Felak-Nas Suresi oku dinle: Felak ve Nas Suresi Diyanet meali
Hayat
Felak-Nas Suresi oku dinle: Felak ve Nas Suresi Diyanet meali
Kur'anın 112. suresi İhlas, 113. suresi Felak, 114. ve son suresi de Nas Suresidir. Felak ve Nas surelerine "muavvizeteyn" adı verilir. İhlas, Felak ve Nas surelerine ise muavvizât (koruyucular) denir. Peygamberimiz sözleri ve uygulaması ile üç surenin, üç vakitte akşam, sabah, yatmadan önce üçer defa, her namazdan sonra ve geceleyin okunmasını tavsiye etmektedir. Bir Müslüman bu üç sureyi akşam, sabah ve uyumadan önce üçer defa, namazlardan sonra ve geceleri okursa hem imanını tazelemiş, hem de her türlü kötülükten Allah’a sığınmış, dua etmiş, Allah’ı anmış ve Kur’an okumuş böylece ibadet etmiş olur. Hastalara ve nazar değenlere de bu sureler okunup Allah’tan şifa istenebilir. Haberimizde İhlas, Felak ve Nas surelerini Arapça ve Türkçe okunuşunu, Diyanet mealini bulabilir ve dinleyebilirsiniz.
Yeni Şafak
İhlas Suresi Arapça okunuşu ve Türkçe anlamı: İhlas Suresi oku, dinle, Diyanet meali
Hayat
İhlas Suresi Arapça okunuşu ve Türkçe anlamı: İhlas Suresi oku, dinle, Diyanet meali
İhlas Suresi'nin Arapça okunuşu, Diyanet meali, fazileti, konusu, tefsiri haberimizde. Hz. Peygamber İhlas Suresinin önemi ve fazileti hakkında, 'Varlığım elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu sûre Kur’an’ın üçte birine denktir' buyurmuştur. Yine Hz. Peygamber, sevdiği için bu sûreyi her namazda okuyan bir sahabiye, 'Onu sevmen seni cennete götürür' müjdesini vermiştir. İhlas Suresinin okunuşu, meali ve tefsiri vatandaşlar tarafından merak ediliyor. Haberimizde İhlas suresinin Arapçasını, Türkçe okunuşunu, Diyanet mealini ve faziletini bulabilirsiniz.
Yeni Şafak
İhlas suresi meali ve İhlas suresi Arapça okunuşu
Hayat
İhlas suresi meali ve İhlas suresi Arapça okunuşu
İhlas suresi meali, okunuşu ve Arapçası haberimizde. Mekke döneminde inmiş olan bu sure tevhid inancının temellerini anlatmaktadır. Sure 4 ayetten oluşmaktadır. İhlas Sûre özellikle Türk sözlü kültüründe “Kul hüvallah” olarak diye bilinir. İşte İhlas suresi okunuşu ve meali...
Diğer
İhlas ve şirk, biri varsa diğeri yoktur
İhlas ve şirk, biri varsa diğeri yoktur

Şirk meselesini uzatmış sayılabiliriz ama değer. Çünkü mümin olarak bizden istenen şey, Allah’ın alanına başka hiç bir şeyi, ya da hiçbir kimseyi karıştırmadan ve ‘dini sadece O’na has kılarak’ kulluk etmemizdir. Din muameledir, yani imanın davranışa dönüşmesidir. Dinin O’na has kılınması demek, din adına yani ibadet kastıyla yaptığımız her davranışı sadece O’nun için yapıyor olmamız demektir. Allah’ın birliğini ve ibadetin sadece O’na yapılacağını prensipte herkes kabul eder ama uygulamaya yani muameleye gelince, ama, diye başlanır ve ibadet anlamı taşıyan davranışlarımız çatallanır, bazı davranışlara yorum ve kılıf aranır. Mesele çok önemli olduğu için; ‘dini sadece Allah’a has kılarak, duayı sadece Allah’a has kılarak’ ifadeleri Kuranıkerim’de en az yirmi kez tekrarlanır. Ayrıca bu anlama gelen başka onlarca ayeti kerime vardır. Demek ki, Allah kullarının zaafını biliyor.

