Palmira artık hafızalarda yaşatılacak
Hayat
Palmira artık hafızalarda yaşatılacak
Dünya kültürel mirasının önemli kentlerinden olan ve IŞİD tarafından yerle bir edilen Palmira’nın kayıp mirası kayıt altına alındı. Antik kent artık hafızalarda yaşayacak. Prof. Dr. Ahmet Denker, “Palmira, kültürel mirasın kırılganlığının simgesi haline geldi. Feryadımız bu kayıbın önüne geçmeye yetmedi. Yapabileceğimiz tek şey Palmira ile birlikte yitirdiğimiz tarihi hazineyi imgelerle, dijital modellemelerle hafızalarda canlı tutmak” diyor.
Yeni Şafak
Fransız hergelelerin alayına “Angaralı” ne diyor, bak hele: “Bize her yer Şanzelize!”
Fransız hergelelerin alayına “Angaralı” ne diyor, bak hele: “Bize her yer Şanzelize!”

Tescilli “İslam düşmanı” Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo yeni bir skandala imza attı.

Ocak 2015’te Paris’te gerçekleştirilen terör saldırılarına ilişkin olarak başlayan yargılamanın hemen öncesinde Peygamberimiz’e “hakaret içeren karikatürleri” yayınladı.

*

Charlie Hebdo paçavrasına anında Playboy kılıklı “İslam düşmanı” Emmanuel Macron’dan destek geldi…

Macron pardon Mikron, “Cumhurbaşkanı sıfatıyla vicdan özgürlüğünü ve dolayısıyla dine hakaret özgürlüğünü korumakla yükümlüğü olduğunu” söyledi.

Emmanuel’in bu laikçi taş kafasına göre “dine hakaret etmek özgürlük” kapsamında!

Kaldı ki…

Küstah Mikron’un “dine hakaret özgürlüğü” dediği, aslında “İslam’a hakaret özgürlüğüdür!”

Bu husus; Emmanuel’giller için de, Fransız Yargısı için de veya Charlie Hebdo paçavrası için de böyledir.

*

Nasıl mı? Oynatalım…

Mesela, şu Charlie Hebdo, 2008’de “Yahudi Karşıtlığı” gerekçesiyle bir yazarını işten atmıştı!

On altı yıl boyunca Charlie’de hem karikatür çizen hem de hiciv yazıları kaleme alan Maurice Sinet, bir yazısındaki ifadeleri “Anti Semitik” bulunduğu için kovulmuştu!

Demek ki, nedir?

Mevzu “Yahudiler” ise Charlie Hebdo mizah dergisi için “düşünce ve ifade özgürlüğü” asla söz konusu olmuyor!

Buna karşılık, o aşağılık dergide “İslami değerlere ve Peygamberimize her türlü hakaret” serbest!

*

Bir başka örneğe gidelim…

Fransız Mahkemesi 2005’te Hazreti İsa ile ilgili bir reklam afişini yasaklattı!

Fransa’daki Katolik kilisesinin şikâyetini değerlendiren mahkeme, bir tekstil firmasının kullandığı afişlerin üç gün içinde toplatılmasına hükmetmişti!

Devam: Aynı Fransız Yargısı, vaktiyle…

Charlie Hebdo paçavrası, Peygamberimiz’e hakaret eden karikatürleri ilk kez yayınladığında “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirmişti!

Üstelik…

Şubat 2014’te Charlie’yi dava etmek isteyen Fransa’daki Müslümanlara “Yargı Yolu Kapalı” tutulmuştu!

İşbu dava girişimi; “İlgili kanunun sadece Katolikleri, Protestanları ve de Yahudileri kapsadığı” vurgulanarak engellenmişti!

İşte Türkiye’deki bilumum Batı putçularının, yere göğe sığdıramadığı Fransız yargısının hakiki yüzü budur.

Bir kere daha: Demek ki, nedir?

Haçlı Zihniyeti veya Batı Kulüpçüleri yahut Fransız Laikçi Yobazlar için “düşünce ve ifade özgürlüğü” sadece kendilerine, bir de Siyonist müttefiklerine “yontmak” için vardır!

Müslümanlara gelince “düşünce ve ifade özgürlüğü” söz konusu dahi değildir!

