Erkeklerde kanserin nedeni genler olabilir
Hayat
Erkeklerde kanserin nedeni genler olabilir
Amerikalı bilim adamları, erkeklerin kadınlardan daha fazla kansere yakalanmasının nedeninin genlerle ilgili olabileceğini belirtti.
AA
AVVA’nın “Gezgin Koleksiyonu” ilkbahar-yaz sezonuna iz bırakacak
AVVA’nın “Gezgin Koleksiyonu” ilkbahar-yaz sezonuna iz bırakacak
2017 İlkbahar-Yaz Koleksiyonunu vitrine taşıyan AVVA, “farklılıklar iz bırakır” vurgusuyla, erkek modasındaki özgün duruşunu sürdürüyor.
Diğer
Bu kahvehaneye erkeklerin girmesi yasak
Hayat
Bu kahvehaneye erkeklerin girmesi yasak
Balıkesir'in Bandırma ilçesinde açılan 'Bayanlar Kahvehanesi' yoğun ilgi görüyor. Erkeklerin girmesinin yasak olduğu kahvehaneye çocukları ile birlikte gelen bayanlar tavla ve satranç oynayıp sohbet ediyor.
IHA
Soru soran çocuğu darp eden kadın kamerada
Gündem
Soru soran çocuğu darp eden kadın kamerada
Elazığ'da bir markette kasanın kenarında duran çocuk, alışveriş yapan bir kadına, iddiaya göre 'Sen erkek misin, kadın mısın?' diye soru sorunca kadın tarafından darp edildi, o anlar ise kameraya yansıdı.
IHA
406 erkek şiddet mağduru olarak devlete sığındı
Gündem
406 erkek şiddet mağduru olarak devlete sığındı
Samsun Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı Şiddet Önleme ve İzleme Merkezine (ŞÖNİM) 6 yılda 9 bin 474 şiddet mağduru başvururken, bunların 406’sının erkek olması dikkat çekti.
IHA
Bu fabrikada çalışmak için ilk şart: Bıyıksız olmak
Gündem
Bu fabrikada çalışmak için ilk şart: Bıyıksız olmak
Adana'da tek kullanımlık sağlık malzemeleri üreten bir firma, işe alınacak kişilerde bıyıksız ve sakalsız olma şartını arıyor, mevcut personel de aynı koşulla çalışıyor. Ürünlerini ABD, Fransa ve Almanya başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesine gönderen firma, üretim tesisine bonesiz ve maskesiz girilmesine izin vermiyor.
AA
Erkek mesele oldukça kadın da mesele olacaktır
Erkek mesele oldukça kadın da mesele olacaktır
Şiddeti konuşuyorduk. Hukuk adaleti sağlamak ve zulmü ortadan kaldırmak için vardır dedik. Hukuki düzenlemeler bunun için değil de siyasi, ekonomik ve hazza dayalı özel çıkarlar için yapılırsa bir haksızlık gider, yerine on tanesi gelir. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un bu açıdan problemlerle dolu olduğu anlaşılıyor. Bunu İslam Hukuku ile karşılaştırmalı bir yüksek lisans tezi yaptırmayı düşünüyordum, sıramız gelmedi. İmkânı olanlara tavsiye ederim.Video: Erkek mesele oldukça kadın da mesele olacaktırKadın meselesi söz konusu edilince işin içine ideoloji de giriyor. Her olumsuz durumda diğer tarafı suçlamak isteyenler bunun kendileri gibi olmayanlardan kaynaklandığını iddia ediyorlar. Vakıa ise kimi destekliyor belli değil. Ben de ilgililere bir teklifte bulunuyorum, tarafsız bir araştırma kuruluşuna kapsamlı bir kamuoyu araştırması yaptırın. Her yönüyle şiddetin boyutları nelerdir? Kim kime neden şiddet uyguluyor? Daha çok şiddet uygulayan kesimler hangileridir? Kadına şiddetin ahlaki boyutları ve sonuçları ve bunların sebepleri nelerdir? Bu sebepler nasıl ortadan kaldırılır? Mevcut kanun şiddeti azalttı mı, çoğalttı mı? Önemli olan erkeğin de kadının da huzuru ve mutluluğu ise hangi erkekler ve hangi kadınlar daha mutlu yaşıyorlar?Bu konuda bu kadar cesur ve iddialı olmamın sebebi doksanlı yıllarda sanırım Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasıdır. Sonucunu ben söylemeyeyim, aradan yıllar geçti, durum değişmiş olabilir.