“Bursa Günlüğü”
Ömer Lekesiz
“Bursa Günlüğü”
“Benim Bursa ile tanışmam, tam 75 yıl evveline dayanır. Daha önceleri, bu aziz belde için bildiklerim, herhâlde ilk mekteb seviyesinde birkaç satırdan ibaretti.O zamanlar biz Üsküdar’da otururduk. Kızlarını Üsküdarlı bir aileye gelin olarak vermiş Bursalı bir âile de Üsküdar’daki komşularımız arasındaydı. Bursa’da başkomiser olarak vazifeli bulunan İbrahim Bey ve zevcesi Ayşe Hanım’ın soyadlarını şimdi hatırlamıyorum. İşte bu sevgili komşularımız, Bursa’dan Üsküdar’a misafireten bir gelişlerinde bizi ısrarla –mukîmi oldukları- bu şehre dâvet ve bundan her iki tarafın da memnun kalacağını tebşir etdiler.1945 yılı Haziran’ında ilk mektebi henüz bitirmiştim. Böyle bir Bursa seyâhati benim için âdetâ bir mükafât olacaktı. Bursalı dostlarımıza, davetlerine Temmuz ayında icâbet edebileceğimizi bildirdik. Annem ve ablam ile beraber kararlaştırılan günde Galata rıhtımından Mudanya’ya kalkan vapurdaki yerlerimize oturduk.”“Türkçe seslerin sırlı ahengi içinde tatlı tatlı konuşan kimdir” diye soracağınızı biliyorum ama, bunu cevaplamadan önce tatlı tatlı konuşma şartının, ancak kendisi de tatlı olan bir konuya mahsus olabileceğini belirtme ihtiyacındayım. Burada tatlılık Bursa’ya, tatlı tatlı konuşmak da M. Uğur Derman Hocamıza haktır.Derman’ın hocamızın, zatına münhasır nazenin bir dille Bursa esaslı bir hatırasını paylaştığı metnin tamamı, Bursa Günlüğü adlı üç aylık bir şehir kültürü dergisindedir.Derginin imtiyaz sahibi Bursa Büyükşehir Belediyesi adına Başkan Alinur Aktaş’tır.Başkan Aktaş’ın, şehre dair her iş ve hizmette olduğu gibi, kültür konusunda da oluşturduğu seçkin bir ekip tarafından çıkarılan Bursa Günlüğü, mimariden edebiyata, tarihten hatıraya, gündelik hayattan şehirli olmanın manasına... uzanan muhkem kültürel hatlarda sürdürüyor yayın serüvenini.Korona salgını nedeniyle, yayımı bir dönem ertelenmiş olan Bursa Günlüğü’nün yeni sayısı önümüzdeki Eylül ayında çıkacak inşallah. Bu nedenle benim üzerinde durduğum son sayısı Mart-Nisan-Mayıs 2020 tarihli 9. sayısıdır.M. Uğur Derman Hocamızın, yukarıda girişini altıladığım yazıyla açılan Bursa Günlüğü’nün mezkur sayısı Ayşe Kudret Yılmaz, Mehmet Nuri Yardım, Metin Savaş, R. Rüveyda Okumuş, Necmettin Türinay, Nevzat Çalıkuşu, Hakan Yılmaz, Samet Altıntaş, Hasan Erdem, Mustafa Kara, Mustafa Şahin, Mustafa Özçelik, Mevlüt Çam, Ömer Faruk Dinçel, Salih Erol, Y. Kenan Yetişen ile bu fakirin yazılarından ve etkinlik haberlerinden oluşuyor.Başkan Aktaş’ın derginin muhtevasını çerçeveleyen rikkatli sunuşuyla açılan kapıdan girdiğimizde, okurlar olarak Ulubatlı Hasan, İsmail Hakkı Bursevi, Safiye Erol, Refik Halid, Baba Paşa ve Cahit Çollak’ın şecaat, ilim ve irfan meclislerinden geçerek İznik’ten Muradiye Külliyesi’ne şiir şiir uğrayıp, bilcümle dost isimlerle, arkadaşlarla, tanışlarla muhayyel ama son derece değerli bir fotoğrafın içinde yer alıyoruz.Hilmi Ziya Ülken’in Yarım Adam adlı romanından Bursa’ya bakışını kuşanıp, Necmeddin Türinay Hocamızın, vefalı kaleminden Yahya Kemal Beyatlı’yı, Mehmet Akif Ersoy’u, Ebubekir Hazım Tepeyran’ı, Namdar Rahmi Karatay’ı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Orhan Veli Kanık’ı selamlayarak, Bursa’nın edebiyat mekanlarını şenlendiren Bursalı Mehmet Tahir’in, Feraizcizade Mehmet Şakir’in, Hüseyin