Dünyada borç sorunu
Dünyada borç sorunu
Kovid-19 salgının ekonomiler üzerindeki olumsuz etkisini gidermek için birçok ülke önemli miktarda mali, parasal ve finansal teşvik paketlerini uygulamaya koydular.Salgın sonrasında ekonomilerde baş gösteren fiyat artışlarının yanında artan kamu borçları da önemli bir sorun halini alıyor. Tabi ki borç sorunu yalnızca düşük ve orta gelirli ülkeler için problem haline gelmiyor. Bu sorun düşük ve orta gelirli ülkelerin yanında küresel piyasalar için de tehlike çanlarının çalmasına neden oluyor.Düny...
Evergrande! Yeni bir küresel kriz kapıda mı?
Evergrande! Yeni bir küresel kriz kapıda mı?
1996 yılında kurulan Evergrande, 2018 yılında dünyanın en değerli emlak şirketi oldu. Cirolarına göre dünyanın en büyük şirketlerini sıralayan Fortune 500 listesinde ise 122’nci sırada yer alıyor. Emlak sektörü toplamda Çin ekonomisinin (GSMH) yüzde 29’unu, yani üçte birini oluşturuyor.305 milyar dolarlık tutarıyla, dünyanın en borçlu emlak geliştiricisi China Evergrande Group, içinde bulunduğu likidite krizinin, borç temerrüdüne yol açacağına dair endişelerin artmasıyla Çarşamba günü kredi not...
Ekonomiler ne zaman normale dönecek?
Ekonomiler ne zaman normale dönecek?
31 Mart 2021 tarihinde Dünya Ticaret Örgütü'nün yayımladığı “Dünya Ticaret Öngörüleri” raporu küresel ekonominin hem geçen yılını izah etmekte hem de 2021 yılı ve ötesi hakkında tahminler öne sürmektedir. İlgili raporda DTÖ’nün yeni tahminlerine göre; dünya emtia ticaret hacminin 2020’de yüzde 5,3 düştükten sonra 2021’de yüzde 8 artması ve geçen yılın ikinci çeyreğinde dibe vuran salgının neden olduğu çöküşün ardından toparlanmaya devam etmesi bekleniyor.Ticaret büyümesi daha sonra 2022’de yüzd...
Türkiye 13’üncü büyük ekonomi: Dünya Bankası 2019 rakamları üzerinden oluşturduğu listeyi açıkladı
Ekonomi
Türkiye 13’üncü büyük ekonomi: Dünya Bankası 2019 rakamları üzerinden oluşturduğu listeyi açıkladı
Dünya Bankası’nın 2019 yılına ait Satın Alma Gücü Paritesi (SAGP) verilerine göre Türkiye; 2 trilyon 325 milyar dolar Gayri Safi Milli Hasıla (SAGP GSMH) ile dünyada 13. sırada yer aldı. OECD ülkeleri içinde 7’nci sıraya yerleşen Türkiye için Satın Alma Gücü Paritesi bazında Kişi Başı Milli Gelir rakamı 27 bin 875 dolar olarak hesaplandı.
Yeni Şafak
Küresel piyasalarda koronavirüs sonrası yeni dönem
Küresel piyasalarda koronavirüs sonrası yeni dönem

İlk olarak Çin’de görülen ve daha sonra kısa bir sürede tüm dünyaya yayılan Kovit-19’un ortaya çıkışından bu yana yaklaşık beş ay geçti. Dün itibariyle vaka sayısı tüm dünyada 1,8 milyonu aştı. Hayatını kaybedenlerin sayısı ise 115 bine ulaşmış durumda. Ancak, dünya bu beş ayda adeta ne olduğunu anlayamadığı bir dönemi yaşıyor. Ne sorunun tespiti tam olarak yapılabiliyor ne de henüz gelinen noktada net bir çözüm bulunabiliyor.

Dünyaya güçleri ile meydan okuyan ülkeler, virüsün yayılma hızı ve sağlık sistemlerinin yetersizliği karşısında ne yapacakları konusunda çaresiz kalmış durumdalar. Bu durum sanki ikinci dünya savaşında birbirine karşı savaşan gelişmiş batılı ülkelerin savaş sonrasında bir araya gelerek, dünyayı sömürmek için kurdukları güç birliklerinin de sonunu getirecek gibi.