DÜZENBAZLIK BAŞYAPITI

Emmanuel Mikron, birkaç ay önce (30 Ocak 2020) “Ermeni Soykırımı yoktur, diyene ceza verilmesi için hukuki çalışmalar yapıldığını” açıklamıştı!

Yani?

Bu mevzuda, tarihi gerçekleri anlattığınızda Fransa’dan ceza yiyeceksiniz!

Ertuğrul’gillerin Fransa’sında “düşünce ve ifade özgürlüğü” mafiş!

NE YAPMIŞLARDI?

Charlie Hebdo bahsi yeniden açılmışken…

“Batıcı” Cumhuriyet gazetesinin, pardon paçavrasının; Charlie Hebdo’nun beş yıl evvel üç milyon adet basılan on altı sayfalık özel sayısını “Dört sayfalık yazı ve karikatür seçkisi” olarak yayınladığını hatırlayalım!

Böylece…

“İçimizdeki İslam Düşmanı Charlie” olduklarını cümle aleme göstermişlerdi!

Ocak 2015’te Paris’te Charlie’ye destek için yapılan devasa yürüyüşün yukarıdan çekilmiş fotoğrafını yayınlamak suretiyle…

Birinci sayfasından mizanpajın diliyle “Haç Çıkaran” Cumhuriyet adlı kâğıt parçasından bahsediyoruz!

Charlie’ci Cumhuriyet, o karikatür seçkisini yayınladığı vakit; “destek atanlar” arasında CIA elemanları Mister Dumanlı ile Mister Uslanmaz da yer almıştı.

ARKA PLANDA KİM VAR?

Birkaç gün önce, terör örgütü DEAŞ’ın (IŞİD) sözde “Türkiye sorumlusunun” yakalanmasıyla birlikte örgütün dehşetengiz saldırı planları da ortaya çıktı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu; “DEAŞ terör örgütü Ayasofya Camii’ne saldırı hazırlığındaydı” dedi!

Dikkat buyurunuz:

DEAŞ, Ayasofya “müze iken” değil de…

Geçtiğimiz Temmuz’da CAMİ olarak ibadete açıldıktan sonra saldırı planlamış!

Tam da burada, hatırlayalım:

CIA Başkanlığı da yapmış olan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo kahpesi, “Ayasofya müze olarak kalmalı” diye seslenmişti.

Ankara kararlıydı: ABD’nin, Avrupa Birliği’nin, UNESCO’nun falan zart zurt etmelerine zerre aldırmadı ve Ayasofya yeniden cami oldu…

DEAŞ (bir başka söyleyişle, Paris’te Charlie Hebdo dergisine baskın düzenleyip de katliam yapan IŞİD) “Ayasofya’nın Cami olmasına bozuk çalıp, saldırı hazırlıyorsa” kimden talimat almış olabilir, acaba?

*

Trump, 2016’daki seçim kampanyasında ne demişti:

“IŞİD’i Obama kurdu! Hilekâr Hillary de ona yardım etti!”

*

Aynen, “El Kaide” örneğindeki gibi…

IŞİD de (DEAŞ); “CIA operasyonunun kod adıdır!”

Suçları aynı
Suçları aynı

Iraklı güvenlik uzmanı, stratejist ve tarihçi Hişâm Hâşimî, önceki akşam (6 Temmuz Pazartesi) Bağdat’taki evinin önünde vurularak öldürüldü. Çevredeki kameraların kayıtlarına göre, aracını park ederken yanına gelen bir silahlı saldırgan, camdan içeri ateş ederek Hâşimî’yi başından ve karnından ağır yaraladıktan sonra, kendisini bekleyen motosiklete atlayıp sırra kadem bastı. Aynı motosikletin, bir televizyon yayınından evine dönen Hâşimî’nin gelişini uzun süre beklediği de yine kayıtlarda görülüyordu. Kaldırıldığı hastanede son nefesini veren 47 yaşındaki Hâşimî, üç erkek evlat babasıydı.

