Darbecilerde de  o akıl olsa…
Yasin Aktay
Darbecilerde de o akıl olsa…
Cumhuriyet Tarihinin ilk askeri darbesi 27 Mayıs’ın üzerinden tam 60 yıl geçmiş. Bu süre bu olayın kendisini belki tarih kılmaya yetiyor olabilir, ama bu olayın bugünümüze olan etkileri ve yansımaları açısından güncelliğini koruyor olduğu bir gerçek. Esasen tarih dediğimiz şey de geçmişin değil günümüzün, hatta yarınımızın bir meselesidir. O yüzden güncelin etkisiyle, geleceğe dönük niyet ve istikametlerimiz ve bu uğurda verdiğimiz kavgalarımız eşliğinde her dem yeniden yazılır.Geçmişin gün gibi veya yaşandığı gibi tekrar ortaya çıktığı veya çıkacağı yönündeki iyimserlik sadece romantik bir iyimserlik olarak kalır, çünkü böyle bir şey olay yaşandığı esnada bile gerçekleşmez. İhtilaf konusu bütün mevzular, yaşandığı esnada da farklı bakış açılarının veya tutumların konusudur. Yaşandığı esnada bu ihtilafa konu olanların yıllar sonra tarihlerinin nesnel bir biçimde, yani herkes için en tartışılmaz bir biçimde ortaya çıkmasını kimse beklememeli.O yüzden aslında hep dediğimiz bir şey vardır: Haklılık davanız varsa bu işin kararını günün birinde tarihin vermesini beklemeyin, yani işinizi tarihe bırakmayın. Kendi haklılığınızı bugün kanıtlayın ve hakkınızı almanın yoluna bakın. Yoksa tarihe kaldığında tarihin size daha adil davranacağının hiçbir garantisi yoktur.27 Mayıs’ın bugün değerlendirmesini adilce yapan bir siyasi iktidarın olması, toplumca yapılan yanlışa yanlış denilebilmesine imkan veriyor. Bu bakış açısını benimseyen bir iktidar esasen 1991 yılında da vardı ve bu sayede idam edildiklerinden 30 yıl sonra naaşları kendileri adına İstanbul’un orta yerinde inşa edilen bir anıt mezara nakledilerek kendilerine iade-i itibar yapıldı.Bunlar “Allah’ın insanlar arasında deveran ettiği günlerin” muhteşem göstergeleridir. “Gün olur devran döner” deyimi de bu ayetin muhtevasına olan inancın bir tercümesidir. Devran dönende her şey bize başka bir ışık altında bambaşka veçhesiyle görünür. Bugün en nesnel veya ebedi zannedilen bilgiler bile o ışık altında tersyüz olur, bize başka türlü görünmeye başlar.27 Mayıs darbesi Cumhuriyet tarihinin ilk askeri darbesi sayılıyor. Oysa bu itibarla onu 37 yıl sonra gerçekleşen bir darbe olarak nitelemek çok doğru olmaz. Çünkü tek parti idaresi zaten millet iradesine yapılan bir müdahale ve vesayet mantığıyla sürdürülmüştür. Bu vesayete Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte verilen 10 yıllık arada bile onun gölgesi tamamen eksik olmamıştır. O yüzden 27 Mayıs darbesi bu vesayet düzeninin restorasyonunu ifade etmiştir. 