Fisk’in ardından
Fisk’in ardından
Orta Doğu gazeteciliğinin dünyadaki en ünlü isimlerinden Robert Fisk, 74 yaşında öldü. 1970’lerden beri aktif şekilde sahada bulunan Fisk, ardında “tuğla kalınlığında” kitaplar, binlerce makale ve röportaj ve oldukça tartışmalı bir kariyer bıraktı. Batı kamuoyunun Orta Doğu ve İslâm dünyasını takip ettiği kalemlerden biri olan Fisk, genellikle “duayen gazeteci”, “gerçekleri yazan muhabir”, “hakikat avcısı” sıfatlarıyla anılsa da, tüm bu tanımların tam tersini hak ettiği bir yüzü de vardı.Batı ba...
Gazetecilerin sorunları tartışılıyor: 1952'den bu yana yürürlükte olan Basın Yasası artık yetersiz kalıyor
Gündem
Gazetecilerin sorunları tartışılıyor: 1952'den bu yana yürürlükte olan Basın Yasası artık yetersiz kalıyor
Gazetecilerin karşılaştığı sorunlar, bir çalıştayla ele alınıyor. İletişim Başkanı Fahrettin Altun, 1952’den bu yana yürürlükte olan Basın Yasası’nın yetersiz kaldığını belirterek, “Gazetecilik mesleğinde terfi, ücretlendirme, izin, sözleşmenin feshi ve kıdem tazminatı gibi sorunlar tartışılacak” dedi. Türkiye’de dışarıdan fonlanan basın kuruluşları olduğuna dikkat çeken Altun, “Ne yazık ki bu kesimin yeri geldiğinde terör örgütlerinin propaganda aygıtı olarak devreye girdiğini, ellerindeki medya gücünü bir silah olarak devlete ve millete doğrulttuğunu da müşahede ediyoruz. Bu noktada yerli ve milli medya stratejik önem arz etmektedir” diye konuştu.
Yeni Şafak
Gazeteciler virüs kurbanı: Sayının daha da artacağından korkuluyor
Koronavirüs
Gazeteciler virüs kurbanı: Sayının daha da artacağından korkuluyor
Mart ayı başından bu yana en az 186 gazetecinin koronavirüs nedeniyle hayatını kaybettiği bildirildi. Hayatını kaybeden gazetecilerin çoğunun virüse görev başında yakalandığı kaydedilen açıklamada, en çok kaybın Latin Amerika’da yaşandığı ifade edildi.
Yeni Şafak
Araştırmacı gazetecilere müjdeli haber: 2050'de yapay zeka işlerini alamayacak
Teknoloji
Araştırmacı gazetecilere müjdeli haber: 2050'de yapay zeka işlerini alamayacak
İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berrin Kalsın, yapay zekanın gazetecilik alanında kullanıma yönelik, "Bu konuda en çok tartışılan nokta, gazetecilerin işlerinden olacağı, yani istihdam sorunu oldu. Ancak her ne kadar algoritmalar, temel habercilik pratiklerini devralsalar da haberin her zaman insani dokunuşa ihtiyacı olduğu bir gerçek." dedi.
AA
Sosyal medyada vatandaş gazeteciliği
Teknoloji
Sosyal medyada vatandaş gazeteciliği
Telefondan çekilen görüntüleri basın kuruluşları ile paylaşma olarak da bilinen ‘vatandaş gazeteciliği’ özellikle sosyal medyanın yeni ilgi alanı oldu. Hem gelir hem de popülerlik isteyen hemen herkes, sokaktan ilginç bir görüntü yakalama derdinde. Gündemi belirleyecek ve kimsede olmayan bir fotoğraf sayesinde 5 bin lirayı bulan gelir elde edebilirsiniz.
Yeni Şafak
Gazeticiliği bıraktı çoklu doğum yapan koyun yetiştiriyor
Ekonomi
Gazeticiliği bıraktı çoklu doğum yapan koyun yetiştiriyor
Bursa'da kendi işini yapabilmek için basın sektöründeki mesleğinden ayrılan Aydın Garip (27), beşiz doğum yapabilen 'Romanov' cinsi koyun yetiştirmeye başladı. Koyunların Ukrayna kökenli ve 'kuzu makinesi' olarak bilindiğini belirten Garip, "Herkes Romanov cinsi koyun beslemeye yöneldi. Taleplere yetişemiyorum" dedi.
DHA
Kültür sanat söyleşileri, yayıncılık ve editörlüğe dair
Kültür sanat söyleşileri, yayıncılık ve editörlüğe dair