Bilindiği gibi ikinci dünya savaşından sonra kurulan bu düzen, 1970’li yıllarda petrol kriziyle birlikte daha da güçlendi. Bu dönemde ülkeler birlikteliklerini iyice güçlendirerek dünya üzerinde müthiş bir hegomanya kurdular. Bunun sonucunda da 1970 yılında 3,5 trilyon dolar olan dünya GSMH’si, 2019 yılında 83,1 trilyon dolar artarak 86,6 trilyon dolar olarak gerçekleşti. Bu artışın 58,3 trilyon doları gelişmiş ilk on ülke tarafından gerçekleştirilmiştir.

Başka bir ifadeyle 2019 yılı itibariyle bu üretimin 36,9 trilyon dolarlık kısmını G7 ülkeleri, 70,9 trilyon dolarlık kısmını da G20 ülkeleri gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla küresel düzeyde üretim ve gelir dengesizliğinin çok belirgin hale geldiğini görüyoruz.

Dünyanın farklı bölgeleri arasındaki gelir uçurumu, 20. yüzyılın ortalarında itibaren iyice açılmıştır. Örneğin ikinci dünya savaşından sonra, en zengin ülkelerin geliri en fakir ülkelerin toplam gelirinin 15 katı iken, günümüzde bu rakam 77 katına ulaşmıştır. Dünyadaki en zengin 42 kişinin mal varlığı, dünya nüfusunun %50’sine tekabül eden 3,6 milyar insanın mal varlığıyla eşittir. Yine, İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Oxfam; 2 bin 153 milyarderin, dünya nüfusunun %60’ını oluşturan 4,6 milyar kişiden daha zengin olduğunu öne sürmektedir.

Son 50 yıldır refah seviyesi göstergeleri sürekli artan dünyamızda yoksulluğun halen ciddi bir sorun teşkil etme sebebi, büyümeden elde edilen kârın toplumlar arasında adaletsiz bir şekilde paylaşılmasıdır. Küresel adaletsizliğin bu kadar rahatsız edici boyutlarda olması ve servetin bu kadar adaletsiz paylaşımı bu batılı ülkeleri hiç ama hiç rahatsız etmemiştir.

Dolayısıyla dünyada aç ve yoksul insanların bulunması, batılı ülkelerin sömürü düzenlerinden kaynaklanmaktadır. Her ne kadar sömürgecilik tarihte kaldı desek de 1960’lı yıllardan itibaren bu ülkeleri borçlandırmak suretiyle modern bir sömürgecilik düzeni kurulmuştur.

Dünya zenginliklerinin %80’nini paylaşan ve bugün Kovit-19 salgınından en çok etkilenen konumda olan bu batılı ülkeler, keşke yıllardır Afrika, Ortadoğu ve Güney Asya gibi bölgelerde yoksulluk ve imkansızlık yüzünden yıllardır ölen insanlara karşı da duyarlı olabilselerdi. Keşke bugün Kovit-19’dan etkilenen bu bölgelere de yardımlar yapabilseler ve bu bölgelerdeki ölümleri de engelleyebilseler.

Kovit-19 salgınından etkilenen batılı ülkelerin liderleri, salgınının kendilerini etkilemesi üzerine ekonomik büyüklüklerinin %1 ila %20’si kadar mali destek paketleri ile insanlarına yardımcı olmaya çalışıyorlar.

Hatta, Uluslararası Para Fonu (IMF) Kovid-19 salgının küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerine karşı 1 trilyon dolarlık kaynağı kullandıracağını açıkladı. Yine, IMF Başkanı Georgieva; hükümetlerin hali hazırda bu salgının ekonomik etkilerine karşı koymak için 8 trilyon dolar büyüklüğünde mali teşvik tedbirleri açıkladıklarını, ancak daha fazlasına ihtiyaç olacağını da vurguladı.

Bu durumda tüm dünya genelinde krizin uzaması ve etkilerinin genişlemesi, yapısal değişimlere yol açabilir. Dünya genelinde gelir eşitsizliğinin son 35 yılda daha da arttığı bir ortamda, inşallah Kovid-19 ile başlayan olaylar tarihin aksine bu kez, küresel gelirin adaletli bir şekilde dağıtılmasını sağlayacak sistemlerin kurulmasına vesile olur.

