve temsiline ilişkin tartışmalara da yol açtı. ABD’deki Evanjeliklerin sayısı tam olarak bilinmiyor. Protestanlığın kolu olan Evanjelikler “Katolikler” gibi tek bir kurum ve bir Papa tarafından temsil edilmedikleri için çok farklı tanımlar ve sayılar sözkonusu. ABD’de Evanjelikler temsil edildikleri kiliselere göre tanımlanıyorlar. Araştırmalarda Evanjelikler birkaç kategoride değerlendiriliyorlar.

2016’daki seçimlerde Evanjeliklerin yaklaşık yüzde 80’nin Trump’a oy verdikleri belirtiliyor. Ancak bu sayı “Beyaz Evanjelikler” için geçerli. “Siyah” ve “Hispanik” Evanjelikler bu sayıya dahil değiller. Bir diğer Evanjelik yayın organı “The Christian Post” tarafından 2018’de verilen bilgilere bakılacak olur ise Trump’ı destekleyenler tüm Evanjeliklerin yaklaşık yarısını, hatta yarısından bile daha azını temsil ediyorlar. Amerikalı Siyah ve Hispanik Evanjelikler’in ezici çoğunluğuysa “Demokrat”lara oy veriyor. Zira Afrika ve Latin Amerika kökenli Evanjelik seçmenler Trump’ın göç politikalarından fena halde rahatsızlar. Mark Galli de kendisine tepki gösteren Trump’çı Evanjelikleri ‘aşırı sağ’ olarak niteliyor.

Bu arada Trumpçı Evanjeliklerin önde gelen 200 civarındaki ismi “Christianity Today” dergisinin tepe yöneticisi Dr. Timothy Dalrymple’a mektup göndererek Galli’nin kendilerini ‘aşırı Sağ Evanjelikler’ olarak nitelemesine tepki gösterdiler. Mektupta Trump’ın hedef alınması da eleştiren Evanjelik liderlerin İsrail’e verdikleri desteğin önemine özellikle vurgu yapmaları dikkat çekiyordu. Mektubu imzalayanlar arasında Trump’ın din danışmanlarından Paula White Cain, Robert Jeffress ve Jerry Falwell de yer alıyor. Rahip Jeffres Mayıs 2018’de ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’teki açılış töreninin ilk konuşmacıları arasındaydı.

“Christianity Today” dergisini aşırı sola destek olmakla suçlayan Trump ise “20020 Başkanlık Kampanyası” çerçevesinde 3 Ocak’ta Miami’de bir kilisede düzenlenen “Trump için Evanjelikler” etkinliğine katılacak. “King Jesus Ministry Kilisesi”ndeki bu etkinlik Trump’ın yeniden seçilmesini destekleyen Evanjelikleri ülke çapındaki bir araya getirecek.

Evanjelik yayın organları arasındaki Trump bölünmesi “Christian Post” gazetesine de yansıdı. Post, “Christianity Today”i ve Mark Galli’yi eleştiren, Trump’ı ise destekleyen bir başyazı yayınladı. Post’un politika editörü Napp Nazworth bu başyazıyı gerekçe göstererek istifa etti. Post’un Evanjelik Hıristiyanlığın en dar ve daralan bir dilimini temsil etmeyi seçtiğini belirten Nazworth bu seçimin kısa vadede iyi bir iş kararı olabileceğini ancak İncil ve Demokrasi için kötü olacağını vurguladı. Kendisini ‘Trump karşıtı Evanjelik’ olarak niteleyen Nazworth’ın istifası Evanjelikler iç savaşının giderek derinleşeceğini gösteriyor.

Fırat’ın doğusunda Evanjelik örgüt
Dünya
Fırat’ın doğusunda Evanjelik örgüt
ABD Özel Kuvvetleri’nin eski bir mensubu David Eubank’in elebaşı olduğu Özgür Burma Devriyeleri adlı Evanjelik örgüt, Fırat’ın doğusunda PKK için çalışıyor. Barış Pınarı’na yönelik kara propaganda videoları paylaşan ve “Kürdistan” bayrağı kullanan örgüt, PKK/ YPG’lilere ilk yardım eğitimi veriyor.
Yeni Şafak
Evanjeliklerin hedefi Türkiye
Dünya
Evanjeliklerin hedefi Türkiye
Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki terör hedeflerine başlattığı operasyon ABD’li Evanjelikleri çıldırttı. “İkinci İsrail devleti projesi çöktü” itirafının ardından Evanjelik lider Pat Robertson, Türkiye’yi ve ABD Başkanı Trump’ı hedef alan bir kara propagandaya imza attı. Evanjelikler, Ortadoğu’da İsrail işgal ve ilhak politikasını desteklemeleriyle biliniyor.
Yeni Şafak
Demokratlar “İsrail Lobisi”ni boykot ediyorlar!
Demokratlar “İsrail Lobisi”ni boykot ediyorlar!