35 yıl önce yayıncılık ve yazı hayatına ilk adım attığımda yazmanın birbirinden bu kadar farklı biçimleri, formları, tasarımları olduğunu tahayyül edemezdim. Ne mi demek istiyorum? Muhtemelen bugünün röportajcılarının, editörlerinin, yayıncı ve yayın danışmanlarının pek dikkat etmediği, öğrenmeye keşfetmeye değer bulmadığı pek çok şeyi.

Video: Kültür sanat söyleşileri, yayıncılık ve editörlüğe dair


Meramımı örneklerle anlatmayı deneyeyim. 90’lı yıllarda henüz televizyon kanalları yeni yeni çeşitlenirken özellikle haftalık haber dergileri epey revaçtaydı. Dönemin efsanevi Nokta’sına da ucundan yetişmiştim, lakin asıl maceram Aktüel, Tempo gibi dergilerle başladı.

90’ların başında Aktüel dergisinde editörlük yaptığım dönem, Türkiye’de habercilik anlayışının keskin değişikliğe uğradığı döneme denk geldi. Bireysel anlatımların, haberi hikâye ederek yazmaların altın çağı.

Bir gün benim kapak ve manşetten sorumlu olduğum haber ekibinin alışkın olmadığı bir haber-analizi kapağa taşıdık. Fikri ben geliştirdiğim için yazması da bana kaldı. Sosyolojik gözlemi bol, yorumlu, örneklerle dolu ama esas olarak fikirsel bir başlık bulduk manşete. Hepimizin hoşuna gitmişti.

Gelgelelim dergi yayınlandığında patronumuz rahmetli Ercan Arıklı (ki bugün onun yayıncılık hayatımızdaki kıymetini daha iyi değerlendirebiliyorum) benim bütün hevesimi kıran bir tavırla çıkageldi: “Arkadaşlar” dedi, “bu ne rezalet!”

Zamanın ruhu gereği bir yandan bireysel hikâyelere, kişisel tanıklıklara dayalı habercilik anlayışına prim veriyorduk evet. Ama ne olursa olsun fikir yorum ağırlıklı bir konunun haber dergisinde manşet olamayacağını o gün hep birlikte idrak etmiştik. Sosyolojik, siyasi ya da magazinel söylem veya kavram ürettiğimiz çok olurdu manşet için. Ama köşe yazısı olabilecek denli fikirsel söylemlerin habercilik anlayışımızı hadım eden yanını fark etmiştik.

***

Şimdiki haber portallarına, sosyal medyadaki güncel manşetlere filan bakıyorum da! Ne kadar ince, ne kadar zarif ayrıntılarmış bunlar. Değil fikir analiz düzeyinde bir manşet atmayı, tamamen alaycı, hakaretamiz, tamamen uydurma veya iftira dolu, haberle yorumla analizle hiç ilgisi olmayan manşetlerle yaşıyoruz.

Daha doğrusu bizi giderek ölü nesne kıvamına getiren bu kadavra düzenini yaşatmaya çalışıyoruz. Birkaç yıl önce bir gün bir gazeteyi açıp kendimi hiç vermediğim bir söyleşide hiç söylemediğim bir sözle manşette bulmuştum mesela. Haberi yapan kültür sanat muhabiri beni aramakla uğraşamayınca kafasından uydurduğu birkaç cümleyi bana yakıştırmış, editör de bunu beğenerek manşete çekmişti!

