Kaldıkları yurdun camlarından şarkı söylediler: Neler oluyor hayatta!
Hayat
Kaldıkları yurdun camlarından şarkı söylediler: Neler oluyor hayatta!
Sakarya'da, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında yurt dışından getirilerek öğrenci yurdunda gözetim altına alınan öğrencilerle görevli personel, 'Neler Oluyor Hayatta' şarkısını seslendirdi. Yurdun hoparlörlerinden çalınan şarkıya, kaldıkları odaların pencerelerinden sırayla çıkarak eşlik eden öğrencilerin etkinliğine, çalışmalarda görev alan personel de katıldı. Şarkının sonunda katılımcılar alkışlarla etkinliği sonlandırdı.
AA
İnternet yayınlarına "ebeveyn kontrolü" sağlayıcı tedbir yükümlülüğü
Teknoloji
İnternet yayınlarına "ebeveyn kontrolü" sağlayıcı tedbir yükümlülüğü
Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin internet ortamından sunumuna, iletimine, medya hizmet sağlayıcılara yayın lisansı, platform işletmecilerine yayın iletim yetkisi verilmesine ve söz konusu yayınların denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlendi. İçerik veya yer sağlayıcısı yurt dışında bulunan ancak internetten Türkçe olarak Türkiye'ye yönelik yayın yapan veya yayın dili Türkçe olmamakla birlikte Türkiye’ye yönelik ticari iletişim yayınlarına yer veren kuruluşların yayın hizmetleri hakkında da bu yönetmelik hükümleri uygulanacak. İnternet ortamından yayın lisansı verilen medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar ile yayın iletim yetkisi verilen internet yayın platform işletmecileri, çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilecek türde yayınlara ebeveyn kontrolünü sağlayıcı tedbirleri almakla yükümlü kılındı.
AA
Bir maskeli oyun olarak hayat
Bir maskeli oyun olarak hayat

“Hayat genel olarak bir tiyatro oyununa benzer. Hepimiz bu oyuna kendimize yazılmış rolleri oynamak üzere, bu rol için gerekli kostümleri özenle giyerek, gerekli maskeleri de takarak katılırız” der sosyolojide dramaturji ekolünün öncüsü Erving Goffman.

Video: Bir maskeli oyun olarak hayat

Ve ekler, insanlar aynı anda birkaç rol birden oynayabilir. Bir doktor hastasıyla muhatap olduğunda ona karşı bir doktordan beklenen kalıp davranışları da sergilemeyi ihmal etmez. Kendi aile bireylerine davrandığı samimiyet yerine sergilediği mesafe araya bir maske koymaktadır. Hastasından ayrıldıktan sonra bütün laubaliliğine, rahatlığına geri döner.

Ancak bu rahatlığın içinde de başka rolleri dolayısıyla başka maskeler takabilir. Bir doktor aynı zamanda bir baba veya anadır da. Hastasına yaptığı rolden sıyrıldığında ve çocuklarına döndüğünde onlara karşı da bu sefer babalık veya anneliğin gerektirdiği rolleri, bu rolün gerektirdiği kostümü ve maskeyi takınır. Çocuğuna bir yabancı gibi veya bir arkadaş gibi değil bir anne veya babanın gerektirdiği jestlerle, mimiklerle ve söylemlerle konuşur.

Bu konuşma hastalarla olan konuşmadan daha gayrı resmi gibi görünse de aslında onda da aile içindeki statüye uygun bir rol ve maske vardır. Aslında bu açıdan bakıldığında hayat içinde herkes bir tür sahnede yaşamaktadır ve her sahnenin bir sahne-arkası vardır.

Ancak sahne-arkası da her zaman oyundan uzak değildir. Sosyal ilişkilerin tamamına yakını bu sahne düzenini yansıtmaktadır.

İnsanların bize oldukları gibi davranmalarını biz bile istemeyiz. Bir doktorun beyaz önlüğü olmadan ve boynunda aslında çoğu kez bir işe yaramayan stetoskopu olmadan bizi karşılaması bize de ciddiyetsizlik gibi görünür. Bir profesörün de insan olduğunu ve onun da insani özellikleri, zaafları olduğunu biliriz, ama onları bizim karşımızda sergilemesini beklemeyiz, istemeyiz. Sergilediğinde profesörlüğe özgü karizmasını çizdirmiş olur.

