Bilim insanı: Ali Kuşçu
Ramazan
Bilim insanı: Ali Kuşçu
İslam dünyasına yön veren kişilerin tanıtımında bu seferki konuğumuz Ali Kuşçu. Bir astronom, matematikçi ve dil bilimci. Matematik ve astronomi bakımından Osmanlı Türklerinin oldukça parlak çağını yaşatan isim.
Diğer
Makas atmak isterken takla atan sürücü araç kamerasında
Gündem
Makas atmak isterken takla atan sürücü araç kamerasında
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nde makas atarken iki aracın arasından geçmeye çalışan sürücünün kullandığı otomobilin ters dönerek devrilmesi başka bir aracın kamerasına yansıdı. Araç sürücüsü ise otomobilin camından sürüklenerek çıktı.
AA
CHP-HDP ittifakı “Şeffaflaştı” gözler İyi Parti’de
Hasan Öztürk
CHP-HDP ittifakı “Şeffaflaştı” gözler İyi Parti’de
Pandemi döneminde özellikle CHP sözcülerinin “yalan” üzerinden hükümeti, Cumhurbaşkanı’nı hedef alan açıklamalarına şahit olduk. Ancak hükümetin olağanüstü başarısı karşısında üretilen yalan propagandanın etkisinin az olduğunu gördük.Son bir kaç haftada ise “erken seçim” teranesini ısıtıp ısıtıp gündeme taşıma cihetine gidiyorlar. Seçim tartışmasıyla asıl maksatlarının Millet İttifakı’nın dağılma süreciyle yeni ittifaklar inşa etmek olduğu bugünlerde daha net görülmüş oldu.En son hüküm giymiş üç ismin milletvekilliğinin düşmesinden sonra CHP ve HDP’nin, HDP tarzı sloganlarla Meclis’te eylem yapması siyasette yeni duruma işarettir.HDP eş Başkanı’nın Pervin Buldan’ın bir süre önce, “CHP cesaretli olmalı. Daha şeffaf ittifak kurmalıyız” çıkışından sonra CHP mesajı almış olmalı ki Meclis’te tam da HDP ile kol kola girmiş bir görüntü verdi. İşin çok daha vahimi, Evrensel’in iddiasına göre 2016’da en az 17 CHP’nin “evet” oyu ile geçen anayasa değişikliğinden kaynaklanan vekilliklerin düşürülmesi hadisesinde CHP’lilerin riyakarlığı değil.Daha önemlisi, PKK’nın çatı örgütü KCK davasından hüküm giymiş iki HDP’liyi CHP’lilerin canhıraş savunmaya çalışmasıdır.CHP ve HDP artık neredeyse tek bir parti gibi olmuştur. Daha önce zımni olan ittifakları şeffaflaşmış, Pervin Buldan’nın talebi CHP tarafından karşılanmıştır.Bu durumda İyi Parti’nin ne yapacağı merak konusudur. İyi Parti’nin içindeki bir kanadın kesinlikle Cumhur İttifakı’yla yan yana gelmeme eğilimi hala devam ediyor. İyi Parti içindeki bir grubun, kurulan yeni iki partiyi yanına alarak sağda yeni bir ittifakın hesaplarını yaptığını biliyoruz. Ama şunu da biliyoruz, İyi Parti içinde önemli bir grup ise CHP ile HDP’nin şeffaflaşan ittifakına karşı cephe hurma girişimi.Yakın gelecekte siyasette ittifakların yeniden şekilleneceğini düşünüyoruz. Hele bir de Seçim ve Siyasi Partiler Kanu değişirse bakın o zaman neler oluyor?Yunan megalo ideası ya da Hasan Dağı’na oduna gitmekYunanistan’ın son günlerde Türkiye’ye yönelik saldırgan tutumunun altında ne var? Elbette 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden bugüne içlerinde kalan heves.Bu hevesin adı megalo ideadır. Ve bu hevesi bilen Batılı büyük güçler her fırsatta Yunanistan’ın yarasını kaşımaktadır. Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi durduramayanlar bugünlerde Yunanistan’ın hevesini şiddetlice kaşımış olmalı ki tuhaf sesler yükseliyor Atina’dan. Savaşmaktan söz edenler de var Ayasoyfa’yla ilgili tasarruflarımızı sorgulayanlar da…İstanbul’un yarısı kadar nüfusa sahip, bütün ekonomik değerleri Almanlar tarafından el konulmuş, ekonomisi bitmiş bir Yunanistan’ın heveslerini şu güzel deyim anlatmıyor mu sizce de? “Haline bakmaz Hasan Dağı’na oduna gider!”Yeni normal anormale dönüşürse…Pazar akşamı televizyon haberlerinde 65 yaş üstü büyüklerimiz konuşuyor; “Biz 3 aydır evde sıkıldık. Biz kurallara uyuyoruz. Ama uymayanlar yüzünden tedirginlik yaşıyoruz. Sosyal mesafeye uymuyorlar. Tedirginiz.”Haberleri izlerken aynı saatlerde sosyal medyada neler var diye bakarken bir görüntü gözüme ilişiyor. Genç bir doktorun sitem dolu cümlelerinden sonra eklediği görüntüde, gencecik çocuklar çimenlerin üzerinden hoplayıp zıplıyor. Ne sosyal mesafe var ne korunmak için maske.Pandemi günlerinin ilk günlerinde sıkı sıkıya uyguladığımız “tedbirler” konusunda hiç olmazsa bu yaz boyunca da dişimizi sıkmalıyız.Bazılarının özensiz ve dikkatsizliği yüzünden bir çuval inciri berbat etmenin alemi yok.Bunun için sosyal medyada gördüğümüz o özensiz görüntülere sebebiyet veren gençler dahil, örnek vakaları tespit edip cezalandırılmalı ve bu cezalandırmalar da medya vasıtasıyla duyurulmalı. Yoksa 3 aydır çektiğimiz sıkıntının bir o kadarını daha çekmeye devam edeceğiz.Pandeminin ilk vakalarından biri olan Kapalıçarşı esnafı, “promosyon bileti” yanmasın diye gittiği Amerika’dan döndükten sonra dedesi ile birlikte 4 kişinin ölümüne 400’ün üzerinde insanımızın virüsü kapmasına neden oldu.Yeni normal olarak tanımladığımız “maskeli”, “sosyal mesafeli” hayatımıza alışmazsak bunun adı anormalleşmedir ve sonuçları çok daha acı olur. O zaman ne o çimenler üzerinde zıplayarak İzmir Marşı söyleyen gençler eylenmeye devam edebilir, ne haftada 2 gün sokağa çıkabilen yaşlılarımız gün yüzü görebilir.Bilmem anlatabiliyor muyum?
Osmanlı’da Kur’ân’ı kim, nasıl okuyordu?
Osmanlı’da Kur’ân’ı kim, nasıl okuyordu?
“Modernleşme döneminde ulema ve dini otorite ortadan kalkınca insanlar din konusunda yeterli bilgilendirmeden uzak kalınca bu ihtiyacı kendinin gidermesi gibi bir durum ortaya çıktı. Buna bireyleşmeyi ve birey-din ilişkisini de ekleyince, yani dini ben kendim öğrenebilirim anlayışını da ekleyince meale olan ihtiyaç arttı. Yanısıra modernist İslamcı akımların “Kur’an’a dönüş” çağrıları, meal okuma çağrıları da etkili oldu. Elbette doğru-düzgün meallerin olması ve çoğalması olumlu bir durumdur entelektüel camia için, fakat dini ilimlere vukufiyetleri olmayanların dini meal okuyarak öğreneceklerini zannetmeleri de yanlış bir tutumdur. Meallerin artmış olmasının çeşitli sosyolojik izahları yapılabilir fakat bunun hayırlı olduğu sonucunu çıkarmak kolay değil.”Bir süre önce burada Hüseyin Kazım Kadri’nin Nuru’l-Beyan tercümesi münasebetiyle yazmış olduğum yazılarda savunduğum bazı görüşlere gelen itirazlar veya katkılardan ciddiye aldığım birinden bir kesit aktardım. Aslında bu itiraz kendi içinde bir çok konuyu yeniden değerlendirmek için vesile olabilir tezler içeriyor. O yüzden boş geçmemek gerekiyordu. Biraz gecikmeli de olsa tekrar bu konuya dönmüş oldum.Evvela geçmişi nasıl kurguluyor olduğumuza dair ciddi ve gerçekçi sorgulamalara ihtiyacımız