Fitch'in küresel lojistik analizi: Türkiye küresel tedarik zincirinin yeni merkez üssü olma yolunda
Ekonomi
Fitch'in küresel lojistik analizi: Türkiye küresel tedarik zincirinin yeni merkez üssü olma yolunda
Koronavirüs salgını sonrası yeniden şekillenen küresel tedarik zincirinde stratejik üs haline gelen Türkiye, jeopolitik konumu ve sunduğu maliyet avantajıyla uluslararası şirketlerin radarına girmeye devam ediyor. Uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings'in son analizine göre, Türkiye, Avrupa'da tedarik zincirlerindeki değişimden en fazla kazanç elde edecek ülke konumunda.
AA
İran sınırı geçerse ne olur? Bir “gizli anlaşma” var mı? *İran Doğu Cephesi açar, biz Doğu Kapısı’nı açarız. *İsrail öfkesi değil, Türkiye korkusu. Bu sefer iş ciddi.
İran sınırı geçerse ne olur? Bir “gizli anlaşma” var mı? *İran Doğu Cephesi açar, biz Doğu Kapısı’nı açarız. *İsrail öfkesi değil, Türkiye korkusu. Bu sefer iş ciddi.
İran’ın Azerbaycan’a yönelik tehditleri, sınıra asker yığması, Türkiye ve Azerbaycan’ın olası bir saldırıya karşı ardı ardına tatbikatlar yapıyor oluşu ne anlama geliyor?İran’ın korkusu ne? Kafkaslar’da savaş mı çıkarmaya çalışıyor? Azerbaycan’a saldırır mı? Bu “derin endişe”ye biraz yakında bakalım.Türkiye’nin “dokunuş”u yüzyılların planını bozdu.44 gün süren Karabağ savaşı ile Güney Kafkaslar’ın jeopolitik haritası değişti. Görünüş Karabağ’ın işgalden kurtarılmasıydı ama gerçekte Anadolu-Orta ...
The Wall Street Journal: Türk SİHA’ları jeopolitiği yeniden şekillendiriyor
Dünya
The Wall Street Journal: Türk SİHA’ları jeopolitiği yeniden şekillendiriyor
Amerikan The Wall Street Journal gazetesi Bayraktar TB2’ye manşetinde yer ayırdı. Gazetenin haberinde, Türkiye yapımı SİHA'ların, muharebe alanlarını yeniden şekillendirdiği belirtildi. Bayraktar TB2’nin muadillerine göre performansına ve maliyetinin uygunluğuna dikkat çekilerek, Suriye, Libya ve Azerbaycan'da durumu Rus destekli güçlerin aleyhine çevirdiği ifade edildi.
Yeni Şafak
Le Monde: Koronavirüs aşısı jeopolitik bir silah
Dünya
Le Monde: Koronavirüs aşısı jeopolitik bir silah
Fransız Le Monde gazetesi, koronavirüs salgınına karşı çare olmak için üretilen aşıların 'jeopolitik güç rekabetine' dönüştüğünü yazdı. Çin'in aşıyı kullanarak siyasi nüfuz ve ekonomik çıkarlarını güçlendirdiğini ifade eden gazete, "Salgın, ABD'nin stratejik içine çekilişini ve çok-kutupluluğu hızlandırdı" vurgusunu yaptı.
Yeni Şafak
Erdoğan sömürge düzenini sarsıyor
Erdoğan sömürge düzenini sarsıyor

Türkiye’ye inanmak, ona güç vermek, onunla yürümek, 21. yüzyılın büyük gücünün yükselişine katkıda bulunmak, onu buralara taşıyan öncülere destek olmak bu ülkede yaşaya herkes için vatan borcudur.

Türkiye Ekseni artık tek siyasi kimliktir. Bunun dışında her arayış, etrafımızda kurulan cephelerin işini kolaylaştırmaktan, elini güçlendirmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Bu eksen daha da hızlanarak yol alacak, daha da güçlenerek başarıya ulaşacak, onu zayıflatmaya dönük bütün arayışları boşa çıkaracaktır.