Şu kadarını söyleyelim; özellikle kadınla ilgili olumsuzluklar söz konusu olduğunda bunun daha çok dinle ve dindarlarla alakasının kurulması ya bir cehaletin ya da bir kastın eseridir. Eğer dinin, dolayısıyla da dindarların bu konuda farklı anlayışları, farklı mahremiyet çizgileri, farklı aile yapılanmaları var ve bizimkine uymuyor diyorlarsa bu gayet tabiidir ve din zaten bunun için vardır. Bu farklılıkları koruyarak din de dindarlar da kendi varoluş mücadelesini vermek durumundadır, bu onların tabii hakkıdır. Kimsenin öbürüne, siz de bizim gibi olmak zorundasınız deme hakkı yok.Sözünü ettiğimiz kamuoyu araştırmasında meselenin bu boyutunun da ortaya konması gerekir. Bakalım dindarlığın şiddetle ne tür bir ilişkisi vardır? Dindar olanlar mı olmayanlar mı daha çok şiddet uyguluyorlar?Sonuçta elbette şiddet dindar kesimde de görülecektir, ama bunun sebebi din midir, yoksa herkesin yaşadığı cehalet ve gelenekler midir? Aynı şey daha fazlası ile diğerlerinde de varsa bunu dine bağlamanın anlamı nedir? Hatta kadını dövme meselesi de bu araştırmaya dâhil edilebilir. Kadını dövme şiddetini hangi kesim ve hangi sebeplerle daha çok uyguluyor, bir bakılsın.İşin başka boyutları da var. Mesela gençlerimizin idolü (putu) haline gelen ve adına sanatçı denen insanlar her gün bir sevgili değiştiriyor ve bizim dinimizin esaslarına göre gayrimeşru ilişki, yani zina hayatı yaşıyorlar. Az sonra birini bırakıp bir başkasını buluyor, kızdığı zaman dövüyor morartıyor. Ama bunlar fazla tepki almıyor. Çünkü bunu modernlik adına yapıyorlar. Bizim ulemamız da onlara bir şey demeye kalkışırlarsa modernliğe karşı çıkma, ‘yaşam tarzına karışma’ suçunu işlemiş oluyorlar. Ama onlar dindarların mahremlerine ve temel inançlarına her gün saldırıyorlar. İnancına göre bir fiilin kötü olduğunu söylemekle, o kötü fiili yapana müdahale etmeye kalkışmak farklı şeylerdir.Şiddet aşağılamadır, aldatma daha da büyük bir aşağılamadırEvinde eşiyle karşı karşıya otururken bile çaktırmadan telefonundan bir başka kadınla mesajlaşma da bir aşağılamadır. Bu akşam toplantım var deyip ayarttığı kadınla yemeğe çıkma, onlarla güle oynaya eğlenip kendi eşini azarlama da şiddet ve aşağılamadır.Evinin ihtiyaçlarını karşılamadığı halde kendisi lüks lokantalarda yiyip, içip eğlenme de öyle. Hatta eşlerden birinin sigara içmesi bile diğerine şiddet uygulamasıdır. Diğeri bu ağır kokuya ya ömür boyu dayanacak yahut o da sigaraya alışmak zorunda kalıp zararını ikiye katlayacaktır.Karısının çalışmasını isteyip, sonra ev işlerini de ona yaptırma ve maaşına el koyma şiddet değil midir?Kadını kocasına karşı kışkırtanlar da, ona; senin de bir maaşın olsun, ayaklarının üzerinde durabilesin, kocanın eline bakma, diyenler de şiddeti körükleyenlerdir. Yani, kocanın eline bakma, ama başka erkeklerin eline bak, kariyerin için onlara kompliman yap, emirlerine itiraz etme, işini sağlama al, ama kocan en ufak bir laf ederse restini çek, korkma maaşın var ve aile kanunu da senden yanadır, ayrılırsan ömür boyu nafaka alırsın, diyenler de şiddeti ve ailenin dağılmasını körükleyenlerdir. Oysa eşlerden her biri diğerinin eline bakmak zorundadır, her biri ötekine muhtaçtır.