2019 yılı Türkiye nüfus sayımı sonuçlarının değerlendirilmesi
2019 yılı Türkiye nüfus sayımı sonuçlarının değerlendirilmesi

Türkiye’de tam teşekküllü nüfus sayımı 2007 yılında Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne (ADNKS) geçilmesiyle yapılmış ve gerçek nüfus rakamına ulaşılmıştır. ADNKS sistemi öncesi, büyük şehirlerde nüfusun artmaya başladığı 1980’li yıllardan sonra çoğu göç veren şehirlerde daha fazla nüfus varmış gibi görünüyordu. Anadolu’daki birçok şehrin demografik yapısı tam olarak bu sisteme geçişle ortaya çıkarken, ekonomileri ise olumsuz etkilendi. Çünkü, şehirlerin merkezi hükümetten aldıkları ekonomik paylar nüfusa göre verilmektedir.

Tabi bu sistem sadece ekonomik kaybı değil aynı zamanda siyasi yapıda da önemli değişiklikleri beraberinde getirdi. Hızlı göç artışı ile büyük şehirlerde milletvekili sayısı artarken, Anadolu’daki illerin milletvekili sayılarında önemli düşüşler meydana geldi.

Türkiye nüfusunun en önemli özelliği, hızlı artmasıdır. 1927 yılında yapılan ilk genel nüfus sayımından, 2019 yılına kadar geçen sürede ülkemizin nüfusu, 13,6 milyon kişiden 83 milyona yükselmiştir. Son ADNKS’e göre, Türkiye’de ikamet eden nüfus, 31 Aralık 2019 tarihi itibariyle bir önceki yıla göre 1 milyon 151 bin 115 kişi artarak 83 milyon 154 bin 997 kişiye ulaşmıştır.

Nüfusun hızla artması için yaşam koşullarının iyileşmesi, sağlık alanındaki ilerlemeler ve yurt dışından gelen göçler temel etkenlerdendir. Özellikle Balkan ülkelerinden Türkiye’ye yoğun göçler olmuştur. Ancak, Türkiye nüfusunun hızla artmasının en önemli nedeni şüphesiz doğal nüfus artışıdır.

Nüfusumuzun miktarsal olarak arttığını ifade ederken, nüfus artış hızında zamanla düşüş olmuştur. 90’lı yıllara kadar binde 20’i civarında olan yıllık nüfus artış hızı, ADNKS’ye geçildiğinden beri binde 13-13,5 aralığında gerçekleşmektedir.

Kentlerde yaşayan nüfusun artması, eğitim seviyesinin yükselmesi, çalışma hayatında yer alan kadın sayısındaki artış, evlenme yaşının yükselmesi, aile planlaması ve doğum kontrol yöntemlerinin yaygınlaşması nüfus artış hızının düşmesinde rol oynamıştır.

Son yıllarda nüfus artış hızını artırıcı hükümet politikalarının yoğunlaştırıldığı ülkemiz, dünyada fazla nüfuslu ülkeler arasında yer almaktadır. Bulgaristan, Yunanistan, İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelere, Avrupa ülkelerine ve Ortadoğu’daki ülkelerine göre daha fazla nüfusa sahibiz. Ancak, 7 milyar 594 milyon 270 bin kişi olan dünya nüfusu içinde istenen payda değiliz.

Ülkemizde toplam nüfusun yaşa göre dağılımına baktığımızda; çocuk yaş grubu olarak tanımlanan 0-14 yaş grubundaki nüfus oranı, 2007 yılında %26,4 iken 2019 yılı itibariyle %23,1’e düşmüştür. Aynı dönemde çalışma çağı olarak tanımlanan 15-64 yaş grubundaki nüfus oranı %66,5’den %67,8’e çıkarken, 65 yaş üstü nüfusun oranı da %7,1’den %9,1’e yükselmiştir. Doğurganlık ve ölümlülük hızlarındaki azalmaya bağlı olarak, 2007 ve 2019 arası dönemde yaşlı nüfusun arttığı ve ortanca yaşın yükseldiği görülmektedir.

