Sitenin posta kutusunu uyuşturucu zulasına çevirdi
Gündem
Sitenin posta kutusunu uyuşturucu zulasına çevirdi
İstanbul Beylikdüzü'nde polis ekiplerince site içindeki bir apartmana düzenlenen operasyonda, binanın posta kutusunda uyuşturucu ele geçirilirken, olayla bağlantılı bir kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan şüpheli, sorgulanmak üzere Beylikdüzü İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği'ne götürüldü. Polisteki işlemlerinin ardından 25 Mayıs'ta adli makamlara sevk edilen Ahmet D., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine konuldu. Öte yandan zanlının uyuşturucu maddeler için 'zula' olarak kullandığı posta kutularını açıp kapattığı anlar, sitedeki apartmanın güvenlik kameralarına da yansıdı. Elde edilen görüntülerde, Ahmet D. olduğu ileri sürülen bir kişi, binadaki posta kutularını açıp içine uyuşturucu olduğu tahmin edilen madde bırakıp alıyor.
IHA
Washington Post: Libya'da Türk droneları Hafter’i destekleyenleri utandırdı
Dünya
Washington Post: Libya'da Türk droneları Hafter’i destekleyenleri utandırdı
Türk İHA ve SİHA'ların Libya'daki başarısı dünya basınındaki yerini korurken, ABD medyasından Washington Post, Libya’nın Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde meşru temsilcisi Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ülkenin batısındaki başarılı operasyonlarının arkasında Türk dronelarının olduğunu belirtti. Gazetenin haberinde, "Türk droneları Rusya’yı ve Hafter’e askeri destek sağlayanları utandırdı" ifadelerine yer verildi.
DHA
Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak
Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak

Kim ki lütuflar için şükretmez,

Onu kaybetme riskiyle karşı karşıyadır;

Kim ki şükreder, o lütufları manevi bağlarla

Kendine bağlamış olur.

(İbn Atâullah)

Dine felsefi bakabilmek çok kolay bir şey değil. Ayrıca bunu tehlikeli bulanlar geçmişte de bugün de hep olacak. Zâhirle uğraşmak ise kolay. “Kolunu dirseklere kadar yıkayınca abdest oldu, yıkmayınca olmadı mı’’ sorularının sonu hiç gelmez. Ancak sınırımızı bu sorular olarak çizersek Müslüman bireyin manevi olarak ilerlemesine hiçbir katkımız olamaz. Manevi olarak derken romantik hayalperest bir din algısından söz etmiyorum. Tam tersine dini kendi hayatında ayakları yere basarak mânâlandırma, felsefesini önce kendinde içselleştirme, hazmetme, sonrasında da evrene, insana, çevresine ilişkin gelişmiş bir bakıştan söz ediyorum. Mukallit olmanın ötesine geçebilme kapasitesinden, bağnazlıklara ya da tam tersi yozlaşmalara maruz kalmadan dosdoğru bir vasatı tutabilmekten söz ediyorum.

İslâm’ı insanı anlamanın kesin anahtarı olarak gören postmodern dönem düşünürlerinden Abdülhakim Murad, Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak kitabında Müslümanların iki durumla karşı karşıya kaldığını söylüyor: “Hüsranla dağılmak ya da ihya ile hayat bulmak!’’ Bu iki seçenek arasında seçeneklerimizi çoğaltmak için daha çok dini felsefeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bu ihtiyacı herkes hissediyor olmalı ki karantina günlerinde ha bire sohbetler yapıyor, az okuyup çok dinliyoruz. Ama bunların hepsi kendi mahallelerimizde, gettolarımızda oluyor. Birbirimizi teyit edip dursak da ‘’Postmodern dünyada kıbleyi hem bulmak hem de orada kalmak’’ için “İslâm insanı”, fıkhı kadar felsefesiyle gündemimizde daha çok olmalı duygusu herkeste hâkim. Ancak kendi aramızda bildik konular ve cümlelerle kalmak işe yaramıyor. Aynı mahallede farklı düşünenlerimiz olduğu gibi farklı mahallerde de dinleyebilme ve anlayabilme kapasitesi olan çok insan var. Zamanın ruhu, çağın bizi getirdiği yerde bir araya gelebilmeliyiz… Ayrıca kendi mahallerimiz içinde yeni düşünce ufukları açabilme kapasitesine sahip farklı insanları daha çok duymaya ihtiyacımız var.

Postmodern çağda “sabun köpüğü’’nün etkili olduğunu varsaysak da internet âlimlerinin ya da internet mühtedilerinin baskılarına da ancak böyle direnilebilir. Bizim kadim bir meselemiz, bir davamız var. Bu çerçevede size bugün önereceğim birinci kitap bu olacak: Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak.