Bir başka sefer yine manşetteydim, yine benimle hiç alakası olmayan bir isim yüzünden, vermediğim ve haberim dahi olmayan bir imza yüzünden vatan haini ilan edilmiştim. Ne bir özür, ne bir kayda geçirme gayreti, ne vicdani sorumluluk!

Evet. Adına gazetecilik, yayıncılık dediğimiz şey şahsi iftiralardan hakaretlerden ve algı operasyonlarından ibaret olmaya başladı çoğunlukla. Bir de tabii sen ben davalarına hapsoldu giderek. Bir ucu menfaatlere dayanıyorsa, bir ucu da memleketi sevenlerle sevemeyenlerin çekişmesine dayanıyor son kertede.

***

Gelelim kendini pek agresif pek cesur gören röportajcıların editörler tarafından asla uyarılmadıkları için giderek kendilerini sorgucu hâkim olarak görmeleri yüzünden yaşadığımız mağduriyetlere. (Elbet benim örneklerimden çok daha vahim, çok daha vebali ağır örnekler var. Lakin çıkış noktası bir.)

Yeni kitabımız gelmiş, sağa sola yollamış yayınevim. Derken röportaj yapacak arkadaşlar soru yolluyorlar. Müsait olunca cevaplayın. Zamanın ruhu bu. Konuşup dilleşerek, yüz yüze gelerek, sözlerden karşılıklı anlamlar çıkarıp açarak sormak yerine veya hatta bir zamanlar bizim yaptığımız gibi oturup bir yorum izlenim-eleştiri yazmak yerine gelsin yazarından hazır cevaplar!

Genellikle yazdıklarınızı okuyacak vakti olmayan muhabirlerin(!) internetteki başka röportajlardan kopyalanan sorularına muhatap olmaktan usanmışsınız ama nefsinize ağır gelse bile emek vererek sizin söylemek istediklerinizi asla ortaya çıkaramayan sorulara cevap vermeye çalışırsınız.

Kopyalanıp yapıştırılan hep aynı sorular mesela, ah ah! Yıllar önce bir muhabir yanlış bir soru sormuştu. Aynı soru (tabii yanlış olduğunu dahi bilmeden) yıllarca farklı röportajlarda karşıma çıktı. Her seferinde yahu bu kitapta böyle bir şey yok dememin ne faydası olabilir!

***

Kitabın ruhuna, kalbine, bütünlüğüne, yazarın eserle ilişkisine dair soru sormak yerine: Kitaptan sorguya müsait olabilecek bir cümle cımbızlayıp kendi pek değerli fikirlerini serdederek o cümleye dair yorumlarınızı soruyorlar.

Ama bir dakika kitaptan, oluşum sürecinden, yazılanların bir araya gelme serüveninden, onca emekten bahsedecektik! Hayır! Soru sormanın kibrine tutsaksınız artık! Sorgucunun aynı anda sizinle ilgili önyargılarına veya önkabullerine delil oluşturma niyetine sıkışmışsınız. Ve bu yaklaşıma hapsolunca sizin eserle ilgili birikiminizi okura ulaştırmak asla mümkün olamıyor. Böyle bir kaygı yok çünkü zaten.

Gönlüm almıyor yapamayacağım demek istemiyor, ama mecburen artık diyorsunuz! Usandım!

Kalemin sahibi var, aşkullaha dokunuyor kardeşler, kimse kusura bakmasın.

Buradaki basit görünen hımbıllığı, gizli umursamazlığı dikkate almayan, buradaki vasat ötesi soru sorma şablonunu kabullenen editörlük anlayışı yüzünden bugün cümleler bozuk, resim altları özensiz, başlıklar yazıyı taşıyamıyor, ifadeler yetersiz, bütüne bakanın bütünü bulma ihtimali neredeyse yok.