Kişinin toplumda sahip olduğu statüye uygun olarak üstlendiği rolü oynama konusundaki başarısı veya farklılığı bir tür sahne performansı olarak değerlendirilebilir. Bir öğretmen kendisini sahnede izleyen öğrencilerine sadece enformasyon aktarmakla meşgul olmaz, bu bilgiyi aktarırken öğretmenden beklenen bir kişiliğin, bir rolün sahne performansını da ortaya koymasıdır. Bunun için mesela kendi özel hayatını, öğretmenliğinin dışındaki kişisel özelliklerini öğrencilerinden gizlemesi beklenir.

O, sahnede herhangi bir insan gibi değil bir öğretmen ideal-tipinin ete kemiğe bürünmüş performansını sergilemek üzere, bu sınırlar içinde davranması gerekir. Bunu bütün sosyal varlık kategorilerine, ister bir meslek mensubu biri olarak, ister aile içindeki konuma uygun olarak, ister erkek ve kadın cinsiyetleri olarak, ister siyasal süreçteki konumlara uygun olarak tekrar tekrar düşünebiliriz.

Bütün bu statülerde insanlar birbirlerinden doğal olmalarını asla beklemezler. Olduğu gibi görünmek bir erdem sayılsa bile kimse rol arkadaşının doğal, olduğu gibi, kendisine yüklenmiş rolüne yakışmayan bir tarza davranmasını beklemez. Babasından çocukça roller görmek istemez, siyasetçiden hiçbir sorun çözemeyen aciz bir söylem duymak istemez. Bir çok yerde kadınlar kocalarından mutfağa girip kendilerine yardım etmelerini bile beklemez ve istemezler, çünkü bunu yaptıkları takdirde toplumun çok iyi yüklemiş olduğu rollerin birbirine karışmış olacağını hissederler.

Dolayısıyla herkes diğerlerinden kendi rollerine uygun davranışlar bekler ve bu role uygun olmayan bir davranış geldiğinde bu hemen sırıtır, süreç aksar, toplumda bir aykırılık görünür. Sadece bu bile toplumda aslında ciddi bir mutabakatın, ortak bir anlayış zemininin var olduğunu ve güçlü bir biçimde işliyor olduğunu gösterir.

Goffman, hayat oyunu içindeki bu rol performansını Gündelik Hayatta Benliğin Sunumu isimli kitabında bu minvalde tasvir eder. Ona göre aslında toplumsal hayatta benliklerini sunarken insanlar kendileri hakkındaki izlenimleri idare etmenin yollarını ararlar. Kendileri hakkındaki izlenim hakkında bir farkındalığı vardır insanların, bu farkındalık seviyeleri arasında çok fark olsa da. Herkes aynı farkındalık düzeyine sahip değildir elbet. Ancak insanlar kendi rollerini üstlenirlerken, o rollere uygun izlenimler hakkında zaten kalıp bazı farkındalıklara sahiptirler ve bütün sosyal hayat insanların birbirlerine karşı bu rollerini gösterme telaşı içinde gerçekleşir.

Goffman’ın bu kitabı ilk ve temel kitabı Metis Yayınları tarafından Barış Cezar’ın güzel Türkçesiyle çevrilip yayınlanmış. Sosyoloji, sosyal psikoloji ve genel olarak toplum düşüncesi açısından önemli bir kazanımdır. Aslında daha yeni zamanlarda Heretik Yayınları tarafından yayınlanmış diğer üç kitabı için işe koyulmuştum, ama bu ilk kitabından başlayayım dedim. Diğer iki kitabından da nasipse sonra bahsedelim.

Benliğin sunumu nasıl olmalı?
Benliğin sunumu nasıl olmalı?

Hepimiz bir sahnedeyiz. Hayatta aldığımız rollere göre davranışlarımızın da değiştiği bir sahnede… İmajımız ise benliğin bu sahnedeki sunumuyla şekilleniyor ve hakkımızda bir referans oluşturuyor.

Video: Benliğin sunumu nasıl olmalı?

