2018’in Doğu Akdeniz ajandası
Ekonomi
2018’in Doğu Akdeniz ajandası
Doğu Akdeniz tarihin her döneminde medeniyetlerin çekişme ve çatışma hinterlandı içinde olmuştur. Günümüzde de hem stratejik konumu hem de enerji kaynaklarının varlığı bölgeyi daha da önemli hale getiriyor. Orta Doğu’ya açılan kapı konumundaki Doğu Akdeniz 2018 yılında da yeni krizlere gebe durumda… Kıbrıs merkezli yaşanan gelişmeler, Suriye ve enerji savaşlarındaki son durum 2018 Doğu Akdeniz ajandasında.
Yeni Şafak
Suud dışişleri bakanından Güney Kıbrıs’ta yanlış nispet
Suud dışişleri bakanından Güney Kıbrıs’ta yanlış nispet
Suudi Arabistan (SA) Dışişleri Bakanı el-Assaf üç gün önce Güney Kıbrıs Rum kesimini ziyaret ederek mevkidaşı Hristodulidis ile bir araya geldi.“SA bağımsız bir ülke, istediği ülkeyle istediği temasta bulunur, istediği ilişkiyi kurar” denilerek geçiştirilebilecek bir ziyaret değil bu. Hem iki ülkenin kendine özgü konumları hem de bu ziyaret esnasında söylenenler bu ziyaretin doğrudan Türkiye’yi hedef alan, Türkiye’ye mesaj vermeyi gözeten bir ziyaret olarak anlaşılmasını sağlıyor.İki ülkenin konumu derken, başta Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum kesimiyle olan ilişkisi belli. Türkiye, Ada’da bir garantör ülke olarak Türk kesiminin haklarını savunuyor. AB’den aldığı haksız güç ve destekle Rum kesimi ise ada üzerinde tek hak sahibiymiş gibi tasarrufta bulunuyor ve bu arada Doğu Akdeniz’deki yeraltı kaynaklarını başta İsrail olmak üzere istediğiyle istediği şekilde paylaşma peşinde.Ona bu cesareti birileri vererek kışkırtanlar belli.Neticede Türkiye bu alanda bir hak mücadelesi yürütüyor, kimsenin toprağında, kimsenin hakkında gözü yok. Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesi bütün adaya aittir ve KKTC’yi yok sayarak GKRY bu bölge üzerinde tek hak sahibiymiş gibi davranamaz.GKRY’ye bu cüretkarlık konusunda gaz verenler arasına şimdi bu ziyaretle SA’nın katılması oldukça tuhaf, çünkü konunun SA’yı ilgilendiren hiçbir tarafı yok, onun bu denkleme katılmasıyla ne Rum kesimine kazandıracağı bir şey var ne de Türkiye’ye verebileceği bir zarar da var. Ancak bu denkleme bu şekilde katılmakla tarafını belli etme derdi taşıdığı anlaşılıyor ki, tuttuğu taraf ona sadece çok şey kaybettirir hiçbir şey kazandırmaz.Güney Kıbrıs’ı ziyaret eden ilk Suudi Dışişleri Bakanı olan Bakan Assaf’ın bu ziyaretinin zamanlaması elbette bu ilişkiler bağlamında oldukça anlamlı. Bu arada SA’nın Güney Kıbrıs’taki ilk büyükelçisi Halid Muhammed Al Sharis de geçen hafta GKRY Lideri Nikos Anastasiadis’e güven mektubunu sunmuştu.Bakanın mevkidaşıyla buluşmasında açıkça “Türkiye’nin Akdeniz’deki yasa dışı faaliyetleri karşısında baş müttefiklerimizden Güney Kıbrıs’ın yanındayız. Askeri iş birliğimizi artıracağız” ifadelerini kullandığı kaydedildi.SA’nın şu anda İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanı olmak gibi bir özelliği var. Önceki dönem başkanı Türkiye idi, şimdi SA. Elbette bu başkanlık, üstüne SA’nın Hadimu’l Haremeyn olma konumu eklendiğinde, hep