Yan yollara sapıp, eski hikayelere kapılıp, Türkiye’nin üstünde öncelikler belirleyenler bu yüzyılı ıskalayacaktır.

Büyük tehditler, büyük saldırılar, olağanüstü direniş. Hesapları çöktü.

Çok büyük tehditlerle yüzleşiyoruz. Büyük cephelerde mücadele ediyoruz.

Büyük saldırılara maruz kalıyoruz. Büyük ihanetlere tanık oluyoruz. Bütün bunlara karşı olağanüstü bir duruş, olağanüstü bir direniş gösteriyoruz.

Türkiye direndikçe asırlık hesaplar, planlar yerle bir oluyor.

Türkiye direndikçe coğrafyanın güç haritası değişiyor.

Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan bütün statüko çöküyor.

Türkiye uyanınca coğrafya uyanıyor, şehirler, sokaklar, bilinç uyanıyor.

Batı’nın bu coğrafyayı dizayn etme, yönetme, kontrol altında tutma, iktidar verip kaynaklarını talan etme siyaseti çöküyor.

Çünkü savunma yüzyılı bitti.

Çünkü, savunma yüzyılı bitti.

Çünkü, dilenme yüzyılı bitti.

Çünkü, acizlikler yüzyılı bitti.

Çünkü, başkalarının cephesi olma, başkalarının güvenlik ve çıkarlarına göre pozisyon alma, rol üslenme dönemi bitti. O parantez kapandı.

Artık Batı; ABD ve Avrupa Türkiye ile ilişkilerini Türkiye’nin gerçekleri üzerinden yeniden şekillendirmek zorunda kalacak.

Artık Türkiye değil, onlar kendi ezberlerini terk etmek zorunda kalacak.

Çünkü artık durduramayacakları, eski taktiklerin etki edemeyeceği bir güç var. Eski blöflerin, tehditlerin, şantajların, baskıların, aldatma yöntemlerinin işe yaramayacağı bir gerçek var.

Çünkü Avrupa bizim için büyülü bir hedef değil artık. Çünkü biz kendi adresimizi, kendi yolumuzu, kendi gücümüzü kendimiz belirliyoruz. Engellenemeyen, diz çöktürülemeyen, vesayet altında tutulamayan Türkiye’ye bu yolla gelmelerinin hiçbir karşılığı olmayacak.

Eski havaları atmalarının, kibir ve gurur satmalarının bizim için çok da anlamı kalmadı. Onları gitsinler BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelere satsınlar.

Büyük projeler, jeopolitik atılımlar, çok güçlü sözler.

Dünya sarsıcı güç kaymaları yaşıyor. Atlantik ekseninin gücü dağıldı. Küresel iktidar alanı yeniden biçimleniyor. Sadece güç haritası değil, fiziki haritalar da, zenginlik dağılımı da buna göre yeniden şekillenecek.

Tam bu dönemde Türkiye; dünyanın şaşkın bakışları altında bir mucizeyi gerçekleştiriyor. Bütün bu hesapların tam merkezine demir atıyor. Cesur, kararlı, inatçı, dünyanın ve coğrafyanın geleceğini iyi hesaplayarak büyük adımlar atıyor.

Ardı ardına büyük projeler açıklanıyor.

Ardı ardına jeopolitik atılımlar yapılıyor.

Yarım bırakılmış bütün hesaplar açılıyor.

Raflardaki iddialar masaya sürülüyor.

Tarihin derinliklerinden gelip geleceği şekillendirecek güçlü sözler söyleniyor.

Erdoğan sömürge düzenini sarsıyor.

