Koronavirüs sürecinde e-ticaret çözümlerine ilgi yüzde 1400 arttı
Ekonomi
Koronavirüs sürecinde e-ticaret çözümlerine ilgi yüzde 1400 arttı
CezeriSoft Genel Müdürü Söyler, "Salgın süreciyle birlikte daha önce internetten satışı olmayan işletmelerin e-ticaret çözüm ve uygulamalarına ilgisi yılın ilk 4,5 ayında, 2019'un aynı dönemine göre yüzde 1400 arttı." ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
19 Mayıs’ta 19 Bin gence ücretsiz internet
Teknoloji
19 Mayıs’ta 19 Bin gence ücretsiz internet
Zeytinburnu Belediyesi 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı 19 bin gence ücretsiz internet hediye ederek kutluyor.
Yeni Şafak
Köylülerin fatura isyanı: Telefon hatları yok ama 9 aydır para ödüyorlar
Hayat
Köylülerin fatura isyanı: Telefon hatları yok ama 9 aydır para ödüyorlar
Bilecik'in Söğüt ilçesine bağlı Borcak köyünde, 9 ay önce telefon hattı kablolarının çalınmasının ardından telefon ve internet bağlantıları kesildi. Köy Muhtarı Osman Çırakoğlu, halen köydeki abonelere fatura gelmeye devam ettiğini ileri sürerek, "Telefonla hiçbir iletişimimiz olmamasına rağmen hala fatura geliyor. İnterneti de kullanamıyorum. Muhtarlığın interneti var ama kullanamıyorum. Ona da faturalar geliyor. Nasıl oluyor bu anlayamadık gitti. Kışın köyde 53 vatandaş var, yazın 100'ü geçiyor. Yaklaşık 40- 45'te abone var" dedi.
DHA
Rusya'da referandumda koronavirüs nedeniyle ertelenmişti: İnternet ve postayla oy kullanacak
Koronavirüs
Rusya'da referandumda koronavirüs nedeniyle ertelenmişti: İnternet ve postayla oy kullanacak
Anayasa referandumunu koronavirüs salgını nedeniyle ertelemek zorunda kalan Rusya’da, seçim ve referandumlarda internet üzerinden oy kullanılmasına imkan tanıyan yasa tasarısı kabul edildi.
DHA
Koronavirüs sürecinde kargo şikayetleri arttı: 20 gündür bekleyen var, telefonları açan yok
Ekonomi
Koronavirüs sürecinde kargo şikayetleri arttı: 20 gündür bekleyen var, telefonları açan yok
Koronavirüs salgını sonrasında internetten yapılan alışverişlerle birlikte vatandaşların mağduriyeti de arttı. Hem satın aldıkları hem de başkasına göndermek amacıyla kargoya verdikleri ürünlerin ulaşmasında sıkıntılar yaşayan vatandaşlar, kargolarının kaybolduğunu, geç ulaştığını ve kargo şirketlerine ulaşamadıklarını söyledi. Kargo şirketlerinin taleplere hazırlıksız yakalandığını ve şikayetlerin arttığını belirten Tüketici Başvuru Merkezi Onursal Başkanı Aydın Ağaoğlu ise mağduriyet yaşayanların nasıl bir yol izlemesi gerektiğini anlattı.
DHA
Dünya yeni normale daha genç girecek
Dünya yeni normale daha genç girecek

Çin’den başlayan ve dünyanın gidişatını değiştiren küresel salgında ilk şok atlatılmak üzere.

Salgından en fazla etkilenen Çin, ABD ve Avrupa ülkelerinde normalleşme başladı.

Alışveriş mekanları açılırken, caddeler canlanıyor.

Salgını en az hasarla atlatan ülkeler arasına giren Türkiye de kademeli olarak yeni normale geçmeye hazırlanıyor.

Ancak bu normalleşme eski yaşadığımız normal değil artık.

Dünyanın sosyal mesafeli, maskeli, sağlık öncelikli yeni normali var.

**

Salgından sonra dünya yeni normale daha genç girecek çünkü salgınla önemli bir yaşlı nüfus hayata veda etmiş olacak.

Salgından önce ciddi bir emekli nüfusa sahip olan Avrupa yeni normale genç nüfusla devam edecek.

Muhtemelen yaşlı nüfusun azaldığı yeni dönemde sağlık sigortasına olan talep artacak.

Küresel ilaç şirketleri ile küresel hayat ve emeklilik şirketleri yeni normale önde girecekler.

**

Dünyanın en önde gelen ekonomi dergilerinden Forbes’ın yayınladığı “Dünyanın En Büyük Sigorta Şirketleri” listesinde hangi şirketler bakalım;

İlk 10 içinde ilk sıra Çinli sigorta devi Ping An’ın.

Piyasa değeri 26,1 milyar dolar.

İkinci sırada Almanların Allianz var. Marka değeri 20,3 milyar dolar.

Üçüncü sırada Çinli China Life’ın piyasa değeri 14,4 milyar dolar.

Dördüncü sıradaki Fransız Axa’nın marka değeri, 13,3 milyar dolar.