Bağdat Üniversitesi’nde tarih eğitimi alan Hişâm Hâşimî, hem İslâmî ilimler hem de modern güvenlik teorileri konusunda kendisini yetiştirmiş bir isimdi. Aktif kullandığı sosyal medya hesaplarının yanında, çeşitli Arap televizyonlarında sıklıkla boy gösteren Hâşimî, Saddam Hüseyin rejimi döneminde “siyasî görüşleri nedeniyle” hapsedilmiş, ABD’nin Irak’ı işgalinden hemen önce salıverilmişti. 2003 sonrası dönemde, özellikle Irak’taki silahlı gruplar konusunda uzman bir isim olarak öne çıkan Hâşimî, ülkede filizlenen IŞİD yapılanmasının ayrıntılı tahlili noktasında oldukça önemli bir kaynaktı. Yalnızca IŞİD’i değil, Irak’taki bütün “gayri nizamî silahlı örgütler”i radarına alan Hâşimî, bu bağlamda İran’ın finanse ettiği terör gruplarını da yakından izliyordu. Herhangi bir siyasî çevre ve partiyle organik bağı bulunmadığı için, açıklamaları dünya basınında da ciddiyetle karşılanan Hâşimî, Irak’ın halihazırdaki parçalanmışlığında ABD ve İran’ın yıkıcı rollerini yüksek sesle dile getirmesiyle tanınıyordu.

Hişâm Hâşimî’nin öldürülmesi, kendisini tanıyan ve takip edenler arasında büyük bir şoka neden olurken, bazı yakın arkadaşları, kısa süre önce onun kendilerine gönderdiği birkaç mesajı sosyal medyada paylaştı. Hâşimî, bu mesajlarda ölüm tehditleri aldığını söylüyor; hatta bazı muhtemel odaklarla ilgili kuvvetli şüphelerine yer veriyordu. Örneğin, Ğays Temîmî adlı bir arkadaşına yazdığı mesajda, “Hizbullah Tugayları, beni bazı sadık eller vasıtasıyla öldürteceği tehdidinde bulundu” diyordu.

İran’ın Irak’ta kontrol ve finanse ettiği gruplardan biri olan “Hizbullah Tugayları”, IŞİD’e benzer vahşetler sergilemesiyle ünlenen şemsiye örgüt Haşd-ı Şa’bî’nin bir parçası. (Irak’ta İran uzantılı “paralel devlet”in vurucu gücünü oluşturan Haşd-ı Şa’bî’nin Hizbullah Tugayları’yla birlikte en az altı silahlı grubu daha bünyesinde barındırdığı biliniyor.) Hişâm Hâşimî, Haşd-ı Şa’bî ve uzantılarının, Irak’ın istikrara kavuşmasının önündeki en büyük engellerden biri olduğunu sürekli vurguluyordu. Hâşimî, Hizbullah Tugayları’nın üst düzey isimlerinden Ebû Alî el-Askerî’nin ismini açıkça zikrederek, onu ve diğer milisleri, Irak’ta siyasî krizi derinleştirmekle suçlamıştı. Hâşimî’nin katlinde, tüm bu gerilimlerin rol oynamış olabileceği kaydediliyor. Nitekim, Iraklı birçok Şiî’nin sosyal medya hesapları, Hâşimî’nin ölümünü güle-oynaya karşıladıklarını gösteren mesajlarla dolup taşıyordu. Bunlardan birinde, açık açık şu cümleler vardı: “Köpek oğlu köpek öldürüldü (rahmet üzerine olmasın).”

Hişâm Hâşimî’nin öldürüldüğü haberi duyulur duyulmaz sosyal medyada başlayan kınama tufanında, Suudi Arabistan menşeli yüksek takipçili bazı hesaplar da özellikle dikkat çekiyordu. Birden bire insan hakları ve adalet savunuculuğuna soyunan bu hesaplarda, Hâşimî’nin ardından yakılan ağıtlar ve katillerine yönelik abartılı lanetler görülüyordu. Manzara, epey ironikti doğrusu: Sanki Cemal Kaşıkçı diye biri hiç var olmamış, sanki Kaşıkçı vahşice öldürülmemiş, sanki bu korkunç suikastın emri Suudi Arabistan tarafından verilmemişti. “İran’ı kınama fırsatı”nı kullanma adına, sözde hak-hukuk havarisi kesilmek, komik bile değildi açıkçası.

