​Siyasi düşünceler nasıl gelişir ​
​Siyasi düşünceler nasıl gelişir ​
Prof. Dr. İsmail Kara’nın “Hilafetten İslam Devleti’ne Çağdaş İslâm Siyasi Düşüncesinin Ana İstikamet ve Problemleri’’ isimli, Şehir Üniversitesi’nin akademik yayınları arasında yer alan yazısını bu hafta cumalık olarak gönderdiği e-postada buldum.Tam da “İslamcılık’’ meselesi “ideoloji” ile tarif edilebilir mi, “Siyasetin İslami düşünce üzerinde, İslami düşüncenin siyaset üzerindeki etkisini’’ konuşmalıyız diye düşündüğüm bir zamanda bu yazıyı okudum. Doğrusu hem kavramsal hem de tarihi olarak özet bir çalışma olarak yazıyı tavsiye ederim. “Çağdaş İslam siyasi düşüncesini hem kaynakları ve arayışları hem de ana mantığı ve yaklaşımları, nihayet yorumları itibariyle Çağdaş İslam/Türk düşüncesinin alt bir birimi olarak ele almak doğru olur. Hem oryantalistik çalışmalarda hem de Türkiye dahil Müslüman coğrafyada çağdaş İslami düşünce ve hareketlerin, İslamcılığın –belki örtük olarak İslamın da– siyaset merkezli hatta bazan siyasetle/siyasal olanla sınırlı ele alınması, kasıtlı olsun olmasın, vurgulu-uyarılmış bir alan oluşturmaya dönük olduğu kadar bir daraltma ve anlama darlığı da ortaya çıkarmıştır.’’İsmail Kara’nın 109 sayfalık, ve uzun bir kaynakça ile kaleme aldığı makalesi İslamcılık fikrini nereye konumlandırdık, konumlandırmalıydık ya da konumlandıramadık konusunda bize üzerinde düşünecek veriler ve bir akış ortaya koyuyor. Okunup tartışılmasında fayda buluyorum. Diğer taraftanilim irfan ve ahlak ile islami siyasi düşüncesinin harcını, yenilenen dünyada tekrar tekrar konuşmak için dar muhitlerde değil sağlıklı ortamlarda gelişebilir.Çağdaş siyasetin gerekleriyleİslami düşüncenin gelişimi ve buna bağlı siyasi düşünce pratiği ne olmalı konusunda yenilenmeye ihtiyacı var.…Herkesin kafasında bambaşka bir İslami düşünce pratiği var. Dünyanın da toplumun da bir kesimi ne yaparsak yapalım fikrini değiştirmeyecek. Ancak iletişim kurma imkanımız olan bir yeni nesil var ki onlarla irtibat kanallarını açık tutmak gerekir. Yenilenme bir ihtiyaçtır ve bu sadece sıcak gündemin başlıklarını olayları tartışarak yapılamaz. Derin düşüncelere de tartışma zeminleri açmak gerekir.1990’lu yıllarda bizim de şimdiki gençlerden farkımız yoktu, her fırsatta tartışmak, kıyasıya eleştirmek istiyorduk. O dönemin tartışma zeminleri paneller, sempozyumlar, dergiler, ruberu sohbetler fikirlerimizi geliştirmeye çok katkı sağladı. Şimdi mecralar değişse de gençlerin arayışlarına dikkat kesilmek gerekir.Habertürk televizyonunda Veyis Ateş’in Dücane Cündüoğlu’nu konuk ettiği programa editörlerinin attığı “İslami ideoloji neydi ne oldu’’ başlığını görünce ‘ideoloji’ kavramsallaştırması yerine, islam siyasi düşüncesi ve pratikleri üzerinden bir değerlendirmenin daha doğru olacağı kanaatiyle bu notları düşmek istedim…DİNDARLIK GERİLER Mİ?Bugünden geriye dönük tahlillerimizi sağlıklı bulmuyorum. Bir avuç insanken, kımıldaycak yerimiz yokken, dar, kısıtlı bir yaşam alanında yasaklı bir düzende, en ufak baş çıkartmanın velveleye sebep olduğu günlerde dindarlığımız şahaneydi de şimdi gerilemiş filan değil. Bilakis, geriye baktığımda kendimizi eleştirecek çok şey buluyorum. Diğer taraftan öyle o