'Adam kazandı' mesajının görüntüsü ortaya çıktı
Gündem
'Adam kazandı' mesajının görüntüsü ortaya çıktı
Seçimlerin ardından en çok konuşulan konulardan biri de CHP'nin adayı İnce ile gazeteci İsmail Küçükkaya arasındaki mesaj polemiği oldu. İnce'nin dün yaptığı açıklamada 'Yayınlanması yanlıştı' dediği mesajı bugün Küçükkaya ekranlardan ilk kez gösterdi ve 'Yine olsa aynısı yapardım' ifadesini kullandı.
Diğer
İsmail Küçükkaya'nın canlı yayında bozulduğu anlar
Gündem
İsmail Küçükkaya'nın canlı yayında bozulduğu anlar
Başbakan Binali Yıldırım konuk olduğu TV programında gündemi değerlendirdi. Başbakan Yıldırım'ın canlı yayında Cumhurbaşkanının yetkisiyle ilgili sorduğu soruya Küçükkaya cevap vermekte zorlandı.
Diğer
CHP adayının 'soruları istedi' yalanını kendi partisi de yalanladı
Gündem
CHP adayının 'soruları istedi' yalanını kendi partisi de yalanladı
CHP İstanbul adayı, geçtiğimiz günlerde Binali Yıldırım'ın ortak canlı yayında sorulacak soruları moderatör İsmail Küçükkaya'dan talep ettiğini iddia etmiş, bu iddia İsmail Küçükkaya tarafından yalanlanmıştı.Dün akşam CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da telefonla bağlandığı canlı yayında, 'Binali Yıldırım soruları istemedi. Eğer Adayımız böyle bir şey söylediyse ben bunu bilmiyorum' dedi.
Diğer
FOX TV spikeri İsmail Küçükkaya parodi Trump hesabının tweetini paylaştı
Gündem
FOX TV spikeri İsmail Küçükkaya parodi Trump hesabının tweetini paylaştı
FOX TV canlı yayınında sunucu İsmail Küçükkaya, Donald Trump'ın parodi hesabı tarafından atılan NATO zirvesi ile ilgili bir tweeti canlı yayında izleyicilerine aktardı.
Diğer
Beğenmedik
Beğenmedik
23 Haziran’da yapılacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimi öncesi adaylar Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu gazeteci İsmail Küçükkaya moderatörlüğünde canlı yayında bir araya geldi. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen yayında adaylar 3 saat boyunca 17’si ortak soru 3’er tanesi adaya özel soru olmak üzere 20 soruya yanıt verdi.Video: BeğenmedikYaklaşık 4 gün sonra yenilecek İstanbul BB Başkanı seçimlerinde oy kullanacak seçmenlere İstanbul gibi bir dünya şehrini en ideal olarak yönetecek adaya oy verilmesine ışık tutacak bir tartışma programı beklentisi içinde milyonlar canlı yayına kitlendi. Ancak moderatör İsmail Küçükkaya canlı yayın başlar başlamaz tarafsızlığını bir yana bırakıp ilk cümlesinde skandal ve provokasyon kokan bir yaklaşımla Binali Yıldırım’a ‘aday ‘derken İmamoğlu’na ‘Başkan’ dedi. Oysa Küçükkaya’nın FoX TV’de CHP ve İmamoğlu’na verdiği açık desteği böylesine önemli bir tartışmada vermeyeceği tarafsız bir şekilde oturumu yöneteceği yönünde bir kanaat oluşmuştu. Bu kanaatın oluşmasında oturumu AK Parti üst düzey yetkililerle birlikte dizayn eden CHP üst düzey yöneticilerinin büyük katkısı vardı. Küçükkaya’nın taraflı moderatörlüğüne tepki gösterenler arasında Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank da var. Varank, Twitter hesabından bir mesaj yayınlayarak “Moderatör adaylardan birine “bravo” mu dedi? Ben mi yanlış duydum?” diye sorarak tepkisini dile getirmişti.