Bütün güney sınırlarımızı çevreleyen kuşatma yarılıyor, parçalanıyor, o duvarlar bir bir yıkılıyor. Doğu Akdeniz ve Ege’den kuşatma planlarına, bütün Batı karşısına dikilse bile, kararlılıkla karşı duruyor. Sadece savunmuyor, taarruza geçiyor. Sadece haklı değil, güçlü olduğunu da haykırıyor.

Türkiye’nin bu duruşu, içeride bazı çevrelerin yılgınlık pazarlamasına rağmen, dünyanın düzenini değiştirecek güçlü sinyaller üretiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sadece son bir ayda yaptığı konuşmalar, söylediği cümleler, bu sözlerle uyumlu politikalar yüzyılların sömürge düzenini, sömürgecilerini, emperyalizmi tedirgin ediyor, kurdukları düzeni sarsıyor.

Bunu durdurmak için yeni cepheler kuruyorlar. Yeni ittifaklar kuruyorlar. Yeni ortaklıklar inşa ediyorlar. Olmuyor, yapamıyorlar. Türkiye’yi ürkütemiyorlar. Olmayacak da, başaramayacaklar da.

Her gün için yeni bir sürpriz. Şaşkın şaşkın bakacaksınız!

Bütün bunlar kuru gürültü, hamasi söylemler değil. Son derece rasyonel, akıl dolu, tarihin ve coğrafyanın gerçekleriyle uyumlu, iyi hesaplanmış, devamı gelecek olan bir süreç.

Türkiye; teknolojide hiç görmediğimiz, görmeyi hayal bile edemediğimiz zirveleri test ediyor. Yıllardır zihinlerimizde “gücüne erişemeyiz” dediğimiz ülkeleri bile geri bırakacak dev atılımlar atılıyor.

Onlar şaşkın şaşkın izlerken Türkiye, hemen her gün yeni bir sürprizle dünyanın karşısına çıkıyor. Uzay teknolojisinden savunma alanına, sağlıktan sanayi üretimine, hizmetten toplumsal kimliğe bir büyük dalga oluşturuyor.

Bu dalganın yarının dünyasında nelere yol açacağını onların bile tahmin edebildiklerini sanmıyorum.

Türkiye şaşırtmaya devam edecek ve bütün dünya buna tanık olacak!

* ‘Terör Koridoru’ da, ‘Deniz Koridoru’ da işte böyle çökertildi. * Libya, Akdeniz’deki savunma kalkanıdır. * Çünkü Türkiye, bu coğrafyanın jeopolitik aklıdır. * Türklerin kardeşlik teklifini reddeden herkes kaybeder. * Çünkü o, hesaplaşmayı sadece Batı ile yapmıştır. * Gün gelecek, S.Arabistan da Türkiye’den yardım isteyecek.
* ‘Terör Koridoru’ da, ‘Deniz Koridoru’ da işte böyle çökertildi. * Libya, Akdeniz’deki savunma kalkanıdır. * Çünkü Türkiye, bu coğrafyanın jeopolitik aklıdır. * Türklerin kardeşlik teklifini reddeden herkes kaybeder. * Çünkü o, hesaplaşmayı sadece Batı ile yapmıştır. * Gün gelecek, S.Arabistan da Türkiye’den yardım isteyecek.

Önce Irak’ın kuzeyinde Türkiye’ye karşı cephe açtılar. Sonra Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye karşı cephe açtılar. Ardından bu iki cepheyi birleştirip “Terör Koridoru” planları hazırladılar. Bir harita çizmeye ve bu haritayı Türkiye içlerine genişletmeye kalkıştılar.

Sinsi sinsi, gizli gizli bu “koridor” için örgütler kurdular, örgütleri birleştirdiler. Bu amaca yönelik Türkiye içinde kamuoyu araçlarını harekete geçirdiler, Kobani benzeri psikolojik operasyonlar yaptılar. Türkiye’yi güneyden “çevreliyor”lardı.

Türkiye’yi sadece Türkiye sandılar. O siyasi genetiği hesaplamadılar.