dönemlere olduğundan fazla önem vermeyi, mağdur edebiyatının ardına sığınmayı da sağlıklı bulmuyorum. Tıpkı o günlere yapılan güzellemeleri doğru bulmadığım gibi!Profesyonel çalışma hayatıma İzlenim dergisiyle başladım. Tercih yaptım filan diyemeyeceğim zira başörtümle çalışabileceğim tek bir yer bile yoktu. Aldığım ilk ve tek iş teklifiydi. Ancak işin o kısmında değilim. Mehmet Ocaktan da orada yazı işleri müdürümüzdü. İlk orada tanıdım kendisini; pipo içmeyi, batı müziğini, romantizmi, sanatı seven birisiydi. Ben de hep içindeki kabuğu kırmak isteyen bir entelektüel izlenimi uyandırırdı. Sonra da bir milletvekiliği dönemi oldu o dönemde de kendisi hakkındaki kanaatim değişmedi. Geçen hafta Karar gazetesinde “dindarların gerileyişi’’ yazılarına denk geldim. Aynı yaşlarda olduğumuz için o dönemlere ilişkin benim hafızamda kalan ile onunki bambaşka demek ki!Ocaktan’ın “Müzikte, edebiyatta, mimaride dindarlar açısından geldiğimiz nokta bir gerileyiş göstergesidir”’ özetiyle yazdığı yazının her satırına şerh düşmek istiyorum. O “ileri dönem’’ derken hangi dönemi kastediyor anlayamadım. Erkeklerden müteşekkil bizim camianın ekolleri, grupları vardır. Onlar 24 saat kendi içlerine kapalı devrede birbirlerin beğenir durur. Muhtemelen öyle bir çevreden bahsediyor, yoksa ülkeye mal olmuş bir örneğe biz vakıf değiliz. Bende eski dergiler, gazeteler, yazılar duruyor... Ocaktan “evrensel değerlerden uzaklaşıldığını, muhafazakar kesimde içe kapanma’’ olduğunu söylüyor. Yazılara bir göz attım, olay tam tersi. Evrenselcilik dönem İslamcıları arasında çok eleştiriliyormuş. “Yerli ve milli vurgusu bizi evrenselden uzaklaştırdı’’, “Son yıllarda kültürel yozlaşma arttı’’ diyor. Maksadım bugünkü dönemi savunmak filan değil! Biz içindeyiz, etkiliyiz diye bir dönem iyi; içinde olmayınca da kötü olmamalı.
İslamcılık: Bir geleneğe dayanma ve bir gelenek oluşturma yönüyle
İslamcılık: Bir geleneğe dayanma ve bir gelenek oluşturma yönüyle
İslamcılık üzerine tartışmaların, Müslümanlar var oldukça bitmesi elbette mümkün değil. Bu başlık altındaki bir gündemin sürekli yenilenmesi, hareketlenmesi gayet doğal. Hele İslam sadece Türkiye’nin değil dünyanın en önemli konusu ve meselesi iken. Bu haliyle İslam’ın davasını üstlenenlerin, siyasi, kültürel, toplumsal performansları hem kendi üzerlerinde düşünmelerinin hem de başkalarının onlar hakkındaki ilgilerinin bir konusu olmaya devam edecektir. Son zamanlarda bu konuda güncellenmesi gereken ciddi sorular, sorunlar, konular var. Yetkin Düşünce tam da yeni konuların, soruların epey biriktiği bir bağlamda İslamcılığı “iddiaları ve gerçekleştirdikleri” arasında genel bir soru bağlamında ele alan bir dosya hazırlamış. Dosyada Mustafa Tekin, Muhammet Çelik, Ahmet Keleş, İlhami Güler, Mustafa Öztürk, Ümit Aktaş, Esat Arslan, Muhammet Özdemir, M. Yaşar Soyalan, Zeynep Karataş, Atasoy Müftüoğlu, F. Zehra Kayhan’dan makaleler, Mustafa Aydın, Yıldız Ramazanoğlu ve Ferhat Kentel’den katkılar ve benden ve Ömer Laçiner’den konu üzerine birer söyleşi konuyla ilgili farklı meselelere tartışmaları ve özdüşünümü derinleştirecek nitelikte katkılar içeriyor.Fatih Yaman’ın benimle gerçekleştirdiği söyleşinin ilk soru ve cevabı İslamcılığın gelenekle ilişkisi üzerineydi. Aynen aktarmak isterim.