İsmail Küçükkaya’nın adaylara sorduğu bazı sorularda teknik ayrıntıları bilmediği veya bu konuya hazırlanmadığı da açıkça görülmüştü. Meselâ, kamu görevlilerinin vermeye kanunen mecbur oldukları mal beyanını hatırlatıp Yıldırım ile İmamoğlu’na “Mal beyanında bulunur musunuz?” demek ve daha da vahimi “Seçim sonucunu kabul edecek misiniz?” şeklindeki abes ile iştigal niteliğindeki soruları ciddi tenkitlere neden olmuştu.82 MİLYON’A YALAN SÖYLEMEKModeratör Küçükkaya’nın “Ordu’da yaşananlar çok konuşuldu. Ne oldu neden oldu, neden sinirlendiniz. Bir valiye hakaret ettiniz mi?” sorusuna İmamoğlu: ‘‘Benim doğduğum şehir Trabzon. Sonra sırasıyla Giresun, Ordu, Samsun’a gittik, muazzamdı. Bize tuzak kuruldu. Benim nasıl sakin olduğum sükut sahibi olduğum belli. Benim VIP sıkıntım yok. Annemin durumu ortada tabii. Beni şuradan geçin buradan geçirin diye bir derdim yok. Trabzon’da VIP’den geçtim Ordu’dan niye geçmedim bilmiyorum. Bu konu İstanbul’un konusu değildir. İstanbullunun konusu 31 Mart seçimleridir. Valiye hakaret etmedim. Basitlik kelim esi hakaretse... İt demedim basit dedim! “Cevabı ile İmamoğlu 82 milyona karşı yalan söylemiştir. En yakın arkadaşı Fatih Portakal bile canlı yayında “Bu Ordu işi olmamıştır, yanlış olmuştur. Bizde görüntüler var, RTÜK’e takılacağız diye yayınlamıyoruz” demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamalarda ‘’Ekrem Bey hakareti kabul etseydi, özür dileseydi iş bitmişti. Ama iki gün sonra düşündü, taşındı, basitlik diye bir icatta bulundu. O da şuyuu vukuundan beter bir şey. Aslında önce validen özür dilemesi gerekir demiştim. Şimdi başka bir şey diyorum. İstanbullulardan ve milletten özür dilemesi gerekir. Çünkü millete yalan söylemiştir. ’Ordu’da bu milletin, devletin valisine ne diyor, ‘it’ diyor. Bu nasıl kucaklama ya? Benim milletimden, başta Ordu Valimiz olmak üzere özür dilemedikçe böyle bir adaylığa bırakın layık olmak, böyle bir makama gelemez.’’ İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerini kazanamayacağını kendisi de görüyor sanırım. Seçim sonrasında Ordu Valisi ve güvenlik güçlerine hakaret eden yandaşlarıyla beraber yargıya hesap verecek. Çünkü hakaret kamera kayıtlarıyla ve şahitlerle tespit edilmiş durumda. Devletin valisine polisine hakaret eden bir zihniyeti millet bu güne kadar hiçbir göreve getirmedi. Bundan sonra da getirmez. AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım, rakibinin seçim süreci boyunca söylediği yalanları tek tek sayarak milyonlarca kişinin önünde delilleriyle doğruları anlattı. İmamoğlu’nu ezdi geçti.Kapanıştan hemen önce moderatör Küçükkaya katılımcılara “Nasıldım ama? İşi iyi götürdüm mü? Moderatörlüğümü beğendiniz mi? Âdil miydim?” şeklindeki sorusuna İmamoğlu anında cevap vererek memnunum dedi. Binali Yıldırım ise bir müddet duraklayarak lütfen memnun olduğunu belirtti. Türkiye’de bu yayını izleyen on milyonların ezici bir kesimi ile birlikte moderatörü taraflı yayın anlayışı nedeniyle beğenmedik. Bir de derin Koç ailesi ile İmamoğlu ve CHP arasındaki sır ilişkiler neden gündeme getirilemedi. Zira 750 milyonluk rant iddiaları söz konusu!