27 Mayıs’ta asker, kısa sürede düzeni restore etikten sonra siyasal sahnedeki rolleri tekrar dağıttıktan sonra çekilse de sistem üzerindeki kurucu, koruyucu ve emredici vesayetini, her an yeniden dönme ihtimalini hissettirerek sürdürmüştür.Buna rağmen bu vesayet işleyen sosyolojiden, dünyanın yeni güç dengelerinden tamamen muaf olamamıştır. Darbeciler kurdukları düzenin ilelebet devam edeceği vehmine kapılmış olsalar da, bu onların trajikomik evhamları olarak kalmaya mahkumdur. Zira her bir beşer yapısının doğal bir ömrü vardır. Bu fanilikten peygamberlerin kurduğu düzenler bile muaf olamamıştır. Ama darbecilerin azgın kibirleri ve mücrim iktidarlarına tutkuyla bağlılıkları onlara kendi düzenlerinin ilelebet devam edeceği vehmini mutat bir durum olarak vermiştir.27 Mayıs dolayısıyla tekrar darbelere ve darbeciliğe karşı toplumun bir çok kesimince yüksek bir hassasiyet sergilendi. Bir daha asla tekrarlamaması için konuşmalarda, törenlerde ortak bir bilincin ve duygusallığın oluşturulması yönünde yüksek bir hassasiyet sergilendi.Şu “bir daha asla” sözü ise darbeler konusunda aslında son 30 yıldır her zaman tekrar eden ve tekrarladıkça “artık tamam, bir daha da olmaz” hissi uyandıran bir söylem. Oysa Adnan Menderes ve arkadaşlarına iade-i itibar yapıldığı günden bugüne bile defalarca darbe teşebbüsü yaşadık. 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz… En azından ilk ikisi arasında da askeri vesayetin sürekliliği..Darbelere karşı oluşan toplumsal bilinç iyi güzel de bunu bir de darbeciler bilse ve anlasaymış. Hani akıl hastası kendini darı olarak gördüğü için bütün tavuklardan korkarmış ya. Tam tedavi olup hastaneden çıktıktan sonra kısa zamanda koşa koşa bir tavuktan kaçar halde geri döner hastaneye. Der ki, “beni tedavi ettiniz ama tavuklar benim darı olmadığımı biliyor mu?”Dünyanın değişen halleri, sosyolojisi, ekonomisi, küreselleşmesi bir daha darbelere geçit vermez diye güvenerek yazılar yazan ve darbe tehlikesinden bahseden insanlarla dalga geçen niceleri oldu. Ama onların darbe ile ilgili analizleri tamamen kendi münhasır dünyalarından aldıkları ilhamlarla sınırlıydı tabi. Her değerlendirmede, akıl dışı, vicdan dışı, izan dışı, gerçeklere aykırı görülen darbeyi, darbeciler gayet makul, gayet haklı ve mümkün görüyorlardı işte.27 Nisan’dan sadece bir gün önce darbeden bahsedenleri akıl hastası olarak nitelemeye hazır niceleri vardı. Aynı insanların o gece, henüz hükümet tarihi tavrını ortaya koymamışken, gece boyunca televizyonlara bağlanarak darbeyi nasıl kutladıkların ve ne kadar haklı ve hatta gecikmiş olduğunu ilan ederken görmedik mi?Darbe düşüncesi, haksız bir iktidar talebi olarak hiçbir zaman yok olmaz. Gerçekleşebilmesi için siyasette ve güçte boşluklar, fırsatlar bulması gerekiyordur sadece. Her zaman askeri bir darbe olarak gelmez de. Konvansiyonel “askeri” darbelerin dışında 7 Şubat, Gezi kalkışması, 17-25 Aralık ve hatta 7 Haziran, siyasetteki boşluklardan veya fırsatlardan sızarak yaklaşan darbeci hevesten başkası değildi.Çok şükür bugün o boşluklar ve fırsatlar yoktur, ama olmaması darbe, yani hırsızlık, yani çakallık hevesinin darbecilerde de tamamen bitmiş olduğu anlamına gelmiyor. Allah fırsat vermesin, biz de uyanık olalım.
Taksim Meydanı bariyerlerle çevrildi
Gündem
Taksim Meydanı bariyerlerle çevrildi
Taksim Meydanı Gezi Parkı olaylarının yıl dönümü dolayısıyla herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için bariyerlerle çevrildi.