“Erkekler çalışmalı, kadınlar da”
“Erkekler çalışmalı, kadınlar da”
I-Başlıkta gördüğünüz tırnak içi ifade David Herbert Lawrence’e ait. Kendisi çarpıcı romanlara imza atmış, 1885-1930 yılları arasında yaşamış bir edebiyatçı. “Arabistanlı Lawrence” adıyla tanınan antropolog ile karıştırılıyor. İkisi de isimlerini kısaltarak kullanıyorlar, ikisinin de doğum ve ölüm çizgisi birbirine çok yakın. Fark ettiğiniz gibi ikisi de Halide Edip’in kuşağından. Ne ki Halide Edip’in ömür çizgisi daha uzun.Video: “Erkekler çalışmalı, kadınlar da”D. H. Lawrence’ın para kazanmak için yayınladığı dokuz denemesi, Pornografi ve Müstehcenlik adıyla Türkçeye çevrildi. Yayıncı kitabı keşke başka bir isimle yayınlamış, mesela benim başlığa çıkarttığım denemeyi kitabın ismi yapmayı seçmiş olsaydı. Kitabın orijinal adı Pornagraphy and Obscenity’nin birebir kullanılması şart değildi diye düşünüyorum. Kitaptaki denemeler, modern kadın ve modern erkeğin kimlik ve kişiliklerindeki dönüşümleri, benlik arayışlarını, oluşlarını ve olamayışlarını anlatıyor. Kitabın yayınlanış tarihi 1929. 1929 yılında yayınlanmış bir kitabın bugün bizim sorunlarımızı birebir kapsıyor olması karşısında bir hayli şaşırdım.D. H. Lawrence’ın adı geçen kitabını geçen hafta bitirdim. Kitabı bitirince mola olarak sosyal medyaya girdim. Sosyal medyanın kadınların çalışması meselesinde yine “yıkıldığını” gördüm. Hep beraber ses verme eyleminin konusu, Necmettin Erbakan Üniversitesi Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Karalı’nın tiviti olmuş bu defa. Şöyle diyor Uzay Bilimleri profesörü: “İlan ediyorum; Aile hayatına yönelik, bazı politikaları yanlış buluyorum. İyi bir çocuk yetiştirmek, iyi bir ev hanımı olmak, bakan ya da başkan olmaktan veya başarılı bir iş kadını olmaktan çok elzemdir. Yerel seçimde hiçbir kadın belediye başkanı adayına oy vermeyeceğim”.Tiviti okuyunca bu tivitin tam da “Gün Gün Sosyoloji” adıyla açtığım klasör için uygun olduğunu düşündüm.Sayın profesörün görüşü sosyal medya ahalisi tarafından şiddetle eleştirilmiş, günün sonunda profesör istifasını açıklamış.Önce şunu netleştirelim. Herkes fikir hürriyetine sahiptir. Görüşünü açıklayabilir. Ancak görüşünü açıkladığı mecranın kimyasını iyi analiz etmek durumunda. Aksi halde linç kampanyası için hazır olda bekleyenler sebebiyle hem fikir hürriyeti yara alıyor hem de insanların kendilerini ifade edebilme imkanları ortadan kalkıyor. Nitekim sayın profesör paylaşmış olduğu tiviti günün sonunda silmek zorunda kaldı.Neden böyle oldu? Sosyal medya, özel ile kamusalın birbirine karıştığı bir mecra. Sıradan insanların özel ile kamusalı birbirine karıştırması, takipçi sayılarının artmasına, onları “fenomen” yapmaya yararken, kamusal kimliklerin özel ile kamusalı birbirine karıştırması “aidiyet kimliği” üzerinden algılanarak tepkisel yaklaşımlara sebep oluyor.Mesela sayın profesör “Aile hayatına yönelik bazı politikaları yanlış buluyorum” dedikten sonra yanlış bulduğu politikaları açıklayan cümleler kurmalıydı. Bunu yapmak yerine “İyi bir ev hanımı olmak, bakan ya da başkan olmaktan veya başarılı iş kadını olmaktan çok daha elzemdir” diyerek kişisel tercihini ve değer yargılarını ortaya koyuyor.Kamusal mesafeden başlayan iletişim kişisel beğeni ile nihayetleniyor. Dolayısıyla sayın profesör pek çok yanlış anlamanın yolunu açacak cümleler söylemiş oluyor.