FSM'deki çalışma sonrası yoğun trafik
Gündem
FSM'deki çalışma sonrası yoğun trafik
FSM Köprüsü'nde başlayan çalışma, haftanın ilk iş gününde trafikte yoğunluğa sebep oldu. Ataşehir'den başlayan trafik durma noktasına gelirken, araçların ortalama hızı saatte 13 kilometreye kadar düştü.
Yeni Şafak
FSM'de kapatılan şeritler 18'de açılacak
Gündem
FSM'de kapatılan şeritler 18'de açılacak
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nde yapılan çalışma 20 gün erken bitirildi. Kapatılan şeritler, 18.00'de açılacak.
Yeni Şafak
Sivas'ta baraj suları çekilince ortaya çıktı: Fatih Sultan Mehmet'in yaptırdığı rivayet ediliyor
Gündem
Sivas'ta baraj suları çekilince ortaya çıktı: Fatih Sultan Mehmet'in yaptırdığı rivayet ediliyor
Sivas'ın Suşehri ilçesinde Kılıçkaya Barajı'nın sularının çekilmesiyle Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırıldığı iddia edilen cami gün yüzüne çıktı.
DHA
Selçuk Bayraktar: Bugün burada teknoloji yapıyorsak bunu Fatih Sultan Mehmet’e borçluyuz
Teknoloji
Selçuk Bayraktar: Bugün burada teknoloji yapıyorsak bunu Fatih Sultan Mehmet’e borçluyuz
Güvenli Bölge programına konuk olan Selçuk Bayraktar, ''Biz bugün burada bu festivali düzenleyebiliyorsak bunu Fatih Sultan Mehmet'e borçluyuz'' dedi.
Tvnet
Fatih Sultan Mehmed Han'ın eğitim aldığı Saatli Medrese müze olacak
Gündem
Fatih Sultan Mehmed Han'ın eğitim aldığı Saatli Medrese müze olacak
Fatih Sultan Mehmet'in eğitim aldığı medrese olarak bilinen Edirne'deki Saatli Medrese, 'Fatih Sultan Mehmet Müzesi' olarak hizmet verecek.
AA
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nde korkutan yangın
Gündem
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nde korkutan yangın
TEM Otoyolu Fatih Sultan Mehmet Köprüsü çıkışında seyir halinde olan kamyonet bilinmeyen bir nedenle alev alev yandı. Yangın nedeniyle Edirne istikametinde trafik yoğunluğu oluştu.
IHA
Ayasofya ey Ayasofya
Ayşe Böhürler
Ayasofya ey Ayasofya
Geçen haftalarda pek çok tartışıldı. Bu tartışmaların odağında bir tarafta 1934 yılında müze yapan 1. Cumhurbaşkanı Atatürk, diğer tarafta ise 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan yer aldı. Doğrusu makul sağ siyasetin ortak davası olarak gördüğüm bu meselede tartışmalardaki argümanlar da şaşırtıcıydı, taraftarları da!Bu konu eskiden dindar sağ-milliyetçi sağ ile Kemalist-seküler-sosyalist iktidar odakları arasında tartışılırdı. Milli Görüş’ün ve milliyetçilerin üzerinde anlaştıkları sembollerden birisiydi. (1980 sonrası ana akım sağ siyasetlere tümden karşı çıkan İslamcılar bu ittifak içinde değerlendirilemez. Onlar milliyetçilik ile İslamcılık arasını ayırdıkları için bu konuya o zaman da sıcak bakmazlardı, bugün de en çok itiraz oradan geliyor.) Erbakan’ın salon toplantılarında, mitinglerde Akıncıların, ülkücülerin yayınlarında Arif Nihat Asya’nın Fetih şiirine illa ki bir Ayasofya sloganı eşlik ederdi. Şule Yüksel Şenler’le başlayan tüm Anadolu’ya yayılan kadın konferanslarının içeriğinde illa ki Ayasofya vardı. Özetle Ayasofya dindarı, dindar olmayanıyla sağ siyasetin bir iç sızısıydı. Bugün yeniden başlayan bu tartışmada ise taraflar da fikirler de kimlikler de karışık. Kemalistler-Batıcılar-bilimsel sosyalistler ile muhafazakarlar-dindarlar-milliyetçiler arasında süregelen bu tartışmada muhafazakar-liberal sağ muhalifler de birinci tarafta yer aldı. Bu bir fikir çatlağı mı yoksa bir hafıza kaybı mı bilmiyorum ama beni düşünmeye sevk ettiğini söyleyebilirim. Afazi