M. Said Hatiboğlu

Mehmed Said Hatiboğlu bir dönem Diyanet İşleri Başkanlığı’nı reddetmiş birisi, Ankara ekolünden bir hadis âlimi. Dünya Bizim’de yer alan bir röportajında şunları söylüyor: “İslâm, her zaman aktüelliğini korumuş bir dindir. Çünkü İslâm, aktüel olanla irtibat halinde olan bir dindir. Sorular ve sorunların aktüelliği Kur'ân'da ve Sünnet'te karşılığını bulmuştur. Buna göre İslâm, aktüel olaylar üzerinden ilerlemiştir, canlılığını korumuştur. Kur'ân-ı Kerim'de geçmiş kavimlere ait olaylardan haber verilirken bile onun bir aktüalitesi vardı o gün. Hâlâ vardır. Bu, İslâm'ın, ‘zamanın idrakine uyması’ değil; zamanın olaylarına kendince çekidüzen vermesi ile mümkün olmuştur. Bir yönü ile sabitelerine bağlı, diğer yönü ile değişen şartlara cevap veren bir sistem. Tabiin devrinde, onları izleyen dönemde aktüel olan birçok sorun vardır ve onlar bugünkü anlamda bid'atlerdir.’’

Hatiboğlu, İslâm dünyasının nakil tarafına daha ağırlık verdiğini ve bunun da önümüze donmuş bir din çıkarttığını söylüyor. “Galiba cevap ‘nakle bağlı olarak iş gören akıl’ olmalıydı. Nakilciler önümüze donmuş bir din çıkardı; akılcılar ise sabit ve sağlam zeminden mahrum oldukları için tutunamadı...”

İkinci tavsiye edeceğim kitap Hatiboğlu’nun “İslâm’ın Aktüel Değeri Üzerine” olacak. Postmodern dünyada popülizmin, bütünden kopuk bakış ve yorumların ana göre değişen değerlerin tuzağına düşmeden, kadim olanı yeniyi ıskalamadan tutmakta fayda var…

İbrahim Ceylan

İbrahim Ceylan ismini Hollanda’da Beyza Vakfı’ndaki arkadaşlarımdan işitmiştim. İbrahim Ceylan’a çok itimat ediyorlardı. Afrika’ya su kuyusu açmaktan başlayarak tüm yardımlarını bu Gönüllüler gurubuyla organize ediyorlardı. Bu hafta İbrahim Ceylan’ı Türk Kahvesi’nde konuk ediyorum. Bu vesileyle bu güvenin sebebini görmüş olmanın ötesinde sınır ötesinde çalışan sivil kuruluşların başarısının altında yatan sebepleri de yakından görme imkânım oldu.

Ceylan’ın işadamı kimliği, sivil kuruluşlarla çalışma deneyimi, bürokrasi ve iş tecrübesi, her bir sarf giderinin, zaman maliyeti dâhil olmak üzere çok iyi hesaplandığı, projelerin ortaya çıkmasına önayak olmuş. İbrahim Ceylan, ismi öne geçse de her seferinde on binlerce gönüllüsünün desteğinin, devletten farklı sivil kuruluşların, doktorların, hemşirelerin, paydaşlarının bu hareketin asıl sahibi olduğunu sürekli vurguluyor.

Ölümü sıradanlaştırmış, kadınların, kız çocuklarının en büyük zorlukları yüklendiği bir coğrafyada önceliklerini bölgenin ihtiyaçlarına göre belirlemiş. Senede iki kez ameliyat malzemesinden başlayarak hekimlerin ihtiyaç duyacakları her şeyin olduğu, 3.5 ton malzemenin taşındığı bir uçakla Nijer’e gidiyor. Ceylan, uçağın içindeki bu 3.5 ton malzemeyi tek tek sayabilecek, neredeyse ne kadar ameliyat ipliği gittiğini söyleyebilecek kadar duruma hâkim.

En iyi hekimlerin yer aldığı bu Gönüllüler grubu, ameliyat sayısıyla 8 yıldır dünya birincisi oluyor. Nijer’deki bu ameliyatlar hayatlar kurtarıyor, kimi zaman 38 yıldır görmeyen göze şifa oluyor. “Bizi Türkler geliyor diye büyük bir sevinçle karşılıyorlar, gittiğimizde hastanenin bahçesinde binlerce insanı uzun yollardan gelmiş halde bizi bekler buluyoruz” diyor. Hatta bu nedenle hastane bahçesinde bekleyenlere de yemek çıkartıyor. Yakında o bölgede kendi hastanelerini de tamamlayacak durumdalar. Ceylan, her bir adımı, her bir kalemi maliyet olarak hesaplanmış projeleri, şeffaf yönetim şekli, kendi aile şirketlerini de seferber ettiği imkânlarıyla; sürdürülebilir, kalıcı etkileri olacak iyiliklerin peşinde birçok gönüllüsüyle gidiyor.