ABD’de Demokrat milletvekili İlhan Ömer “İsrail Lobisi”ne yönelik eleştirileri sebebiyle linç kampanyasının hedefi haline getirilmişti. Trump ve Cumhuriyetçilerse Demokrat Parti’nin ‘Yahudi karşıtı’ bir partiye dönüştüğü yönündeki iddialarını sürdürüyorlar. Trumpçılar, Demokratlar’a oy veren Amerikan Yahudilerini kendi saflarına çekmek için yoğun çaba harcıyorlar.

Video: Demokratlar “İsrail Lobisi”ni boykot ediyorlar!


“İsrail Lobisi” genç Amerikalılar arasında İsrail’e duyulan sempatinin giderek eridiğini görüyor. Bu erimenin Amerikan siyasetine yapacağı etkinin farkında lobi. Onca baskıya rağmen, Kongre’den İlhan Ömer aleyhinde kınama kararı çıkartılamaması, genç Demokratların parti tabanında ne kadar güçlü olduklarını gösteriyor. Demokrat Parti’ninse 2020’deki Başkanlık seçimlerinde Trump’ı yenebilmesi için yeni kuşak Demokratların pozitif enerjisine ihtiyaçları var.

Demokratlar AIPAC başta olmak üzere ”İsrail Lobisi”nin Cumhuriyetçiler ve Trump ile neredeyse özdeş hale gelmesinden rahatsızlık duyuyorlar. Lobinin “Evanjelik Hıristiyan-Siyonistler”le sıkı fıkı olmasını da hoş karşılamıyorlar. Trump yönetiminin Ortadoğu politikasının Hıristiyan-Siyonistlerin dini-politik gündemleriyle uyumlu olmasıysa ayrı bir rahatsızlık unsuru. “İsrail Lobisi” Kongredeki iki Partili İsrail desteğini kaybetmekten korkuyor. İki partili destek olmadan Kongre’den İsrail yanlısı kararlar çıkartamayacağını biliyor Lobi.

İsrail Lobisinin en güçlü kuruluşlarından “Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi(AIPAC)” her yıl bir konferans düzenliyor. Bu konferanslar dizisi önde gelen siyasi aktörler için bir tür görücüye çıkmak gibi algılanıyor. Bu konferanslarda konuşmacı olmak, istikbale dair plânları olan siyasetçiler için önemli görülüyor. “İsrail Lobisi”nin para ve medya başta olmak üzere geniş imkânlara sahip olması siyasetçiler için cezbedici bir özellik teşkil ediyordu.

AIPAC Konferansları siyasetçilerin İsrail’e desteklerini ölçmek için bir test özelliği taşıyor. Ancak bu dönemde AIPAC’ın siyasî nüfuzunda kırılmalar sözkonusu. İlk defa bu yıl, önde gelen birçok Demokrat siyasetçi AIPAC konferanslarına katılmaktan imtina etti. AIPAC çevrelerinden İlhan Ömer, Raşide Tlaib ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi Demokrat Partinin yükselen genç yıldızlarına yönelik linç kampanyaları parti tabanında tepkiyle karşılandı.

Üye sayıları milyonlara ulaşan Demokrat Parti yanlısı “MoveOn” hareketinin AIPAC’ı boykot çağrısıysa hedefine ulaştı. Protestocu genç Demokratlar, AIPAC’ı Ortadoğu barış süreciyle ilgili diplomatik çabaları baltalamakla da suçluyorlar. Bu dalganın tesiriyle, 2020’deki Başkanlık seçimlerinde aday olmak isteyen Demokrat siyasetçiler AIPAC Konferanslarına katılmaktan vazgeçtiler.

AIPAC’ın Pazar günü başlayan ve Salı günü son bulacak olan Konferanslarına katılmayan Demokrat başkan adayları arasında Senatörler Bernie Sanders, Elizabeth Warren, Kamala Harris, Amy Klobuchar Kirsten Gillibrand, Cory Booker da yer alıyor. Oysa Harris, Booker, Gillibrand ve Klobuchar önceki yıllarda AIPAC Konferanslarının konuşmacıları arasındaydılar. İsrail yanlısı olarak bilinen bu isimlerin bu yılki AIPAC Konferansına katılmamaları çok dikkat çekiciydi. Bu gelişme Lobi’nin giderek kan kaybettiğini gösteriyor.