İslamcılığı Osmanlı’dan beri varolan düşünce geleneği içerisinde nerede konumlandırabiliriz? Öncelikle, Türkiye üzerine konuştuğumuzda, içinde “gelenek” geçen bir cümle kurduğumuzda, Türkiye’nin yaşadığı bazı kısıtları, kırılmaları, kesintileri de zikretmeden geçemiyoruz ki, bu durum İslamcılık üzerine düşünürken de bizi ilgilendiren bir husus oluyor ister istemez. Tabi buna bir de gelenek kavramının kendi olgusal karşılığıyla ilgili kısıtları da eklemek gerekiyor. Öncelikle Türkiye’de geleneğin Cumhuriyetle birlikte aldığı derin bir darbe var.Her şeye rağmen, her şeyi sıfırlayan, geçmişten hiçbir şey tevarüs etmeye izin vermeyen bir kırılma, bir kopma değil elbet, ama geleneğin önemli bir kısmını aktarmayı imkansız kılan bir travma yaşattığı çok açık. Bu kırılma İslamcılık üzerine söylenen veya söylenebilecekleri de belirleyen, belirlemesi gereken bir kırılmadır. Müslümanların bir siyasal bedenin organları olarak varoldukları bir durumdan, darmadağın oldukları, en iyi ihtimalle bedensiz organlara dönüştükleri bir ontolojiye geçişi işaret ediyor.Bu kırılmayı dikkate almadan İslamcılık üzerine söylenen her şey boşa çıkıyor. Diğer yandan Türkiye’de ayırt edilebilecek düşünce gelenekleri gerçekten var mıdır? Zaman zaman temayüz etmiş düşünürler olabilse de bunlar ne kadar bir geleneğe dayandılar, bir geleneğin içinden yetiştiler, bir geleneğin ürünü oldular, ne kadar bir gelenek oluşturabildiler?Bu soruyu da içerdiği veya ima ettikleri bütün cevaplarıyla birlikte okuyucunun muhayyilesine, takdirine bırakalım. Ama İslamcılığı bir gelenek olarak değil, nerede Müslümanlar yaşıyorsa orada her an nüksedecek bir irade, bir refleks ve bir duyarlılık olarak ele alacak olursak, Osmanlı’da gelişmiş bütün düşüncelerin şu veya bu oranda referansı olmuş, ithal edilmiş bütün düşüncelerin de vizesini vermiş bir düşünce olmuştur.Liberalizm de Türkçülük de, Osmanlıcılık da, hatta bir ölçüde sosyalizm de Osmanlı düşünce kültürüne İslamcı irade ve ikrarın sağladığı vizeyle girmiş ve hareket edebilmiştir. Ziya Gökalp Türkçülüğün Esaslarını yazarken zihninde hilafetin kaldırıldığı ve Türk dünyasının İslam’ın misyonundan ayrıştırıldığı bir dünya tasavvuru yok mesela. Bilakis Türklüğü bile İslam dairesinin içinde düşünen, onunla içiçe bir tasavvuru var. Batılılaşmacılar bile düşüncelerinin gerekçesi olarak İslam hilafetinin daha güçlü olacağı, Batıyla rekabet edebileceği bir çerçevede düşünüyorlar.Osmanlı’nın son zamanlarında İslamcılığın en önemli damarı bir iktidar ideolojisidir. Mevcut iktidara İslam adına muhalefet edenler de vardır. Ama bu muhalefet devlete karşı, devleti yıkıp yerine daha İslami bir devlet öneren bir talep değildir. Batının teknolojisini alalım kültürü onlara kalsın diyerek öneride bulunanlar bu önerilerinin sonuçlarının görülebileceği bir siyasal bedenin reflekslerini taşıyor, temsil ediyorlar. Neticede kendini özdeşleştirdiği bir devlet, bir siyasal beden adına düşünüyor. Oysa cumhuriyetle birlikte İslamcılığın ontolojisi değişmiştir. Siyasal beden yokolup gitmiş, hatta bireysel bedenleri başka siyasal bedenlerin simgelerini taşıma mecburiyetine maruz kalmıştır. Başka