15 yıldır süren bu iyilik hareketinin, paydaşlarıyla çok daha büyüyeceğine olan inancım tam.

Behice teyze yardım değil Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın posterini istedi
Gündem
Behice teyze yardım değil Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın posterini istedi
Kahramanmaraş’ta Vefa Sosyal Destek Grubu tarafından evinde ziyaret edilen 67 yaşındaki Behice Okumuş, yardım yerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın posterini istedi. Görevlilerin getirdiği posteri evinin baş köşesine asan Behice teyze, Erdoğan’a sevgisini, "Onun başına bir şey gelmesin, ona geleceğine bana olsun ve ben ondan önce öleyim" diyerek dile getirdi.
IHA
Çin bilinçli mi yaydı? Hacklenen e-postalarda şüpheli görüntüler
Koronavirüs
Çin bilinçli mi yaydı? Hacklenen e-postalarda şüpheli görüntüler
Dünya Sağlık Örgütü, Gates Vakfı ve ABD Sağlık Bakanlığı’na (NIH) ait 25 bin e-posta adresinin hacklenmesi sonrası ortaya çıkan e-postalar Kovid-19’un, Vuhan’daki laboratuvardan kasıtlı yayıldığı iddialarını tekrar gündeme taşıdı.
Yeni Şafak
Bir Batılı anlatı olarak sekülarizmin evrensellik iddiası
Bir Batılı anlatı olarak sekülarizmin evrensellik iddiası

Postmodern denilen dünyayı niteleyen en önemli özelliklerden birisi insanların inanacakları, yoluna kitlesel olarak seferber olacakları büyük davaların, büyük hikayelerin, onun deyimiyle meta-anlatıların hükmünün kalmayacak olmasıydı. Özgürlük, eşitlik, sosyalizm, aydınlanma, adalet gibi 19. ve 20. yüzyılın tarihinde büyük rol oynamış bu meta-anlatılar sona erecek, insanlar artık daha yerel, daha mikro düzeyde ve son derece çoğalmış hikayeleriyle başbaşa kalacaktı.

Bu, postmodernlerin bir ideali veya arzusu değildi elbet, bir durum tespiti idi. Ancak bir durum tespiti olarak bile fazlasıyla aceleye gelmiş olmalıydı. Çünkü insanlığın kendine yeni putlar edinmesinin tarihi kolay kolay sona erecek gibi değil. Meta-anlatılar nihayetinde insan doğasında içkin sanal gerçeklikler inşa etmek ve insanları bunlara inanmaya sevketme dürtüsünün doğal sonuçları. İnsanların kendi putlarını kendileri yapıp onlara bir alıcı bulmalarının tarihinin insan var oldukça sonu olmuyor.

Daha postmodern dönemlerde Batı hegemonyasının kendi anlatısını sürdürme adına diktatörlükler altında inim inim inleyen geri kalmış bölgelere “demokrasi götürme” anlatısı bir süre daha etkili biçimde berdevam oldu. Bu büyük anlatı adına Afganistan’a, Irak’a “demokrasi” götürülmedi mi? Bu yeni büyük anlatıya insanları ikna etmek için hiçbir argüman ileri sürülmedi; 11 Eylül saldırılarının toz dumanı içerisinde ABD ve müttefikleri insanları her türlü hikayeye mazur görülmüş bir ağıt kipinde ikna edebildi.

Kabul edelim ki, Irak’a demokrasi götürüp ekmiş ABD ve müttefiklerinin oradan nasıl terör biçebilmiş olduklarını hiç kimse yeterince sorgulamadı. Bilahare ABD ve bütün bir Batı ittifakının güvenlik anlatısını dayandırdıkları sözümona “İslami terör” demokrasi götürdükleri bölgelerde neşet edip durdu ve kendi savaşlarına ihtiyaç duydukları haklılığı sağladı. Tabii bu haklılık veya büyük anlatıların ikna ediciliklerinin bir emrivaki kurma gücüyle doğrudan irtibatlı olduğunu ayrıca görmek gerekiyor.

Belki bu fiili güce işaret eden en büyük anlatılardan biri de sekülerleşme anlatısıdır. Sekülarizm Batı’nın bugünkü dünyada kendini tanımladığı ve evrensellik iddialarını da dayandırdığı en önemli bileşenlerden birisidir. Sekülerleşme Batı’yla özdeşleşmiş bir kavram olarak aynı zamanda İslam’ın da karşıtıdır.

Dolayısıyla evrensel bir değer olarak sekülerleşmede mesafe kat edildikçe, Batılı hegemonyanın, yani modernizmin de mutlak zaferine doğru adım adım gidildiği kabulü zihinlere yerleşik bir kaziye gibidir. Niyazi Berkes’in “Türkiye’de Çağdaşlaşma” isimli meşhur eserinde, çağdaşlaşmanın zihinsel ve kurumsal anlamda batılılaşmayla, onun da sekülerleşmeyle aynı anlamda kullanıldığı malumdur.

