Müstamel iftira: “Kaçacak”
Mehmet Şeker
Müstamel iftira: “Kaçacak”
Yalanın müşterisi bol. Kahve muhabbeti için en ideal malzeme.İnanmaya dünden hazır sağlam bir kitle var nasılsa.Her türlü iddia kabul.“Yeter ki Tayyip’in aleyhinde olsun.”*Hep yalan yanlış konuşup arada bir yanlışlıkla doğru söyleyenlerin ağzının içine bakarlar.Bakıyorlar zaten.Gerisiyle ilgilenmezler.İlgilenmiyorlar zaten.Bir şey söyle de yüreğimiz serinlesin demekten usanmayan, her zaman beklenti içinde olan bir kesim var.Yalan ve iftira hususunda bitmez tükenmez bir açlık söz konusu.*“Kaçacak...
Bakan Varank: Bu ülkede herkes Cumhurbaşkanımızın kitabında 'kaçmak' diye bir kelime olmadığını gayet iyi bilir
Gündem
Bakan Varank: Bu ülkede herkes Cumhurbaşkanımızın kitabında 'kaçmak' diye bir kelime olmadığını gayet iyi bilir
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 'Türk Standardları Enstitüsü (TSE) 61. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nın açılışında konuştu. 'Bu ülkede herkes Cumhurbaşkanımızın kitabında 'kaçmak' diye bir kelime olmadığını gayet iyi bilir' diyen Bakan Varank, sözlerini şöyle sürdürdü: Bir şiir uğruna hapse atılmayı göze aldı ama bu ülkeden kaçmadı. 15 Temmuz gecesi kaldığın otelin sahibi kendisine ne teklif etti biliyor musunuz? 'Buradan tekneye atladığımızda 15 dakikada Yunan kara sularına gidiyoruz. Gelin ben sizi bu ülkeden kaçırayım.' Ama sayın cumhurbaşkanımız bunu asla kabul etmedi. 'Ben milletimle beraber mücadele edeceğim' dedi. Böyle bir insana yurt dışına kaçacak iftirası atmak, büyük bir rezillik.
AA
Babasının işlediği cinayeti üzerine yıktığı kız çocuğu: 'Cezaevinde oyun parkı var' dediler
Gündem
Babasının işlediği cinayeti üzerine yıktığı kız çocuğu: 'Cezaevinde oyun parkı var' dediler
Bursa'da geçen yıl yaşanan olayda yüksek sesle müzik dinlediği gerekçesiyle tartışan komşulardan Zeki Özezen tabancayla vurularak hayatını kaybetti. Olayla yapılan soruşturmada kavga eden Kıral Dalkıran komşusunu 14 yaşındaki kendi kızının vurduğunu söyledi. Tutuklanan 14 yaşındaki kız çocuğu Savcılığı'na mektup yazıp, “Cezaevinde oyun parkı olduğunu ve burada oynayabileceğimi söyleyip suçu üstlenmemi istediler” deyince serbest kaldı. Baba Kıral Dalkıran ise müebbet hapis istemiyle mahkemeye sevk edildi.