“Benliğin Sunumu” ismiyle Irwıng Goffman’ın bu konuları ele alan bir kitabı var ki; hepinize tavsiye ediyorum. Hele de sosyal medya kullanıcısı iseniz. Öyle ki, sosyal medya ile birlikte kendimizi yüz yüze olmayan bir iletişim alanına sunuyoruz. İletişimin sağlıklı olmasını sağlayacak mimiklerin, ortamın, hislerin olmaması bir tarafa kendimiz hakkında bilgi sunduğumuz kişileri tanımıyoruz. Bu alanda bir imaj oluşturup etki yaratmak üzerine düşünmemiz gerekiyor.

KELİMELERİMİZ ELBİSELERİMİZDİR

“Dilin kemiği yok ama kemik kırar.’’ Bu atasözü, anahtar fikirlerin, ‘an’ların ve olayların isimlendirilmesinin önemini çok iyi anlatıyor. Kelimelerin seçimi, stratejinin de ilk adımını oluşturuyor. Örneğin, Amerika’nın geleceği belirsiz Irak operasyonuna ‘kafa koparan’ ismini vermesi, Afganistan’a ‘at ve unut’, İsrail işgaline ‘ihtilaf’, Filistinlileri tecrid eden duvara “çit’’, görüşmelere “yol haritası” , “şiddette fırlama’’ şeklindeki isimlendirmeleri gibi… Olan nedir, olana verilen isim nedir? Almanlar, 1991 yılından bu yana her yıl, bu konuya dikkat çekmek üzere mantığı ile oluşturmak istenen anlam arasında çelişkiler bulunan kelimelere negatif anlamda “unwort’’ ödülü veriyorlar. Bir “unwort sözlüğü’’ bile var. Afganistan’da sivillerin ölümüne sebep olmayı anlatan “kollateralschaden/yan hasar’’ya da , “humankapital’’ gibi kelimeler bu sözlükte yer alıyor. Kelimeler zip dosyalar gibi, içinde pek çok mana ve çağrışım taşıyorlar. Açınca içinden başka kelimeler çıkıyor. Gerçek yok edilemiyor elbette ama yeniden inşa ediliyor. Tarihte iz bıraktığı gibi geleceği de inşa ediyor. Dilin kemiği yok ama kemik kırıyor.

GÖRSELLEŞTİRME…

Eğilip bükülmesi kelimelerden çok daha zor olan görsellik, benliğimize dair bilgilerin bir diğer kaynağını oluşturuyor. Sadece kişiler değil, kurumlar ve ülkeler için de! Alev Alatlı bu nedenle, yazar, illüzyonist ve ressam olan Norman Perceval Rockwell (1894-1978) ismine Amerika’yı Amerika yapanların içinde büyük önem verir. Norman Rockwell mevcudun fotoğrafını çekmez; şehir şehir Amerika’yı dolaşarak yaşamı, sokağı, aileyi yeniden çizer. Çok köklü bir topluluğa, Amerika ruhunu ortak temalarla resimleştirerek enjekte eder. Binlerce kelimenin yapamadığı etkiyi bu çizimler yapar ve model oluşturur. Noel, şükran günü ortamları dahil bir çok sahne O’nun eseridir. Norman Rocwell ismi bir ülke kültürünün, ruhuna model olacak şekilde nasıl resimleştirilebiceğine dair en iyi örnektir.

ANLAM YARATAN NEDİR?

Konuya bugünden devam edelim. Elbette yeni teknolojilerin gelişmesiyle, canlandırma, grafikler, fotoğraflar, çizim, çekim her şey kolaylaştı, bollaştı ama bir o kadar ‘etkioluşturmak’ zorlaştı. Etki oluşturmak için bir anlam oluşturmak gerekiyor.