Beşinci sıradaki Hong Kong merkezli AIA’nın değeri 10,3 milyar dolar.

Altıncı sırada Çin Pasifik Sigorta şirketi CPIC’in değeri 8,7 milyar dolar.

Yedinci sıradaki ABD şirketi Metlife’nın değeri 8,1 milyar dolar.

Sekizinci sırada yer alan ABD’li şirket Allstate’nın değeri 7,6 milyar dolar.

Dokuzuncu sıradaki Çinli PICC şirketinin değeri 7,2 milyar dolar.

İsviçreli Zurich, 7,1 milyar dolarlık piyasa değeri ile listenin son sırasında.

**

Kalkınmanın ekonomik ve sosyal boyutlarını daha şimdiden eşi benzeri görülmemiş biçimde etkileyen salgın, sistemsel bir insani gelişme krizi halini aldı.

Bireyler ve toplumların bunun gibi şokları daha iyi atlatabilmesi ve sonrasında düze çıkabilmesi için hem kısa hem de uzun vadede, kırılganlıkları azaltan ve krizle mücadele kapasitesini yükselten politikalar hayati önem taşıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), ülkelerin COVID-19 kriziyle baş etme ve düze çıkma kapasitelerindeki büyük farkları gösteren iki yeni gösterge panosu yayınladı.

Küresel salgına karşı ülkelerin baş etme ve düze çıkma kapasitelerinde büyük farklar olduğu görülüyor.

Yoksulluk düzeyi, sağlık hizmetleri kapasitesi, internete erişim ve sosyal koruma gibi göstergeler, Covid-19 krizinin ektilerinin 189 ülkenin her birinde ne kadar ağır olduğunu ortaya koyuyor.

Örneğin, en gelişmiş ülkeler -çok yüksek insani gelişme kategorisinde olanlar- 10 bin kişi başına ortalama 55 hasta yatağı, 30’u aşkın doktor ve 81 hemşireye sahipken, en az gelişmiş ülkelerde bu rakamlar 7 hasta yatağı, 2,5 doktor ve 6 hemşire düzeyinde seyrediyor.

Türkiye bu alanda birçok gelişmiş zengin ülkelerden iyi durumda.

**

Genel izolasyonun geniş çaplı uygulanmasıyla, dijital eşitsizlik her zamankinden daha önemli hale geldi.

Dünya nüfusunun yüzde 85,5’ini oluşturan 6,5 milyar insan, bugün dahi güvenilir genişbant internet bağlantısına sahip değil; bu durum onların çalışma ve öğrenime devam yeteneklerini sınırlıyor.

Son dönemlerde yoksulluğun azaltılmasında kaydedilen ilerlemeye rağmen, dünyada her dört kişiden biri çok boyutlu yoksulluk içinde yaşıyor veya bu tehlikeye karşı kırılgan durumda; ve dünya nüfusunun yüzde 40’ı aşkın kısmının sosyal koruması yok.

**

En çok merak edilen soru şu; Yeni normale girerken küresel salgın tam olarak ne zaman bitecek?

Küresel dev şirketler aşıyı bulduktan ve bizi aşıladıktan sonra.

Yani aşıyı bulan şirketler ‘bitti’ demeden salgın bitmeyecek.

Bu da en az bir yıl demek.

Ya da covid-19 virüsü sürpriz yapacak; 2 ay sonra ben bittim diyecek.

Sağlık uzmanlarının söylediği böyle bir seçenek de var.

Kul kurarken kader gülermiş.

**

Son söz; Bu sadece bir insani kriz değildir, istihdam krizidir, insani yardım krizidir ve kalkınma krizidir.

Ve dünya bu krizden ancak ortak sorumluluk ve küresel dayanışma ile çıkabilir

Dİjital veri altın kadar kıymetli
Hayat
Dİjital veri altın kadar kıymetli
Hepimiz internet başındayız peki internette kullandığımız veriler salgın sonrasında dünyayı şekillendirmede etkili olacak mı? İletişim uzmanı Murat Dağıtmaç, bir ülkenin geleceğini değiştirecek olan bu verilerin ilerde altın kadar kıymetli olacağını dile getiriyor.
Yeni Şafak
Yalana, yalan haberi yayan sosyal medya hesaplarına, caydırıcı ceza istiyorum
Yalana, yalan haberi yayan sosyal medya hesaplarına, caydırıcı ceza istiyorum

Cezaların “caydırıcı” olması gerektiğini her vesile ile buradan söylemeye çalıştım. Hatta trafik ihlalleri gibi, Kabahatler Kanunu’na muhalefet gibi durumlarda bile gelire göre katlamalı cezalar önerdim ki caydırıcılık olsun.

Caydırıcı cezalar olmadığı sürece, “Cezamı öderim; suçu işlerim” anlayışından kimsenin vazgeçeceği yok.

Sizinle son dönemde artık zıvanadan çıkan “yalan ve yalan haber” meselesini tartışmak istiyorum.

Sadece kitle iletişim araçları yoluyla söylenen yalanları tartışmak niyetinde değilim. Aynı zamanda “sosyal medya” yoluyla da söylenen yalanları da tartışmak istiyorum.