DHA
Hak, hakikat ve hakkaniyet
Hak, hakikat ve hakkaniyet
Kirli ellerle temiz, halis olmayan niyetle hayırlı iş yapamayız. Öte yandan hiç kimsenin niyetini bilemeyiz. Tahmin veya his üzerinden onu sorgulayamayız. Hüküm veremeyiz. Hırsının, ihtirasının hükümlüsü olanları kapsamıyor sözümüz.Video: Hak, hakikat ve hakkaniyetNiyet okumaya gönüllü olmak, yanlışları da beraberinde getiriyor. Çünkü o yazı belli belirsizdir. Tam mânasıyla okunaklı değildir. Böylece kul hakkı kapısı açılmış olur.Bir insanı karalamak, bizi daha beyaz yapmaz. Lekenin rengi olmaz. Nihayetinde ak da, yeşil de lekeye dönüşebilir.Bazen zanlılar yerine zanlar üzerinden hareket ediyoruz. Zalimler de böyle davranmıyor mu? Niyet okuyor ve önleyici saldırı yapıyorlar. Nice masumun canı elinden alındı. Yuvası yıkıldı.İşittiklerimizle hareket edeceksek eğer, gözlerimiz niye yaratıldı? Hep akıl yürüteceksek, kalbimiz neden var? Onun için ‘ilim ve irfan’ diyoruz. Aklın ve kalbin bereketli uyumu.Dün ile gün bir bütündür. Sadece dünü veya günü ölçü almak, hakikate tek taraflı bakmaktır. İlişkileri kurcalayanlara, açık arayanlara mahsus bir huydan bahsediyoruz. Geçmişte kurulan cümle yahut gün içinde tesadüfen verilen görüntü, bir anda ve farklı bir biçimde önünüze konulabiliyor. O andan itibaren birileri tarafından yargılanmaya başlıyorsunuz. Kaçan ve kovalayan, her ikisi de Allah diyor. İnanmayan için suçlamak kolaydır. İnananlara ne demeli?Mensubu olmaktan şeref duyduğumuz bir camianın içindeyiz. Söz dâhil, her şeyi emanet biliyoruz. Çünkü onlarca yılın ve milyonlarca insanın emeği üzerinden konuşuyor, yazıyoruz.Şahitliklerimizden biri de budur: Kurdukları ilişkilerle ilerleyenler, yaptıkları işlerle yürüyenlerin emeğini tartışıyor. Geldiğimiz yer burası mıdır? Hayır diyemiyorum.Tarafların, grupların, hiziplerin, hesapların çok olduğu bir yerde, evvela hakikat yara alır. İncinir.***Millet hayatına dadanan, insanımıza tebelleş olan paralel ihanet şebekesi ne zaman kaybetmiştir? Beddua ettiğinde. Ölçümüz: “Müslüman’a beddua etmek haramdır.” (Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevi, Ehl-i Sünnet İtikadı, Bedir Yayınları, sayfa 132.)Ne zaman yenilmiştir? Sayısız kulun hakkına girdiklerinde. Bakınız: Hileli sınavlar, ihaleler, kumpaslar.Ne zaman şaşırmışlardır? Adaletten ayrıldıklarında. Tekrar bakınız: Düzmece mahkemelerde alınan haksız kararlar.Hak, hakikat ve hakkaniyet demektir. Hak, Allah demektir. Haksız ne demektir?Şu anda niyet okumuyoruz. Olan ve bitmeyeni yazıyor, söylüyoruz. Önümüzde ibret almamız gereken örnekler var. Kırk yıllık emeğin nasıl ziyan edildiğine dair. O emekte kaç samimi ve masum insanın hakkı, hukuku bulunuyor. Bir de bunun hesabını verecekler inşallah.Bütün bu hakikatler bize ne söylüyor? Hasan Aycın üstadımızdan ilhamla: Müslüman, hesabını veremeyeceği işlerden uzak durmalıdır. Tövbe kapısının açık olması, kimseyi ayrıcalıklı yapmaz.***Kendi adıma söyleyeyim: Hiçbir müminin gönlünde olumsuz yer edinmek istemem. Bu şekilde dünyadan ayrılmak bana üzüntü verir. Ona göre yaşamaya çalışıyorum. Oluyor mu, bilmiyorum.Gün gelir, insan gider. Bizden kalacak olan nedir? Geride mal mülk bırakmak isteyenlerle aynı yolu yürüdüğümüz söylenemez. Yükselmek için karanlığa karışanlarla beraber olamayız. Konu ne olursa olsun, şahsiyat yapamayız. Temas ettiği herkesi zehirleyen, dokunduğu her şeyi kirleten insanlara benzeyemeyiz. Bir ‘plan’ dâhilinde söylenenlere, yazılanlara itibar edemeyiz. İddia ile iftira arasındaki mesafeyi korumak zorundayız.Haysiyet mübarektir. Onunla oynayamayız.Hukuk, aynı zamanda dostluk anlamına gelir. Mesela bizde ‘sohbet hukuku’ vardır. Süleyman Hayri Bolay, “bizim medeniyetimiz sohbet medeniyetidir” der. Yani güven vermek, mahremi gizlemek, kusurları örtmek, açıkları kapatmak, vefa göstermek, manevî kardeşliğe sadık kalmak. Her geçen gün bu hukuktan uzaklaşıyoruz sanki. Mesela dertleşmek için psikoloğa gidiliyor. Öncelikle buradan başlamalıyız.İmkân sahibi olmak, insanı daha dikkatli ve rikkatli yapmıyor demek ki.
