Müminin muradı
Müminin muradı
Ben yaptım, ben yıktım, ben kazandım, ben bildim, ben buldum deme.Ben kaybettim, ben yenildim, ben bittim, ben tükendim deme. Ben demek terk-i edebdir. İnsanoğluna verilen nihayetinde bir niyet, bir istektir.Ama.Her işin başı niyettir.Her fert niyetinde muhtardır. O kadar.Niyetsiz itaat olur belki ama, ibadet olmaz. İlim dahi böyledir. Alınmaz, verilir. Kendilerine ilim verilmiş olanlara ne mutlu. Ne mutlu ilmi ile amel edenlere. Gayret bizden tevfik Allah’tan diyenlere.Onların kalplerine hikme...
İtaatin şartı ve insana düşen amel (sa’y ü gayret)
İtaatin şartı ve insana düşen amel (sa’y ü gayret)
SORUYıllardır hiç duası olmayan Müslüman dünyevi ihtiyaçlarını nasıl karşılar?CEVAPMüslümanlar ihtiyaçlarını dualarla değil, usulünce çalışarak, sonuç alacak fiilleri hür iradeleriyle gerçekleştirerek karşılarlar. Allah Teâlâ Kitab’ında “Bana dua edin kabul edeyim” de diyor (Ğâfir: 40/60), “İnsan ancak sa’y ve gayreti ile istediğini elde eder, sa’y ve gayretinin sonucu mutlaka görülecektir” de diyor (Necm: 53/39). Şu halde bu iki ifadeyi bir bütün içinde anlayıp uygularsak şöyle bir sonuç çıkar:...
Ermenistan'da muhalefet sivil itaatsizlik eylemlerine başladı
Dünya
Ermenistan'da muhalefet sivil itaatsizlik eylemlerine başladı
Ermenistan'da, Başbakan Nikol Paşinyan'ın istifası için muhalefetin verdiği süre tamamlanınca ülke genelinde sivil itaatsizlik protestoları başladı. Ülkedeki muhalefet bloğunun oluşturduğu 'Vatan Kurtuluş Hareketi' gece saatlerinde yayınladığı ilan ile tüm muhalifleri bugün Erivan'daki parlamento binası önünde toplanmaya davet etti.
IHA
Sevgiyi herkes seviyor
Sevgiyi herkes seviyor

Sevgi nedir, nerede nasıl oluşur, ne zaman kaybolur? Bu soruların cevabını verebilmek kolay değil. Sevgi hangi bilimin konusudur? Psikolojinin mi, tıbbın mı, psikiyatrinin mi, antropolojinin mi? Belli değil. Ama sevgi denen bir şey var ve sevgiyi herkes seviyor. Kimse ona karşı değil, kimse onun gereksiz olduğunu, güzel olmadığını söylemiyor.

Sevgi içinizden bir şeye ya da bir kişiye karşı hissettiğiniz, onu size doğru çeken, benimseten, değerli ve vazgeçilmez olduğunu hissettiren, ya da güzel gösteren bir duygu, bir cazibe. Bunlardan bile sevginin tek boyutlu olmadığını anlıyoruz. Sevgi bir yerde gönül ferahlığı oluyor, sevinç ve rahatlama sağlıyor, bir yerde aşka, bir adım ileride karasevdaya dönüşüyor. Bir yerde sevdiğiniz için her şeyinizi feda etme, sevdiğinizi koruma, onun için savaşma, hatta uğrunda hayatınızı hiçe sayma oluyor, ondan gelen her sıkıntıya katlanma duygusu veriyor. Mesela karıkocanın beraberce bir ömür tüketmeleri, birbirlerinin sıkıntılarına katlanabilmeleri sevgiden başka ne ile mümkün olabilir. Rabia el-Adeviyye bir şiirinde diyor ki: ‘Hem Allah’a isyan ediyorsun hem O’nu sevdiğini söylüyorsun. Vallahi bu ne yaman bir çelişkidir. Eğer sevgin samimi olsaydı O’na itaat ederdin. Çünkü seven sevdiğine mutidir’.

Sevgi insana onun kendisinden bile daha değerli bir şey olduğunu anlatıyor. Bir yerde o sizi yalnızlıktan kurtarıyor, seviliyorsanız ya da seviyorsanız kimsesiz olmadığınız hissiyle rahatlıyorsunuz.