Lakin çok güzel örnekler de var. Bunlardan birini, yayın hayatına yeniden başlayan kültür sanat kanalı TRT2’de konuklarını ağırlayan Görkem Yeltan’ı burada anmak istiyorum. İşini yüreğiyle, hakkıyla yapan, kendini muhatabına verebilen, muhabbet açabilen, sözün kıymetini yükselten bu tarz röportajcılara, yayıncılara ve sözü yerli yerine koyma gayretindeki editörlere yeniden ihtiyaç var, bu vesileyle âcizane kayda geçilsin istedim.

İçeride halkı dışarıda ülkeyi satmadan yapın işinizi…
İçeride halkı dışarıda ülkeyi satmadan yapın işinizi…

Demokratik toplumlarda gazetecilik mesleği tartışılmaz.

Tartışılmak bir yana dursun, demokrasinin tamamlayanı, parçası olarak kabul edilir.

Yönetici halkın oyuyla seçiliyorsa, kural buysa, gazeteci de halk adına seçilmişleri takip eder, icraatlarını inceler, neyin nasıl olduğunu araştırır, elde ettiği bilgileri toplumla paylaşır.

İşin özeti budur…

Video: İçeride halkı dışarıda ülkeyi satmadan yapın işinizi…


İdareci gazeteciye, gazeteci de idareciye karşı belli bir mesafede durur, durmalıdır.

Bu mesafe gazetecilik mesleğinin tarafsızca icra edilebilmesi için gerekli olan mesafedir.

Aksi takdirde işler karışır…

Gazeteci dediğiniz adam, açığa çıkaran değil, örten, kapatan, saklayan bir aparat olarak sisteme eklemlenir, altın kadar değerli olan mesleğini beş paralık eder.

Enteresandır…

Gazetecilik dışında hiçbir meslek grubu mesleğine ihanet ederken para kazanamaz, bu sadece gazetecilik mesleğine mahsus bir şeydir.

İşini doğru dürüst yapmayan futbolcu kaybeder, kuyumcu kaybeder, berber, manav, bakkal, doktor, mühendis, çiftçi, hepsi ama hepsi kaybeder.

İşini doğru dürüst yapmayan gazeteci ise kazanır, işini yapmamanın kirli ödülünü fazlasıyla alır.

Gazetecilik de öyle zannedildiği gibi karmaşık bir meslek değildir, son derece basit kurallarla işler.

Nelerdir o kurallar?..

Doğru bilgiye ulaşmak, ulaştığı bilgiyi abartmadan, eksiltmeden toplumla paylaşmak, hepsi bu, bu kadar yani…

Anadolu’da çıkan yerel gazete dört gözle seçimi bekler.

Neden bekler, biliyor musunuz?

Para kazanmak için bekler.

Seçim dönemlerinde kazanacağı parayla diğer zamanları kurtarır, yayın hayatına devam eder.

Adaylardan reklam alır, adayların seçim haberlerini parayla yapar, hatta kapalı devre anket yöntemiyle halkı o adaya yönlendirir, dolaylı olarak seçime müdahale eder.

Bu işler böyle yürür…

Başta söylediğim gazeteci ve idareci arasında olması gereken mesafe ortadan kalkınca, ahbap çavuş ilişkisi devreye girer.

Kaşı beni kaşıyayım seni, demokrasisi yerelden genele kadar topluma hakim olur.

Ne demeye çalışıyorum?

Sağlıklı toplumun, hür iradenin, bağımsız insanın, demokratik düzenin, din ve vicdan özgürlüğünün cisimleştiği meslek gazeteciliktir.

Olmazsa olmaz…

Şimdi gelelim madalyonun öteki yüzüne.

Bu mesleğin uluslararası düzeydeki saygınlığı ne durumdadır, yabancı gazetelerin ve televizyonların temsilcileri hangi ülkelerde ne adına bulunmaktadır, bu insanlar ne yaparlar, kime çalışırlar?