yani bir sembol kaybı olarak okudum meseleyi. Huntington ya haklı değilse…İtiraz edenlerin bir başka bölümü ise Ayasofya’nın Batı için sembolik anlamına bakarak dikkat uyarısı yapıyor. Müze kararını aldıran sebeplerin hala izale edilmediğini düşünenler de var. Bu kararın Türkiye’nin başına bela olacağını söylüyorlar. Avrupa aşırı sağının bu kararla Müslümanlara hayatı daha çok dar edeceği, İslamofobiyi körükleyeceği ve bir tür provokasyon gibi algılanacağı inancındalar. Huntington’un medeniyetler çatışması tezinden giderek, Ayasofya kararını bir pim gibi görüp, buna değer mi diyorlar. Olayın bir üçüncü tarafında da İstanbul’un Hristiyanlık tarihi için oynadığı merkezi rol, Batı Roma ve Doğu Roma Kilisesi arasındaki çatışmalar, Rusya’nın Doğu Roma Kilisesi’ni yeniden güçlendirme isteğiyle, buna karşı çıkan Batı ülkeleri var. Olay sadece İslam-Hristiyanlık çatışmasına hapsedilemeyecek kadar geniş. Kiliseler arası çatışmalardan kültür sanat lobilerine ve onlarla bağlantılı iş adamlarına; konunun ilgilileri uzayıp gidiyor.Wikipedia’ya karşı Metapedia…Bir tarafımız kaos çağı bir tarafımız bilgi çağı. Böyle olunca da kaos çağının baş silahı bilgi oluyor. Bilginin en özet hali ise semboller. Özellikle sembol kelimeler bu savaşta en önemli araç haline geliyor. Bir milleti millet yapan anlamları taşıyan semboller, zip’li dosyalar gibi yüzlerce manayı birleştirir. Ayasofya kelimesi sadece bizim için değil Avrupa için de zip’li dosya…Gerek Yeni Zelanda’da bir camide 51 kişiyi öldüren Tarrant gerekse Danimarka’da 77 kişiyi öldüren Breivik’in manifestolarında Ayasofya ismi sık olarak geçiyor. Her ikisi de ırkçı Avrupa sağının ideoloğu oldular. Bu kelimenin Avrupa aşırı sağı için ne anlama geldiğini görmek için Wikipedia’ya değil Metapedia’ya bakmanızı öneririm. İsveçli aşırı aktivistler Wikipedia’ya karşı Metapedia’yı Avrupa’nın liberal önyargılı araştırmacılarının tekelinden kurtarmak için kurmuşlardı… Tarrant’ın kullandığı silaha yazdığı isimler arasında Osmanlılara karşı savaşmış Lazar Hrebeljanovic gibi birçok sembol isim yer alırken, manifestonun ‘To Turks’ (Türklere) kısmında ise şöyle yazıyor: “…Avrupa’ya gelirseniz sizi öldüreceğiz. Konstantinopolis’e gelir, tüm cami ve minareleri yıkarız. Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol hak edildiği gibi tekrar Hristiyan şehri olacak…” Tarrant’a ilham olan Breivik’in sitesinde de Osmanlı tarihi kısmında İstanbul’un fethi sırasında Ayasofya’ya giren müezzinden, Asurlular soykırımını başlatan Kürtlerin adlarına kadar yüzlerce konu yer alır.…Fetih’ten önce ilk bina360 yılında ahşap çatılı bir bazilika biçiminde yapılmış, 404’te bir ayaklanma sırasında çıkan yangında harap olmuş, 415’te tekrar açılmıştır. Bu kilise de yanınca İmparator İustinianos, Anthemios ile İsidoros adındaki iki mimara yeniden yaptırmış, 10.000 işçiyle 6 yıl içinde tamamlanmış, 27 Aralık 537 günü büyük bir törenle açılmıştır. Ayasofya bazilika biçimine göre yapılmış, buna rağmen, iki mimar bu yapının üstünü büyük bir kubbe ile örtmüşlerdir. Fakat statik açıdan yapının bu ağırlığı karşılayamaz, depremlerde kubbe tekrar tekrar çöker. IV. Haçlı Seferinde işgalci Latinler tarafından da büyük tahribata maruz kalan mabed 1453’e kadar harap ve bakımsız halde kalır.Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’nın onarımını yaptırır ve yanına bir de medrese ilave eder. Batı’daki yarım kubbenin yanına ilk minareyi inşa ettirir. Ayasofya’da ilk namazı kıldıktan sonra camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfeder. II. Selim zamanında Ayasofya, etrafını saran ve yapıya zarar veren evlerden kurtarılır. Mimar Sinan tarafından takviye payandaları yapılarak yapının çökmesi önlenir. Bu vesileyle bir de minare yapılır. Ayasofya’nın etrafında sultan türbelerinin yapımına bu sırada başlanır. İlk türbe II. Selim için Mimar Sinan tarafından inşa edilir. III. Murad zamanında da iki minare ile minber, kürsü ve mahfil ilâve edilir. Bergama’da bulunan, İlkçağ’dan kalma, iki büyük küp getirtilerek caminin içine şadırvan yapılır. Bu küpler, yekpare mermerden oyulmuştur. Daha sonra, III. Murad ve III. Mehmed için türbeler inşa edilmiştir. Bu türbeler Osmanlı devri Türk mimarisinin en güzel eserlerinden sayılır. 1728’de Sultan III. Ahmed ortaya büyük bir top kandil astırır ve yeni bir hünkâr mahfili inşa ettirir. 1739’da Sultan I. Mahmud, duvarları çini kaplı ve dolapları renkli nakışlı güzel bir kütüphane yaptırır. Sıbyan mektebi ve arka tarafta bir aşhane-imaret inşa ettirir. Avluya bir şadırvan yaptırır. Bu şadırvanın dünyada başka bir benzeri yoktur. Sultan Abdülmecid, bir hünkâr mahfili ve muvakkithâne ilave ettirmiştir. Avluyu çeviren duvarı da yenilemiştir. Bana göre ise; Ayasofya Türkiyeli Müslüman kimliğinin ortak sembolüdür. Kişilerden bağımsız bu milletin hafızasıdır. Müze özelliğinin korunarak açılması gerekir.
İstanbul’un fethi kimi rahatsız etmektedir?
Zekeriya Kurşun
İstanbul’un fethi kimi rahatsız etmektedir?
İstanbul’un fethi Doğu’nun Rönesans’ıdır. Fatih de onun baş mimarıdır. Endülüs’ün batmakta/batırılmakta olduğu bir devirde Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethedip Doğu’da yeni bir medeniyetin ışıklarını yakmıştır. Bu sayede İslamiyet’i ve Türklüğü temsil eden Osmanlılar asırlarca nizam-ı âlemin yani dünya düzeninin sahibi olmuşlardır. Sürdürülebilir olmasına rağmen, zamanla fikri erozyona uğrayan bu medeniyetin mensupları, maalesef Batı Rönesans’ının oluşturduğu dünya düzenine mahkûm olmuşlardır.Osmanlı Medeniyeti, yönetimde “adalet, maneviyat ve akıl”; Batı Medeniyeti ise “güç ve akıl” üzerine bina edilmişlerdir. İnsanlık bugün bir yol ayrımındadır. Kafalar karışıktır. Herkes yeni arayışlar peşindedir. Oysa insanlık tarihi yukarıdaki iki eksende gelişmiş ve başka alternatif de bulunamamıştır. Bu yüzden insanlık, ya güç ve aklın hükmettiği bir dünya düzeni; ya da adaleti merkeze oturtmuş maneviyat ile beslenen aklın üreteceği nizamı takip etmek zorundadır.Akıllar karıştı dedik ya.. Bu akıl karışıklığı da diğer mevsim hastalıkları gibi dönemseldir. Mesela dünya tarihinin en önemli dönemeçlerinden olan İstanbul’un fethi yıldönümlerinde, dünyanın hemen her yerinde psiko-tarih atakları görülmektedir. Fethe, zulüm diye bakanlar, sonuçlarından utananlar, inkâr edenler, bu sayede yeryüzünde cennet kuranların hemen hepsi atak geçirmektedirler. Ancak üç güruh vardır ki; iflah olmazlar. Her yıldönümünde leh veya aleyhte ürettikleri aforizmalarıyla âlemi ifsat ederler. Birincisi, nihilist eğilimlerdir. Onlar, ardında maneviyat bulunan bir medeniyetin başlangıcına tahammül edemezler. İkinci gurup, bu fethi Türk milletine yakıştıramayanlar ve üçüncüsü de kendini bilmez şöhret budalalarıdır. Maalesef bunlar her milletten; akılcı-pozitivist, hümanist, İslamcı, liberal, milliyetçi, mütedeyyin, âlim, cahil vs. olarak görülebilirler. Ancak unutulmamalıdır ki, gerçekte hiçbiri bu kategorilerin temsilcileri değildirler. Ürettikleri düşünceleri bir ırka, bir millete, bir dine veya anlayışa hatta bir ideolojiye doğrudan hamletmek yanlıştır. Onlar sadece kendilerini veya akıllarını kiralayanları temsil ederler, fakat tehlikelidirler.