İslamcılar neden hedef?
Hayat
İslamcılar neden hedef?
Şimdilerde yoğun saldırılarla itibarsızlaştırılmaya çalışılan İslamcılar, işte böyle bir geçmişe sahip. Bazen kişiler, bazen de kurumlar üzerinden İslamcıları itibarsızlaştırma saldırıları gün geçtikçe artıyor. Peki, İslamcılar neden hedef? Gerçek Hayat, sorunun cevabını bu alanda kalem oynatan gazeteci-yazarlara sorduğu sorularda arıyor...
Gerçek Hayat
Leviathan’dan kerim devlete...
Hayat
Leviathan’dan kerim devlete...
Bugün İslamcılık, devleti kurtarmak, beka meselesini hal yoluna koymak, bölünmeyi önlemek, yeni Sevr ve Lozanlar yaşanmasını engellemek hareketine geldi.
Yeni Şafak
Yine bir İslâmcılığı bitirme mevsimi
Yine bir İslâmcılığı bitirme mevsimi
Türkiye’de alışmamız gereken -aslında epeyce alıştığımız- konulardan biri de belli periyotlarda bir İslâmcılık (veya siyasal İslâm) tartışması ve bu tartışmada mutlaka bir İslâmcılığın sonunun ilânı.Gerçi, tartışmaları büyük ölçüde bu periyodik ölüm ilânları tetikliyor. Bu ilânla birlikte birçok insanın tartışmaya girerek ya gerçekten öldüğünü veya aslında ölmediğini ispatlamaya çalışmaları da bu tartışmaların rutini. Başka rutinlerden birisi herkes tarafından İslâmcı bilinenler veya siyasal kamplaşma veya ayrışma içerisinde İslâmcı olarak bilinenlerin de “İslâmcı” ifadesine itirazları. Bu itiraz yoluyla aslında belki de İslâmcılığın sonunu ilân edenlere de başka türlü itiraz etmiş oluyorlar.Öyle oluyor da, dönüp dolaşıp belli periyotlarda neden bu ölümü, bu sonu yaşıyoruz? Olayın şöyle bir ironik tarafı da oluyor. İslâmcılığın sonunu ilân edenler bir süre sonra sahneden çekiliyor, yani tabiri caizse ölüveriyorlar veya siyaseten söylemleri, söyleyecekleri tükeniyor, ama İslâmcılık her nasılsa onların teşhisine rağmen bir süre daha yaşamaya devam ediyor ki, bir sonraki ilânı yapmak başkalarına düşüyor. Bir vesileyle olayı Nietzche’nin Tanrı’nın Ölümünü ilan eden sözüne benzetmiştik. Bir duvar yazısına da yazılmıştı: “Tanrı öldü, imza: Nietzche” ve bir sonraki satırda “Nietzche öldü, imza: Tanrı”.Allah affetsin, İslâmcılığın öldüğünü söyleyenlere karşı, bu işin o kadar basit olmadığını, İslâmcılığın her Müslümanın eylemine içkin bir varlık iradesi olduğunu anlatma tasasına düştüm hep. Zamanla bu işin tabi olduğu periyottaki düzeni fark ettikçe ne kadar beyhude bir işle uğraştığımı fark ettim desem, umarım kimse beni de İslâmcılığa tövbekârlardan saymaz.Şunu net olarak görüyorum. Bu teşhisleri veya teşhis iddialarını ortaya koyanların ne İslâm’ın mahiyetinden ne de siyasetin tabiatından haberleri olmadığı gibi genel anlamda İslâmcılık olarak temayüz eden siyasal hareketlerin niyet ve zihniyet çözümlemesine, siyasal hermenötiğine en ufak bir vukufiyetleri var.Giriş cümlesi Lailâhaillallâh (kula kulluğun reddi, kulluğun sadece Allah’a tahsisi) olan bir dinden siyaseti soyutlamaya çalışarak kendilerini siyasete bulaşmayan salt Müslümanlar olarak niteleyenler İslâm’dan ne anladıklarını sanıyorlar? Her gün ve her yerde insanı kendine kul etmeye çalışan, bu uğurda yeryüzünü fesada boğan, bozgunculukla düzenlerini kuran Tanrı müsveddelerine karşı koymadan, onlarla