“Anlam yaratan nedir’’ sorusunun bilimsel aşamaları şöyle gelişiyor. Beyin dünyayı olduğu gibi görmüyor. Gördüklerini değişik işlemler sonucunda, daha önceden edindiği koleksiyonların etkisinde, belirli zihinsel modeller üreterek anlamlandırıyor. İşlem gözde başlıyor, oradan beynin arka kısmına birinci kortekse aktarılıyor. Bu bölgede sadece basit geometrik şekilleri algılayabilecek bir işlem yapıyor, bir nakliye istasyonu gibi algıladığını beynin diğer kanallarına naklediyor. Beyinde 30 kadar kısım bu bilgiye dair veri oluşturuyorlar. Bu kısımların içinde üç durak önemli. İlki “ventral akım’’ ‘bu ne’ sorusunu cevaplıyor. İkincisi dorsal akım, burada nesnenin yeri, sahnesi, civarı algılanıyor. Üçüncüsü limbik sistem. Beynin derinlerinde bir yerlerde hisseden kısım burası. Kalbimizle gördüğümüz yer burası. Bir imgeyi gördüğünde ona karşı güçlü ve duygusal tepki oluşturuyor. Tüm bu trafiğin içindeki kombinasyonlarla gördüklerimizden bir anlam çıkıyor. O nedenle aynı şeye baksak da hepimiz başka şey görüyoruz.

Konuyu somutlaştırarak devam edelim. Sosyal medyada dijital raporlama yapan genç bir ekiple çalışıyorum. Dün onlardan yeni bir sunum dinledim. Sosyal medyada yer alan haberlerin ve kişilerin kendilerini sunum biçimlerini ve etkileri üzerine. Kendini gösterdiğini ve anlattığını zanneden ama bunu başaramayan siyasilerin iletişimi en sorunlu alanı oluşturuyor. Verilere baktığımda “Çok paylaşım’’ başarı getirmediği gibi, tam tersine bunun en sorunlu durumu oluşturduğunu gördüm. Her gelen ziyaretçiyi, her yapılan işi paylaşmak en yanlış tutumlardan birisi. Hele de ‘gittik geldik’ ya da ‘birlikte görünelim’ fotoğrafları. Birlikte göründüğünüz kişi üzerinden değer kazanma çabaları. Bunlar etkisiz iletişim örneğinin en olumsuz örnekleri. Her etkinlik paylaşmaya değer mi? Bir etkinliğin nesi paylaşılmalı? Kişilerin özellikle de siyasilerin işlerine değil kendilerine odaklanmaları, her mesajda kendilerini göstermeleri doğru mu? Siyasi iletişim yapanların kendilerini konumlandırdıkları noktayı ve sosyal medyadaki sunumlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Etkili sosyal medya iletişimi isteniyorsa; o yan yana insanların bardak gibi dizildikleri resimlerini ortadan kaldırmakla işe başlayabilirler

Hayalleriniz bize emanet
Hayalleriniz bize emanet
AK Parti Beykoz Belediye Başkan Adayı Murat Aydın, hayata geçirmeyi planladığı projeleri “Hayalinizdeki Beykoz Vizyon Sunumu” etkinliği ile tanıttı. AK Parti ve Milliyetçi Hareket partili seçmenlerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte konuşan Belediye Başkan Adayı Aydın, “Beykozlu kardeşlerimizin hayalleri artık bize emanettir” dedi.
Yeni Şafak
Şikayet yağınca RTÜK programa ara verdi
Hayat
Şikayet yağınca RTÜK programa ara verdi
Hayatta Her Şey Var programına katılan insanların yaptıkları itiraflar seyircileri rahatsız edince RTÜK şikayet yağdı. Şikayetler sonucuna harekete geçen RTÜK, programı 3 gün süreyle durdurdu.
Yeni Şafak
959 lirayı devlet ödüyor
Ekonomi
959 lirayı devlet ödüyor
Ev işlerinde çalıştırdığınız gündelikçi ve bakıcıları sigorta yaptırmayı unutmayın. 10 günden çok çalıştırdığınız yardımcılarınız için yatıracağınız primleri devlet karşılıyor. 959 lira kazanabilirsiniz… İşte ödemeler ve haklar ile ilgili diğer detaylar.

Diğer
Milyonlarca memurun mesai ücretine zam
Ekonomi
Milyonlarca memurun mesai ücretine zam
Devlet memurlarının saat başına fazla mesai ücretlerine 2019 yılında zam yapılacak. Yeni yılda 16 kuruş artırılması planlanan fazla mesai ücretleri zam sonrası saat başına 1 lira 97 kuruştan 2 lira 13 kuruşa yükselecek.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.