Demiştik ki, Kuranıkerim dersimizde Zümer suresinin şirk ve ihlas konusunu vurgulayarak anlattığını fark ettik. Surenin inişi Mekke döneminin yarılarındadır ve müminlerin iman-şirk çizgisini artık netleştirmeleri önem kazanmıştır. Sure, bu meselenin ciddiyetine dikkat çekerek başlar:

‘Biz bu kitabı sana hakikat olarak indirdik, o halde sen de Allah’a, dini sırf O’na has kılarak ibadet et’ (2).

Allah’ın hakkı budur. Allah’a itaat ve ibadet anlamı taşıyan hareketlerinizde O’ndan başka bir şey düşünmeyin. Bunun adı ihlastır. Yani ihlas şirkin her çeşidinden arınmadır. Siz de dini sadece Allah için yaşayın denmiş gibidir.

Dikkat edin, Allah’ın istediği, katıksız/halis olan dindir. O’nun dışında veliler edinenler, biz onlara sırf bizi Allah’a daha çok yaklaştırırlar diye kulluk ediyoruz derler. Onların ihtilafa düştükleri konularda aralarındaki hükmü Allah verecektir. Allah yalancılara, katmerli kâfirlere hidayet vermez’ (3).

Buradan; bize şefaat ederler ve bu sayede biz Allah’a daha çok yaklaşırız diye Allah’ın dışında kutsallık atfedilen ve onlara gösterilen saygının ibadet anlamı taşıyacak bir şekle büründüğü her şeyin ya da her şahsın, dinin halis Allah için olmasına engel olduğu anlaşılıyor. Çünkü bu durum ibadete ve dindarlığa başkalarını dolaylı da olsa ortak kılma anlamına gelir.

Ayette putlar yerine veliler denmiş olması düşündürücüdür. Elbette Allah’ın veli kulları vardır. Biz onlardan olmaya çalışırız ama onları bir aracı olarak görmeyiz. Onların kimler olduğunu da kesin olarak bilemeyiz. Ama Allah’ın velisi olmanın şartının iman ve takva olduğunu bize bizzat Allah söylüyor. O halde bu özellikleri taşıyıp istikamet üzere gördüklerimize hüsnü zan besleriz, severiz ve sayarız. Bu ayrı bir şey.

Burada ilginç bir noktaya işaret etmeliyiz. Ne zaman Allah’tan başkasını ibadetlerimize ortak koşmayalım, O’ndan başkasından istimdad etmeyelim dense ki, bunlar Fatiha ile her gün tekrarladığımız, Allah’a ahdimizin gereğidir, bazı dervişler böyle söyleyenleri tarikat ya da tasavvuf düşmanı ilan ederek tepki gösterirler, böylece tasavvufu sanki Allah’tan başkasından imdat dileme olarak kabul etmiş olurlar. Oysa onların bu tavırları bir nebze ilmi olan insanları tasavvuftan uzaklaştırır. Dikkat edilirse böyle tavırlar sebebiyle bizde, çok azı müstesna, tarikatlara bağlı olanlar şeriatı iyi bilen insanlar değillerdir. Buna karşılık mesela Moritanya’da, Mağrib’te ve Suriye’de ilmiye sınıfı tasavvufun içindedir.

Meseleye ilimle bakacak olsak şunu kolaylıkla anlayabiliriz: Var sayalım ki, ölü ya da diri, bazı maneviyatı yüksek insanlardan istimdad eylemenin bir faydası olsun. Öncelikle bu bir varsayımdır ve delilsiz bir inançtan ibarettir. Delil deyince de dinimizin bize delil olarak sunduğu bilgileri kast ediyoruz. İkinci olarak bunun aksini gösteren, başta ‘iyyâke nestaîn’ olmak üzere sayısız delil ve uyarılar vardır. Üçüncü olarak, siz böyle bir hataya düşmeyiz deseniz bile, bu inancın kulları ilahlaştırdığına dair her gün sayısız örnekler görüyoruz. O halde bunca açık olumsuzluklar karşısında öyle bir varsayımla hareket etmek ne aklın, ne de İslam’ın kabul edeceği bir şeydir. Kaldı ki, Allah bize ‘yaşayan da bir delille yaşasın, ölen de bir delille ölsün, doğru söylüyorsanız delilinizi getirin’ diyor. Hıristiyanlar da önce Hz. İsa’yı yüceltmede aşırı gittiler, arkasından papazları Allah’tan esinlenen, yani bir nevi vahiy alan yanılmaz insanlar olarak gördüler ve yoldan çıktılar. Şia da imamlarını, tam da onların papazları bildikleri gibi bildi, onlar masumdur, söyledikleri Allah’tandır dediler. Peki, biz ne yapıyoruz?