birlikte İslam dünyasının meselelerine karşı daha sorumlu davranmasını gerektiriyor. Ne yazık ki İslam dünyasının meselelerinin ne olduğu ve bunların çözümü konusunda hiçbir çabasını ve arayışını göremediğimiz SA yönetimi, bilakis bütün İslam dünyasında işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmekten başka bir şey yapmıyor.Bu durumu değerlendirmek için davet edildiğim TRT Arapça’daki yayında SA’nın İslam dünyasının en önemli ülkelerinden biri olarak kendisinden beklenen ve beklenmeyen davranışlar olduğunu söyledim. Mesela bu hareketin SA’nın ne mevcut konumu ne tarihsel sorumluluğu ve ne de bir devlet olarak büyüklüğüyle bağdaşan hiçbir rasyonalitesinin olmadığını anlatmaya çalıştım.Bu sözlerim kanal tarafından bir twitter mesajında video ilavesiyle paylaşılmış. Mesaj kısa süre içinde bir milyona yakın bir izleyiciye ulaşmış, son baktığımda üç bine yakın kişi altına yorum yazmış. Yorumların neredeyse tamamı tek bir kanaldan talimat almış gibi, aynı ağızla saldırıyor.Mesajların ne kadarı resmi söylemi yansıtıyor? Hepsini ayıklama şansım da vaktim de tahammülüm de yok. Bir kaçına baktığınızda zaten hepsi birbirinin kopyası. Ama bir çoğu bu ziyareti sanki Türkiye’ye Katar, İran ve Kaşıkçı meselesi dolayısıyla Türkiye’nin siyasetine nispet olarak gördüğü anlaşılıyor.SA’nın Kıbrıs’la yaklaşmasını Türkiye’nin Katar’la ilişkisiyle aynı gören yaklaşım tabii ki çok hasta bir yaklaşım ve Türkiye’nin herkes için, hatta SA için bile hayırlı olanı istediğini hala görmeyen talihsiz bir yaklaşım. Katar ile Türkiye arasında zaten mevcut olan bir askeri işbirliği anlaşması Katar’a karşı yürütülen kuşatmada onu koruma sorumluluğunu yerine getirmeyi gerektiriyordu. Türkiye’nin Katar’la bu ilişkisi SA ile ihtilafından çok önce kurulmuştu. Üstelik bunu yapmakla Türkiye aslında SA’yı da büyük bir hataya düşmekten kurtarmış oldu. Ne yazık ki bu aşamada bile hala anlaşılmış değil. Ama eninde sonunda onlar da anlayacaktır.Kaşıkçı meselesinde ise Türkiye kendi topraklarında işlenmiş bir cinayetin sorumlularını talep etmektedir. Türkiye bütün dünyanın gözü önünde kendi topraklarında işlenmiş bu korkunç cinayetin gerektirdiği adaleti kimseye ikram etme hakkına da imkanına da sahip değildir. Kimse de bunu Türkiye’den bekleme hakkına sahip değildir.Ucu kime kadar gidiyorsa, sorumluları en objektif şekilde bulup yargı önüne çıkarmanın peşinde olmak Türkiye için sadece bir hak değil, bir sorumluluktur da. Türkiye’yi bu sorumluluğunu yerine getiriyor diye bir hasım olarak konumlandıranlar bir şey kazanmaz çok şey kaybeder. Adalet her zaman ihya eder, öldürmez, kendimizin veya yakınlarımızın aleyhine bile olsa..Hele bütün bu ilişkiler bağlamı içinde, durumu daha da düzeltme arayışı içinde olması gereken SA’nın Katar ve Kaşıkçı meselesinde nispet olsun diye Güney Kıbrıs’a yaklaşımı, her şeyden önce nispeti bile yanlış kurduğunu gösteriyor. Böyle bir nispetin Rumlara verebileceği bir şey olmadığı gibi Türkiye’den alacağı bir şey de yok. Olan sadece SA’nın zaten yıpranmış konumuna olur.