Buna mukabil İslam’ı çağrıştıran ve gündeme getiren bütün tezahürler, yansımalar, semboller, evrensellik iddiası olan sekülerleşmeye bir itiraz, iğreti bir istisna ve bir skandal gibi yansıtılır.

Salman Sayyid’in analizlerine göre sekülerleşme söylemlerinin bu direnişi kırma konusunda sarıldıkları başka bir yan-söylem var ki, o da İslam’ın içinden, tıpkı benzer direnişleri sergileyebilecek başka kültürlerin içinden olduğu gibi, sekülerizme paralel hareketler, düşünceler ve eğilimleri önplana çıkarmak. Böylece özü itibariyle Batı patentli olsa da sekülarizmin evrensellik iddiasına sarılmak oluyor.

Nitekim Müslümanların sekülerleşmesi adına bazı Müslümanların serzenişi yoluyla da olsa ortaya konulan söylemler bu iddiaları desteklemiş oluyor: Sekülerleşmeyi İslam’ın veya Müslümanların içinde de tezahür edebilecek kadar evrenselleştirmek.

Oysa Batılı hegemonyanın güçlü anlatılarından birisi olarak sekülerleşmenin göze çarpan en büyük iddiası evrensellik iddiasıdır. Bu evrensellik iddiası dünyanın her yanında ve her kültürde bulunabileceği gösterilerek ispatlanmaya çalışıldığı gibi aynı zamanda eninde sonunda bütün insanlığın ulaşacağı bir evrim çizgisinin nihai noktası olarak da sunulur. O yüzden bugün bu mukadder evrim yolunun önünde engel gibi görünen Müslümanlar bile eninde sonunda sekülerleşecektir.

Ünlü felsefecilerden Charles Taylor’un bir süre önce (2007) yayınlanan ve Templeton Büyük Ödülü’nü alan “Seküler Çağ” isimli devasa kitabı da (Türkçesi, Dost Körpe, İş Bankası Yayınları) bu anlatıya büyük bir sadakatle bağlı olarak dünyada bütün kültürlerin ve inançların kendi içlerinde mündemiç olan seküler aklı nasıl bulduklarını göstermeye çalışıyor. Aslında Taylor bütün çalışmalarını çok kültürlü, barışçıl bir dünyanın inşasına adamış dindar bir Katolik bile sayılabilir, ama onun da bütün felsefi gücüyle yayılmasına hizmet ettiği bu sekülerleşmenin evrenselliği anlatısı, postmodernlerin geride kaldığını düşündükleri anlatı örneklerinden biri haline geliyor.

Bu anlatıyla başetmek Salman Sayyid’in “Hilafeti Hatırlamak”ta giriştiği Müslüman öznelliğinin inşası arayışında önemli bir adım.

Belki bu anlatıyı felsefi olarak birkaç soruyla sarsmayı deneyebiliriz. Örneğin, sekülerleşmenin izlerinin en eski zamanlarda bulunuyor olduğunu görmek onun evrenselliğinin mi işareti yoksa alabildiğine arkaik bir tutum oluşunun mu?

Veya dünyanın bütün kültürlerinde bu düşünceye veya tutuma yönelik eğilimlerin olması yine onun evrenselliğini değil de, ağyarını mani efradını cami kılamayan bir karışım olduğunu mu gösteriyor? Buradan ilerleyelim..

İngiliz Kraliyet Postası çalışanı burnunu eliyle silip bir evin kapısına sürdü
Koronavirüs
İngiliz Kraliyet Postası çalışanı burnunu eliyle silip bir evin kapısına sürdü
Koronavirüs (Kovid-19) salgınının şiddetini gösterdiği İngiltere'nin başkenti Londra'da, İngiliz Kraliyet Postası'nda çalışan bir kişi burnunu eliyle silip bir evin kapısına sürdü. O anlar güvenlik kamerası tarafından ortaya çıktı. İngiliz Kraliyet Postası, bu durum ile ilgili bir soruşturma başlattıklarını ve posta taşıma prosedürlerini değiştirdiklerini açıkladı.
DHA
Postanenin ilaçlanmak için kapatılmasına kızan şahıs ortalığı birbirine kattı: Etrafa tükürdü
Gündem
Postanenin ilaçlanmak için kapatılmasına kızan şahıs ortalığı birbirine kattı: Etrafa tükürdü
Fatih’te yeni tip koronavirüs tedbiri kapsamında ilaçlanmak için kapatılan postaneye giren bir müşteri tüm uyarılara rağmen dışarı çıkmamakta direndi. Postane görevlileriyle tartışan şahıs, iddiaya göre tükürerek bağırmaya başladı.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.