Sevginin mahiyetindeki temel özellikler cazibe ya da değer bilmedir. Cazibe yönünden bakarsak sevgi bir ihtiyacı, dolayısıyla da bir eksikliği akla getirir. Yemek yeme sizi cezbeder, onu seversiniz, çünkü ona muhtaçsınız, o olmadan yaşayamazsınız. O halde siz onsuz eksiksiniz, onunla tamamlanmak istiyorsunuz. Kul olarak en muhtaç olduğumuz varlık Allah’tır. Çünkü O’nsuz hiçbir şeyimiz olmaz. Onun için ‘müminlerin en şiddetli sevgi duydukları Allah’tır (2/166)’ buyrulmuştur.

Allah’ın kulunu sevmesi ise sevginin başka bir çeşidi, bir değer vermedir. Bizi O yarattığı halde bize değer veriyor. İşte bu noktada ikisi de sevme anlamındaki ‘hubb’ ve ‘meveddet’ birbirinden ayrılıyor. Hubb mutlak sevgidir, her sevgiye hubb denebilir. Sevilen habîb ya da mahbûb olur. Bundan seven de sevilen de yararlanabilir. Ama meveddet/vüdd sevdiğinin üzerine titreyerek onu bir şey beklemeden, karşılıksız ve sırf değer verdiği için sevme demektir. Bundandır ki, sevme anlamında pek çok kelime bulunmasına rağmen Allah’ın sadece bu sevgi kelimesinden ismi vardır; Vedûd. Yine bundandır ki, kulun Allah’ı sevmesi meveddet ya da aşk diye isimlenmez, o mahabbettir. Ama kul bazen kulu da meveddet derecesinde sevebilir. ‘İman edip salih amelleri yapanların aralarına Rahman bir süre sonra meveddet koyar (19/96)’. Demek ki, insanlar arasındaki sevginin karşılıksız ve sırf onun iyiliğini istediği, aman zarar görmesin diye üzerine titrediği düzeyde yani meveddet düzeyinde olabilmesi iman ve salih amele bağlıdır. Bu aynı zamanda kalbin ve kalıbın, ya da duyguların ve fiillerin Allah’a bağlı olması, O’nun istediği gibi olması, sadık olması demektir. Bunun için buyrulmuştur ki, ‘Allah bir kulunu sevdiği zaman bunu Cibril’e söyler, o da bu kulu sever. Sonra Cibril meleklere haber verir, onlar da onu severler. Böylece o kul yer yüzünde kabul gören birisi haline gelir’.

Demek ki, sevgi Allah’ın Vedûd isminin bizdeki tecellisidir, tarifi zordur.

O bizi sevmiştir ve tabiatımıza sevgi koymuştur. Sevginin böyle fıtri ve tabii olanının yanında sevgiyi zayıflatan ya da güçlendiren iradi sebepleri de vardır. Bir bakıma insana sevgiyi artırma ya da aksi ile nefrete dönüştürme gücü ve iradesi de verilmiştir.

Tanınmayan bir şey sevilmez. Sevebilmek için iyi tanımak gerekir. Biz Allah’ı ancak yine O’nun bize öğrettiği isimleriyle tanıyabiliriz ve tanımamız ölçüsünde de severiz. Allah kelimesinden hiç etkilenmeyenlerin olması yanında, Allah denince cezbeye kapılıp bayılanların arasındaki fark bundandır.

Sevginin din olması çok ilginç değil mi? ‘Ey Resulüm, insanlara de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun, O da sizi sevsin’ (3/31). Demek ki, Allah’a giden yol O’nun Resulü’nü iyi tanımaktan geçiyor. Onun için Resulü de buyurmuştur ki, ‘sizden biriniz ben kendisine babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça gerçek mümin olamazsınız’. Onun için şair ona ‘en sevgili’ demiş. Demek ki, gerçekten mümin olabilmek için Resulüllah’ı tanımak ve sevmek, ondan da Allah’ı öğrenip ve sevmek gerekiyor. Yani sevgi dinin bir parçası.

İnsan ve Buridan’ın eşeği
İnsan ve Buridan’ın eşeği

İnsanı insan yapan şart biraz da zaaflarıdır. İnsan hayırla şer arasında gidip gelen sarkaç gibidir. Kendi dışındaki yaratıklar - melekler ve hayvanlar - bilinç melekesinden mahrumdur. Bu nedenle de onlar zaafla malul değildir. Yalnızca insanın zaafları var ve salt bu nedenle imtihan insana mahsustur. İnsan inkâr ve isyandan itaat ve teslimiyete varabildiği ölçüde melekten üstün olma veya tersi istikamette hayvandan aşağı olma konumuna gelebilir.