Siret’in Mehmet Ziya’nın, Kazım Baykal’ın, Reşat Nuri Güntekin’in, Reşat Ekrem Koçu’nun, Orhan Şaik Gökyay’ın Mümtaz Turhan’ın, Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun ve Bursa ile ilişkili meşhur birçok ismin, yandan çarklı ikindi kahvelerinden Bursa’yı kokluyoruz.Ehil ellerin çektiği Bursa fotoğraflarında soluklanan gözlerimiz, metinden metine ulanarak, devasa büyüklükteki zamana saplanmış bir bıçak hükmündeki bir derginin okunma vaktinde, Bursa’yı adeta kendi gönlümüzce yeniden üretmemize sebep oluyor.Hep söylediğimiz gibi, Medine’den mülhem şehirler, medeniyetimizin yapı taşlarıdır. Medeniyet dediğimiz şeyin ise bir şehrin yerleşimini, teknik ve teknolojik düzeyini, hayatın kolaylıkla akışını... aşan bir yanı vardır ki, biz buna kısaca insanlık ilişkileri diyoruz; şehirler dostlarla anlam kazanırlarken, şehre ilişkin hatıralarda da şehre dair hafızamızı biçimlendiriyor; dolayısıyla şehir zihinde kurulma özelliğiyle kendisini yenileme kabiliyeti edinirken, bu yenilenme sayesinde kendisini geçmiş ile geleceğin arasında nazarımıza seriyor.Bursa Günlüğü’nden, Bursa’nın bir vaktine mahsus bu okuyuş ve düşünüşümüzden sonra Başkan Alinur Aktaş ile şehrin kültür işlerini deruhte eden kıymetli ekibine teşekkür etmemiz gerekiyor.
Hilmi Ziya Ülken’in Sultani’li yılları
Hayat
Hilmi Ziya Ülken’in Sultani’li yılları
Türk düşünce tarihinin önemli ismi Hilmi Ziya Ülken’in İstanbul Sultanisi’ndeki öğrencilik yıllarına ait belgeler ve 11 yaşındaki fotoğrafı ilk kez ortaya çıktı. Dosya, okul müdürü Fatih Güldal tarafından 137 yıllık belgeler arasından keşfedildi. Güldal belgelerin Ülken’in biyografisine katkı sağlayacağını söylüyor.
Yeni Şafak
Tarihsiz tarih: İslam sanatı
Tarihsiz tarih: İslam sanatı
Hilmi Ziya Ülken’in İslam Sanatı, İstanbul Mimarlık Fakültesi Yayınları arasından 1948 yılında, Suut Kemal Yetkin’in İslam Sanatı Tarihi ise, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Türk ve İslam Sanatları Tarihi Enstitüsü Yayınları arasından 1954 yılında çıkıyor.Video: Tarihsiz tarih: İslam sanatıAralarındaki altı yıllık zaman farkına rağmen Yetkin, “Bugüne kadar memleketimizde tam olarak bir İslam sanatı tarihi yazılmamıştır” cümlesiyle söze başlayarak, tutarsızlığını aşağıda araz edeceğim şu iddiasını da bu cümlenin hemen peşine eklemeyi ihmal etmiyor:“Hem bu alandaki boşluğu doldurmak, hem de öğrencilere bir rehber vermiş bulunmak gayesi ile bu kitabı hazırladık. Bir Türk sanatı tarihi yazmak doğrudan doğruya hedefimiz olmadığı halde kitabımızda en büyük bölümünü kendi tarihimize ayırdık. Bundan da tabii bir şey olamazdı. Çünkü Profesör Albert Gabriel gibi, sanatımıza hakkını veren, onu seven bir iki yabancı bilgin bulunmakla beraber, bilgisizlikten veya başka sebeplerden, Türk sanatı Batı bilim dünyasında layık olduğu mevkii alamamış, çoğu zaman da İran sanatının çerçevesi içinde anılmıştır. Sanatımızın yaratıcılığını, özellikleriyle göstermek tabiatıyla ilk hedefimiz oldu.”Dolayısıyla Yetkin, Ülken’in kitabını görmemek suretiyle İslam sanat tarihi yazma girişimini bir inkarla başlatmıştır.