İnternette konuya ilişkin mevzuatta ne var, kim neyi nasıl tartışmış diye bakarken hepinizin ilgisini çekecek şu cümlelerle karşılaştım ilkin:

“Gazeteci, siyasetçi gibi söyledikleri geniş kitlelere ulaşan kişilerin yalanları için ‘nasıl olsa cezasını toplum verir’ düşüncesiyle ve toplumun olgun, ahlaklı ve erdemli bireylerden oluştuğu varsayıldığından böyle bir düzenleme yapmak kimsenin aklına gelmemiş olmalı. Nereden bilsinler memleketin günün birinde sirke döneceğini…” (Ekşi sözlük)

Açıkçası son günlerde bazı siyasilerin ve trolleşmiş isimlerin yalanlarını gördükçe yukarıdaki ifadeyi daha iyi anlıyorum.

Bu kadar kolay yalan söylenmesinin nedeni ise belli. Yalan söyleyen ve yayanın gözünü korkutacak bir düzenleme yok çünkü. Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre “yalan söylemek” kitle iletişim araçlarında bile neredeyse suç değil!

Sadece bir istisnası var. “Savaş” dönemi.

Okumalarımdan anlayabildiğim kadarıyla, TCK’da genel anlamda yalan haber yayınlamayı kapsayan bir madde yok. 1962’de yapılan bir düzenleme hala geçerli. “Savaş sırasında kamuyu endişe ve heyecana sokacak veya halkın maneviyatını sarsacak veya düşman karşısında ülkenin direncini azaltacak nitelikteki yalan haberi yayan, nakleden kişiler” cezalandırılabiliyor.

1858’de Fransız Ceza Kanunu’ndan

alıntılanarak oluşturulan Osmanlı Ceza

Kanunu’ndaysa aynen şu ifadeler varmış:

“Yayın yoluyla başkalarına asılsız suçlamada bulunma fiili yasaklanmıştır.” (İnanıyorum ki o gün sosyal medya olsaydı, yasak onu da kapsardı.)

Cumhuriyet’in ilk döneminde de bu hüküm korunmuş. Ne var ki 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yapılan düzenleme ile “yalan haber neşri suçu ayrıca cezalandırılabilecek bir suç olma vasfından” çıkartılmış. Sadece savaş zamanında ve herkes açısından “yayma/nakletme” fiilleri geçerli sayılmış.

Özel hukuk kapsamındaki hükümler çerçevesinde yalan haberle ilgili açıklar giderilmeye çalışılıyor.

Cevap ve düzeltme hakkı ile Basın Kanunu’na istinaden açılabilecek olan davalar bu kapsamda. Bunların caydırıcılığını da sizlerin takdirine sunuyorum.

Sosyal medyanın yaygınlaşması ve binevi herkesin “haberci” olmasından sonra işler arap saçına dönmüş durumda.

Batı’da mesela Fransa’da yanlış bilginin önüne geçilmesi amacıyla yeni yasa teklifleri hazırlandı, 2018’de. Sosyal medyadaki yalan içerikleri kaldırma konusunda devlete bir yaptırım gücü verildi. Mesela seçimde aday olanlara yönelik yalan haberlere ilişkin dava açma hakkı tanınıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron yasa teklifini meclise sunarken bir yalan haberin sosyal medya aracılığıyla çok daha geniş kitlelere yayıldığını uzun uzun anlatmıştı.

Batı’da yalan haber ve yalan sosyal medya paylaşımları için yeni düzenlemeler yapılırken, bazı özel düzenlemeler haricinde Türkiye’de caydırıcı cezalar yok maalesef.

2018 yazında Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırıya ilişkin sosyal medyada yalan haberleri yayan kullanıcılara karşı başlatılan soruşturmalar belki de tarihimizde dezenformasyona devlet müdahalesinin yapıldığı ilk örneklerden biriydi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun 13 Ağustos 2018’de yaptığı duyuruda da yalan haberleri yayan kişilere karşı iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası uygulanacağı uyarısı yapılmıştı hatırlarsanız.

Bence son dönemdeki “yalan furyası”ndan sonra diğer ülkelerde olduğu gibi caydırıcı düzenlemeler yapılmalı.

Özellikle sosyal medya araçlarına, yüklü maddi tazminatlar ve gerektiği takdirde erişimin kısıtlanmasına ilişkin düzenlemeler…

Yalan haberi yayan ve sosyal medya hesabından doğrudan yalan söyleyenlerle ilgili ağır cezalara yürürlüğe konulmalı.

Niye bu kadar ısrarlıyım biliyor musunuz? Çünkü mesela Yargıtay’ın onadığı bir dosyaya göre, “Basın yoluyla asılsız haber yaparak hakaret ve iftira suçlarını işleyen” bir gazeteciye bile bir yıl 15 gün hapis cezası verildi. Ve ceza daha sonra hükmün açıklanması geri bırakılarak beş yıl denetimli serbestliğe çevrildi.

Bu ceza kimi caydırabilir ki?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.