Terör yandaşları görüntü almak isteyen muhabiri darp ederek telefonunu gasp etti
Gündem
Terör yandaşları görüntü almak isteyen muhabiri darp ederek telefonunu gasp etti
İhlas Haber Ajansı muhabiri Beril Solmuşgül ve kameraman Murat Başal, sınır ötesinden havan toplarının düştüğü Nusaybin ilçe merkezinde görevlerini yapmak isterken bir grup terör yandaşının saldırısına uğradı. Barış Pınarı Harekatının 3'üncü gününde Nusaybin ilçesinde gelişmeleri takip eden İHA muhabirleri Beril Solmuşgül ve Murat Başal, bir grup terör örgütü PKK yandaşı tarafından sözlü hakarete uğradıktan sonra darp edildi. Muhabirlerden Beril Solmuşgül'ün cep telefonu gasp eden terör örgütü PKK yandaşları, daha sonra bindikleri araçla kayıplara karıştı.
IHA
Katılım bankacılığı yerine neden katılım finans?
Katılım bankacılığı yerine neden katılım finans?

Faizsiz sistem diğer Müslüman ülkelerde yıllardır çok yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Hatta Avrupa’da özellikle İngiliz ve Amerikan kökenli bazı bankalar (HSBC, Citibank) İslami finans penceresi açarak, bu uygulamayı yıllarca uygulamış ve İslam ülkelerinin kaynaklarını kendi ülkelerine çekmeyi başarmışlardır.

Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nde uzun bir süre bu uygulamalara müsaade edilmemiştir. Ta ki rahmetli Turgut Özal Başbakan olana kadar. Türkiye İslami finansla 1983 yılında rahmetli Özal’ın çıkardığı bir kararnameyle tanışmıştır.

Ülkemizde faizsiz finans alanında faaliyet gösteren kuruluşlar, yaklaşık 35 yıllık bir maziye sahip. “Özel Finans Kurumları” adıyla ülkemizdeki yolculuklarına başlayan bu kurumlar, 1999 yılında bankacılık yasası kapsamına alınarak yasal güvenceye kavuştular ve daha güçlü bir mevzuata sahip oldular. 2005 yılında ise, katılım bankası adıyla bankalar kanununda yerlerini aldılar. Böylelikle “katılım bankacılığı” yeni bir kavram olarak literatürde ve mevzuatta yerini almış oldu.

“Banka” veya “Katılım Bankası”, tanımlayıcı isimleri çok mu önemli? Evet oldukça önemli. Her şeyden önce isimlerin çağrıştırdığı bir anlam var arka planda.

Bankacılığa alternatif olarak yola çıkan eski adıyla “Özel Finans Kurumları” şimdiki adlarıyla “Katılım Bankaları”, sundukları finansal hizmetler ve ilişkili tarafları itibariyle alternatif finans hizmeti sunma noktasında aslında şu ankinden çok daha fazla büyüme imkanına sahipler.

Mevcut hükümetin “Faizsiz Finans”ın payını büyütme isteği ve dünyadaki bankacılık modeline alternatif olma gayesi doğrultusunda, 2025 yılı için hedeflenen %15 pazar payına ulaşmaları aslında mümkün.

Bunun başlangıç noktası da riski ve getiriyi paylaşmayı niteleyen “Katılım Bankaları” tanımlayıcı isminin “Katılım Finans” olarak değiştirilmesi olabilir. “Katılım Bankaları” sadece faizsiz finans hizmeti sunan bankaları nitelerken, “Katılım Finans” terminolojisi faizsiz hizmet sunan tüm finans sektörünü kapsayıcı şekilde genişleme imkanı sağlayacaktır.

Gelinen nokta itibariyle Katılım Bankaları’nın toplam bankacılık içindeki payı %5’ler civarında seyrediyor. Oysaki ülkemizin bu konuda sahip olduğu potansiyel düşünüldüğünde, gidilecek mesafenin çok olduğunu teşhis etmek zor değil.

Tabii gelinen noktanın bir tarihsel süreci yansıttığını da unutmamak gerek. 90’lı yıllarda ortaya çıkan İslami holdinglere karşı bir kanuni düzenleme getirilmemesi, İslami kesimi çok zor durumda bırakmıştı. Binlerce mütedeyyin insanımız iyi niyetle bu holdinglere yatırdıkları paraları kaybettiler. Son olarak da İhlas Finans’ın batışı, yine binlerce mütedeyyin vatandaşımızın para kaybetmesine neden oldu.

