Sürümden kaybetmek
Sürümden kaybetmek

Okuduğumuz ve etkilendiğimiz şeyleri oldukları gibi, çarpıcı ifade kalıpları halinde mi tutsak acaba hafızamızda; yoksa zihnimizde kardığımız fikir harcına katıp eriterek kıvamını kendimizce belirlediğimiz bir tefekkür kimyasına mı erişmeye çalışsak? İlk bakışta birbirine pek de uzak görünmese de, zihinsel pratiğimize verdikleri yön bakımından iki yoldan, iki ayrı yöntemden ya da bana daha uygun görünen söyleyişle iki ayrı yordamdan söz ediyoruz aslında burada.

“Dünyada üstüne söz söylenmemiş hiçbir mesele yok” dedi gözlüklü ve bıyıklı olan. “Ama henüz o mesele hakkında sözünü söylememiş insanlar var” dedi gözlüksüz ve bıyıksız olan.

Yazıya devam edip birkaç paragraf aşağıya inerseniz benzeri meselelere kafa yormuş insanların yazıp çizdiklerinden bazı ifadelerin alıntılandığını göreceksiniz. Bunu hemen her yazıda yapıyorum. Aslında yazarken ya da konuşurken hepimiz bu türden nakiller yapıyoruz. Bu alıntılar kalıp ifadeler olarak elden ele dolaşıyor, kendi fikir kimyamıza katılıp bize ait yeni ifadelere kaynaklık etmiyorsa, yaptığımızın bir anlam nakliyatından öte geçmediğini itiraf etmemiz gerekir. Herhangi bir meseleye açıklık getiren, derinlik kazandıran, işitenin ufkunu açan ve zihninde uyanan yeni fikirlere ilham olan ifadeler ‘sticker’ gibi oraya buraya yapıştırabildiğimiz şeylerse bunun bize kattığı çok fazla bir şey olmuyor. Fikirleri, ifadeleri bloklar halinde bir araya getirmiş ve lego zihinler inşa etmiş oluyoruz sadece. İfadelerin bağlarının çözülüp paketlerinden çıkartılması, zihinlerde işlenerek içselleştirilmesi ve seviyesi ne olursa olsun kendimize ait fikir ve ifadelerin hayat bulması gerekiyor ki bu faaliyet gerçekten bir işimize yaramış olsun.

“Her formülün altında bir kadavra yatmaktadır. Varlık veya nesne, mahal verdiği bahanenin altında ölür. Zihnin havaî ve uğursuz hovardalığıdır bu. Ve bu zihin isimlendirdiği ve kayda düştüğü şeylerin içinde kendisini heba etmiştir. Sözcüklere aşık olduğu için, ağır sessizliklerdeki esrardan nefrit ediyordur ve bu sessizlikleri hafifleştirip saflaştırır: Bu zihnin kendisi de hafif ve saf bir hale gelmiştir, çünkü her şeyin yükünü atmış ve her şeyden arınmıştır. Tanımlama zaafı, onu merhametli bir cani ve uysal bir kurban haline getirmiştir. Ruhun zihne yaydığı ve ona canlı olduğunu hatırlatan tek leke de böylece zilinmiştir” diye yazmış E. M. Cioran, ‘Çürümenin Kitabı’nda.

Elbette okuyalım, metinleri süzelim, içlerinden bir şeyleri alalım, kendimize katalım. Ama bir papağan gibi bu cümleleri kalıplar halinde tekrar edip durmayalım. Bir mesele konuşulurken şu da şöyle demiş, bu da böyle demiş ezberine girmeyelim. Sohbetleri, konuşmaları seslendirilmiş almanağa, antolojiye, gösterişli alıntılar külliyatına dönüştürmeyelim. Hazreti Şems’in dediği gibi, bırakalım dedikoduyu, ‘sen’ ne dedin, ‘ben’ ne dedim, ona bakalım! Aksi halde konuşmuş, anlaşmış, halleşmiş, idrak etmiş olmayacağız, başkalarının etkileyici cümlelerine dublaj yapmış olacağız sadece.

“Kimin bu söz?” diye sordu sağ taraftaki. “Bilmem, galiba benim!” diye cevapladı diğeri. Bunun olabildiğine ikisi de şaşırdılar.