IHA
Haysiyeti kırılmış
Gündem
Haysiyeti kırılmış
Gezi eylemlerinin finansörü olmakla suçlanan Osman Kavala dahil 16 şüphelinin yargılanmasına başlandı. İlk kez hakim karşısına çıkan Kavala, hakkındaki tüm iddiaları reddetti. İddiaların haysiyet kırıcı olduğunu savunan Kavala, Gezi Parkı eylemleri öncesi ve sonrasında gizli bir plana ilişkin hiçbir yazışma ve konuşmada bulunmadığını söyledi.
Yeni Şafak
CIA danışmanının yerel işbirlikçisi
Gündem
CIA danışmanının yerel işbirlikçisi
Gezi Parkı eylemlerine ilişkin yargılandığı davada beraat eden ancak “Askeri ve siyasal casusluk” suçundan tutuklanan Osman Kavala ve eski CIA danışmanı Henri Barkey hakkında 3 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 20 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianamede, Kavala’nın, Barkey’in casusluk eylemleri kapsamında yerel işbirlikçisi olduğu ve Türkiye’deki faaliyetlerinde birlikte hareket ettikleri belirtildi.
Yeni Şafak
Hangi korkuların esirisiniz?
Hangi korkuların esirisiniz?
Türkiye’de uzun zamandır ‘korku’ üzerine söylem inşa etmek moda oldu. Son olarak Gezi, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz ile dertlerine çare arayanlara, ‘DEVA’ olmak için yola çıkanların ana teması da ‘korku’ oldu. Korku insani bir zaaftır, korktuğu için kimseyi kınayacak halimiz yok. Ama korkunun ana merkezine inmeyi temel mesele edinmeliyiz. Ülkeyi yönetmeye talip olanların korkularının kaynağını bilmemiz en temel vatandaşlık hakkımızdır.8-9 yıldır, daha net bir tarih ortaya koymak gerekirse Gezi kalkışmasından bu yana korku üzerinden söylem geliştirenlere baktığımızda, Tayyip Erdoğan’ı korkularının kaynağı olarak lanse ediyorlar. Peki, gerçekten Tayyip Erdoğan mı korkularının kaynağı?Korku edebiyatının ana yayıncısı Fetullahçı teröristlerdir. Gerek içerideki kriptolar, gerekse yurt dışına kaçmış alçak hainlerin oluşturduğu lobiler, bu korku propagandasının ana aktörleridir. Bu alçakların korkmasını anlıyorum. Çünkü bunlar, 17-25 Aralık öncesi dershane kavgasının başladığı dönemde, işaret parmaklarını başparmaklarıyla birleştirerek, fiske işareti yapıp, “Tayyip Erdoğan’ın bir fiskelik canı var” diyorlardı. Kendilerinden bu kadar emin iken,17-25 Aralık operasyonunu yaptılar, Tayyip Erdoğan’ın öyle kolay ceviz olmadığını gördüler. 15 Temmuz gecesi, Tayyip Erdoğan’a karşı, 40 yıldır besledikleri TSK içerisindeki unsurlarını harekete geçirerek, tank-top-tüfek-F16 bütün silahlarıyla saldırdılar. Bir fiske ile indirmeyi hayal ettikleri Erdoğan’ı tanklar ve uçaklarla bile indiremediler. Onlar korkmasın da ne yapsın?Eski Cumhurbaşkanı Gül’ün şefliğini yaptığı çok sesli koronun solisti Ali Babacan’ın, birilerinin derdine DEVA olmak için kurulan partiyi tanıtırken kullandığı ifadeler, aslında her şeyi gözler önüne seriyor.“Ülkemizde şartlar biraz daha normal olsaydı, bütün ülkemizin genelinde katkı veren destek veren görüşleriyle bizleri aydınlatan arkadaşlarımızın hepsi açıkça burada olsaydı. Ama biz onları anlıyoruz. Gönüller bizimle beraber biz onu biliyoruz. Bugünler de geçer inşallah.”