Haklı olman yetmiyor, güçlü olman lazım
Haklı olman yetmiyor, güçlü olman lazım
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, batılı sömürgeci zihniyeti arkasına alarak Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını boğmaya çalışıyor.Video: Haklı olman yetmiyor, güçlü olman lazımMaden açısından zengin Afrika ülkelerine baktığında insan yerine kazanç gören zihniyet de, bugün Doğu Akdeniz’de haksız kazanç elde etme peşinde.Onlar da Doğu Akdeniz’de bulunan doğalgaz yataklarını Türkiye ve KKTC’yi yok sayarak elde edemeyeceklerini biliyorlar.Oldu bitti peşindeler.Glasgow Üniversitesi’nde uluslararası deniz hukuku alanında doktora yapan Ferhat Ercümen’e göre Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs’ın güneydoğu açıklarında bulunan enerji yataklarının bölüşülmesi, çıkartılıp işletilmesi kapsamında, İsrail ve Mısır gibi bölge ülkeleriyle daha önce sınırlı olan ilişkilerini geliştirmek, Ada’nın tek söz sahibi sıfatıyla antlaşmalar yapmak ve Total, Eni, Exxon gibi uluslararası şirketlere tek taraflı imtiyazlar vermek suretiyle, ekonomik çıkarın yanı sıra KKTC ve Türkiye aleyhine siyasi güç de elde etmek istiyor.***Uzmanımız uluslararası deniz hukuku hakkında şu bilgileri vererek sorunun kaynağını da gösteriyor;Günümüzde geçerli deniz alanları tanımları kıyıdan başlayarak iç sular, karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) ve nihayet açık deniz şeklinde sınıflandırılır.Doğu Akdeniz enerji kaynakları konusunu anlamak için kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) kavramlarını bilmek gerekiyor.Deniz yatağı ve toprak altındaki petrol ve doğalgaz gibi doğal kaynaklara yönelik haklar, kıta sahanlığına sahip denize kıyısı olan devletlere verilmiş.Bu hakların ilan edilmesi gerekmiyor.Ancak münhasır ekonomik bölge (MEB) ise kıta sahanlığı üzerindeki su kütlesinde balıkçılık, dalga ve rüzgârdan enerji üretilmesi gibi faaliyetlere yönelik haklar doğuran, ilan edilmesi gereken bir deniz alanı olarak kabul ediliyor.Uluslararası hukuk, bu alanların öncelikle denize kıyısı olan devletler arasında anlaşarak bölüşülmesini öneriyor.Bu mümkün olmadığı takdirde, uluslararası tahkim ve mahkemeler gibi çözüm yollarına başvuruluyor.Bunun da sağlanamaması ihtimalinde uluslararası hukuk, haklı menfaatleri olan ilgili devletler arasında, bu doğal zenginliklerden yararlanılmasına yönelik geçici çözümler üretiyor.Nitekim bu prensipler 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde açıkça belirtilmiş.En nihayetinde, bölünmemiş deniz alanlarında ilgili ülkelerin haklarını geri alınamaz şekilde değişime uğratacak, doğal kaynakların tek taraflı kullanılması gibi girişimler hukuk dışı kabul edilmiş.***Geldik şimdi bu sorunun kaynağına?Buradaki sorunun kaynağı şu;Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrol kaynaklarının işletilmesine yönelik olarak devletler arasında kapsamlı bir kıta sahanlığı bölüşümü gerçekleşmemiş.Neden?Başta Kıbrıs sorunu olmak üzere Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler arasındaki siyasi ve deniz alanlarının bölüşümüne yönelik anlaşmazlıkların sürmesinden dolayı.Buna rağmen Rum yönetimi Mısır ve İsrail’le, Ada’nın tek otoritesi sıfatıyla deniz alanlarını sınırlandıran antlaşmalar imza etmiş, Lübnan ile yapılmak istenen antlaşma ise Türkiye’nin çabaları sonucu engellenmiş.Buna rağmen son dönemlerde İsrail’in Leviathan, Rumların Afrodit ve Mısır’ın Zohr adı verilen ve birbirine yakın konumda bulunan bölgelerde ciddi doğalgaz yatakları keşfetmesi, adı geçen devletleri yakınlaştırmış.Yunanistan’ın da bu gruba dahil olma çabasıyla, buradan çıkarılabilecek gazın Avrupa’ya nakli tartışılmaya başlanmış.Fakat bu denklemde ne Türkiye’ye ne de KKTC’ye yer verilmiş.Bütün çabaları DoğuAkdeniz’de fiili bir oldu bitti üretmek.***Türkiye ise bu oyunlara karşı geri adım atmadan kozlarını kullanıyor.Ve sahada ben varım diyor.Ancak DoğuAkdeniz’deki uluslararası oyun, içerideki ekonomik, siyasi ve sosyal sorunları unutturacak kadar ciddi.***Menfaatler vazgeçilmez hale dönüştürülünce, güçlüler tarafından hukukun askıya alındığına insanlık tarihi şahittir.O yüzden haklı olmak çoğu kez yetmez, hem dışarıda hem içeride güçlü olmak gerekir.