Biz gitmeyelim hacı, faşistler gitsin!
Biz gitmeyelim hacı, faşistler gitsin!
İnsanlığın en eski yöntemlerinden biri aslında ama yine de çok büyük bir başarıyla kullanıyorlar: İftira!Şöyle işledi en son iftira mekanizması: “Küçükçekmece’de Suriyeliler küçük bir kızı taciz etti.”Video: Biz gitmeyelim hacı, faşistler gitsin!Eh, kim olsa isyan eder, kim olsa sokağa dökülür yani. Fakat o da ne? Taciz iddiası tamamen kurgusal, dümdüz yalan, mis gibi iftira. Taciz maciz yok. Taciz yüzünden karakola başvuran, şikâyetçi olan yok. Çünkü taciz maciz yok. Fakat ne fark eder? Değil mi ki “Suriyeli istemiyoruz” demeyi insanlığına sığdırabilen devasa bir kitle var ve değil mi ki bu kitlenin -kafalarında beyaz kukuletaları eksik- Klu Klux Klan lideri özentili Sinan Oğan’ı, Ümit Özdağ’ı, Lütfü Türkkan’ı var. At yalanı, tutarsa Suriyeli şebbihalardan yana algı yapmış olursun yani.Ne sandın ya? Ben artık bu Ku Klux Klan çakması Sinan Oğan’ın, Ümit Özdağ’ın, Lütfü Türkkan’ın falan “milliyetçi”, hatta “ırkçı” bir yerden konuşmadıklarını, doğrudan Suriyeli şebbihaların algısını düzeltme sektöründe faaliyet gösterdiklerini düşünüyorum. Sen de düşünsen iyi olur. Aksi halde yaşını başını almış, vekillik falan yapan bu adamlar dümdüz bir yalanı yaymak için niçin bu kadar gayret sarf etsinler?Laftan anlamıyorlar, sözden anlamıyorlar, hakikate hürmetleri yok, doğru ortaya çıkınca mahcup olmuyorlar. Kaşarlanmış suratlarıyla Ku Klux Klan’ın yaptığı çağrılara benzer çağrılar yapıp ateşle oynuyorlar. Yarın öbür gün bunların yalanına inanıp bir Türk vatandaşının, bir Suriyeli mültecinin burnu kanasa sorumlusu bunlar olacak.“Nedir abi derdiniz?” diyorsun. Cevap veriyorlar: “Suriyelilere para dağıtılıyor.” 70 IQ zekâ seviyesine anlatır düzeyde o paraların uluslararası kuruluşlardan geldiğini, yani o paraların Türk ekonomisinden çıkmadığını, tam tersine Türk ekonomisine girdiğini anlatıyorsun ama asla anlamıyorlar.“Nedir derdiniz abi?” diyorsun. Cevap veriyorlar: “Suriyeliler nargile içiyor, denize giriyor, sokakta 3 kişi bir arada yürüyorlar.” Ne yapalım ulan? Asalım mı nargile içiyorlar diye? Öldürelim mi denize giriyorlar diye? Yahut Ku Klux Klan’ın yaptığı gibi ateş çemberi oluşturup yanmalarını mı izleyelim sokakta 3 kişi yürüyorlar diye.