Dünyada 2020’de ilk kez 30 yaşın üzerindeki insanların sayısı, 30 yaşın altındakilerden fazla olacak. Yaşlı olarak görülen 65 yaş üstü nüfus da dünyadaki beş yaş ve altındaki çocuk sayısını belirgin biçimde geçecek.

Neyse ki genç nüfus ve devam eden göçün yanı sıra hala iyi seviyede olan doğurganlık oranları, Türkiye’deki potansiyelin devam ettiğini gösteriyor. Nüfusun %31,2’sinin halen 15 ile 34 yaş aralığında olduğunu düşündüğümüzde, bu demografik yapının iyi bir potansiyel olduğu nettir.

Türkiye’de kırsal kesimdeki nüfusta da azalış devam ediyor. 2018 yılında %92,3 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2019 yılında %92,8’e yükseldi. Belde ve köylerde yaşayanların oranı ise %7,7’den %7,2’ye düştü.

Nüfusun kırsaldan şehre göç etmesi istihdam sorununu beraberinde getirmektedir. İşsizliğin artmaya başlaması ile birlikte, hükümet istihdam artışını kolaylaştırmak için kapsamlı bir teşvik planını uygulamaya başladı.

Göçün ortaya çıkardığı diğer bir sorun ise, nüfus dağılımında oluşturduğu dengesizliktir. Ülkenin bazı yerleri sık nüfuslu iken büyük bir kısmı seyrek nüfusludur. Örneğin, Türkiye nüfusunun yaklaşık %15’i İstanbul’da toplanmıştır. İstanbul, kilometrekareye düşen 2 bin 987 kişi ile nüfus yoğunluğu en yüksek olan il olmuştur. Buna karşılık, yüz ölçümü büyüklüğünde ilk sırada yer alan Konya’nın nüfus yoğunluğu 57 olarak gerçekleşmiştir.

Ülkemizde nüfus artış hızının yüksek olması kaynaklı dengesizlikleri; GSMH’nın artırılması, kişi başına düşen gelirin yükseltilmesi ve dengeli biçimde dağıtılması halinde giderebiliriz.

Sürekli kazanarak ve başararak mutlu olacağına inanma hastalığı
Sürekli kazanarak ve başararak mutlu olacağına inanma hastalığı

Son yüzyılın birçok sosyoloğunu etkileyen filozofun tespiti doğruydu: hız ve haz çağında teknolojideki gelişim mutluluğun şeklini de değiştirdi.

Video: Sürekli kazanarak ve başararak mutlu olacağına inanma hastalığı


Zygmunt Bauman, 1980’li yıllardan itibaren, modernizm ile totaliterizm ara­sındaki bağlantılar üzerine hem kuram­sal hem sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı.

Ekonomik hareketliliğin insan mutluluğu üzerindeki etkisini araştıran düşünüre göre insanların bedensel ya da zihinsel emekleriyle var ettiği çeşitli ürünlerin tek ortak paydası, piyasada onlara biçilen fi­yat.

Bu ürünlerin piyasada bulunabilirli­ğinin artışı ya da düşüşü ‘Gayri Safi Milli Hâsıla’ istatistiklerini oluşturur.

Burada alım-satım işlemleri esnasında el değiştiren para miktarı kayıt altına alınır.

**

Ortaya çıkan sayılarla insan mutluluğu arasında ne gibi bir bağlantı vardır?

GSMH göstergeleri, mutluluğun artışı ya da azalışının göstergeleri olarak görülebilir mi sorusu üzerinde duran Polonyalı düşünür Zygmunt Bauman’a göre, insanlar daha çok para harcadıkça bunun harcayanların mutluluğunda­ki benzer bir artışla çakışması gerektiği varsayılır; fakat bu muallaktır.

Örneğin; heyecan verici, enerji tüketen, risk dolu ve sinir bozucu bir faaliyet olarak bilinen mutluluk arayışı daha sık zihinsel dep­resyon vakalarına yol açar.

Bu antidepresanlara daha fazla para harcanmasına neden olur.

**

Modern dünyada insanlar mutluluğu meta alışverişinde arıyor. Tükettikçe mutlu olacağını sanıyor.

İnsanların mutluluk arayışları, onlar var oldukça sona ermiyor.

Emniyetli mutlu­luk durumu erişebilir olmadığı için arayış­ta olanları mutlu tutabilen tek şey, elden sürekli kayıp giden bu zor hedefin takibi.