İstanbul’un fethi -kimse hop oturup, hop kalkmasın- Mekke’nin fethinden aşağı değildir. Hz. Peygamber’in elinde fethedilen Mekke, İslamiyet’i evrensel bir mesaja taşımıştır. Aynı şekilde İstanbul’un fethi de Batı’dan dışlanan ve hatta yok edilmesine ramak kalan İslam medeniyetini, Fatih’in bayraktarlığında ayaklandırıp Haremeyn’e hizmetin yolunu açmıştır. Bu yüzden kimi Batılı kaynaklar bu fethe, “dünyanın son günü” adını vermişlerdir. İstanbul’un fethiyle ortaya çıkan yeni medeniyet; sadece Müslümanlara değil, Balkan Hristiyanlarına, bugünkü Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşayan muhtelif din ve ırklara birlikte yaşamayı, ötekini anlamayı ve kabul etmeyi öğretmiştir. Sırplar ile Boşnakları bir arada yaşatmış, Ortodokslar ile Katolikleri barıştırmıştır. Bu tarihi hakikat, aklıselim sahibi bütün tarihçiler tarafından itiraf edilmiştir. Bu yüzden bu fetihten, iz’an sahibi Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler rahatsız olmamışlardır.Fethin karşısında duran nihilist çağrıları anlamak mümkündür. Lakin Osmanlılık veya Osmanlıcılık ya da Araplık ve İslamiyet adına fetih yıldönümlerinde atak geçirenleri anlamak mümkün değildir. Bu insanlar, İslam toplumlarının temel değerlerine sülük gibi yapışmasalar ve sözdehakikati ifşa iddiasıyla ön safta yer almasalar böyle bir yazıya da asla konu olmayacaklardır.İki örnek vereyim. Bir içeriden bir de dışarıdan olsun. Hayatını ve şöhretini Osmanlı tarihini ve sultanlarını övmek üzerine kuran biri (E.B.E.) fetih kutlamalarından rahatsızlık duymuştur. Doğruluğu tartışmalı bir ifadeye istinaden, sözde Sultan Abdülhamid’in vasiyetine sadık kalmak adına, -sosyal medya üzerinden- Fatih’in mirasına ihanet etmeyi tercih etmiştir. Oysa bu zat, Osmanlı’yı ve sultanlarını Ehl-i Sünnet çizgisinde oldukları, Şiilik ve Selefilik (Vehhabilik) karşısında yer aldıkları için seviyordu. Peki, şimdi mevsimlik ataklarına sebep olan şey nedir?İkincisi de Osmanlı devletinin izni ile kurulan ve bugün bir refah devleti olan Kuveyt’te yaşamaktadır. Konforlu mekânlardan yayın yapan (S.A.), sözde Mısır’dan tarih doktorası almış bir isimdir. O da, bütün İslam dünyası tarihçilerinin üzerinde ittifak ettikleri Fatih’i zemmetme ve İstanbul’un fethini tezyif etme sevdasına düşmüştür. Bu zavallı da, yaptığı tv ve video yayınlarıyla, Hz. Peygamber’in müjdelediği fethin gerçekleşmediğini ve övdüğü kumandanın da Fatih olmadığını ileri sürmektedir. İddiasını babasının Fatih’i “şirke vesile olan vahdet-i vücud gibi bir düşünceye sahip Bayramiye tarikatı şeyhlerinden Akşemseddin’in terbiyesine vermiş olmasına” dayandırmaktadır. Yani İstanbul’un fethi müjdesinin “müşrik biri olan” Fatih’e yakışmadığını ve söz konusu fethin hâlâ yapılmadığını ileri sürmektedir.Peki, bunu kim adına yapmaktadır. Birinci iddia sahibinin şiddetle karşı olduğu Selefilik adına. Yani ayrı noktalardan hareket eden safsata ile batıl düşünce aynı hedefte buluşmaktadır. Neyse ki, sadece kendilerini temsil eden bu safsata ve batıl inançlara cevap verecek tarihçi, ilahiyatçı ve sosyal bilimciler mevcuttur.Meseleyi onlara bırakalım. Fethin 567. yıldönümü bütün İslam âlemine kutlu olsun.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.