“Nedir derdiniz abi?” diyorsun. Cevap veriyorlar: “Suriyeliler suç işliyor.” Aptala anlatır gibi anlatıyorsun. Diyorsun ki “yahu, Türkiye’de yüzde 4,5 düzeyinde olan suç işleme oranı, yabancılar arasında 1,7. Azıcık insafınız olsun.” Asla dinlemiyorlar, asla dikkate almıyorlar.Diyorsun ki “mülteci sorunlarını konuşmak mı istiyorsun? Gel konuşalım. İskânlarını, sağlıklarını, uyumlarını, eğitimlerini… Her şeylerini konuşalım.” Diyorlar ki “ülkemde Suriyeli istemiyorum.”Ulan. Çok sevgili sayın ulan. Herkesin savaştan kaçma hakkı vardır ve uluslararası teminat altındadır bu hak. Sen büyük kahraman olabilirsin. Allah göstermesin, ülkenin başına Suriye’nin başına gelen şey gelirse derhal silahını kapıp vatan savunmasına destek verebilirsin. Ama kimseyi, evet hiç kimseyi “ülkendeki savaştan kaçamazsın” cümlesiyle yargılayamazsın. Ayrıca, hadi ülkesine döndü diyelim savaşmak için. Kiminle savaşacak? İç savaş bu yahu. Komşusuyla, kardeşiyle, tanıdığıyla savaşmayı reddetmiş adama “niye savaşmıyorsun?” dediğinin farkında mısın?Buna rağmen 1 milyona yakın ölü, 2 milyona yakın yaralı, 1 milyonu geçkin tutuklu vermiş bu ülke 8 yılda. Deli misin yahu?Bunlar Suriyeli değil Yunan olsa, bunlar Suriyeli değil Norveçli olsa ben bunları yine savunacağım hacı. Çünkü meselenin Suriye’yle, İslamcı olmamla falan ilgisi yok. Mesele insan olmamla ilgili sadece…Bu insanların ülkeleri perişan vaziyette… Hayatta kalabilmek adına senin Naziliğine, faşistliğine, ırkçılığına, yabancı düşmanlığına maruz kalmayı bile göze almak zorunda bu insanlar. Bunu bari düşün.Oturup konuşacağız. Bunun başka yolu yok. Mülteciler hakkındaki yalanları çoğaltmamayı, mülteciler hakkındaki doğruları kabul etmeyi öğreneceksin ki sana “Nazi” değil insan diyeceğiz. Bunu yaptıktan sonra yine oturup konuşacağız. “Mültecilerin uyumu için, bir arada yaşama kültürü için, iskânları için, eğitimleri için ne yapabiliriz?” sorusunun peşine düşeceğiz.“Mülteciler hiç sorun üretmiyor” safdilliğinden konuşmuyorum. Mülteciler sorun üretiyor. Senin ırkçılığın, Naziliğin, faşistliğin sadece bu sorunları derinleştirmeye yarayacak ve yeni sorunlara yol açacak. Bari bu kadarını anla yahu.Unutmadan. Şu ismini saydığım üç adam 30’lu yıllarda Amerika’da yaşasalardı zenci yakarlardı. 40’lı yıllarda İtalya’da yaşasalardı çingene öldürürlerdi. 60’lı, 70’li yıllarda Almanya’da yaşasalardı Türk işçilerin evlerini yağmalarlardı. 80’li yıllarda Diyarbakır Cezaevi’nde olsalardı insanlara dışkı yedirirlerdi.Faşist faşisttir, insan da insandır. Sana düşen insanı savunmaktır. Çünkü bu kocamış gezegen “pat” diye patlayana kadar hepimize yeter. Hem vallahi yeter, hem billahi yeter.O yüzden bu güzel ülkeden mülteciler ya da biz gitmeyelim hacı, faşistler gitsin çok istiyorlarsa!