“Biz, şiddet, korku, baskı, ötekileştirme, ayrıştırma ve ayrımcılığın yaşanmadığı bir gelecek inşa etmek için yola çıktık.”“Korku siyaseti, polemikler, kavgalar hepimizi yordu artık. Çalışanlarımız her an işlerini kaybetme korkusuyla yaşıyor.”Evet, böyle buyurmuş Ali Babacan. Konuşmadaki birinci paragrafta kastettiği korkakların kimler olduğunu az çok tahmin edebiliyoruz. Ama üzerinde durmaya gerek yok. İkinci paragraftaki ifadeler çok tanıdık, onların üzerinde de değerlendirme yapmaya gerek yok. Ancak üçüncü paragrafın ikinci cümlesinde yer alan bu “Çalışanlarımız her an işlerini kaybetme korkusuyla yaşıyor” ifadesine pes doğrusu.Beyefendi, FETÖ’cü savcı Zafer Kılınç’tan gelen talimatla onlarca çalışana işlem yaptığını çabuk unutmuşa benziyor. Yunanistan’a kaçarken yakalanan Fetullahçı alçak Zafer Kılınç, İzmir askeri casusluk ve santaj adı altında düzenlediği iddianame ile Türkiye genelinde binlerce bürokrat hakkında işlem yapılması için bakanlıklara yazı yazdı. Ne hikmetse bu hainin yazısını bir tek Babacan dikkate aldı ve kendisine bağlı kurumlarda çalışan onlarca bürokrat hakkında işlem başlatmıştı.7 Şubat MİT krizinde, Gezi olayları sırasında, 17-25 Aralık’ta hangi korkuyla Erdoğan’ın karşısında yer aldıysanız,bugün de aynı korkuların esirisiniz. Erdoğan’dan korkmadığınızdan adım gibi eminim. Ama Erdoğan’ın iktidarının uzun sürmesinden büyük endişe içinde olduğunuzu da biliyoruz.Türk Sanat Musıkisi’nin nadir eserlerinden “Kimseye Etmem Şikâyet” şarkısının sözlerinde yer alan “Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime” ruh hali içinde olduğunuza şüphe yok. Zira FETÖ’cüleri TÜBİTAK’ta ‘Palaz’landıran, Adalet’in anahtarını Pensilvanya’ya teslim eden ve FETÖ’yü ‘Aile’mizin merkezine sokanların bir gün mutlaka hesap vereceği kesindir.Öte yandan her ne hikmetse, Enver Altaylı’nın iddianamesinin ortaya çıkmasından sonra herkesin korkusu depreşti. Yoksa yavaş yavaş finale doğru mu yaklaşıyoruz? Görelim Mevlâ’m neyler, neylerse güzel eyler…
Dündar Gezi’de etki ajanı
Gündem
Dündar Gezi’de etki ajanı
Gezi Parkı eylemlerine ilişkin soruşturmada Can Dündar hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldı. Dündar hakkındaki suçlamalar içinde “etki ajanlığı” da bulunuyor.
Yeni Şafak
Taksim'de şüpheli paket alarmı
Gündem
Taksim'de şüpheli paket alarmı
Taksim Metrosu, Gezi Parkı girişine bırakılan şüpheli çanta nedeniyle kapatıldı. Bir kadına ait olduğu öğrenilen çanta fünye ile patlatıldı, içinden battaniye çıktı.
DHA
Neredesin Çarşı!
Gündem
Neredesin Çarşı!
Gezi olayları sırasında forumlara ev sahipliği yapan Abbasağa Parkı'na iş makineleri girdi. İlk olarak halkın kullandığı spor aletleri söküldü, ardından kafeye yer açmak için yıkım başladı. Çevre sakinleri isyan etti. Gezi'de başrolde olan Çarşı grubu ise, kendi semtindeki işgale kayıtsız kaldı.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.