İnsan, hiçbir zaman Buridan’ın eşeği durumuna düşmez.

Jean Buridan, Orta Çağ rahiplerinden biri... Aynı zamanda seçkin bir düşünür…

Onun eşek alegorisi (veya metaforu) ünlüdür…

Paradoksunu şöyle ortaya koyuyor: aç ve susuz bir eşek önündeki eşit uzaklıktaki saman öbeği ile su arasında tercih yapamadığı için kararsızlıktan ölüyor.

Buridan, burada, aslında biraz da belki bir oyun yapıyor. Eşek alegorisi ile antropomorfizm denemesi kuruyor. Şöyle ki, eşeğin önündeki saman ve su arasındaki bocalamasını “tercihte bulunamamak” diye niteliyor. Oysa eşek tercih etme melekesinden yoksundur. O, içgüdüsünün kendini yönlendirdiği istikamete doğru yürür. Eşeğin “tercih edememesini” de kararsızlık olarak niteliyor… Bu da onun alegorisindeki ikinci yanlışlık… Eşek, su ile saman arasında bocalıyorsa, bu, onun kararsızlığı ile ilgili olmayıp içgüdüsünün kendine özgü yönelim melekesinin isabetli çalışmamasından ötürüdür.

Tercih ve kararsızlık hali insana mahsus haller arasında sayılmalı…

İnsanın kararsızlığı veya tercih edememesi de son tahlilde bir tercih ve karar halidir. Çünkü burada bilinç, kararın veya kararsızlığın her safhasında devrededir… Oysa eşekte bu duraksama, bilinçli bir halin tezahürü değildir; bilakis içgüdüsünün isabetli çalışmamasından kaynaklanmaktadır.

Öte yandan insanın bu iki olumlu veya iki iyi arasında tercih zorunluluğu karşısında kalmasını onun trajik pozisyonu ile açıklıyoruz. İnsan iki iyiden birini tercih etmesi gerekip de tercihini belirlemek için fırsat bulamama halinde kalabilir. İşte o kararsızlık hali bile insanda bilinçli olarak yaşandığı için bir karar veya tercih etme durumu olarak tezahür eder.

İnsanda bu almaşıkların tümü bilinçli olarak tezahür ettiğinden o, kararının veya tercihinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalır. Onu sorumluluktan bir tek ıstırar (zorunluluk) hali kurtarır. Bu da onun trajik pozisyonudur. İki olumlu almaşıktan birini seçme zorunluluğu karşısında bulunması hali… Çünkü burada iki olumludan birini seçmediği takdirde ikisini birden feda etmiş olacaktır. Ancak onun, hiç olmazsa birini kurtarma imkânı var bulunmaktadır.

Başa dönersek… İnsan sürekli almaşıklar arasında gidip gelen bir sarkaç halinde yaşar. Bu durum bir yandan onun zaafını oluşturur. Ama öte yandan o zaaf, insanın insan olma şanındandır da…

Irak'ta tansiyon düşmüyor: Göstericiler petrol kuyularına giden yolları kapattı
Dünya
Irak'ta tansiyon düşmüyor: Göstericiler petrol kuyularına giden yolları kapattı
Irak'ta hükümet karşıtı protestolarda tansiyon düşmüyor. Göstericiler şimdi de ülkenin güneyindeki petrol kuyularına giden yolları trafiğe kapattı. Petrol şirketi çalışanlarının işe gitmesinin de engellendiği belirtildi.
AA
Mısır halkına ‘sivil itaatsizlik’ çağrısı
Dünya
Mısır halkına ‘sivil itaatsizlik’ çağrısı
Mısır Devrim Konseyi, Mısır halkına yönetim karşıtı sivil itaatsizlik çağrısında bulundu.
Yeni Şafak
Zimbabve'de eylemler sürüyor
Dünya
Zimbabve'de eylemler sürüyor
Zimbabve'de Devlet Başkanı Robert Mugabe'nin istifası ve maaşların zamanında ödenmesi talebiyle başlatılan sivil itaatsizlik eylemleri devam ediyor. Robert Mugabe geçen hafta yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında hükümetin işçi maaşlarını zamanında ödeyememesinden ABD'yi ve AB ülkelerini sorumlu tuttu.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.