ve onların bağnaz ve gözü kara kullarıyla mücadele etmeden Müslüman olunabileceğini mi?Daha önce de söyledik, İslâmcılık bu yanıyla tüketilemeyen bir potansiyeldir, çünkü her gün kendini namaz gibi, oruç, hac, kurban, şehadet, zekât gibi en temel eylemlerde ortaya koyuyor. Bu eylemler üzerine hiçbir politik söylem geliştirilmese bile bunların kendiliğinden felsefesi İslâmcı duyguyu, iradeyi ve duruşu her zaman yeniden üretmeye yetiyor.Siyaset insanın en temel varoluş düzeylerinden, insanın kendini realize ettiği bir etkinlik biçimi, dünyaya kendi değerleri ve ilkeleri doğrultusunda müdahale iradesiyle temayüz eden bir insani varoluş.Kula kulluğun reddi her şeyden önce bir duruştur, bir mücadele sürecidir ve bunun toplamı aynı zamanda İslâmcılığın içeriğini doldurur. Bu arada adına İslâmcılık demeyebilirsiniz de.Nihayetinde İslâmcılık bir isimlendirme. Müslüman isminin onda kastedilen şeyi fazlasıyla içerdiği söylenebilir. İslâmcılık kavramına mazmununu reddetmeden, onu ifadeye Müslümanlığın yettiğini düşünerek itiraz edenler olabilir. Farklı hassasiyetler giriyor devreye, anlaşılabilir hassasiyetler. Ancak kavrama itiraz giderek mazmununa da itiraza dönüşebiliyor. Siyasetin en sığ tanımına müracaat edilerek kula kulluğa mücadelede dost ve düşman ayırımını felç eden bir istikamet kaybına yol açabiliyor.Evet. Dost-düşman ayırımı, siyasetin en geçerli tanımlarından biri aynı zamanda ve Müslüman için de en kurucu ayırımlardan biri.Müslümanlar kimin velisi/dostudur, kimin düşmanı? Ya kafirler birbirlerinin velisi, dostu değil midir? Onların dinine tabi olmadığın sürece, onların siyasi kamplarına dahil olup kendi kardeşlerini satmadığın sürece senden razı olmazlar ya. İslâm’ın kurucu söyleminde içkin olan bu en temel siyasi duruş var olduğu sürece siyasal İslam’ı kim nereye bitirebiliyor? Bu duruşu kaybetmeden, kendi dostlarına başkalarını tercih edip düşmanla bir olmadan siyasal İslâm’ın bitişini görmek nasıl mümkün olabilir?Siyasal İslâm’ın bitişini belli bir başarısızlığa bağlayanların dönüp tekrar görmeleri, şahit olmaları gereken şey bu siyasallığın başarıyla veya başarısızlıkla kendini ispatlayabilecek bir gerçeklik olmadığı gerçeğidir. Mesela bugün kimse siyasal Hıristiyanlığın, Yahudiliğin veya Budizmin bitişinden bahsedemez. Bu dinsel siyasallıklar insanlığa çok büyük çareler sunabildiği için mi? Asla. Bilakis bir siyasallık zorunlu olarak bütün insanlığa çözüm üretmekle veya belli bir başarıya ulaşarak var olmaz. Bir siyasallığın varlığı ona inananlar bütününün onun etrafında kendi kimliklerini, dostlarını ve düşmanlarını belirledikleri mücadeleleriyle gerçekleşir.Siyasal İslâm’ın bitişini bir başarısızlığa bağlayanlar, ondan nasıl bir başarı bekliyorlardı acaba? Asıl can alıcı soru budur aslında: Bugün dünyanın her yanında toprakları işgal altında olan, ülkelerinde darbelere maruz kalıp her türlü zulme maruz kalan, dünya müstekbirlerinin hem korkulu rüyası ama aynı zamanda bu korku yüzünden de sürekli mazlum ve mağdurları olan Müslümanlara, onların temsil ettiği duruşa, hangi insaf kriterleriyle, nasıl bir başarı veya başarısızlık atfedilebilir?