Karşılaşma
Karşılaşma
Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım’ın seçim karşılaşmasının yayınlandığı program, hem gazeteciler arasında, hem de pek çok siyasetçi nezdinde normalleşme, kutuplaşmanın kırılması olarak yorumlandı.Video: KarşılaşmaDoğrudur, siyasetçilerin ekranlarda eşit ve medeni bir çerçevede kozlarını paylaşması, demokratik olgunluğun göstergesi olarak değerlendirilebilir, ama adayların ekranda karşılaşmak istememesini de, kutuplaşma nedeni olarak görmüyorum doğrusu. Zira siyasetçi, şartları, durumu, ortamı ve bundan kendi lehine siyasi bir fayda hasıl olup olmayacağını hesaplayarak rakibiyle canlı yayında karşılaşmayı isteyebilir ya da istemeyebilir; bu seçeneklerden birini tercih etti diye de kimseyi “kutuplaştırmış” filan olmaz.Nitekim, İsmail Küçükkaya’nın modere ettiği canlı yayında da şartlar Binali Yıldırım lehine değildi, buna rağmen Yıldırım o canlı yayından alnının akıyla çıkabildi. Şartlardan kastım şu,–programın başında- Binali Yıldırım sorgulanmaya, Ekrem İmamoğlu da kendini anlatmaya çağrılmış gibiydi. Bir kere Yıldırım’ı “İBB Başkan Adayı”, İmamoğlu’nu ise “İBB Başkanı” diye takdim ederek başlamayı dil sürçmesiyle açıklayabilir miyiz, bilemiyorum.Sadece o da değil, ilk reklama gitmeden “23 Haziran seçimine de itiraz edecek misiniz?” gibi aslında “AK Parti’nin seçime itiraz etmesini eleştiren” ironik bir soruyla Binali Yıldırım’a yüklenen ve adayı sıkıştırmayı amaçlayan birkaç soru daha soran moderatör, İmamoğlu’na benzer saldırganlıkta tek bir bir soru yöneltmedi. Allahtan sosyal medyada eleştiriler yükseldi de, moderatör programın ilerleyen dakikalarında daha tarafsız, daha adil bir görüntü vermeye gayret etti. Ki durumu toparlama çabası elbette olumlu bir adımdı. Ekran başındakilere, hatasını anladığını düşündürttü.Zaten programın ertesi günü, moderatör Küçükkaya’nın CHP adayı ile biraraya geldiği ortaya çıktı, Binali Yıldırım da bunu “gayri ahlaki bir durum” olarak değerlendirdi. Ki CHPli olduğu bilinen bir gazetecinin bu gizli görüşmeyi yapmamış olsa bile programın başında gösterdiği performanstan taraflı olduğuna hükmedebilirdik.Küçükkaya’nın şahsıyla ilgili konuşmuyorum, meslekteki genel bir sorundan sözetmek istiyorum; bana kalırsa bir siyasi partiyi desteklemek sorun değildir aslında. Problem, bu desteği meslek ilkelerini çiğneyecek ölçüde fanatikçe sürdürürken, bir başka partiyi destekleyen gazetecilere “yandaş” filan gibi sıfatlar takarak, mesleki itibara saldırmaktır ki; malumunuz ülkemizde bu yıllarca yapıldı. Yoksa herkesin bir dünya görüşü vardır.Programın içeriğine gelince; Ekrem İmamoğlu başlarda agresif, yer yer sorgu memuru bir tutum içindeyken ilerleyen saatlerde “16 milyon İstanbulluyu kucaklayacağım” moduna geri döndü. Binali Yıldırım ise başlarda biraz daha ciddi ve mutsuz gözükürken ilerleyen dakikalarda esprili, bizden, gülümseyerek ettiği sıradanmış gibi görünen laflarla rakibini afallatan; yaptığı projeleri de, yapacaklarını da iyi bilen tavrına büründü. O’nu güçlü kılan sadece programda dersini çalışmış bir belediye başkan adayı görüntüsü vermesi değil, biraz da bu espriyle karışık sözleri oldu.Mesela, sürekli “16 milyon İstanbullu” diye lafa başlayan rakibine İstanbul’un nüfusunun değiştiğini artık 16 milyon değil, 15 milyon 67 bin kişi olduğunu hatırlatması… Mesela “Yalan demeyelim, gerçek değil diyelim, Ekrem Bey bozuluyor” gibi sözleri… Mesela gençlere burs vermeyi vadeden CHP adayına “Bunu ben de düşündüm ama yazamadım, öğrencilere burs veremezsin; çünkü belediyeler öğrencilere burs dağıtamasın diye CHP Anayasa Mahkemesi’ne gitti “belediyeler burs veremez” diye karar aldırdı” şeklindeki hatırlatması ve diğerleri… Belediyedeki verilerin kopyalanması meselesine ise, yedekleme ile veri kopyalamanın aynı şeyler olmadığını tane tane anlatarak açıklık getirdi ve lafını da esirgemedi: “Bu bir FETÖ taktiğidir”. İmamoğlu, VIP konusunu geçiştirdiği gibi bu konuya da doyurucu bir cevap vermedi.Programın heyecansız, sönük geçtiği ise artık bir ortak görüş. Buna neden olarak, 3 dakikalık süre kısıtlaması, moderatörün bu kısıtlamaya olması gerekenden fazla sadık kalması ve sürekli adayları bu konuda uyarması, programda adayların diyalog kurmasının önüne geçilmesi ve benzeri sebepler gösterilebilir. Ama bunlar moderatörle değil, daha çok formatla ilgili sorunlar gibi gözüküyor. Elbette moderatör gidişata bakıp, ufak müdahalelerle programı daha hareketli bir zemine kaydırabilirdi, demek ki tercih etmedi.Velhasıl programda, Binali Yıldırım’ın rakamlara daha hakim olduğunun gözlendiğini, rakibinden daha iyi bir performans gösterdiğini söylersem herhalde kimseye haksızlık etmiş olmam. Ama bu programın, zaten sıkı bir şekilde konsolide olmuş seçmenin fikrini değiştirebilecek bir güç taşıdığı da düşünülmemeli. Bu yayınla kararsız seçmen sandığa gitmeye ikna edilebildiyse, bu en büyük başarı olurdu herhalde...