İsrail yanlısı medyada “2019 AIPAC Konferansı”na katılmayan Başkan adayları eleştirildi. “New York Post” gazetesi yayın kuruluysa 22 Mart’ta yayınladığı başyazıda, Başkan adaylarının konferansa katılmamalarını Demokrat Parti içinde İsrail’e verilen desteğin hızla değiştiğini gösteren bir işaret olarak niteledi. Başyazıda bu gelişmenin derinden rahatsız edici olduğu vurgulandı.

AIPAC Boykotu” bir tabuyu daha yıktı. Öyle anlaşılıyor ki, Amerikan toplumunun değişen genç kuşakları siyaset kurumu üzerinde daha fazla etkili olacaklar. Hiç şüphesiz bu değişim, şimdiye kadar ABD Kongresi’nde İsrail’e verilen iki partili sınırsız ve koşulsuz desteği de olumsuz yönde etkileyecektir.

Usule mugayir acayip şey: Varşova Ortadoğu Konferansı
Usule mugayir acayip şey: Varşova Ortadoğu Konferansı

13-14 Şubat’ta Polonya’nın başkenti Varşova’da toplanan Ortadoğu’da Barış ve Güvenlik Konferansı ABD’ye yeni bir hayal kırıklığı yarattı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu konferans ile kısa bir süre önce Ortadoğu’da yaptığı görüşmelerde aldığı sonuçları dünyaya ilan; daha doğrusu, aldığını zannettiği bağlılıkları teyit etmeyi planlamıştı. Ancak bunun olamayacağı toplantıdan birkaç gün önce ortaya çıkınca gündem değişikline giderek, toplantı Ortadoğu Konferansı’ndan, Ortadoğu’da Barış ve Güvenlik Konferansı’na dönüştü.

Video: Usule mugayir acayip şey: Varşova Ortadoğu Konferansı


MONOLOG MU DİYALOG MU

Altmıştan fazla ülkenin katıldığı toplantının değiştirilen gündemi “balistik füzelerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, siber tehditlere karşı alınacak önlemler, güvenlik ve enerji politikaları ile insani yardım” olarak ilan edildi. Ancak herkes bu toplantının İran’a ambargosunun takibi ve Pompeo’nun İran karşısında kurmaya çalıştığı İsrail ile müttefik Sünnî bloku güçlendirmeyi amaçladığının farkındaydı. Rusya ve Çin’in aldırmaması; Almanya ve Fransa gibi ambargoya güçlü destek veren ülkelerin toplantıya düşük düzeyde katılımları; AB’nin ilgisizliği toplantıyı hedeflerinden uzaklaştırmış ve bir monoloğa dönüştürmüştür. Kısaca ABD bu toplantıdan beklediğini alamamıştır. Ne Pompeo’nun biat teyitleri ne de İran karşısında güçlü bir blok görüntüsü verilememiştir. Dolayısıyla toplantının siyasi sonuçlarından çok magazin boyutu gündeme taşınmıştır. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun kulisleri, Uman Dışişleri Bakanı’nın Netanyahu ile gizli görüşme yapmak için geçtiği otopark manzaraları, İsrail’in İran’a karşı kendisini müdafaa hakkı olduğunu beyan eden bazı Arap ülkeleri dışişleri bakanlarının İsrail tarafından servis edilen ve sonra kaldırılan görüntüleri gündeme girmiştir.

Ortadoğu’da asla barışı istemeyen İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, toplantıdan mutlu ayrılıp, Arap ülkeleri ile bugüne kadar sağlanan en önemli diyaloğu sağladığını ilan etmesi; tamamen ülkesindeki iç siyasetin ve Şii baskısının altında Bahreyn Dışişleri Bakanı’nın, İran’ın İsrail’den daha zehirli olduğu yolundaki beyanatlarına rağmen bu toplantı bir fiyaskodur.

Barış’ı hedefleyen bir toplantının gerçek taraflarından, mağdurlarından ve bu konuda bağımsız fikir üreten düşünürlerden yoksun bir şekilde yapılması elbette böyle bir sonuç doğuracaktı. Toplantı için Varşova’nın seçilmesi bile sorunlu veya maksatlı bir tercih idi. İsrail’in kuruluşuna giden Filistin topraklarına göçün buralardan başladığını unutmamak gerekiyor. Polonya’da 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Yahudilere uygulanan soykırımda iyi bir sınav vermeyen ve II. Dünya Savaşı yıllarında Almanya ile yapılan işbirliği hatıralarının yaşadığı bir coğrafyada, Ortadoğu barışını aramak beyhudedir. Zaten toplantının sona ermesinden bir kaç saat sonra bu konuda İsrail ile Polonya arasında bir polemiğin yaşanması da bunu göstermiştir. Yahudi meselesinin başladığı noktada meseleyi sonlandırarak, dünyaya mesaj verme hevesi ABD’nin kursağında kalmıştır. ABD başkanının danışmanı Jared Kushner’in toplantıda açıklaması beklenen Trump’ın “asrın projesinden” söz edilmemesini de Polonya’nın istediği anlaşılmaktadır.