İslamcılığa nasıl bakmalıyız?
İslamcılığa nasıl bakmalıyız?
Sosyolojik, siyasi ya da ideolojik bir hareket olarak İslamcılığı anlatacak değiliz. Bu işin artık yeterince uzmanı var, hatta akademik çalışmalar, tezler yapılmış ve yapılıyor. İşin derin boyutunu onlardan öğrenmek gerekir. Biz sadece kavramın bizde çağrıştırdıklarını ve özellikle de bu kavrama karşı çıkanlar neden karşı çıkıyor, sorusunun cevabını vermeye çalışacağız.Video: İslamcılığa nasıl bakmalıyız?İslamcılık nedir?İnanca, duyguya, gözleme dayalı sübjektif olguların üzerinde ittifak edilen bir tanımının yapılamaması normaldir. Ama İslamcılık tanımının Panislamizm’den geldiği biliniyor. Osmanlının Batıya karşı son çırpınışını kırmak için Batı Osmanlının direniş hareketlerini terörizme eş değer Panislamizm diye niteledi. Sonra bu kelime İslamcılığa evrildi ve olumlu bir vasıf da kazandı. 20. Yüzyılın başlarında kurtuluşumuz İslamcılık, Osmanlıcılık ve Türkçülük kulvarlarında aranır oldu.Sanıyorum İslamcılık kavramı ortaya çıktıktan sonra İslamcı diye nitelenen kişilerin ya da hareketlerin hiçbiri yeni bir ideoloji ya da siyasi bir hareket olarak ben de İslamcılığa katılıyorum diye ortaya çıkmış değildir. Belki bunlardan her biri İslam’dan yana oluşunu kendince önemsediği, ya da İslam’ın özü itibariyle yara aldığını düşündüğü noktaları öne çıkararak dile getirmiş ve kendi açısından İslam’ı savunmuştur. Bunun gibi, İslamcılığı tarif edenler de yine kendi durdukları noktadan ve önemsedikleri çıkışlardan hareketle ona farklı tarifler getirmişlerdir. Mesela: İslamcılık bütünüyle İslam’a dönüştür, İslam’ın yanlış anlamalardan arındırılarak yenilenmesidir/tecdiddir, ıslahtır, İslam’a dayalı siyasi bir harekettir, hukukta ekonomide, yönetimde İslam’ın kurallarının uygulanmasını istemektir, İslam ümmetinin yeniden özgürleşmesi ve birleştirilmesi (ittihad-ı İslam) çabasıdır vb.Bu farklı bakışların İslamcılığı tanımlamada ortak noktaları da yok değildir. Mesela: İslamcılık, İslam’ın kendi içinden çıkan bir kavram değildir. İslamcılık ötekine bir tepki hareketidir, başkalarının/Batının güçlendiği, ilerlediği, müslümanların ise geri kaldığı, yenik düştüğü kabulünden doğmuştur ve bundan kurtulmanın çarelerini aramadır. Olaylara ulusçuluk ya da Osmanlıcılık açısından değil, ümmetçilik açısından bakar, modern olana, hatta modernizme endeksli bir kavram olarak ortaya çıkma sebebi, İslam’ın akide ve ibadet yönünü tekrar yaşanır kılmaktan ziyade, onun toplumsal alanda, siyasette yönetimde olmasını istemektir vb.Bu haliyle İslamcılık bir bakıma da müslümanların modernleşme, ya da en azından moderniteye alternatif bulma çabasıdır. Bunlar bilinen şeyler.Benim üzerinde durmak istediğim noktalar ise şunlardır. Bir: Evet bu kavram İslam’ın kendi içinden çıkmadı, müslümanların kendi kendilerini tanımlamaları değil. Bu sebeple de kendimi konum