İstanbul’un selameti
İstanbul’un selameti
Yenilenme kararından sonra “İstanbul seçimi bitse de rahatlasak” cümlesi gelip yerleşmişti zihnime. İki sebebim vardı bu cümleyi kurmak için. Birinci sebebim her seçim dönemi “hele bir seçim geçsin de” kalıbıyla karşılaşıyor olmanın yorgunluğu idi. “Şu seçim geçsin de” kalıbı, neredeyse hayatı durdurma kabiliyeti olan bir kalıptır bizim ülkemizde. İkinci sebebim de birincisine bağlı aslında. İstanbul gibi devasa bir metropolün seçimlerinin yenilenmesinin maddi, manevi, psikolojik, ekonomik, sosyolojik çıktıları olacaktı ve ağır çıktılardı bunlar.Video: İstanbul’un selametiDün gece Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı yayın bittiğinde kurduğum cümle ise şu oldu: “Bu seçimi Binali Yıldırım kazanmalı.”Bir kere şunu söyleyeyim de içimde kalmasın. Bilenleriniz vardır. Elimden gelen çok sayıda işimden biri de yönetmenliktir. Belgeseller, kısa filmler, reklamlar, televizyon filmleri çekmişliğim vardır. Eh, “çok iyi bir yönetmendim” diyemem. Yüzümün yumuşaklığı, sette “kibirli bir diktatör” gibi davranmayı bir türlü başaramamam, ayrıntılara hastalık derecesinde takık olmamam, insan yönetmedeki zaaflarım gibi gerekçelerle diyebilirim ki “iyi yönetmen” değildim. Fakat şu: İmamoğlu, herhangi bir deneme çekiminde kameramın karşısına geçse “bu ne yapay gülümseme yahu, oyunculuğu kahvede mi öğrenmiş?” diyerek reddederdim onu.Yapay, son derece yapay bir görüntünün insanı İmamoğlu… Üzerine bir de benim “teflon kişilik” dediğim bir görüntü arz ediyor. Hiçbir durum, hiçbir gerçeklik ya da hiçbir sanallık “yapışıp kalmıyor” adamın üzerine. “Ekranın önündeki İmamoğlu ile arkasındaki İmamoğlu arasında tonlarca fark vardır” cümlesinden kurtulamıyor insan bir türlü. Bu yanıyla İmamoğlu’nu bir politikacıdan çok bir “modern kült liderine” benzetiyorum.Fakat bunların hiçbirinin “hakiki” bir önemi yok benim açımdan. Benim için önemli olan şu: “Valiye it demedim” derken yalan söylüyor. “FETÖ ile hiçbir tanışıklığım yoktur” derken yalan söylüyor, “vakıflarla ne işim olur?” derken yalan söylüyor. “Verileri yedeklemek istedik” derken yalan söylüyor. Hiç durmadan ve bunu son derece normal, sıradan bir şey olarak yaptığını belli ederek yalan söylüyor. Yorucu, bunaltıcı ve sistemli bir yalancılıkla karşı karşıyayız.Başka yerden yürüyelim.O yayından geriye birkaç önemli mesele kaldı benim açımdan. İlki ve en önemlisi, Yıldırım’ın “biz aslında seçimin tekrarlanmasını istemiyorduk ama CHP’nin tüm oyların sayımına yaptığı itiraz bizi buna mecbur etti” demesi. Eminim benim gibi milyonlarca İstanbullu “yeniden sandıkta ne işimiz var?” sorusunun cevabını böylelikle almış oldu. Tabii diğer taraftan Yıldırım’ın “seçim nasıl bir hukuki süreç ise, seçim sonuçlarına itiraz da hukuki bir süreçtir” vurgusu da çok önemliydi.