var. Mesela geçmişte ulemanın halk üzerindeki yönlendirici etkisi ne kadardı? Bunu gerçekten yeterince biliyor muyuz?Geçmiş hakkındaki bazı hazır tasavvurlarımızın ötesinde geçmişte köylerde, ki insanların en az yüzde 85’inin köylerde yaşadığı bir toplum yapısında, din eğitimi, öğretimi köylerde ne kadar yaygındı ve bütün bu alanlarda halkın dini eğitim ve yönlendirme ihtiyacını karşılayabilecek yeterlilikte ulema var mıydı? Var olanlar halkla nasıl bir diyalog kurup nasıl bir din anlayışını yayıp destekleyebiliyorlardı?Bu konudaki tasavvurlarımızın haddinden fazla idealist olduğunu düşünüyorum. Okuma yazma oranının son derece düşük olduğu bir toplumda geçerli olan dindarlığın bidat ve hurafeyle içiçe tabiatına karşı ulemanın bile yapabileceği fazla bir şey yoktu. Ulemanın kontrolü sağlayabildiği yerde bile bunu ancak siyasi destekle sürdürebildiğini görmek için o günlerde yaşıyor olmak bile gerekmiyor aslında.İbn Haldun’un tarihsel bilgi hakkında her zaman kullandığı ölçüye başvurmak yeter: Geçmiş bugüne suyun suya benzediğinden daha fazla benzer. Fatih Sultan Mehmet zamanında Türkmen beyleriyle yaşanan meşhur tarihsel kırılmanın ardından gelişen olaylara bakabiliriz mesela. Bu beylerin intikam arayışıyla İran’a yaklaşıp arkalarına aldıkları Safevi gücü ve bidat-hurafe dolu dini söylemini Anadolu’da kısa süre içinde yaymayı başarmaları nasıl mümkün olabilmişti?Bu yayılma karşısında Osmanlı toplumunda tartışılmaz bir gücü olan ulemanın yönlendiriciliği neden önleyici-etkili olamamıştır mesela? Bu olay sonrası Anadolu’da Kızılbaş-Sünni ayrışmasında özellikle köylerde geçerli olan dindarlıkla Alevilik arasında özde ciddi bir fark var mıydı? Bugün bile Orta Anadolu köylerinde Kur’an eğitimi görmemiş köylülerin halk inançlarını karşılaştırdığınızda özde ciddi bir fark göremezsiniz. İşin özünde tarihte kalmış Şah ve Sultan mensubiyetinin günümüzdeki kalıntısından başka bir fark yoktur.Elbette ulemanın Osmanlıdaki yönlendiricilik gücü ve kapasitesini eleştirmek değil muradımız. Bunun ne faydası ver ne gereği. “Onlar bir nesildi, geldi geçti, onların yaptıklarından veya yapmadıklarından sorulacak değiliz.” Ne var ki, yaşamış olduğumuz değişimleri, nerden geçmiş olduğumuzu, neler yaşamış olduğumuzu iyi anlamak, iyi takdir etmek gerekiyor. Ancak günümüzde ulaşılabilen bazı imkanları kullanamadılar diye geçmiş nesillere kahretmenin anlamı da yok, insafa sığan yanı da. Dolayısıyla şu açık gerçeği görmemiz lazım: Matbaanın olmadığı, okuryazarlığın örgün bir sisteminin olamadığı (olmadığı değil, olamadığı) yüzde 85’i tarımla uğraşan bir toplumda ulemanın Kur’an bilgisini yayma kapasitesi de kitle iletişimin imkan(sızlık)larıyla sınırlı olmak durumundaydı.Kaç köyde Mushaf bulunabiliyordu? Bu durum o günler için toplumsal hayatın yapısal bir sorunuydu (veya sorun demeyelim, durum diyelim) ve bu konuda Osmanlı toplumu da yalnız değildi. Hatta Osmanlı, çağdaşı diğer toplumlarla karşılaştırıldığında belki daha ilerideydi bile.En azından Kur’an eğitimi konusunda, anlamını bilemese de, hatta yazamasa da, buna mukabil ciddi bir okurluk oranı vardı. Bu oran bilhassa kadın okurluğu açısından ilginç bir manzara ortaya koyuyordu. Kadınlar Kur’an okumayı öğrendikleri için Osmanlıca yazıyı da okuma konusunda Batılılara nazaran daha yüksek bir okurluk oranı ortaya koyabiliyorlardı. Bu oranlama tabii ki erkekler için de sözkonusuydu.Dolayısıyla, modernleşmeyle birlikte okur-yazarlık oranında yaşanan gelişmeler Kur’an’ı hem Arapça olarak hem de mealiyle okumaya yönelik geçmişle karşılaştırılamayacak bir gelişmişlik durumunu ortaya koymuştur.