Garip bir tesadüfle, bugün (8 Temmuz), Filistinli ünlü gazeteci ve yazar Gassân Kanafânî’nin 1972’de Beyrut’ta öldürülmesinin de yıldönümü. Mossad’ın baş şüpheli olduğu suikastla yeniden hatırlanan Kanafânî, Ortadoğu coğrafyasında yalnızca konuşarak ve yazarak ne kadar “tehlikeli” olunabileceğinin örneklerinden biriydi. Kanafânî’nin hiç de yalnız olmadığı uzun kervana sonradan nice Cemal Kaşıkçı’lar ve Hişâm Hâşimî’ler eklendi, ekleniyor. Durdukları yer, savundukları siyasî görüşler ve hatta katillerinin kimliği birbirinden apayrı olsa da, hepsinin buluştuğu nokta ve ‘suçları’ aynı: Gidişata dair duydukları endişeye karşı, seslerini yükseltmek. En kolay, güvenli ve konforlu şey susmak ve keyfine bakmak iken…

Dünya genelinde koronavirüs bilançosu: Can kaybı 347 bin 944’e yükseldi
Koronavirüs
Dünya genelinde koronavirüs bilançosu: Can kaybı 347 bin 944’e yükseldi
Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüs (Covid-19) nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı dünya genelinde 347 bin 944’e, virüs tespit edilen kişi sayısı 5 milyon 591 bin 668’e yükseldi. Hastalığı yenerek iyileşenlerin sayısı ise 2 milyon 367 bin 961’e ulaştı.
DHA
Kulak ve baş boyun hastalıklarının en önemli nedenlerinden: Bir an önce alışkanlıktan vazgeçilmeli
Hayat
Kulak ve baş boyun hastalıklarının en önemli nedenlerinden: Bir an önce alışkanlıktan vazgeçilmeli
Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Özgür Yiğit, baş boyun kanserlerindeki en önemli etkenin sigara olduğuna dikkat çekerek, "Sigaradan öncelikle hastalarımızın ve halkımız vazgeçmesi gerekiyor. Kulak ve baş boyun hastalıklarının en önemli nedenlerinden birisi sigaradır. 'Ben içiyorum bir şey olmuyor’ cümlesinden vazgeçmek gerekiyor" dedi.
IHA
IŞİD tezgâhında tekerrür riski
IŞİD tezgâhında tekerrür riski

“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

‘Tarih’i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

diyor İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy.Evet, Türkiye’nin başlattığı Barış Pınarı Harekâtı ve sonrasında ABD ile varılan mutabakat, Cumhuriyet tarihinin en kritik hamleleri arasında yerini alacak. Harekât olmadan önce, devam ettiği sırada ve sonrasında dünya emperyalizm şampiyonlarının ve Türkiye düşmanlarının en çok dillendirdiği konu DEAŞ, namı diğer IŞİD’in yeniden canlanması iddiası oldu. Madem bu IŞİD’den çok konu ediyorlar ve madem yeniden canlanırsa bunun müsebbibi olarak Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’nı gösteriyorlar, o halde bu IŞİD’e bir göz atmak vacip oldu.

IŞİD ilk adıyla İslâm Devleti, 2006 yılında Irak El Kaidesi adıyla ABD’nin Irak’ta ‘astığı astık kestiği kestik’ şeklinde hüküm sürdüğü dönemde kuruldu. Görünürde o tarihte Irak’ın Şiileri ile iş tutan ABD, Irak Sünnileri arasından bir örgüt icat edip, bölgede geriye dönüşü olmayan bir mezhep çatışması fitnesi yerleştirmek istedi. Gel zaman git zaman Irak El Kaidesi 2006’dan 2012’ye kadar Irak’ta özellikle ABD’nin istediği şekilde mezhep fitnesini derinleştirecek çeşitli eylemlere imza attı.

Bu eylemler nedeniyle tutuklananlar, ABD köpeklerinin işkence yaptığı cezaevlerine konuldu. 2006- 2012 yılları arasında cezaevlerine atılanların sayısı on binleri geçti. ABD’de ikinci kez başkan seçilen Obama, Irak’tan çekilme sürecini sürdürürken, ne hikmetse bu insanlar cezaevlerinden kaçtı ve Irak El Kaidesinden ayrılarak IŞİD’in ilk adı olan İslâm Devleti adıyla yeniden örgütlendiler. Cezaevinden kaçanların arasında şu anda buharlaşan DEAŞ’ın lideri El Bağdadi de var tabii.