Bunların da bilinmesi lazım tabi...

İngiltere’den Amerika’ya, Rusya’dan Çin’e, Almanya’dan Fransa’ya kadar birçok ülkenin medya kuruluşlarına çalışan gazeteciler var bizim ülkemizde.

Bu arkadaşların önemli bir kısmı da Türk vatandaşı, buralı…

Şu günlerde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ortaklığında, Türkiye’de yeni bir medya merkezi oluşturulduğu yönünde haberler alıyorum.

Bazı Amerikan ve İngiliz gazeteleri de yeni dönem için konjonktüre uygun yeni isimler, yeni temsilciler bulmuşlar, böyle söyleniyor.

Rusya’nın bu alandaki çalışmalarını biliyorsunuz zaten…

Ruslar, işi çözmüşler, sadece iktidara değil, muhalefete de yer açmanın altın kural olduğunu keşfetmişler.

Rusya, kendi içinde bastırdığı, ezdiği muhalif seslerin, gazetecilerin benzerlerini, Türkiye gibi ülkelerde finanse ediyor.

Kimseyi suçlamıyorum, yanlış anlaşılmasın, bir soru soracağım…

Türkiye’de yayın yapan Rus radyosu, aynı formatla, aynı içerikle Rusya’da yayın yapabilir mi, Rus devleti buna müsaade ederler mi?

Mesela İran hakkında tek kelam etmeyen, tek laf söylemeyen, hemen etrafımızda yazıp çizen gazetecilerin tavrı garip değil mi?

İstanbul’un ortasında gazeteci doğrayan Suudi yönetiminin, Türkiye’nin demokratik hayatına katkı sunacak bir medya aklına sahip olduğunu mu düşünüyorsunuz?

O halde Türkiye’de gazetecilerin yaşadığı sorunları Selman ailesinin çözeceğine inanıyorsunuz.

Hatırlayın, Barzani, referandumdan önce Türkiye’ye gelmişti, bir bayrak krizi yaşanmıştı.

O dönemde Birleşik Arap Emirlikleri televizyonundan bir ekip benimle röportaj yaptı.

Onlara dedim ki…

Türk hükümetinin Barzani politikasını doğru bulmuyorum, bunlar yarın referandum yapacaklar, Türkiye, ortaya çıkan sonucu tanıyacak mı ki, bu adamları bayrakla falan karşılıyor, bunlar yanlış işler, dedim.

Yeni Şafak’ta da yazdım…

Ne oldu biliyor musunuz?

Normal şartlarda hükümeti eleştirdiğim için bu yorumun Arap televizyonunda geniş bir şekilde verilmesi, haber sitesinde de işlenmesi gerekiyordu.

Ama öyle olmadı, iki saat konuştuk hiç bahsetmediler.

Benim o dönemde hükümeti eleştirdiğim konu, bunların da Ortadoğu politikalarına denk düştüğü için yayınlamadılar.

Şimdi, bugünlerde yeni arkadaşlar bulmuşlar, öyle duyuyorum.

Türkiye’nin demokrasi sorunu olarak, Türk bayrağının şeklini, Türk devletinin rejimini, dilini, toprağını, havasını, suyunu tartışmaya açıp, sonra da can havliyle, mal mülk derdiyle devletin eteklerine sığınmaya hazır yeni gazeteciler bulmuşlar.

Ayıptır, her şeyi söyletmeyin bana, insanın canını sıkmayın.

Çocuklarınız büyüyor, yarın öbür gün, “Anne, baba sen bu kadar parayı nasıl kazandın, ne iş yaptın da ben böyle hormonlu bir tosuncuğa dönüştüm?” diye sorunca, onlara verecek bir cevabınız olsun.

Gazetecilik, içeride halkı, dışarıda vatanı satmadan da yapılabilir.

Yapıyorum da…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.