bir siyasal bedenin sembolü olan şapkayı başına geçirdiğinde artık başka bir siyasal iradenin de kulu gibi hissetmek durumunda kalmıştır.O yüzden Cumhuriyet dönemindeki uygulamalara İslamcıların verdikleri tepkiler çok farklı bir ontolojiye sahip bir İslamcılık ortaya çıkarıyor. Bu dönemde kendini devletle özdeşleştirmekle değil, ayrıştırmakla, muhalefet etmekle konumlandırıyor İslamcılık. Bu tecrübede geleneksel sürekliliği nerede arayacaksınız? Akif’in şiirlerinin bağlamı bile bir anda değişiyor. Başka bir ortamda söylenmiş sözler şimdi ya anlamını tamamen yitiriyor veya bambaşka bir anlama kavuşuyor. Geriye İslamcı metin adına zaten bir tek onun şiirleri ve İslam’a alternatif siyasal bedene teslim olmamak adına kendinden vazgeçmiş idam edilmeyi göze almış insanlar ile var olanı korumak adına yeraltına inmiş, bir köşeye çekilmiş veya gül yetiştiren adamlar kalıyor.Altmışlı yıllardan itibaren ifade edilmeye başlanan İslamcılık uzun süre Osmanlı’daki hallerden son derece kopuk bir söylem, edebiyat ve siyasallık ortaya koydu. Daha ziyade çeviri metinlerle benimsenen, öğrenilen bu İslamcılığın referansları Mısır, Suriye, Pakistan, Hindistan İslamcılığı. Ama bu İslamcılıklar Osmanlı ile ilgisiz değildi. Türkiye’de geleneksel anlamda kesin bir kopma yaşayan İslamcılık kendini tekrar bu ülkeler üzerinden bulmuş oldu. Bunu gelenekten tam bir kopuş olarak görebilir miyiz? Bu kadar görebiliriz işte.
Yüzyıllık tasfiyeler tarihimizin hazin hikâyesi...
Yüzyıllık tasfiyeler tarihimizin hazin hikâyesi...
Yakın tarihimizi, tasfiyeler tarihi olarak okumadık hiç. Kendi kendini tasfiyeler tarihi üstelik de! Marx haklı: Fazlasıyla trajik yakın tarihimiz ama ders alamadığımız için komediye dönüşüyor!TÜRKÇÜLÜĞÜN TÜRKÇÜLER TARAFINDAN TASFİYESİ“Türklüğü Türkçüler bitirdi.” Yahya Kemal neredeyse yüzyıl önce böyle söylemiş. Süheyl Ünver aktarıyor büyük şairin bu sözünü Yahya Kemal söyleşileri kitabında.İttihat ve Terakki iktidarları, sadece Türkçülüğü bitirmediler; Osmanlı’yı da bitirdiler, adım adım tasfiye ettiler.Cumhuriyet döneminde bu Osmanlı’nın tasfiye süreci tamamlandı ve Osmanlı mirasının, medeniyet iddialarının, ruhköklerimizin tasfiyesine dönüştürüldü!Türkçülük, Cumhuriyet’in kuruluşu sürecinde beslenilen damarlardan biri oldu: Cumhuriyet’in Gökalp’le valsi kısa sürdü: Kemalizm, Türklere İslâmsız bir kök arayışına girişti: Romantik, çarpık, ruhsuz bir kök arayışı başarısızlıkla sonuçlanacaktı: Bir topluma ruhunu veren ruhköklerinden arındırılmış, köksüz kök arayışlarının başarıyla sonuçlandığını tarih yazmıyor!İSLÂMCILIĞIN İSLÂMCILAR TARAFINDAN TASFİYESİİslamcılığı da, İslâmcıların “bitirdiğini” söyleyeceğim.Yüzyıl önce de, yüzyıl sonra da bir imkân olarak, bir soluk olarak tarihî bir rol oynamak için kolları sıvayan İslâmcılık, tıpkı Türkçülük gibi kendi nefesini kendisi tüketti, kendi önünü de,kendi biletini de kendisi kesti!Osmanlı döneminde, özellikle Abdülhamid devrinde zirve noktasına ulaşmaya başlayan İslâmî entelektüel birikim ve atılımın yegâne temsilcileri İslâmcılar, Abdülhamid’i anlayamadılar, güçlü bir fikrî kaynaktan ve destekten yoksun bıraktılar Sultan’ı, Abdülhamid’in yanlışlıklar yapmasına çanak tutarak hem İslâmcılığı “bitirecek” hem de Osmanlı’nın tasfiyesine yol açacak büyük hatalara imza attılar. Osmanlı’nın yok oluşa sürüklenmesinde, İttihat ve Terakki’nin çapsız, ruhsuz ve basîretsiz çabaları kadar İslâmcıların hataları da küçümsenmeyecek bir rol oynadı.