Doğu Akdeniz’de enerji dengesi nasıl değişecek?
Doğu Akdeniz’de enerji dengesi nasıl değişecek?
Doğu Akdeniz’de keşfedilecek doğalgaz ve petrol kaynaklarının bölgede dengeleri değiştirme potansiyeli oldukça yüksek. Açıkça ifade etmek gerekirse, bölgede oluşturulmaya çalışılan dengenin bir tarafında Türkiye diğer tarafında ise İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, Yunanistan gibi aktörler ve bunlarla yakın ilişki içerisinde olan irili ufaklı birçok paydaş.Video: Doğu Akdeniz’de enerji dengesi nasıl değişecek?Belki de Türkiye’yi bölgede dışlamayı hedefleyen Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun katılımcıları olan İsrail, İtalya, Yunanistan, Mısır, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Filistin yönetimini bu dengenin diğer tarafına oturtabiliriz.Bu aktörlere AB ve ABD’yi de eklemek gerekiyor. Hatta belki de bu listenin en başına eklemek daha anlamlı olabilir. En önemlisi de Doğu Akdeniz bölgesinde hidrokarbon kaynaklarını arayan uluslararası enerji şirketleri de bu dengenin diğer tarafına konumlandırmakta fayda var.PEKİ TÜRKİYE DOĞU AKDENİZ’DE DENGEYİ NASIL DEĞİŞTİRECEK?Türkiye’nin son dönemlerde sondaj gemileriyle başlattığı çalışmalar ve bu bölgede geçmiş yıllara nazaran daha aktif rol alması hem kendisi hem de KKTC için stratejik bir adım anlamına geliyor. Son olarak Oruç Reis Sismik Araştırma gemisinin de bölgeye intikal etmesiyle birlikte Türkiye bölgedeki haklarını sonuna kadar koruyacağını net bir şekilde ifade ediyor.Bu adımlarla 2000’li yıllardan itibaren Türkiye’nin bölgede saf dışı bırakılmak istenmesine karşı bir reaksiyon sergileniyor. Doğu Akdeniz’de oluşturulmaya çalışılan enerji güç dengesinin Türkiye’nin devam eden rezerv arama çalışmaları ve yeni dönemde uygulayacağı aktif politikalar neticesinde değişime uğrayacağı açıktır.Türkiye sadece sondaj faaliyetlerini yapmakla bile bu değişimi başlattığı gibi doğalgaz kaynaklarını bulup çıkarttığı taktirde söz konusu değişim çok daha hızlanacaktır. Dolayısıyla hidrokarbon kaynaklarının keşfi bölgedeki dengelerin Türk kesimi lehinde dönüşmesine neden olacaktır.DOĞU AKDENİZ’DE RUSYA VE TÜRKİYESon dönemlerde AB ile yaşanan sorunlar, AB’nin GKRY ve Yunanistan ile birlikte hareket etmesi ve S-400 alımı sonrasında ABD ile Türkiye arasında oluşan kriz bir anlamda Doğu Akdeniz’de de yeni bir gerilimin ve dolayısıyla yeni bir dengenin habercisi olarak okunuyor.Burada akıllara şu soru geliyor? Türkiye Doğu Akdeniz’de AB ve ABD ile karşı karşıya gelirse son dönemlerde birçok konuda dirsek teması içinde olduğu Rusya ile birlikte hareket eder mi?Bu durumun aslında bölgenin enerji denklemi için çok kritik bir adım olacağı açıktır. Çünkü, bir yandan Türkiye’nin Rusya’ya olan yüksek enerji bağımlılığı diğer yandan TürkAkım projesiyle Türkiye’nin enerji arz güvenliğini arttırması ve Rusya’nın da Türkiye üzerinde Avrupa’ya doğalgaz transferi gerçekleştirmesi Türkiye ile Rusya’yı yakınlaştırıyor.Bu adımlar