olarak hep İslamcı denenler cephesinde görmekle beraber kavrama bir türlü ısınamadım. Olsa olsa ödünç alınan ve bir noktada bırakılması gereken bir kavram olduğunu düşünüyorum. Bu da müslümanların tekrar ayağa kalkmalarıyla ilgili bir durum. O zaman muhtemelen göğsümüzü gere gere, biz İslamcı değil, Müslümanız diyebileceğiz. Gerçi müslüman kelimesini de sorunlu bulabiliriz. Çünkü müslim-an, Farsçadaki ân aidiyet eki ile müslim olan anlamındadır. Peki, neden biz Kuranıkerim’in bize verdiği isimle, tıpkı mümin gibi, müslim olarak değil de müslüman olarak anılıyoruz? Bu da düşünmeye değer.İkinci nokta ise şudur: Her ne olursa olsun, bugün İslamcı kavramına bütün olarak karşı çıkmak da, bu kavramı çıkaranların oltasına takılmak anlamına gelebilir. Nasıl bidayette ‘İslamcı’ nitelemesiyle, İslam diye bir derdi olan müslümanlar terörize edilip etkisiz kılınmak istendiyse bugün de aynı tavır sergilenmektedir. Bugün İslamcılık, ya da onun bir dalı olan Siyasal İslam diyerek ona karşı çıkanlar da en baştakiler gibi İslam’ın topyekün bir hayat dini olmasını istemeyenlerdir ve çoğunluk itibariyle dillerinin altındaki bakla başkadır. Kavramın kendisine karşı olmak ise bundan farklı bir şeydir.Bu açıdan başından beri The-Jamaa’nın İslamcılığa ve Siyasal İslam’a karşı olması benim hep dikkatimi çekmiştir. Bugün İslam’ın uyanış döneminin en donanımlı ve ortayolcu hareketi olan İhvan-ı müslimin’e dahi iyasal İslam, ya da İslamcı (İslamiyyun) diye karşı çıkılmakta ve terörist ilan edilmektedir. Buna destek olanlardan birisi de yine The-Jamaa’dır. Ama onlar bu Amerikancı ve müslümanları karalayıcı tavırlarının cezası ve takdir-i ilahinin bir cilvesi olarak kendileri de terör örgütü ilan edildiler. Bunu daha önce de yazdık.
İddiaları ve gerçekleştirdikleri arasında İslamcılık
İddiaları ve gerçekleştirdikleri arasında İslamcılık
İslamcılığı yeni veya yinelenmiş sorular etrafında tartışmaya açan Yetkin Düşünce dergisinin merkezi sorusu İslamcılığın iddialarıyla gerçekleştirdikleri arasındaki fark. Bununla bir muhasebe tutmaya çalışıyor, İslamcı iddialara sahip olanları hesap vermeye çağırıyor, belki kendisi de hesap vermeye çalışıyor. Bu bağlamda benimle gerçekleştirdikleri uzunca söyleşiden, derginin değerli yöneticilerinden müsaadeyle, konuyla ilgili bir kesitle daha baş başa bırakmak istiyorum.İslamcılık Türkiye’de nasıl bir imkan ve zafiyeti içinde barındırmaktadır?Tabi böyle bir resim içinde İslamcılık uzun yıllar Türkiye’de bir muhalif hareket olarak kendini konumlandırdı. Ama İslamcılık derken hakkında konuşabileceğimiz yekpare bir hareket, bir söylem bir örgüt yok. Devletle mesafesi de, kendisiyle mesafesi de belirsiz bir söylemler bütününden söz edebiliriz ama bu söylemler bütününün tutarlılığını ölçebileceğimiz, tutarsızlığını şikayet edebileceğimiz bir makam yok. Bu İslamcılığın önemli bir