Biz “çözüm süreci”ni gerçekten barış sanıyorduk oysa bu cephenin “içerideki ayağı” olarak planlanmış. Irak işgali ile, Suriye savaşı ile çözüm süreci aynı planmış. Irak’ta, Suriye’de, içeride ortamın olgunlaştığını düşündükleri an FETÖ üzerinden müdahale ettiler, bu ülkeye 15 Temmuz’u yaşattılar.

Onlara göre plan tıkır tıkır işliyordu. Türkiye’nin bu planın önünde durmasına artık imkan yoktu. Çünkü onlar bu ülkeyi sadece Türkiye Cumhuriyeti sanıyorlardı. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı, yüzlerce yıllık siyasi birikimi hesaba katmamışlardı.

İran sınırından Akdeniz’e kalın duvarlar öreceklerdi Ne oldu, hepsi suya düştü.

İşte o genetik harekete geçti. Fırat Kalkanı ile başlayan müdahaleler zinciri, “Terör Koridoru” planlarını tamamen dağıttı. İran sınırından Akdeniz’e uzanan tampon bölge planları suya düştü.

Onlar Türkiye ile Arap dünyası arasına kalın bir duvar öreceklerdi, bu sadece güvenlik duvarı olmayacak aynı zamanda demografik de bir duvar olacaktı. Hepsi suya düştü. Bölgenin ana dinamik gücünün Türkiye olduğunu, artık denklemin bunun üzerine kurulacağını görememişlerdi.

Çevreleme Planı: Karadan olmadı denizden yapalım. Akdeniz’de boğulursunuz!

Ama durmadılar. Hemen Doğu Akdeniz’de toplanmaya başladılar. Donanmalarını Akdeniz’in doğusuna taşımaya, Türkiye’yi buradan tehdit etmeye başladılar. Bu sefer “çevreleme” karadan değil denizden yapılıyordu.

Doğu Akdeniz’den Ege’ye kadar, bir çok ülkenin içinde bulunduğu bir “Türkiye karşıtı blok” oluşturmaya kalkıştılar. İsrail’in doğalgaz kaynakları keşfi üzerinden Akdeniz’i paylaşmaya, Türkiye’yi dışarıda tutmaya kalkıştılar. Bu sefer “Deniz Koridoru, Tampon Bölgesi” kuruyorlardı.

Türkiye sadece donanmasıyla değil, sondaj gemileriyle de her alanda bu konsorsiyuma müdahil oldu. Bu müdahaleye kadar yaptıkları bütün anlaşma boşa çıkarıldı.

Onlar vurdukça Türkiye daha da uzaklara gitti.

Akdeniz’in asıl gücünün Türkiye olduğu ortaya çıktı. Türkiye’siz hiçbir hesabın yapılamayacağı bir kez daha tescil edildi. İsrail, Mısır, Rum Yönetimi, Yunanistan ve daha birçok ülke, “Türkiye’ye rağmen” hiçbir şey yapamayacaktı.

Akdeniz’de, Ege Adaları çevresinde gözdağı vermeler, tatbikatlar da boşa gidecekti. Atina’yı cesaretlendirip Türkiye’nin üzerine saldırtmalardan çıkacak tek sonuç Yunanistan’ın zararı olacaktı.

Onlar Türkiye’yi çevrelemeye, durdurmaya çalıştıkça Türkiye çok daha uzağa gitti. Savunma hatlarını oralarda kurdu. Bu, Irak’ta böyle oldu. Suriye’de böyle oldu, Akdeniz’de böyle oluyor. Yarın Ege Denizi’nde de böyle olacak.

Atina birilerinin gazına gelirse, başkaları Adaları masaya sürer.

Eğer Yunanistan İsrail’in, AB’nin, Mısır’ın gazına gelip Türkiye ile boy ölçüşmeye kalkışırsa, bu ülkelerin kendisini bir terör örgütüne, bir araca, bir malzemeye dönüştürdüklerini görecektir.