“İçimde başkaları dolanıyor. Onlardan uzak olduğumda bile, onlarla yaşamak zorunda kalıyorum. Yapayalnız olduğum zaman bile, etrafımı kalabalıklar çevreliyor. Kendimden kaçmadığım sürece, sığınacak bir yerim yok” diyor Fernando Pessoa,

‘Anlamaktan Yoruldum’da.

“Her gün bütün kelimelere sayısız kere hoyratça dokunuyor insanlar” dedi beyaz saçlı adam, “oysa kelimeler, ne kadar az insana gerçekten dokunabiliyor!”

Yürümek ya da yürüyememek
Yürümek ya da yürüyememek

“Ben bir sürü konuştum ama sen bir şey söylemedin” dedi fazlasıyla konuşkan olan. “Söyledim ama hiç kimse duymadı” diye geçirdi içinden görünüşte suskun olan.

İnsanın kendi kendine konuşması, kendisiyle arasındaki irtibatı önemli görmeyen kimselerce delilik gibi görülüyor. Oysa asıl delilik insanın içinden ne geçtiğini merak etmiyor, etse bile bir çeşit korkuyla öğrenmekten kaçıyor olmasında. İnsanın iç sesinden habersiz bir hayat yaşaması, kendini böyle bir sağırlığa memur ve mahkum etmesi yeni zamanlara özgü bir şey... Duymak istemedikleri tek ses kendi sesleri haline geldi insanların neredeyse. Çağın her yere ulaşan korkunç gürültüsünün de onlara büyük yardımı oluyor bu noktada. İçinin söylediklerini duymak istemeyenler için kaçılacak çok yer var yeni dünyada.

“Kendi başımayken her türden zeka dolu yorumlar yapıyor, hiç kimsenin söylemediği sözlere zekice cevaplar veriyor ve hiç kimse ile nükte dolu sohbetler ediyorum. Fakat karşımda etten kemikten biri durduğunda bütün bunlar ortadan kayboluyor; aklım uçup gidiyor, artık konuşamıyorum ve bir buçuk saat sonra bitkin düşüyorum. İnsanlarla konuşmak uykumu getiriyor. Yalnızca ruhani ve hayali arkadaşlarım ve yalnızca rüyalarımda ettiğim sohbetler mutlak bir gerçekliğe ve öneme sahip” diye yazmış Fernando Pessoa, ‘Anlamaktan Yoruldum’ kitabında.

Sosyal hayata kulaklarında kulaklıkla katılan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Böyle birbirine sağır insanların doldurduğu bir ortama sosyal hayat denebilirse tabii. Garip olan, insanları kendi kulaklıklarından gelen sese mahkum eden ve onun dışındaki seslere -ki buna kendi iç sesleri de dahil- neredeyse tamamen kapatan bütün bu cihazları iletişim teknolojileri başlığı altında geliştirip üretiyor olması. Nasıl bir iletişimse bu! Yan yana dolaşan, aynı mekanları paylaşan ama ne birbirlerini ne kendi iç seslerini duymayan insanlar... Ekranlardan kafalarını kaldırıp birbirine bakmayan, birbirini görmeyen kalabalıklar...

“Biraz yürüyelim mi birlikte?” diye sordu gözlüğü kalın çerçeveli olan. “Yürüyelim ama birlikte yürümüş olur muyuz, orasını bilemiyorum” diye cevapladı bu soruyu gözlüğü olmayan.

Bir de şunu düşünün; bütün gün oraya buraya yürüdüğü halde günün sonunda evlerine hiçbir yere varamadan dönenler ne hisseder?

“Ağırdan almak namına şimdiye dek yürümekten daha iyi bir şey bulunamamıştır. Unutmayın, yürürken takdire şayan tek şey gökyüzünün parlaklığı, manzaranın görkemidir. Yürümek spor değildir. Bir kez ayakları üstünde dikildi mi, oturduğu yerde kalamaz insan” diyor ‘Yürümenin Felsefesi’nde Frederic Gros.