İslâmcılığın yüzyıl önce yaşadığı hikâyenin farklı şekillerde de olsa tekrarlandığını görüyoruz bugün. Sadece Ak Parti’yi kastetmiyorum burada; bütün diğer siyasî oluşumların, cemaatlerin, sivil İslâmî kuruluşların adımlarını, yaptıklarını ve toplam hasılalarını kastediyorum.Ama geldiğimiz noktada, gerek siyaset kurumunun gerekse cemaatlerin, diğer İslâmî oluşumların hoyratlıkları, ekonomik ve siyasî güç ve çıkar sözkonusu olduğunda İslâmî ölçüleri kolaylıkla terk edebilmiş olmaları sadece İslâmcılığın değil, esas itibariyle İslâm’ın büyük yara olmasına yol açtı.KEMALİZMİN KEMALİZM TARAFINDAN TASFİYESİKemalizm daha doğarken sakat doğdu: Atatürk’ün ölümüyle de bitti, bence.Kendi yokoluşunun tohumlarını kendi elleriyle ekiyordu Kemalizm.Bir yandan, çocuklarını yiyordu devrim: Mustafa Kemal’in “meşhur beşler” olarak birlikte yola çıktığı Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele ve Kazım Karabekir’le yolları ayrılacaktı!Neden? Ne olmuştu da, en yakınındakiler Atatürk’ün yanından uzaklaşmışlar ya da uzaklaştırılmışlardı?Bu soru önemlidir ve cevabı verilmemiştir; verilmemiştir çünkü sorulmamıştır!Öte yandan, tepeden bir kimlik, kültür, hayat tarzı, uygarlık dayatıldı topluma.Bir oluşum sınırlarını aşarsa, zıddına, karşıtına dönüşür: Burada da öyle oldu. Kemalizm, kök salamadı.Ama gerek siyasette, gerekse toplumda cemaat, sivil toplum kuruluşu olarak İslâmcıların İslâmî ölçüleri, haram helâl ölçülerini hiçe saymaları, kul hakkına riayet etmemeleri, siyaseti yani aracı hakikatin yani amacın önüne geçirmeleri, toplumda İslâm’ın büyük yara olmasıyla, toplumun boşluğa, deizm ve nihilizm çıkmazına sürüklenmesine yol açtı.İşte bu süreçte sığ, popüler, ezberci, slogancı bir Kemalizm biçimi hortladı: Felsefesi, derinliği olmayan gelip geçici ama hızla büyüyen bir dalga!Kemalistler bu sığlıkla, bu kafayla giderlerse, Türkiye’nin tasfiyesi işlemini gerçekleştirecekler.Bu toplumu var kılan, ayakta tutan, bin yıl dünya tarihini yapmasını mümkün kılan medeniyet iddialarını terkeden, Batı kültürünün posası çıkmış popüler kültürünün ürünlerini tepe tepe tüketmeyi marifet sanan kesimlerden bilimde, felsefede, sanatta dünyaya örnek olacak büyük atılımlar yapmalarını, asırlık bir süreçte yeni Yunus’lar, Mevlânâ’lar, Sinan’lar çıkmasını bekleyebilir misiniz?Bu kafayla gidersek ve yaşadıklarımız üzerine, eleştirilerimize tahammül ederek ortaklaşa düşünmezsek, bu ülkeyi kurda kuşa yem etmekten kurtulamayız.Soru şu: Neden İslâmcılar İslâmcılığı, Türkçüler Türkçülüğü, Kemalistler Kemalizmi kendileri tasfiye ediyorlar peki?Görünen neden şu: Gücü ele geçirdiklerinde ilkelerini çıkarlarına kurban ediyor olmaları.Görünmeyen asıl nedense şu: Medeniyet perspektifine, ruhuna, derinliğine sahip olamamaları ve bunun, dünyada da, coğrafyamızda da, ülkemizde de başımıza neler geldiğini kavramalarını zorlaştırıyor, şaşı bakışları, saplantılı yaklaşımları tartışılmaz doğruymuş gibi dayatmalarına yol açıyor olması!