Özel Finans Kurumlarının 90’lı yıllarda büyüyememe nedenlerinden bir diğeri ise, düzenleyici otoritelerin bu kurumları bir finans kurumu olarak görmemeleridir. Bunun neticesinde bu kurumlara ilişkin hiçbir düzenleme yapmadıkları gibi sermaye artırmalarına, şube açmalarına ve büyümelerine bir şekilde engel olmaya çalışmışlardır.

Aslında bu olayların altında, o zamanki yönetimlerin bilinçli bir şekilde İslami kesimi fakirleştirme operasyonu yatmaktaydı. Çünkü devlet otoriteleri bugünkü gibi o günlerde de kanuni düzenlemeler yapabilirlerdi. Mesela; 2001 krizinde off shore (kıyı bankacılığı) bankacılığı ile ilgili hiçbir düzenleme yokken TMSF, İmar Bankasına off shore üzerinden para yatıran vatandaşların parasını ödemiştir. Aynı TMSF, batan İhlas Finans Kurumuna para yatıran vatandaşın parasını ise ödememiştir. Bu da İslami kesimde ciddi kırgınlık ve sermaye azalışına neden olmuştur.

AK Parti iktidarı döneminde yapılan kanuni düzenlemelerle belirtilen sorunlar ve benzerleri çoktan aşıldı. Artık yeni bir aşamaya, daha kapsayıcı bir aşamaya yani “Katılım Finans” terminolojisine geçilme vaktinin geldiğini düşünüyorum. Tabii sadece tanımlayıcı isimleri değil, faizsiz finans hizmeti sunan kuruluşların diğer kullandıkları terminolojilerini de gözden geçirmek ve yenilemek gerekir.

Konuyla ilgili olarak Cumhurbaşkanımız tarafından atılan adımın yerinde ve daha geniş bir faizsiz finans dünyasını hedeflediği açık. Bu anlamda, 2015 yılı %15 pazar payı hedefinin ulaşılabilir olduğu görülmektedir.

Sektör kendi potansiyeline ulaşmada adımlar attıkça, ilave sermaye ve yeni oyuncu çekebilecek ve pazar payını artırabilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sektörün faizsiz finans ilkelerinden ayrılmadan, ihtiyaç duyulan ürünleri piyasaya sunabilmesindedir. Tüm paydaşlara bu noktada görev düşmektedir.

Katılım Bankalarının kendilerini toplumumuza iyi anlatmaları, tanıtmaları ve gerçekten bankacılık sektörüne alternatif model olduklarını ortaya koymaları gerekiyor. Bu konuda Türkiye Katılım Bankaları Birliği’ne de önemli görevler düşmektedir.

Örneğin, Katılım Bankalar Birliği’nin sunumunda bu sistemi anlatırken aynen şu ifadeler kullanılmıştır; Türk bankacılık sisteminde alternatif değil, sistemi tamamlayıcı bankalardır. Mevduat bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarının yanında üçüncü tarz bir bankacılıktır. Fonksiyonel olarak mevduat bankalarına benzemektedirler.

Böyle bir tanımlama yaptığınızda faiz hassasiyeti olan mütedeyyin insanlarımız neden bu kurumlara yönelsin? TKBB’nin tanımlarda ve içeriklerde önemli değişikliklere gitmesi gerekir. Önümüzdeki hafta bu konudaki önerilerimizi sizlerle paylaşacağım.

İncir çekirdeğine İhlas suresini yazdı
Hayat
İncir çekirdeğine İhlas suresini yazdı
Dünyada bilinen üç mikro heykeltıraştan biri olan, incir çekirdeğine sadece mikroskopla görülebilen İhlas suresini yazan Necati Korkmaz, eserini gelecek haftadan itibaren sergileyecek.
AA
Çinli şirket Türkiye'de petrol arayacak
Ekonomi
Çinli şirket Türkiye'de petrol arayacak
İhlas Holding AŞ'nin, Çin Devlet Petrol Şirketi CNPC'nin iştiraki Greatwall Drilling Company ile birlikte, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Dadaş havzasında petrol ve kaya gazı kuyusu kazmaya hak kazandığı açıklandı.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.