Peki bu meseleyi toplantının mimarlarının bilmemesi veya düşünmemesi mümkün müdür?

Elbette değildir. Ancak ABD, 2003’ten beri Ortadoğu konusunda akıl tutulması yaşamaktadır. Sahip olduğu üstün askeri güç ile bölgede her şeyi yapabileceğini zanneden ABD, Irak’ta başarısız olmuş, Suriye meselesini içinden çıkılmaz hale getirmiş ve uyguladığı siyaset ile bugün karşı olduğu İran’ı bölgeye yerleştirmiştir.

EVANJELİK, BEDEVî VE MEDENî

Trump’ın ABD başkanı seçilmesinden sonra ticaret dışındaki ABD siyaseti rasyonalitesini yitirmiştir. Ticarette, “ticareti dini bir ritüel sayan Hind menşeli Banyanlar” gibi davranan ABD; siyasette evanjelik aklı hakim kılmıştır. Selçuk’ta medfun Aziz Yuhanna’nın yorumuna istinaden; her fırsatta önce İsrail’i güçlendirip Kudüs merkezli bir Yahudi devleti yaratarak ardından İsa Mesih eliyle bir yeryüzü krallığı kurma zihniyeti, bugünkü Ortadoğu politikalarına egemen olmuştur.

Peki, ABD’nin dümen suyuna giden bölge ülkeleri bunun farkında değil midir? Evet, onlar da farkındadır. Ancak toplantıda öne çıkan bazı Körfez ülkelerinin, bedevi hayatın normlarına göre geliştirdikleri siyasetleri, böyle davranmalarını gerektirmektedir. Asırlardır varlıklarını ve kendi sınırları içindeki güç ve nüfuzlarını kabilevî kimliklerinden alan bu güçler, tarih boyunca hep günlük siyaset takip etmişlerdir. Bu yüzden itaatkar görünüp, isyan etmişler, müttefik görünüp, şartlara göre taraf değiştirmişler, hatta sadakat yemini edip ihanet etmişlerdir. Bu ifadeler, tahkir değil, tespittir. Bunları bilmeyenler veya anlamayanlar, bölge siyasetini çözme imkanından mahrumdur. Yarım asır boyunca ABD siyaseti, bölgeyi bilen İngiltere’nin eski uzmanlarından beslenirken, aynı kapasitede insan yetiştirememiştir. Hülasa, her zaman söylediğimizi tekrar edelim: Zannedildiğinin aksine ABD, bölgeyi tanımamaktadır.

Peki İran meselesi muallakta mı kalacaktır? İran’ın siyaseti ve ürettiği karmaşa ayrı bir yazı konusudur. Ancak bir başlangıç olarak bu soruya medenî Müslüman bir devletin aklı ile cevap vererek yazıyı sonlandıralım.

İstanbul’da mukim Batılı büyükelçilerin Osmanlı diplomatları ile bir araya her geldiklerinde İran da söz konusu edilmekteydi. Zira İran’ın Rusya ile olan yakınlaşmaları ve tavizleri onları rahatsız ediyordu. İran’a karşı Osmanlı nüfuzunu bir maşa olarak kullanmak istiyorlardı. Bir ara, İran ile Osmanlı arasındaki bazı sınır sorunlarını bahane eden Fransız elçisi III. Selim’e, bazı bedeller karşılığında, aracılık teklif eder. Nahifliği ile tanınan ve siyasette mahareti göz ardı edilen III. Selim’in, teklife “usule mugayir acayip şey” diyerek verdiği cevap, hâlâ geçerlidir: “İki devleti buluşturan İslam birliği sayesinde, tarafların memurları, sorunlarını aracı olmadan da çözmeye muktedirdirler. Batılılar, hesaplarını açıktan söylesinler bu işe karışmasınlar.

Kim bu Evanjelikler?
Dünya
Kim bu Evanjelikler?
Amerikalı Evanjelik Papaz Andrew Brunson ile ilgili sürecin Türk-Amerikan ilişkilerinde gerilime yol açması, ABD'deki Evanjelik grupların Amerikan dış politikası üzerindeki etkisini yeniden tartışmaya açtı. “İncil’i öğretmek ve yaymak” anlamına gelen Evanjelizm, ABD’de Hristiyanlar arasında en yaygın mezheplerden biri kabul ediliyor. Evanjelizm, aynı zamanda Hristiyanlığın 'siyonizmi' olarak biliniyor.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.