Eğer Atina, bu ülkelerin gazına gelip adalar üzerinden Türkiye’yi sıkıştırmaya kalkışırsa çok geçmeden On İki Ada meselesi Atina’nın aleyhine şekilde masaya sürülecektir. İşte o zaman bu ülkelerin verdikleri “gaz” kadar Atina için yapacakları çok şeyleri olmayacağı görülecektir.

Doğru cevabı şimdi de Libya’da veriyoruz. Bu jeopolitik akıldır.

Türkiye, kendisini Akdeniz’de durdurmaya çalışanlara en doğru cevabı Libya’dan veriyor şimdi.

Türkiye’yle karşı önce Hafter’e oynadılar. Olmadı, Akile Salih’e oynadılar. Olmadı, Sisi’ye oynadılar. Olmadı, NATO’yu harekete geçirmeye kalktılar. Olmadı. Türkiye karşısına bir Arap Bloku çıkarmaya kalktılar. Olmadı, Arap Birliği’ni toplantıya çağırdılar.

Hiçbiri olmadı, hiçbiri de olamayacak.

Fransa da gelse olmayacak, Rusya da gelse olmayacak. Türkiye en büyük savunma hattını Libya’da kuracak, bu ülkenin bölünmesine, paramparça edilmesine izin vermeyecek.

Macron’un boş tehditleri:Yapabileceği bir şey yok.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un atıp tutmaları, “Türkiye tehlikeli oyun oynuyor, izin vermeyeceğiz” sözleri sadece blöf. Fransa sadece Akdeniz’de değil, Afrika’da da kaybedecek. Terör örgütlerinin arkasına sığınıp namuslu ülke rolü oynama dönemi geçti artık.

Cezayir’de yüzbinlerce insanın ölümüne imza atmış bir ülkenin, sömürgeci geleneği sorgulanacak. ABD ve Afrika’da ırkçı, köle taciri ve sömürgeci heykellerine yönelik saldırılar bir bilinç hareketidir. Fransa buradan da bir cevap alacak.

Türkiye coğrafya gücüdür.

Türkiye bir coğrafya gücüdür. Attığı her adım bu gücünü daha da pekiştiriyor. Suriye ve Irak’ın kuzeyinde, Akdeniz’de, Kuzey Afrika’da, Ege’de attığı adımlar çok ciddi jeopolitik akıl içeriyor. Atacağı adımlar da öyle olacaktır.

Ve gün gelecek, Suudi Arabistan ve BAE’nin bugün Türkiye’ye yaptıklarına yönelik de bir şaşırtıcı çıkış olacaktır. Bir müdahale coğrafyası şekillenecektir.

Türklerin kardeşlik teklifini reddeden herkes kaybeder.

Bugünün ve yarının dünyasında, Türklerin kardeşlik teklifini reddeden kaybeder. Çünkü Türkler, Müslüman olduktan sonra, Müslüman bu coğrafyada kimin başı sıkışsa yardıma koşan tek millettir. Yüzyıllar boyunca Müslüman dünyayı birleştirip, hesaplaşmayı sadece Batı ile yapan tek millettir.

Gün gelecek, S.Arabistan da Türkiye’den yardım isteyecek.

Bugün Türkiye, bir coğrafya kardeşliğinin temellerini atmaya çalışıyor. Çünkü son yüz yılın, kendisi dahil, her ülkeye, her millete neler yaşattığını çok iyi bilir. Bu coğrafyada neler yaşandığını çok iyi bilir.

Batı’nın 21. yüzyılı belki 20. yüzyıldan daha da kötü yapmak istediğini de çok iyi bilir. Bunlar etnik değil, siyasi, tarihi, kimlik, aidiyet meseleleridir.

Şunu bir yere not edin: Gün gelecek Suudi Arabistan da Türkiye’den yardım isteyecek.