Mutluluğa giden bu yolda bitiş çizgisi yok­.

Görünüşte araçlar amaçlara dönüşüyor.

Düşlenen ve gıpta edilen mutluluk durumunun belirsizliği için tek teselli, amaçlanan yolda ilerlemek.

Bitkin­likten yere yığılmayıp ya da kırmızı kart görmeyip yarışta kalındığı müddetçe nihai zafer umudu canlı kalıyor. Piyasa­lar mutluluk düşünü, yaşamın büsbütün tatmin edilmesi görüşünden bu yaşama ulaşmakta gerekli olduğuna inanılan zenginlik arayışına çevirerek, mutluluk arayışının asla bitemeyeceğini varsayar.

Bauman, bireyin kendi öz gücüne dayanarak hayatını sürdürme ça­basını “Yaşama sanatı” olarak adlandırır.

Oysa görünen o ki, mutluluğu, sürekli olarak istemeye, sürekli başarmaya, sürekli kazanmaya bağlamak çok ciddi bir hastalıktır.

Bu mutlu olma hırsıdır ve hırs ile mutluluk hiç yan yana gelmez. Mutluluğu sürekli kazanmaya bağlama düşüncesi, insanı hep mutsuz eder.

  • İnternet, yalnızların dostu
  • 2018’de cep telefonu şebekeleri dünya nüfusunun neredeyse tamamını kapsama alanına alacak kadar genişledi.
  • Bu şebekelerin büyük bölümü 3G veya daha yüksek seviyede internet ağ erişimine sahip.
  • Gelişmiş ülkelerde her 5 kişiden 4’ü internete bağlı bir hayat yaşıyor.
  • Gelişmekte olan ülkelerde ise ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarına göre değişiyor.
  • Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı Uluslararası Telekomünikasyon Birliğinin (ITU) yayımladığı “Enformasyon Toplumunu Ölçmek” raporuna göre 2018 yılı sonunda dünya genelinde internet kullananların toplam nüfus içindeki payı yüzde 51,2’ye ulaşmış.
  • Bu ne demek?
  • Birkaç yıl sonra dünyanın tamamı sanal ağlarla birbirine bağlanmış olacak.
  • Bu kadar yakınlık insanlara mutluluk getirecek mi?
  • İnternet ağları şehirlerde kalabalıklarda artan yalnızlıklara çare olacak mı?
  • Bana hangi kuşaktan olduğunu söyle
  • İnsanoğlunun son dört kuşağı şöyle ayrılıyor:
  • 1925-1945 yılları arasında doğanlar geleneksel kuşağı
  • 1946-1964 yılları arasında doğanlar bebek patlaması kuşağını (Baby Boomers)
  • 1965-1979 yılları arasında doğanlar X kuşağını
  • 1980 ile 2001 yılları arasında doğanlar Y kuşağını oluşturuyor.
  • 2000 ile 2020 yılları arasında doğan ve doğacak olan nesil Z kuşağı olarak ifade ediliyor.
  • Z kuşağı, 2019’da dünya nüfusunun yüzde 32’sini oluşturacak.
  • Bu kuşağın çoğunluğu hala öğrenci olsa da 2020 yılına kadar dünya çapında iş gücünün yüzde 38’inde Z kuşağı yer alacak.
  • Konfora düşkün, aceleci, sabırsız, hataları çok umursamayan çok zeki bir kuşak.
Yapısı dönüşen büyüme
Yapısı dönüşen büyüme

Yedi çeyrektir yüksek büyüme hızları yakalayan Türkiye ekonomisi beklentiler doğrultusunda 3. Çeyrekte de yüzde 1.6 büyüdü.

2018 yılı içerisinde beklenenin üzerinde seyreden kur artışı (özellikle Ağustos ayında yaşanan türbülans) ve artışları baskılamak için yükseltilen faizler enflasyonu sıçrattı ve makro ekonomik dengeleri bozdu.

Video: Yapısı dönüşen büyüme


Bilindiği gibi, bu istikrarsız süreci hızla atlatabilmek için Yeni Ekonomi Programı (YEP) uygulamaya konuldu (3 yıllık hedefler belirlendi, enflasyonun indirilmesi öncelikli hedef olarak alındı ve büyümeden taviz verilerek bunun gerçekleşeceği belirtildi) ve gerçekleşen verilerin söz konusu program hedefleriyle uyumlu olduğu görülüyor.