Özellikle Osmanlı örneğinde geçmişe özlem, Cumhuriyet döneminin malum din siyaseti dolayısıyla bir çöküş tarihine bağlananlar için bunu kabul etmek zor olabilir. Ama bu bir gerçek ve bunun da elbette neyi getirip neyi götürdüğüne de bu gerçeği gördükten sonra devam edebiliriz.Bireyselleşme, toplumsallaşma, yaşadığımız çağın yine yapısal-sosyolojik bir durumu ve bu duruma herkesin dini anlayışta bireysel karar verme gücü, kabiliyeti ve özgürlüğü de dahildir. Gelgelelim bundan rahatsız olunacak bir durum var mıdır? Bu zaten Kur’an’ın bireyi muhatap alan, kimsenin kimsenin sorumluluğunu, günahını yüklenemeyeceğini söyleyen düsturuyla da muvafık değil midir zaten?
Fatih ve Kanuni’nin de yaşadığı saray: Kazı çalışmaları 12 ay boyunca sürecek
Hayat
Fatih ve Kanuni’nin de yaşadığı saray: Kazı çalışmaları 12 ay boyunca sürecek
Osmanlı'nın başkentlerinden Edirne'de, yapımına 1450 yılında 2'nci Murad zamanında başlanan, Fatih ve Kanuni gibi büyük padişahların yaşadığı Edirne Sarayı'nın (Saray-ı Cedide-i Amire) kazı çalışmaları, 'Cumhurbaşkanı Kararlı Kazılar' arasına alınarak, Trakya Üniversitesi'ne verildi. Üniversitenin Kültür ve Turizm Bakanlığı'na yaptığı başvurunun da kabul edilmesiyle, Edirne Yeni Sarayı kazılarının yılın 12 ayı devam edeceği belirtildi.
DHA
Tarihin akışını değiştiren zafer: İstanbul'un fethinin 568. yılı
Gündem
Tarihin akışını değiştiren zafer: İstanbul'un fethinin 568. yılı
Dünya tarihinin akışını değiştiren, çağ kapatıp çağ açan, Hz. Muhammed'in "İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur" hadisinde övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet'in medeniyetlere başkentlik yapmış İstanbul'u fethinin 568. yılı kutlanıyor. "Çağ açıp çağ kapatan" bir sultan olarak anılan Fatih Sultan Mehmet, 30 yıl süren padişahlığında, fethettiği İstanbul'a sayısız tarihi eserler kazandırdı.
AA
Fatih’in fermanı Londra’da satışta: Açılış fiyatı bir milyon lira
Dünya
Fatih’in fermanı Londra’da satışta: Açılış fiyatı bir milyon lira
Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed Han tarafından Vezir-i Azam Zağanos Paşa’nın imaretleri için verdiği Hicri 866 tarihli (1462) ferman, İngiltere’nin başkenti Londra’da müzayedeye çıkıyor. “Exceptional Islamic Ottoman & Indian Art Sale” adlı müzayede, 21 Ekim’de Londra’da yapılacak.
DHA
10 ay boyunca 12 kişi çalıştı: Kabe kuşağı Fatih Sultan Mehmet Türbesi’ne yerleştirildi
Hayat
10 ay boyunca 12 kişi çalıştı: Kabe kuşağı Fatih Sultan Mehmet Türbesi’ne yerleştirildi
Fatih Sultan Mehmet’in sandukası üzerine serili olan “Kabe kuşağı”, gerçekleştirilen restorasyonun ardından tekrar yerine yerleştirildi. Kuşağın yerleştirilme töreninde konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “10 aylık bir süreçte 12 kişilik ekiple restorasyon işlemi tamamladı” dedi.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.