2020 yılında ekonomiler için jeopolitik riskler
2020 yılında ekonomiler için jeopolitik riskler

Ekonomi iç faktörlerden etkilendiği gibi jeopolitik faktörler nedeniyle oluşan risklerden de olumsuz şekilde etkilenmektedir. Bu nedenle artan jeopolitik riskler bazen iç faktörlerden daha fazla ekonomiyi etkilemektedir.

2020 YILINDA ÖNE ÇIKACAK JEOPOLİTİK RİSKLER NELER OLABİLİR?

Jeopolitik riskler bazen ticaret savaşları bazen ülkeler arasındaki savaşlarla kendini gösterirken bazen de farklı anlaşmazlıklar nedeniyle ekonomileri olumsuz etkilemektedir.

Bu yılın ilk günlerinde Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi ile tansiyonun yükselmesi, bölge için önemli risklerden biri haline geldi. Çünkü en büyük petrol üreticileri olan Suudi Arabistan, İran, BAE ve Kuveyt’in bu bölgede yer alması ve petrol transferini Hürmüz Boğazı üzerinden sağlamaları nedeniyle tansiyonun ilk etkisi petrol fiyatları üzerinde kendini gösterdi. Nitekim petrol fiyatlarının aniden yükselişi ile risk etkisi açık bir şekilde görülmüş oldu.

Diğer yandan dünya petrol taşımacılığının yaklaşık yüzde 20’sinin İran’ın kontrolünde olan Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor olması nedeniyle petrol, yani enerji fiyatlarında meydana gelecek artış jeopolitik riskleri daha da arttırmaktadır.

Ayrıca Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün büyük kısmının Çin, Japonya, Hindistan, Güney Kore gibi ülkelere taşınıyor olması da bu bölgedeki sorunların dünya ekonomisi için önemli riskler taşıdığını göstermektedir.

Hatta dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olan Katar da ürettiği doğalgazı, bu bölgeden dünya pazarlarına ulaştırıyor. LNG pazarının yaklaşık yüzde 30’unu temsil eden bu bölgede meydana gelecek olası çatışma ortamı, küresel enerji arz güvenliği için önemli bir tehdide işaret etmektedir.

ABD-Çin arasında devam eden ticaret savaşlarının dünya ticareti üzerindeki olası olumsuz etkisi ve ticaretteki daralmanın özellikle ihracatın ekonomik büyümenin önemli kaynağı olan ülkeleri olumsuz yönde etkileyeceği açıktır. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte ABD-Çin arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesi halinde ekonomiler, olumlu yönde gelişmelere ev sahipliği yapabilir.

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve olası anlaşmazlıklar da yine öne çıkan önemli risk unsurları arasında yer alıyor. Çünkü Doğu Akdeniz artık doğalgaz ile anılan önemli bir bölge ve dünyada oluşturulmaya çalışılan yeni doğalgaz denkleminin de en önemli unsurlarından biri olmaya aday. Bu nedenle Doğu Akdeniz’de keşfedilecek doğalgaz kaynaklarının miktarı arttıkça bu kaynakların paylaşılması ve hatta uluslararası piyasalara taşınması konusundaki anlaşmazlıklar bölge için önemli riskleri barındırıyor.

JEOPOLİTİK RİSKLER VE TÜRKİYE

Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, jeopolitik risklerin yoğun olduğu bir bölge. Türkiye’nin etrafındaki birçok ülkede var olan siyasi karışıklıklar, yaşanılan savaşlar ve krizler jeopolitik risklerin sürekli hale gelmesine neden oluyor.

İşin ilginç tarafı da jeopolitik risklerin doğalgaz ve petrol kaynaklarına sahip olan ülkelerde sürekli bir hale gelmesinin, bu kaynaklara sahip olmanın jeopolitik riskleri besleyen bir durum olduğuna işaret etmesidir.