Coğrafyamıza ve ülkemize dair söyleyeceğimiz sözler olmalı
Selçuk Türkyılmaz
Coğrafyamıza ve ülkemize dair söyleyeceğimiz sözler olmalı
Amin Maalouf “Ölümcül Kimlikler” adlı kitapta İslam coğrafyasını anlamak için sömürgecilikle alakalı bilginin önemine işaret eder. Maalouf, İslam tarihiyle ilgili on ciltlik bir eser okumakla bugünün anlaşılamayacağını, sömürgecilikle alakalı otuz sayfalık bir makalenin İslam coğrafyası hakkında daha fazla şey söyleyeceğini anlatır. Bugün Kırgızistan’da yaşanan karmaşa Ölümcül Kimlikler’deki bu önemli tespiti hatırlatıyor. Bilindiği gibi Kırgızistan’daki karmaşa darbe girişiminin ya da o bölgede...
Bağımlı yapıların siyasallaşma arayışı
Selçuk Türkyılmaz
Bağımlı yapıların siyasallaşma arayışı
İslamcılık da diğer ideolojiler gibi bir aşınma süreci yaşamıştır. Aşınma sürecinin özel olarak İslamcılık için iktidar, güç, zenginleşme, ahlâkî çöküş kavramlarıyla izah edilmesi konunun anlaşılmasını daha da zorlaştırıyor. Geçmişte solun yaşadığı sorunlar da benzer bir tavırla ele alınmıştı. Bilindiği gibi İslamcılık da ortaya çıktığı dönem itibarıyla belirli olaylarla ve mekânlarla zorunlu olarak ilişkilendirilir. Olay, mekân ve zaman bağlamında belirli şahıslar ve görüşlerin öne çıkması da g...
İslamcılığa nasıl bakmalıyız?
Yazarlar
İslamcılığa nasıl bakmalıyız?
Sosyolojik, siyasi ya da ideolojik bir hareket olarak İslamcılığı anlatacak değiliz. Bu işin artık yeterince uzmanı var, hatta akademik çalışmalar, tezler yapılmış ve yapılıyor.İşin derin boyutunu onlardan öğrenmek gerekir. Biz sadece kavramın bizde çağrıştırdıklarını ve özellikle de bu kavrama karşı çıkanlar neden karşı çıkıyor, sorusunun cevabını vermeye çalışacağız.
Yeni Şafak
İslamcılık araştırmalarında  yöntem sorunu üzerine...
Hayat
İslamcılık araştırmalarında yöntem sorunu üzerine...
Mazlum Doğu’nun Mağrur Çocukları kitabı genel olarak İslamcılığın seyri üzerine eğilmeye çalışıyor. Ercan Yıldırım kullanılan yöntemi eleştiriyor ve usül hatalarına dikkat çekiyor.
Yeni Şafak
İslamcılık ölür mü?
İslamcılık ölür mü?
İslamcılık kavramı bize yabancı ama yerine ne koyacağımızı bilmiyoruz demiştik.Yaşadığımız şartlarda işin siyasi toplumsal ve hukuki boyutlarını düşündüğümüzde bu kavramın anlattığı Müslüman tipini tek kelime ile anlatabilmemiz zor. İslam’ın ve Müslümanların bundan aciz olduklarından değil, Osmanlı’nın sonuna kadar Müslümanlar hep iktidar oldukları için muhalefet dilini bilmediklerinden.Video: İslamcılık ölür mü?Biliyoruz ki, Allah (cc) bizim için Müslim/Müslüman kelimesini seçmiş ve ‘ben Müslümanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?’ buyurmuş, amenna. Ama bu, kişinin kendi kimliğini tanımlaması için böyle. Oysa Müslümanlar çeşit çeşit; namaz kılmıyorum ama kalbim temiz, beş vakit namazını kıl, etliye sütlüye karışma, Müslümanız ama bu zamanda da hırsızın eli kesilmez ki kardeşim, Müslümanız lakin faiz de bugünün bir gerçeğidir, onsuz olmaz, Müslümanlık’tan önce insan olmak lazım gibi pek çok sözü söyleyenler, kendileri ben Müslümanım diyorlarsa, hadi siz Müslüman değilsiniz diyemeyelim ama bunlar ‘İslamcı’ da sayılmazlar. O halde birilerinin o ‘İslamcı’ dediklerine biz ne diyeceğiz? Çünkü onlara göre böyle söyleyenler cici Müslümandır, ‘İslamcılar’ ise merkeze oynayanlardır. Zaten bu yüzden ‘İslamcı’lığa, ya