2012 yılında Irak’ta varlık gösteren IŞİD, 2013’ün ortalarında Suriye’ye sirayet etti. O tarihlerde Suriye rejimi düşmek üzere, muhaliflerin her an Şam’a girme ihtimalleri üzerinde duruluyor. Hatta Şam’ın kırsalı neredeyse muhaliflerin eline geçmiş durumda. IŞİD’in Suriye’ye geçmesiyle dengeler değişti. Sözde Sünni olan örgüt Suriye’de muhaliflere savaş açıp, rejime nefes aldırdı. Rejimin hiçbir cephesine saldırmayan IŞİD, hayalet uçaklar eşliğinde Batı’nın dikkatini Suriye’ye çevirmek için sadece antik Palmira kentine saldırdı. Suriye rejimi askerleri de saldırıya karşı koymak yerine üniformalarını ağır silahlarını bırakıp antik Palmira kentinin IŞİD’in eline geçmesini sağladılar. Tabii o zamana kadar Suriye’de ölen binlerce çocuk, kadının ölümünü umursamayan Batı dünyası Palmira’yı duyunca ayağa kalktı. O saldırıdan sonra Esad rejimi artık Batı’nın yeni müttefikiydi.

Herkesin bildiği bu konuları niye mi tekrar hatırlattım? Barış Pınarı Harekâtı’nın ardından ABD bölgeden çekiliyor. Çekilirken de IŞİD tehditleri savuruluyor. Tıpkı 2012’de Obama’nın Irak’tan çekilirken olduğu gibi birileri IŞİD’lileri hapisten serbest bırakıyor. İşte buna dikkat çekmek için hatırlattım. Süreci iyi analiz edersek IŞİD tezgâhının yeniden tekerrür ettirilmek istendiği açıkça ortaya çıkıyor. Hem de Irak’taki çekilme tezgâhıyla birebir aynı, üstelik hedef de aynı.

ABD, mutabakata rağmen, Münbiç’i oyaladı oyaladı, bir yılda Türkiye’ye teslim etmedi. Ama Münbiç’i rejim görünümlü İran milislerine yarım günde teslim etti. Münbiç’e rejim adına giren birlikler İran’ın nesebi belirsiz militanlarına teslim etti. İran’ın bölgeye getirdiği söz konusu o militanların yapacağı kötülükler, bırakın radikal birinin IŞİD’ci olmasını, sıradan bir insanı bile IŞİD’ci yapar. İran’ın milisleri nedeniyle bölgede yeniden radikalizm ivme kazanacak ve hazırda bekletilen CIA, MOSSAD eğitimli IŞİD elemanları devreye girecek. Bir bakacağız Münbiç’te rejim görünümlü İran milislerine karşı IŞİD üstünlük elde etmiş. Sonra Batı’dan koro halinde “Biz dememiş miydik IŞİD canlanacak, diye” sesleri yükselecek.

Başta 2014’te Musul Başkonsolosluğumuzun işgali olmak üzere, söylenecek çok şey var ama özellikle şunu unutmayalım: IŞİD, ABD ve Batı için öylesine bir örgüt değil. Bu kadar bağırıp çağırmaları PYD kadar IŞİD içindir. IŞİD’in maskesi düşünce bu zamana kadar İslâm dünyasına yaptıkları kötülükler üzerindeki perde de kalkacak. Bütün panik ve çığırtkanlıklarının sebebi bu.

7 düvelin karalamasına karşı…
7 düvelin karalamasına karşı…

Birkaç tane dost ülke dışında, uluslararası camianın Barış Pınarı Harekâtı konusunda Türkiye’nin karşısında olduğuna şüphesi olan yoktur herhâlde…

Dün Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmasındaki tarihi serzeniş, kulaklara küpe olacak içerikteydi.

Video: 7 düvelin karalamasına karşı…


İran, Türkiye’ye askerlerini çekme çağrısında bulundu… AB, operasyonun barış sürecini ve IŞİD ile mücadeleyi sekteye uğratacağını söyledi. Almanya, Finlandiya, Fransa, İngiltere, Norveç, İtalya, Çekya, İspanya, Belçika Türkiye’ye silah satışını durduracağız, dediler… Rusya’nın YPG ile anlaştığı iddia edildi… ABD’nin yaptırımları malumunuz… Fransa’nın, maç sonrası Mehmetçiklere selam gönderen futbolculara tepkisi ortada…

Bu ülkelerde destek, anlayış, adalet, hakkaniyet ara ki bulasın… Ülkemiz, yalnızca Suriye’deki IŞİD ve PKK/YPG terörüne karşı savaşmıyor… Bir de yedi düvelin karalamasına karşı koymaya çalışıyor…

Barış Pınarı Harekâtı'nı, bu yönüyle Kıbrıs Barış Harekâtı'na benzetmek hiç de yanlış olmayacaktır… Orada da yalnız bırakılmıştık… Bugün herhangi bir aklı evvel çıkıp “Keşke Kıbrıs Barış Harekâtı'nı yapmasaydık” diyebilir mi?