Çamur at izi kalsın…
Çamur at izi kalsın…
Dün yine biri bir kuyuya bir “Tweet taşı” atmış… Bin akıllı da o taşı çıkarmak için didinmiş durmuş… Kendisine müstear olarak Evrim Devrim gibi son derece yaratıcı (!) bir ismi vermeyi uygun görmüş bir sosyal medyacının, aslında Zaytung tarzı abuk esprisi gibi bir tweet, söz konusu olan…Video: Çamur at izi kalsın…Bir havaalanı görüntüsünün bulunduğu kısa bir video bu… Havaalanını su basmış… Yağmur şiddetle devam ediyor… Yerden en az 30-40 cm yükseklikte su var… Göl gibi etraf… Bir araç gidiyor alanda; suları yara yara… Tweet’in üstünde Evrim Devrim hanımdan (her ne kadar kimlik fotoğrafı olarak kızıl saçlı bir dilberin fotoğrafını koymuş olsa da, büyük olasılıkla bir erkek bu kişi) şöyle bir not var: Türkiye’nin gururu: Dünyanın en büyük Yüzer Uçak Limanı…Videoya dikkatlice baktığınızda hemen görüyorsunuz… Alanda bir tane THY uçağı yok… Bizimkinde THY’den başka uçak yok şu sıra… Havaalanının ise bizim İstanbul Havaalanı ile ne ilgisi var ne de alakası…Bu işten anlayanlar videodaki alanın Mexico City’de olduğunu hemen fark etmişler…Ama heyhat… Olayı gerçek sananlar da çıkmış tabi… 245 Retweet - RT (Tweet’i tekrar kendi hesabından gönderme) ve 722 Beğeni vardı… Çamur atılmış ve izi kalmıştı aslında… Bazılarının, bana sorarsanız pek de hak etmedikleri halde, abartarak sosyopat olarak niteledikleri bu tür sosyal medyacıya Twitter ortamında sıklıkla rastlamak mümkün…Genelde gülüp geçmek gerek böyle numaralara… Ya da altına gerçek durumla ilgili bir not yazıp yola devam etmek… Ancak yalanın yayılması fazlaysa ve ortada bir hasar görüyorsanız gereken önlemi almak, Siber Suçlar polisi dahil devletin ilgili organlarını ve adalet mekanizmasını devreye sokmak gerekebilir…Bu tür sosyal medya yalancılarına ya da şakayı başka şeyle karıştıranlara özellikle seçim dönemlerinde haliyle daha da sık rastlanır…Orada ne yapılacağı bayağı ciddi bir sorudur… Ciddiye almamanız gereken yerde olayı dert edinir ve iletişim aksiyonlarına baş vurursanız, hasarı bizzat kendiniz derinleştirebilirsiniz…Ya da ciddiye almanız gereken yerde boş verirseniz, bu sefer de yangının kontrolsüz büyümesine neden olabilirsiniz…Bu konuda iki tavsiyemiz olabilir…Kesinlikle trollere sahte hesaplara baş vurmayın… Geri tepme olasılığı çok yüksektir.Mutlaka etki analizi yapın. Ölçümleyin ve ona göre hareket edin.Kesinlikle duygularınızla değil aklınızla hareket edin… Pireye kızıp yorganı yakmayın…Önümüzde yerel seçimler var ve sosyal medyayı adam gibi yönetmek ciddî bir etki yaratabilir…
Şeytanca bir kumpas
Gündem
Şeytanca bir kumpas
2014’te Ağrı Taşlıçay Belediye Başkanlığı'nı kazanan AK Partili İsmail Taşdemir, HDP’nin akıl almaz tehdit, saldırı ve şantajlarına maruz kaldı. Oğlu ölümle tehdit edildi, akaryakıt istasyonu yakıldı, eczanesi tahrip edildi. Montaj kayıtla Erdoğan’a hakaret etmiş gibi gösterildi, “terörist cenazesine katıldı” diye yalan haber üretildi.
Yeni Şafak
Bayraktar’a iftiraya tazminat
Gündem
Bayraktar’a iftiraya tazminat
CHP’lilerin, İBB’nin Selçuk Bayraktar’ın mütevelli heyeti başkanı olduğu T3 Vakfı’na 41,1 milyon lira para aktardığı iddiasının asılsız olduğu mahkeme kararıyla tescillendi. İddianın ilk sahibi gazeteci Orhan Uğuroğlu, T3 Vakfı’na 15 bin lira tazminat ödeyecek.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.