Ülken’in konuyu Timur devrine kadar işlemesi ve bu kitabının birinci cilt olduğunu belirtmesine rağmen devamını getirmemesi bu inkarda etkili olabilir mi?Olabilirdi ancak, Yetkin’in konuyu devirler halinde işlemesi ve dolayısıyla kitabının son bölümü olan Osmanlı sanatı hariç, önceki bölümlerin Ülken’in kitabındaki bölümlerle çakışması bunun düşünülmesine engeldir.Peki, ne olmuştur da Yetkin, Ülkeni’in çabasını inkara kalkışmıştır?Bunun cevabı, iki yazarın çalışmalarında esas aldıkları kaynaklara bakılarak verilemez çünkü, her ikisinin kaynakları da çok büyük oranda Batılıdır.Hatta bu bağlamda, Yetkin’in, hem de İlahiyat Fakültesi Türk ve İslam Sanatları Tarihi Enstitüsü çatısı altında “öğrencilere bir rehber vermiş bulunmak gayesi”, öğrencileri Batı gözüyle İslam sanatını değerlendirmeye yöneltme, diğer bir söyleyişle onlara, bir at gözlüğü dayatırcasına İslam sanatına Batı gözlüğüyle bakmayı telkin etme çabasının tipik bir örneğidir.Nitekim Yetkin, İslam Medeniyeti Hakkında Umumi Eserler, İslam Sanatı Hakkında Umumi Eserler, Emevi Sanatı, Abbasi Sanatı, Fatımi Sanatı, Moğol ve Timuroğlu Sanatı, Eyyübi ve Memluk Sanatı, Murabıt – Muvahhid ve Merini Sanatı, Safevi Sanatı, Baburlu Sanatı şeklinde tasnif ettiği kaynakça kısmında, Yusuf Hikmet Bayur’un Hindistan Tarihi dışında, ikinci bir yerli (daha genel bir söyleyişle, Doğulu) kaynağa yer vermezken, sadece Selçuklu ve Osmanlı Sanatı başlığıklı iki tasnifinde Celal Esat, Halil Ethem, Oktay Aslanapa, Ekrem Hakkı Ayverdi, Sedat Çetintaş, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ile Ali Sami Ülgen’in en çok bilinen eserlerine yer verir.Bu durumda, söz konusu inkar esasında, Yetkin ile Ülgen’in çalışmalarındaki yaklaşımlarına, daha açık bir söyleyişle zihniyetlerine (dünya görüşleri ile bakış açılarına) bakmamız gerekir.Madem Yetkin’in önsözündeki giriş cümlelerini esas aldık, durumu eşitlemek bakımından Ülken’in önsözünün ilk paragrafını da aktararak bir sonuca ulaşalım:“İslam sanatı, İslamiyet’in başlangıcından (M. 622) zamanımıza kadar devam eden on üç buçuk yüzyıllık bir devirde İslam medeniyeti içinde vücuda gelmiş olan sanatların mecmuuna verilmekte olan isimdir. Fakat bu kadar geniş bir sahada, bu kadar uzun bir zamanda vücuda gelen eserleri tek bir sanat stili içine sıkıştırmak doğru değildir. Buna daha ziyade ‘İslam milletleri sanatı’ demek daha doğru olurdu. Çünkü bu medeniyetin muhtelif kavimleri arasında en sıkı bağların bulunduğu devirlerde bile ayrı ayrı Kuzey Afrika, Endülüs, İran, Hind – Türk, Türkistan, Mısır, Osmanlı ilah... stillerinin bulunduğunu görüyoruz.”Naklettiğimiz ilk sözlerdeki inkar, iddia ve iddiasızlık üzerinden, “Görünen köy kılavuz istemez” hükmüne istinaden, lafı dolaştırmadan söyleyecek olursak, Suut Kemal Yetkin son derece Batılı (hatta Batıcı) ve Oryantalist iken, Hilmi Ziya Ülken ise onun tam aksine (Cemil Meriç’in onca acımasız ithamına rağmen ve hatta ondan bile daha fazla) Anadolucu, yerli ve millidir.Yetkin’in Ülken’i inkarının nedenini de asıl bu farktan hareketle anlayabiliriz.Günümüzdeki sanat anlayışları, yorumları, düşünce çatışmaları, tavır ve ideoloji tercihleri açısından baktığımızda da Yetkin ile Ülken’de ayrışan (çatışan) durumun halen geçerli olduğunu görmemiz mümkündür. Bu manada, bugünkü Batıcı ve yerli sanat arasındaki mücadele, kırklı yıllarda şekillenen ilgili zihniyetlerin mücadelesine kadar dayandırılabilir.O günden bugüne galibi olmayan bu mücadelenin, ancak aklı selim ile, öze dönüşle, milli bir tutumun geliştirilmesiyle aşılabileceği ise herkesin malumudur.