zafiyeti olarak görülebilir ama bir açıdan da onun en önemli avantajlarından biri durumunda. Bir kilisesi yok İslamcılığın, dolayısıyla çağın gelişmelerine karşı kendini bağlayacak bir kez ve bütün zamanlar için sabitlenmiş tabuları yok. Dışarıdan bu, hızla gelişmelere adapte olabilen, dışarıdan bir pragmatizm gibi gözlemlenebilecek siyasi ve toplumsal eklemlemeleri, ifadeleri görmemize yol açıyor. Ama bir açıdan da bir tür zayıf ilahiyat olarak insan özgürlüğüne, yaratıcılığına, içtihadına açılan geniş alanda İslamcılığın gelmekte olan insan için, gelmekte olan insanın söyleyeceğine dair ihtimalleri ve umudu hep açık tutuyor. İslamcılık tüketilemeyen bir potansiyeldir, çünkü her gün kendini namaz gibi, oruç, hac, kurban, şehadet, zekat gibi en temel eylemlerde ortaya koyuyor. Bu eylemler üzerine hiçbir politik söylem geliştirilmese bile bunların kendiliğinden felsefesi İslamcı duyguyu, iradeyi ve duruşu her zaman yeniden üretmeye yetiyor.Siyasette İslamcılığı kim temsil ediyor? Bu temsiliyetin başarısını nasıl değerlendirebiliriz?İslamcılığı aslında bir açıdan bütün Müslümanlar temsil ediyor, bir açıdan da kimse temsil etmiyor. Bu belki yaşadığımız çağa özgü bir durum. 1924 yılına kadar dünyada İslamcılığı devlet düzeyinde, politik beden düzeyinde temsil eden bir Osmanlı vardı. İslam’ın siyasi sorumluluğu resmen halifenin omuzları üzerindeydi. Osmanlı’dan önce diğer halifeler, iyi veya kötü temsil ediyor olup olmadıklarına bakmaksızın, İslam’ın siyasal bedenini temsil ediyorlardı. Bir beden olarak bazen capcanlıydı, tazeydi, etkiliydi, ama bazen de yorgun düşüyor, yaşlanıyor çağa ayak uydurmakta zorlanabiliyordu ama bir hayatiyeti vardı.İslamcı irade bir bedende, ama beşeri bir bedende hayat buluyordu. Bunu söylemenin anlamı onun bu dünyadaki varlığının hatadan masum olmadığını, İslamcı siyasal bedenin her yaptığının doğru olmayabileceği gerçeğini hatırlatmak için. İslamcılık İslam’ın kendisi değil elbet. Bir ideal olarak bütün Müslümanların aradığı İslam ile bu arayışların neticesinde kaçınılmaz olarak bir yorumsama pratiği olarak ortaya çıkan İslamcılık arasındaki mesafenin her tahlilde bilincinde olmak lazım.Hilafet-sonrası şartlarda ise İslamcılığın temsili bambaşka bir mesele haline gelmiştir. İslamcılık bir varmış bir yokmuş efsanesi haline gelmiştir. Ciddi bir hermenötik soruna dönüşmüştür. Bütün dünyada bütün Müslümanların itibar ettiği, kendilerini bir organı hissettikleri bir siyasal beden olarak temsili yok. Buna mukabil hep varmış ve her yerde etkisi varmış gibi adından söz ettirmiştir. Bazen bir hayalet-hortlak olarak, bazen gelmekte olan bir kurtarıcı olarak. Ama kimin etine kimin kemiğine bürünmüş olarak?Muhayyel bir ümmet varlığı var ve beden yokluğuna rağmen bütün Müslümanların kendilerini ait hissettikleri bir evrensel ümmet varlığı var. Bütün Müslümanların