**

3. çeyrek GSYH gerçekleşmelerine üretim yönünden baktığımızda büyümenin kompozisyonunun geçmişe göre farklılaştığını görmekteyiz.

Tarım sektörünün katma değeri yüzde 1’de kalırken, sanayi sektörü üretimin katkısı yüzde 0,3’e gerilemiş. Kredi faizlerinin artışından kaynaklı talep daralması inşaat sektörünün üretime katkısını yüzde 5,3 azaltmıştır. Üretim tarafında pozitif katkıyı hizmet sektörü yüzde 4,5 artışla yapmıştır.

**

Harcama yönünden GSYH gerçekleşmesine baktığımızda ise; daha önce yüksek büyüme hızlarının temel belirleyeni olan hane halkı tüketim harcamalarında önemli bir azalma olduğunu görmekteyiz. Geçen yılın aynı döneminde hane halkı tüketiminin GSYH’ya katkısı yüzde 10.3 iken, bu yılki 3. Çeyrekte sadece yüzde 1.1 olmuştur. Hane halkı tüketim daralmasında uygulanan anti enflasyonist para ve maliye politikalarının ve yüksek enflasyon nedeniyle satınalma gücündeki azalmanın etkisi olduğu açık.

İç talepteki bozulma özel yatırım harcamalarında daha belirgin. Yüzde 3.8 oranında daralma var. Yatırım daralması doğrudan gelecek dönem büyüme kapasitelerini de olumsuz etkileyecektir. Yükseltilen faizler ve kredi maliyetleri haklı olarak yatırımcıları ürkütmüştür.

Enflasyonu önlemek için büyümeyi kısmak kaçınılmaz bir sonuç.

**

Büyümeye en önemli katkının kamu harcamaları ve net dış talepten gelmiştir. Burada yüzde 6.7 gibi dış talepten katkı gelmesi çok önemlidir. Bir anlamda ihracatın yönlendirdiği sağlıklı bir büyümeye geçişin adımları atılıyor denilebilir.

Ekim ve kasım ayı ihracat gerçekleşmeleri dış talep eksenli büyüme desteğinin devam edeceği anlamına da gelmektedir.

**

4. Çeyrekte de büyümenin azalacağı hatta negatif seyredebileceği beklentileri var.

3 çeyreklik ortalama büyüme yüzde 4.5.

Yani, 4. Çeyrekte sıfır büyüme olsa bile yaklaşık 3.4’lük bir büyüme gerçekleşir. YEP’teki 3.8’lik büyümeye yakın bir büyümenin realize edileceğini düşünmekteyim.

**

Kurların belirli ölçüde düşmesi ve istikrar kazanması, yine faizlerdeki azalma trendi özel sektör yatırımlarının teşviki, yabancı sermaye girişleri noktasında destek verecektir.

Ayrıca dış piyasaların Türkiye’ye güvenini gösteren CDS primlerindeki düzelmeler de yine yabancı sermaye girişlerini teşvik edecek diğer bir faktör.

ABD ile siyasi ilişkilerin düzelmesi, AB ülkeleriyle bir yakınlaşma ve Rusya ile devam eden iyi ilişkiler yabancı sermaye girişlerini teşvik edecek ve kısa sürede daralan bu ekonomik süreçten çıkılacağının göstergeleri.

Yine, Türkiye ekonomisi başta 2009 küresel krizi olmak üzere, ciddi daralma süreçlerini hızlıca atlatabilmiş; dolayısıyla sahip olduğu dinamik yapısı ile bugün yaşanan kısmı daralma sürecini de kısa sürede atlatma tecrübesi ve potansiyeli taşıdığı net olarak söylenebilir.

**

Uygulanan programa iç ve dış iş dünyası ve finansal aktörlerin inancı, kısa sürede Türkiye ekonomisini toparlanma sürecine ve eski yüksek büyüme hızlarına geri döndürecektir.

Bu yeni sürecin, eskinin yapısal yanlışlarının (ithalat yerine ihracata dayalı büyüme) geride bırakıldığı bir süreç olmasını da temenni ediyoruz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.