Felsefi sistemi
taçlandıran Hakimiyet
Hayat
Felsefi sistemi taçlandıran Hakimiyet
Hilmi Ziya Ülken’in biyografilerinde rastlanan fakat yayımlanmayan eseri Hakimiyet, yıllar sonra günyüzüne çıktı. Ali Utku tarafından hazırlanan eser, Ülken’in felsefi sistemini taçlandıran bir siyaset felsefesi metni. Utku, “Yakın dönem düşünce tarihimizde böylesine özgün, kapsamlı ve bütünlüklü bir siyaset teorisi yok” diyor.
Yeni Şafak
Cemiyete
ruh üfleyenler
Hayat
Cemiyete ruh üfleyenler
Her biri büyük bir yol açıcı, eserleri ve talebeleri ile yollarımızda birer kandil mesabesinde olan kimi isimleri Diyanet İşleri Başkanlığı “İz Bırakanlar” dizisi ile yeniden hatırlattı ve kitap olarak yayımladı. Aralarında Babanzâde Ahmet Naim, Hasan Basri Çantay, Hilmi Ziya Ülken, Nurettin Topçu, Mehmet Şerefettin Yaltkaya ve Ahmed Ziyaeddin Gümüşanevî’nin isimlerinin yer aldığı eserler tek başına biyografi kitabı kategorisinde değerlendirilmemesi gerekiyor.
Yeni Şafak
Türk Rönesansı
Ayşe Böhürler
Türk Rönesansı
Türk Rönesansı oluşturma fikrini ilk telaffuz edenlerden Hilmi Ziya Ülken ve Talat Sait Halman… Hilmi Ziya Ülken ile ilgili kitap yazmış olan Profesör Mehmet Vural’ı hafta sonu Türk Kahvesi’nde konuk etmiştim Bugün için de bu çabanın yeniden diriltilmesinin önemli olduğuna inanarak aldığım notları paylaşmak istiyorum.HİLMİ ZİYA ÜLKEN Hilmi Ziya Ülken Türk Rönesansı’na kaynaklık etmek üzere İslam Felsefesi ve Türk düşünce tarihi ile yakından ilgilenmiş, Ortaçağ İslam düşünürlerinin ve Tanzimat so...
Oryantalist kibrin ve yerli kompleksin Hanîflik temelinde tükenişine doğru…
Ömer Lekesiz
Oryantalist kibrin ve yerli kompleksin Hanîflik temelinde tükenişine doğru…
Sanat esaslı bu yazıda oryantalist kibirden kastımız, çalıştıkları Batılı akademilerin ve coğrafyamızdaki misyoner okullarıyla, sivil istihbarat birimlerinin hazırladıkları imkanları kullanarak İslam’ın sanat tarihini çalışanların, Müslümanların hemen hemen tüm işlerini Asur, Yunan, Roma, Bizans ve Sasani sanatlarından etkilenmeye, taklide ve tekrara indirgeyerek müşrik sanatları içinde massetmeye çalışmaları ve dolayısıyla “Özgün, biricik bir İslam sanatı yoktur, dünyadaki mevcut kültürü büyütm...
Belediye Başkanı Hilmi Türkmen karda mesai yapan personelle balık yedi: Üsküdar’ımızın gönül elçileri
Gündem
Belediye Başkanı Hilmi Türkmen karda mesai yapan personelle balık yedi: Üsküdar’ımızın gönül elçileri
Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, İstanbul'da etkili olan kar yağışı esnasında canla başla çalışarak Üsküdar'da açılmayan hiçbir yol bırakmayan personelle balık yedi.Hilmi Türkmen, sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülerde, '4 gündür, günde 18 saat mesai 3-4 saat uykuyla çalıştılar. Birçoğu eve bile gidemedi ama açmadık cadde, sokak bırakmadılar. Sokaktaki her bir can için canla başla çabaladılar. Üsküdar'ımızın gönül elçileri ile balık ziyafetinde buluştuk, teşekkür ettik. Allah sizden razı olsun.' ifadelerini kullandı.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.