Özellikle de Ortadoğu’da yaşanılan birçok savaşta en çok maliyeti, Türkiye’nin ödemiş olması, jeopolitik risklerin faturasının ne kadar yüksek olduğunu gözler önüne seriyor.Ayrıca petrol fiyatlarında yaşanacak olası artışın ekonomi için tehdit olan cari açığı arttırma ihtimali ve bunun neden olacağı diğer sorunlar da yine öne çıkan önemli hususlar arasında yer almaktadır.


* 2008 ekonomik krizi aslında jeopolitik krizdi. Yerel çatışmaları tetikledi. * Bugünün ticaret savaşları, daha büyük jeopolitik krize dönebilir. * Dünya haritası tekrar çiziliyor. Çatışmalar da küreselleşebilir. * Hani o atıp tutanlar var ya.. İnanın hepsi yalan söylüyor..
* 2008 ekonomik krizi aslında jeopolitik krizdi. Yerel çatışmaları tetikledi. * Bugünün ticaret savaşları, daha büyük jeopolitik krize dönebilir. * Dünya haritası tekrar çiziliyor. Çatışmalar da küreselleşebilir. * Hani o atıp tutanlar var ya.. İnanın hepsi yalan söylüyor..

2008 küresel ekonomik krizi gelişmekte olan ülkelerin değil, “merkez ekonomiler”in kriziydi ve işaretlerini daha 2006’da vermişti.

Ama bu, sadece ekonomik kriz değildi, aynı zamanda bir jeopolitik krizdi. Dünya değişiyor, sarsılıyor, şiddetli depremler ve güç kaymaları yaşanıyor, güç Batı’dan Doğu’ya kayıyor, yeni bloklar ve merkezler oluşuyordu.

Bu değişime eksen kaymasıyla bağlantılı olarak da yeryüzünün birçok bölgesinde çatışmalar, iç savaşlar, işgaller izliyorduk.

YÜZYILLARDIR DEVAM EDEN “BATI” HÂKİMİYETİNİN SONU

Küresel ticaret savaşı, kaynaklar ve pazarlar üzerindeki denetim kavgası, ekonomik iktidarın paylaşılamamasından kaynaklanan ayrışmalar, yer yer küçük ve orta ölçekli savaşlara neden oluyordu.

Batı, söylem üstünlüğü ve zihinlerdeki etkinliği ile bunu uzun süre gizledi. Ama küresel ekonomik krizde çözüme de yanaşmadı. Sadece “yama” yaparak var olan sistemin ömrünü uzatmaya çalıştı.

Çünkü çözüm; ekonomik iktidar alanının paylaşımını gerektiriyordu. Bunu paylaşması ise küresel hâkimiyetini paylaşması anlamına gelecekti. Bu da, yüzyıllardır devam eden “batı” hâkimiyetinin sonu demekti.

TİCARET SAVAŞLARI BÜYÜK JEOPOLİTİK ÇATIŞMALARA DÖNER

Çünkü onlar da bunun aslında sadece bir ekonomik mesele olmadığını biliyor, güç kaymalarını ölçüyor, jeopolitik sonuçlarını hesaplıyordu. Bu yüzden de alabildiğine savunma, güvenlik, çatışma alanına yoğunlaştılar.

Kaynaklar, pazarlar, sermaye, teknoloji rekabeti çatışma olarak kendini hissettirir oldu. Bu çatışma her ne kadar “ticaret savaşları”nı gündemimize soksa da, hâlâ büyük oranda yerel çatışmalar, işgaller şeklinde devam ediyor.

Ama beklenen oluyor. Ticaret savaşları, ekonomi savaşları artık yerel değil, bölgesel ve küresel ölçekte çatışma risklerini besliyor. Çünkü jeopolitik sarsıntıların şiddeti çok arttı. Bu, sadece yeni bir ekonomik kriz habercisi değil, çatışma habercisidir.