Yıllar sonra, terör koridorunu durdurup, mültecileri ülkelerine güvenle göndermiş olmamızın ne kadar hayırlı olduğunu söyleyecekler. Ancak bugün bize yokuş yapan yedi düvelin yanında PKK tezlerini savunanlar hâlâ mebzul miktarda mevcut…

Suriye’deki teröristlere karşı girişilen operasyon gereksizmiş…

Bu kriz kamu diplomasisiyle çözülebilirmiş; ancak, Türkiye kendini ifade edemiyor iletişimini yönetemiyormuş…

Algı yönetimini gerektiği gibi yapamıyormuş…

Hayatta büyük ya da küçük hiçbir sorumluluk almamış, kendilerine bir ülke vatandaşlarının canı, malı, geleceği emanet edilmemiş bu cenah, tabiri amiyaneyle “Fıstıklı’dan top atışı yaparak” tarafını belli ediyor…

Oysa, bilmiyorlar ki, devletlerden devletlere doğru çalışan diplomasiden farklı olarak, devletlerin diğer ülkelerin halklarına doğru çalışan kamu diplomasisi, önemli ve etkili bir iletişim yolu olmakla beraber her işte olduğu gibi zamanlamaya bağlı olarak işlev görür. İş harekâta gelip dayandıktan sonra kamu diplomasisi yürütme çabaları çok da fazla işe yaramaz. Girse girse devreye Algılama Yönetimi girebilir. Kara propagandaya karşı tek ısı kalkanı budur.

Yıllarca o alanda yürütülen iletişim faaliyetlerini ‘algı operasyonu’ diye aşağılamış olanlar; iş algı operasyonunu bizzat uygulamaya gelince apışıp kalabiliyorlar.

Devlet elinden geleni yapıyor. Bütün cephelerde aynı anda savaşıyor.

Ancak her kriz durumu iletişimle çözülemez. Aynen her krizden fırsat çıkamayacağı gibi… Bazı çelişkiler, geldikleri noktada haklı olandan çok, güçlü olanın kazandığı ortamlarda çözülebilir. Hem haklı hem de güçlü iseniz o zaman da zaferin tadına doyulmaz.

Önümüzdeki hafta, hasbelkader bir panel için davetlisi olduğumuz Inflow2019 etkinliklerinde, kamu diplomasisi meselesi bir kez daha konu edilecek. İletişim BaşkanlığıKamu Diplomasisi Daire Başkanı Sayın Ömer Faruk Tanrıverdi de bir konuşmayla izleyicilere seslenecek. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak istemeyenlere şiddetle tavsiye olunur.

Orada da mutlaka bahsedilecektir, kamu diplomasisi uzun bir süreçtir. Kriz durumları söz konusu olduğunda başlatılacak bir süreç de değildir. Bu durumlarda bir önceki yazımıza sözünü ettiğimiz Türkiye aleyhine sosyal medyada dolaşan video ve resimler gibi, algı yönetimi devreye girer… Kara propaganda ve karşı istihbarat devreye girer…

Türkiye bizim gördüğümüz kadarıyla kendisine karşı başlatılan iletişim savaşını da kazanacaktır…

Bitmeyen Savaşların bitmesi için Barış Pınarı
Hayat
Bitmeyen Savaşların bitmesi için Barış Pınarı
Türkiye, Batılı devletler gibi bir terör örgütüne karşı diğer terör örgütlerini beslemek yerine tüm terör örgütlerine ortak ve tutarlı bir duruş sergileyen bir politika izledi. PKK/YPG ile mücadelenin yanı sıra Türkiye aynı zamanda DEAŞ’a karşı sahada göğüs göğüse savaşan tek ordu oldu.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.