İyi bir ev kadını olmak nedir? Ev kadınının iyiliği, evin fertlerinin değerlendirmesine tabi tutulabilecek bir şeydir. Diğer taraftan toplumsal olarak bütün kadınlar ev kadını olmalıdır söylemini sosyal medyada dile getirdiğiniz zaman ekonomik sıkıntı içindeki kadınları, meslek kadınlarının tepkisini çekmeniz, hatta annesi, eşi, kız kardeşi çalışan erkeklerin tepkisini çekmeniz kaçınılmaz olur. Sadece kişisel tepkiler değil, kurumsal tepkiler de devreye girer. Çünkü dile getirilen şikayet cümlesi, doğrudan kadın seçmenleri ilgilendiren bir cümledir ve hiçbir siyasi parti nüfusun yarısını kaybetmeyi göze almaz. Ne olmuş olur bu durumda? Gösterilen reaksiyonun şiddeti, ev kadınlarının sorunlarının konuşulmasını engeller, çalışan kadınların iş ve aile dengesi kurmasına da hiçbir katkı sağlamamış olur.Kadınları, çalışan kadınlar ev kadınları diye ayırmak, ev kadınları iyidir çalışan kadınlar kötüdür ya da çalışan kadınlar candır ev kadınları ne yapıyor ki tarzı düzeysiz ayırımlar yapmak, ne rasyonel ne de ahlaki. Çalışan kadınlar da canhıraş bir şekilde ev kadını olmak zorunda kalıyorlar ve ailedeki sorunların önemli bir kısmı buradan kaynaklanıyor. Diğer taraftan dar gelirli ailelerde ev kadını olmak dünyanın en zor mesleği. II-Geçtiğimiz Cumartesi günü KADEM’in düzenlemiş olduğu III. Kadın ve Adalet Zirvesi’nde Doç. Dr. Sare Aydın Yılmaz’ın yönettiği “İyi Bir İş –Aile Dengesine Doğru” başlıklı oturumda, çalışma hayatı ile aile dengesinin kurulması konusunda sivil toplumun ve devletlerin yaptığı çalışmaları Fransa, Portekiz, Katar ve Belçika örnekleri üzerinden dinleme imkanına sahip oldum. Tebliğ sunan konuşmacıların üçü erkek birisi kadındı. Portekizli kadın psikiyatr Dr. Margarida Gonçalves Neto, hayatın içinden örnekler sunarken sivil toplumun ve devletlerin, ailesizliğin maliyetinin çok yüksek olacağı gerçeğini bir an önce idrak ederek “aile dostu” politikalara destek vermeleri gerektiğini söyledi. OECD Sosyal Politikalar Bölümünde kıdemli ekonomist olan Dr. Willem Adema Türkiye’de çalışma saatlerinin diğer OECD ülkelerinden fazla olduğuna dikkat çekerek bu durumun iyileştirilmesi gerektiğini söyledi.Dr. Adema “iyi baba imgesi”nin popüler kültürde değişmeye başladığını, bir kaç yıl öncesine kadar beceriksiz baba figürü geçerli iken son yıllarda çocuklarının her şeyi ile ilgilenen maharetli baba örneklerinin reklamlardan çizgi filmlere kadar pek çok mecrada yer bulmaya başladığını söyledi. Sanırım Türkiye’de aile içi iletişimin en büyük sorunu “Eve para getiriyorum, daha ne yapayım” diyerek kendisini evin içinde, ama sorunların ve sorumlulukların dışında tutan baba profilinden kaynaklanıyor.Bizler, bizim kuşağımızdan kadınlar, annelerimizden devraldığımız, evin içindeki sorunları ve sorumlulukları mümkün olduğu kadar evin babasından uzak tutma anlayışını sürdürdük. Ama bugün bunun artık mümkün olmadığını kabul edip konuşmaya buradan başlamamız gerekiyor diye düşünüyorum.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.