İmamoğlu, “verileri yedekliyorduk” diyerek zekâmıza hakaret bir kez daha hakaret etmeyi denedi. Kendi imzasıyla verdiği “kopyalama” talimatı bir tarafa, bu kopyalama işini “dışarıdan insanlara yaptırma” niyeti bir tarafa, belediyenin tüm verilerinin zaten yedekli olduğu bilgisini bizden saklaması bir tarafa, “yedekleme ile kopyalama” arasındaki farkı bilmiyormuş numarası çekmeye çabalaması bir tarafa, mahkemenin verdiği kararı “hukuksuz” olarak tanımlaması bir tarafa… Baştan sona büyük bir “skandal” olan bu girişimini örtmeye çalışması acıklıydı. O mızrak o çuvala sığmadı.Peki ama niçin bu seçimi Binali Yıldırım kazanmalı? Çünkü “ikinci seçim kampanyası döneminde” daha da açıkça gördük ki İstanbul için “proje hayata geçirme kabiliyeti” olan isim Yıldırım’dır. Beylikdüzü’nde söz verdiği “her mahalleye bir kreş” sözünü bile tutamayan İmamoğlu’nun bu şehri yönetme, yönetebilme kabiliyeti yoktur. Öğrencilere vermeyi taahhüt ettiği bursların AYM tarafından CHP başvurusuyla iptal edildiğini ve belediyelerin öğrencilere burs veremediğini bilmeyen adamın İstanbul’u yönetme kabiliyeti yoktur. Sahibi olduğu inşaat firmasının yaptığı binalara bakıp “elinden gelse gökdelen dikecekmiş” dediğimiz halde dikey mimariye acayip karşıymış gibi davranan bu samimiyetsizliğin İstanbul’a katacağı herhangi bir değer yoktur.“Ben sevgi insanı olayım, kucaklamaktan falan bahsedeyim, nasılsa Erdoğan karşıtlarını konsolide ederek bu seçimi kazanırım” dediği için proje anlatırken “konusuna hakimiyet kuramayan” bir İmamoğlu vardı yayında. Hele kent yoksulluğu ile mücadele konusunda öyle berbat ve acıklı bir dil tutturdu ki oturup ağlasak yeridir. Yoksullukla mücadelenin tek yönteminin “yoksula bir şeyler vermek” olduğunu düşünen o eskimiş, bayatlamış sağcı söylemin kötü bir inananı imiş meğer İmamoğlu.Bir not: İstanbul’da yaşayan mülteciler konusunda iki adayın da tutturduğu dil bence sorunluydu. Yıldırım’ın “sorun çıkaranı göndeririz” yaklaşımı da sorunluydu, İmamoğlu’nun “aslında bu konuda hiçbir fikrim yok” yaklaşımı da sorunluydu.Bir not daha: Hem moderatör İsmail Küçükkaya, hem İmamoğlu, hem de Yıldırım ısrarla “Kürt kökenli” diye bir kalıp kullandılar yayında. Belki de benden bahsediyorlardı. Malum ben 150 yıl önce Ankara’ya göç etmiş, Kürtçe bilmeyen bir Kürdüm baba tarafından. Fakat benden değil de “Kürtçe konuşan, Kürtçe rüya gören” o etnik kökenden, o milletten söz ediyorlarsa şu “Kürt kökenli” kalıbını bir yana bırakmak şart. Kürt Kürt’tür, Laz Laz’dır, Türk de Türk’tür çünkü.Ve son söz: Gördüğüm şudur. İstanbul’un sulh ve selameti için, bu devasa metropolün sorunlarının çözümü için yapılması gereken “leş bir yeni nesil popülizme” değil “şehir için uygulanabilir projeleri olan” adaya destek vermektir. Bu tarihi bir sorumluluktur.
2-3 dakika demişlerdi: İmamoğlu ve Küçükkaya 46 dakika görüştü
Gündem
2-3 dakika demişlerdi: İmamoğlu ve Küçükkaya 46 dakika görüştü
Cumhur İttifakı İstanbul Adayı Yıldırım ve CHP-HDP-İyi Parti ortak adayı İmamoğlu arasındaki ortak yayını milyonlar nefesini tutarak izledi. Yayından daha çok gündem olan ise program öncesi İmamoğlu ve moderatör Küçükkaya arasında bir otelde gizlice gerçekleştirilen görüntüler oldu. Görüntülerin ortaya çıkmasının ardından Ekrem İmamoğlu, Küçükkaya ve CHP adayının danışmanları birbirlerini yalanlayan açıklamalarda bulunsa da kayıtlar tüm gerçeği ortaya koyuyor. Oteldeki görüşme ne İmamoğlu'nun dediği gibi 2-3 dakika, ne danışmanın sarf ettiği 15 dakika ne de Küçükkaya'nın söylediği şekilde 20 dakika idi. İmamoğlu ve Küçükkaya aynı otelde 46 dakika boyunca birlikteydi.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.