da ‘Siyasal İslam’a karşı çıkıyorlar. Yani İslamcının bir hedefi, bir mücadelesi var. Yönetime talip, Müslüman bir millet Müslümanlar tarafından ve Müslümanca yönetilmeli, Allah’ın indirdikleriyle hükmedilmeli diyor. Buna karşı olan iç ve dış güçleri düşman biliyor, gerekirse onlarla her türlü mücadeleyi göze alıyor. İslam yurdu tekrar Müslümanların olmalı diyor. Müslümanlar tek millettir, tek ümmettir diyor vs.Diğer taraftan beşine beş ekleyen, gündüz sâim, gece kâim abidler de var. İbadetlerini, evradu ezkârını berikilerden çok daha düzgün yapıyorlar ama siyasetten Allah’a sığınırız, bizim o taraklarda bezimiz yok, onu dünyaya talip olanlar yapsın diyorlar. Yani ‘İslamcı’ kavramı onlara da uymuyor. Onun için onlar da cici Müslüman sayılıyor. Çünkü onların da merkez iddiaları yok. Hep kenarlarda duruyorlar.Ama yine de biz genelleyerek, mesela sufiler İslamcı değildir diyebilir miyiz? Çünkü büyük bir sufi olan İmam Rabbani Ekber Şah’a karşı verdiği mücadelede tam bir İslamcı olarak hareket etmedi mi?Kuzey Afrika’daki Senüsî de öyle değil mi? Bu açıdan bakıldığında yine bir sufi olan Şeyh Şamil’den daha yaman İslamcı mı olur?İlk yıllara kadar gidelim, Haricilere İslamcı bir hareket olarak mı bakacağız? Hatta Mutezile de ‘İslamcı’ mıdır? Uyanış dönemine gelelim; 1850’lerde Hindistan’da başlayan tecdid ve ıslah hareketleri, Ardından Afgani, Abdüh, Reşit Riza, hatta Mehmet Akif birer ‘İslamcı’ mıdır? Ya da soruyu tersinden soralım; bunlar da birer ‘İslamcı’ değil midir?Öbür yönden İmam Rabbani’ye ve Şeyh Şamil’e karşılık bugün darbeci Sisi Mısır’da, tarikatların ve Selefi hareketlerin desteğiyle ayakta duruyor. İslamcı olmakla suçlanan İhvan’ın terör örgütü olup üyelerinin idam edilebileceklerine fetva veren onun Baş müftüsü Ali Cuma hem bir âlim hem bir tarikat şeyhi. Beşşar Esed’in şu anda en büyük destekçisi Ahmed Hassun, yine hem bir âlim hem bir tarikat şeyhi. Bunlar İslamcı olmadıkları için darbecilerce seviliyorlar.Sadede gelelim, sufi ya da değil, İslam için mücadele veren, İşgal edilen İslam topraklarını küffardan temizleme azminde olan, Allah’ın dediğinin en üstün olması, müminlerin tekrar aziz olması için şartların gerektirdiği her türlü meşru mücadelenin verilmesini isteyen her Müslüman ‘İslamcı’ olarak görülüyorsa bizim bu şartlarda bu kavramın yerine ikame edeceğimiz başka bir kavramımız yok, ayrıca onların İslamcı dedikleri aslında biz olmuş oluyoruz ve bunun için ‘İslamcı’ kavramını bir çırpıda atamıyoruz. Onun yerine mücahit mi diyeceğiz, şeriatçı mı, ümmetçi mi diyeceğiz? Her biri bunu sadece kısmen karşılıyor. Hatta geçen sene Tunus’un bilge İslamcısı Gannuşî, ‘İslam birleştirir, şeriat parçalar’ gibi izahı zor bir söz sarf etti. Belki bu Tunus’un hâlihazır durumu için söylenmiş olabilir.O halde yine aynı noktaya gelip dayandık. Kavramı reddetmeyi kast etmiş olması durumu hariç, hiçbir mümin, ‘ben Müslümanım ama İslamcı değilim’ diyemez. Çünkü ötekilerin bugün ‘İslamcı’ ile kast ettikleri kişi tam teşekküllü Müslümandır ve birilerinin zannettiği gibi ‘İslamcı’lık ölmemiştir. ‘İslamcı’ olarak ortaya çıkanlar hedeften sapmış, yorulup kenara çekilmiş, dünyevileşmiş olabilirler. Ama bu işi omuzlayacak olanların hep var olacağını bu dinin sahibi haber vermektedir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.