“Ya seninle hep selamlaşıyoruz ama senelerdir durup iki çift laf edemedik” dedi yollardan biri. “Ne yapalım, ters istikamete gitmek kaderimizde varmış demek ki” dedi diğeri. İşte bunlar hep bölünmüş yol trajedileri...

Bir Amerikalı, Bir İngiliz, Bir Alman ve bir Türk dev alışveriş merkezlerinden birinde karşılaşmışlar. Oturup bir saat kadar kendilerini bir fıkranın malzemesi kılacak hadisenin ne olacağını beklemişler. Bir şey olmamış, dağılıp gitmişler... İçlerinden sadece biri “İnsanlık kaybetti!” diye söylenmiş. Bilin bakalım hangisi?

Bazen bir şey oluyor, varacağınız yer size geliyor. Oturup yine de bu yolu yürümem gerekir mi, gerekmez mi, bilemiyorsunuz.

“Bir adım daha atacak olsa” diye mırıldandı kendi kendine beyaz saçlı adam, “dünya bitermiş gibi geliyor bazen insana!”

Oumar Niasse Aslan oluyor
Spor
Oumar Niasse Aslan oluyor
Sezon sonunda Everton ile sözleşmesi bitecek olan Oumar Niasse ile irtibata geçen Galatasaray, Senegalli futbolcudan olumlu geri dönüş aldı. Sarı-kırmızılılar, 30 yaşındaki golcüyü, Akhisar döneminden beri istiyordu.
Yeni Şafak
Tüm Türkiye yanımda oldu: Fernando Muslera altı ay sonra formasına kavuşacak
Spor
Tüm Türkiye yanımda oldu: Fernando Muslera altı ay sonra formasına kavuşacak
Yaşadığı sakatlık nedeniyle ameliyat geçiren Muslera, taburcu oldu. Uruguaylı kaleci, “Herkese teşekkür ediyorum, zor zamanımda tüm ülke yanımda oldu. Doktorum Yener İnce’ye, kulübüme ve Galatasaray taraftarına teşekkür ederim. En kısa zamanda görüşmek üzere” dedi.
Yeni Şafak
Fernando Muslera taburcu edildi
Spor
Fernando Muslera taburcu edildi
Galatasaray'ın Süper Lig'de oynadığı Çaykur Rizespor maçında kaval kemiği kırılan ve ameliyat edilen kaleci Fernando Muslera, taburcu oldu. Hastane çıkışında açıklama yapan deneyimli eldiven, 'Herkese çok teşekkür ediyorum, zor zamanımda tüm ülke yanımda oldu' dedi.
DHA
Fernando Muslera taburcu edildi
Spor
Fernando Muslera taburcu edildi
Bacağı kırılan Galatasaray Kaptanı Fernando Muslera, ameliyat edildiği hastaneden taburcu oldu. Hastane önünde açıklama yapan Uruguaylı eldiven, "Herkese çok teşekkür ederim. Zor zamanımda bütün ülke yanımda oldu" ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
Fernando Muslera: Türkiye'de emin ellerdeyim
Spor
Fernando Muslera: Türkiye'de emin ellerdeyim
Çaykur Rizespor deplasmanında sağ ayağında kırıklar oluşan Muslera, Uruguay basınına verdiği demeçte, “Emin ellerde olduğumu biliyorum. Türkiye’nin sağlık sistemi harika” dedi.
Yeni Şafak
Yener İnce: Beklentimiz ameliyat olan Muslera'nın 6 ayda dönmesi
Spor
Yener İnce: Beklentimiz ameliyat olan Muslera'nın 6 ayda dönmesi
Galatasaray Futbol Takımı Kaptanı Fernando Muslera, ameliyat edildi. Operasyon sonrası deneyimli kaleciyi ziyaret eden teknik direktör Fatih Terim, "Muslera bizim için sadece bir kaleci olmaktan öte önemli şeyler ifade ediyor. Tabii ki eksikliğini hissedeceğiz. İnşallah en kısa zamanda aramıza dönecek" ifadelerini kullandı. Takım doktoru Yener İnce ise, "Emre Akbaba örneğinde gördüğünüz gibi beklentimiz 6 ayda dönmesi ama herhangi bir gün vermek doğru değil" dedi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.