O ATIP TUTANLAR VAR YA.. HEPSİ BİZE YALAN SÖYLÜYOR

Irak, Afganistan örneklerinden sonra, Suriye ve Libya çatışmaları, belki bu jeopolitik hesaplaşmanın son “yerel örnekleri” olacak. Bundan sonrası kesinlikle bölgesel ve küresel ölçekte hesaplaşmalar olarak kendini gösterecek.

Hani; “dış güçler” alaycılığı ile konuyu sulandıranlar var ya, hani “korku siyaseti” diye konuşup duranlar var ya, hani “adalet hakkaniyet” diye atıp tutanlar var ya, hepsi yalan söylüyor.

Hepsi, Türkiye’yi dünyadan koparıp, sanki bütün sorunlar Türkiye kaynaklıymış gibi bir senaryo pazarlıyor. Hepsi, aslında küresel ölçekte bu güç çatışmasının oluşturduğu dalgalara göre pozisyon alıyor, örtülü bir proje takip ediyor.

EN BÜYÜK AYRIŞMA VE ÇATIŞMA BATI’NIN KENDİ İÇİNDE YAŞANIR.

2008 ekonomik krizinin yol açtığı jeopolitik krizden, daha büyük ölçekli bir dalganın işaretlerini görüyorum. Bu sefer yerel değil bölgesel hatta küresel güç hareketlilikleri. Buna bağlı çatışma alanları oluşacak.

Trump’ın ABD Başkanı olmasından sonra açık hale gelen ticaret savaşları Afrika’da, Pasifik’te, Avrupa içinde, güç ayrışmasının olduğu her yerde çok ciddi bölünmelere, ayrışmalara yol açacak. Tabi bizim coğrafyada da. Ama beklenti hep ABD-Çin, ABD-Rusya, Avrupa-Rusya ya da Doğu-Batı ile sınırlı olmasın… En büyük bölünme ve ayrışma, Batı’nın kendi içinde olabilir.

“TÜRKİYE’DE EKONOMİ KÖTÜ” DİYENLER KÖR OLMAMIZI İSTİYOR

“Türkiye’de ekonomi kötüdiyenler, dünyada bu olup bitenleri bizden saklıyor. Türkiye’de yaşananların dünyada olup bitenlerin bir yansıması olduğu gerçeğini gizliyor. Böyle yaparak milletimizin, ülkemizin daha büyük fırtınalara hazırlanmasını engellemeye çalışıyor.

Der Spiegel adlı Alman yayın organı, Dünya Ticaret Örgütü’nün birkaç gün sonra “işlevsiz” hale geleceğini, çünkü ABD’nin örgütün yönetim kadrosunun atamalarını engellediğini, gelecek haftaya kadar atanamazsa örgütün boşa çıkacağını yazdı.

BÜTÜN ULUS ÜSTÜ YAPILAR ÇÖKTÜ. DÜNYA HARİTASI YENİDEN ÇİZİLİYOR.

Dünya Ticaret Örgütü yönetiminin atamasında bile karar alınamıyor. Hem de ABD ve Avrupa arasında bu tartışma çıkabiliyor. Geçtiğimiz hafta NATO’nun ne olacağını, “beyin ölümü”nün gerçekleşip gerçekleşmediğini tartışıyorduk. Bütün ulus-üstü kurumlar bu durumda. Bütün uluslararası sözleşmeler bu durumda. Bütün etik değerler, teamüller bu durumda.

Eskinin dünya haritasını çöpe atın. Yeni bir dünya haritası çiziliyor. Türkiye işte bu yeni harita mücadelesini bütün alanlarda yürütüyor. Kendi içinde, coğrafyasında ve küresel ölçekte. Yaklaşan büyük fırtınaya hazırlanıyor ve bunu birçok ülkeden daha iyi yapıyor. Evet, yeni dünya eski cümlelerle konuşulamaz.

Ama gel de bunu içeridekilere anlat!Onlar gözlerimizi kör etmekle, zihinlerimizi felç etmekle, kale kapısını içeriden açmakla meşgul.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.