Türkiye ve Rusya açısından ne kadar olumluysa, AB ülkelerinin Türkiye üzerinden Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri söz konusu ülkeler açısından bir o kadar olumsuz.Diğer taraftan, ABD’nin artık enerji ihracatçısı konumuna gelmiş olması ile birlikte doğalgazını LNG olarak AB ülkelerine taşıması ve dolayısıyla da başta da Rusya pazarına ortak olması Rusya’yı Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye yakınlaştırıyor.Türkiye açısından en kritik noktalardan biri de Doğu Akdeniz bölgesinde keşfedilecek doğalgaz rezervleri sayesinde TANAP, TürkAkım ve sonrasında hayata geçecek yeni projeler vasıtasıyla bu bölgedeki kaynakların uluslararası piyasalara taşınması olacaktır. Bu durum Türkiye’yi bölgede kritik bir aktör yapacağı gibi karşı tarafta oluşturulan yapay enerji dengesinin bozulmasında da önemli rol oynayacaktır.Rusya ile enerji konusunda var olan ilişkiler, S-400 alımı, vizesiz seyahat konusunda atılan adımlar ve taze bahar havası Doğu Akdeniz’de de yeni bir dengenin daha doğrusu yeni bir enerji denkleminin oluşmasını hızlandıracaktır.
Akdeniz’de Türkiye’ye mecburlar
Gündem
Akdeniz’de Türkiye’ye mecburlar
NATO görevi kapsamında Doğu Akdeniz’de seyreden İspanya, Hollanda ve Kanada savaş gemileri, Barbaros Hayreddin’i koruyan Türk fırkateynleriyle Kıbrıs güneyinde boy gösterdi. NATO’nun denizde Türkiye ile dansı, 4’lü ittifaka karşı (Yunanistan-Mısır-GKRY-İsrail) hamle olarak yorumlanıyor.
Yeni Şafak
Dışişleri Sözcüsü Aksoy'dan ABD'nin GKRY'yi askeri eğitim programına dahil etmesine sert tepki
Gündem
Dışişleri Sözcüsü Aksoy'dan ABD'nin GKRY'yi askeri eğitim programına dahil etmesine sert tepki
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, ABD’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini (GKRY) Uluslararası Askeri Eğitim ve Talim" (IMET) programına dahil etmesine ilişkin, "İki taraf arasındaki dengeyi gözetmeyen adımların Ada'da güven ortamının tesis edilmesine, Doğu Akdeniz’de barış ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayacağı açıktır" ifadesini kullandı.
AA
Akdeniz’de Rum oyunu: Türkiye izin vermeyecek
Ekonomi
Akdeniz’de Rum oyunu: Türkiye izin vermeyecek
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Doğu Akdeniz’de tek taraflı gayrimeşru faaliyetlerini sürdürüyor. Rum Yönetimi ile Mısır arasında denizaltında boru hattı ile doğalgaz taşınmasına ilişkin anlaşma Çarşamba günü imzalandı. Anlaşma sonrası Ankara'nın atacağı adımlar yakından takip edilirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaş gemilerimiz ve hava kuvvetlerimiz her türlü müdahaleyi yapma yetkisine sahip sözü Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki tavrını da ortaya koyuyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez de, "Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin onay vermediği, rızasının olmadığı hiçbir projenin oldu bittiye getirilmesine izin vermeyeceğiz" dedi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.