zihninde, kalbinde ve ibadetlerinde sürekli yeniden-üretilen bu varlığın muhayyellik düzeyinden ete kemiğe bürünmenin yollarını araması mukadder. Bu belli bir odaktan, belli bir merkezden yönetilen bir programa tabi olmasa da Müslümanın en temel ibadetlerinde kendiliğinden içkin siyasallık bu telosa akmaktadır.Neticede bir muhalif duygu olarak sert bir örgütlülüğe sahip olmayan İslam, inananların dini pratikleri içinde, sosyal varlığıyla etkide bulunmaya devam etti. Hiç kimseye bulaşmadan kendi halindeki varlığıyla bile onu diri diri gömmüş olanları, fiilen iktidarda olanları korkutmuştur. Bu anlamda bir başarıdan bahsedebilir miyiz? Edebiliriz. Ama bu başarı hangi örgütün, hangi partinin, hangi cemaatin dersen orada durup şu söylediklerimi biraz daha düşünmek lazım.Bu durumda, İslamcılığın geçmişten bugüne temel iddiaları ile gerçekleştirimleri arasında nasıl bir fark ve ilişki görüyorsunuz?Hangi İslamcılar? Biteviye yorumlanan bir İslam’ın siyasal söylemi var ama bu söylemi gerçekleştirmeye dönük bir örgütü yok. Bir örgütlülüğe kavuşanlar ise İslamcılığın siyasal söylemiyle aralarına mesafe koymak durumunda kalıyorlar. Hatta daha fazlasını söyleyeyim, İslamcı olarak kategorize edilenler İslamcı olmadıklarını söyleyerek başlıyorlar sözlerine ve üstlendikleri siyasal programlarına İslamcı yaftasının yapışmaması için özel bir gayret bile gösteriyorlar. Bu da İslamcılığın izini sürmeyi zorlaştıran bir şey tabi. Sahip çıkanın olmadığı bir söylem İslamcılık, buna rağmen varlığını herkesin hissettiği bir olgu, bir etki. Müslümanların toplam siyasal etkisi, İslam’dan anladıklarıyla hayatta karşılaştıklarını yorumlayarak veya yorumsayarak ortaya koydukları bir siyasallıklar bütünü.Neticede bunun üzerine konuşuyoruz.
İslamcılığı doğru anlamak
Hayat
İslamcılığı doğru anlamak
İslamlaşma hareketinin soğuk savaş tecrübesinin kimi yönlerini mutlaklaştırarak yüzyıllık bir fikriyatı bununla değerlendirmek ne bilimsel ne de insaf ölçülerine sığar. İslamlaşma fikriyatı çağdaş idrake İslam’ı söyletme arayışıdır.
Yeni Şafak
İslamcılığın 100 yılı arşivleniyor
Hayat
İslamcılığın 100 yılı arşivleniyor
İlmi Etüdler Derneği (İLEM), Türkiye’de İslamcılık düşüncesine önemli bir veri oluşturacak olan İslami dergiler projesinin ilk aşamasını tamamladı. Gerçek Hayat, İslamcılık tartışmalarını spekülatif olmaktan çıkaracak çalışmayı anlatıyor.
Gerçek Hayat
İslâmcılığın fikri ve siyasi tecrübesini kavramak
Hayat
İslâmcılığın fikri ve siyasi tecrübesini kavramak
Tunuslu fikir adamı ve aktivist Raşid Gannuşi, son yıllarda çağdaş İslam düşüncesine yön veren bir isim. Azzam Temimi’nin kaleminden çıkan “İslâmcılık Geleneğinde Bir Demokrat” kitabı, onun evrilen siyasi düşünceleri, fikriyatının gelişim süreci, kopuşları hakkında daha detaylı bilgiler için bir başvuru kaynağı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.