Kanuni Hastanesindeki 2 personel hakkında kamu davası açıldı
Gündem
Kanuni Hastanesindeki 2 personel hakkında kamu davası açıldı
Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki "çocuk yaşta gebelik ve doğum vakaları"nın bildirilmediği iddialarına ilişkin, hastanede görevli 2 personel hakkında kamu davası açıldı.
AA
Hacerül Esved taşı İstanbul'da hangi camilerde
Hayat
Hacerül Esved taşı İstanbul'da hangi camilerde
Kâbe'nin doğu köşesinde yerden 1,5 m yükseklikte siyah renkte Feldispat cinsinden bir taş olan Hacerül Esved'den kopan parçalardan 6 tanesi İstanbul'da bulunuyor. Bu taş Hz. İbrahim tarafından tavafa başlama noktası olarak Kubeys Dağı'ndan getirilerek Kabe'ye konmuştur.
Diğer
Kızıldeniz’de psiko-tarih atakları ya da yeni pazarlıklar
Kızıldeniz’de psiko-tarih atakları ya da yeni pazarlıklar
Herkesin dikkatleri Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine çekilmişken Kızıldeniz’de gizli pazarlıklar başladı. Suudi Arabistan’ın başını çektiği koalisyonun sürdürdüğü Yemen Savaşı’ndan sonuç alamaması, koalisyonda çatlaklar meydana getirdi. Ancak birileri devreye girip bu çatlağı örtmek için yeni bir plan yaptı.Video: Kızıldeniz’de psiko-tarih atakları ya da yeni pazarlıklarBirleşik Arap Emirlikleri’nin Kızıldeniz’deki askeri kuvvetlerini azaltıp, tamamıyla çekilmeye hazırlanması, nerdeyse savaşın seyrini değiştirecekti. Ancak BAE’nin bıraktığı boşluğu kim dolduracaktı?Anlaşılan İngiltere devreye girip bu durumu yeni bir plana dönüştürdü. Mevcut şartlarda, Yemen’in tamamına “meşruiyeti iade iddiası”nın mümkün olmadığını anlaşıldı. Koalisyon güçlerinin, bütün ağırlıklarını Aden’de oluşacak yeni bir yapıya terk edecek yeni bir siyaset üretildi. Yemen Savaşı’nı fazla görünmeden destekleyen İngiltere, perde arkasından yeni bir pazarlık başlattı. Bu durum sadece bölgesel rekabetleri çağrıştırmadı. Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölge üzerindeki İngiltere-ABD hegemonik mücadelesini de depreştirdi. Nitekim gizli süren pazarlıklar sırasında, birden, Güney Kore’den Aden’e asker sevkiyatı gündeme geldi. Güney Kore’nin, eskiden beri ABD’nin jandarması olarak Aden’de sembolik asker bulundurmakla birlikte; birden 300 askerin daha göndereceğini ilan etmesi tesadüfi değildir. İran ile meşgul olan ABD’nin bu oyunda da olma isteğinin işaretidir.Kısaca; Yemen Savaşı’na lojistik, istihbarat ve silah desteği veren ABD, İngiltere’nin BAE ve Suudi Arabistan ile birlikte başlattığı bu yeni projede de aktif olarak yer alacaktır. Bu projeye göre; bu güne kadar, Husilere askeri üstünlük sağlayıp başkent Sana üzerinden Yemen’in tamamında kurulmak istenen siyasi istikrar fikri, terkedilmiştir. Jeopolitik önemi yüksek Babulmendep Boğazı’nı kontrol etmeye uygun olan Aden’de, oluşturulması muhtemel yeni bir yapı ile uluslararası çıkarların sürdürülmesi planlanmaktadır.Dört yıl sonunda hiç bir sonuç alamayan Koalisyon, bir taraftan Yemen’i yaptığı yıkımları ile baş başa bırakacak, diğer taraftan da Kızıldeniz’de İran’a karşı uluslararası bir güvenlik şemsiyesi oluşturacaktır. Koalisyon aynı zamanda on binlerce masum insanın ölümüne sebep olan savaş suçundan da sıyrılmış olacaktır.Peki bu plan işletilebilir mi?Evet, işin içinde İngilizler olduğu müddetçe işletilebilir görülmektedir. Zira İngilizlerde bitmez tükenmez bir Aden sevdası vardır. Hatta Ortadoğu’ya girişlerinin tarihi sembolüdür Aden. Bu yüzden burada yaşanan her türlü gelişmeye kayıtsız kalmaları imkansızdır. Yemen Savaşı’nı sürdüren Suudi Arabistan’ın arkasında ABD; BAE’nin arkasında da İngiltere’nin olduğu spekülasyonu rahatlıkla yapılabilir. Tabii olarak, son zamanlarda BAE’nin Kızıldeniz siyasetinin de İngilizlerden mülhem olduğu ileri sürülebilir.Hürmüz Boğazı’nın kapanma tehlikesine karşı; Basra Körfezi petrolünün tek alternatif çıkış yolunun Kızıldeniz olduğu dikkate alındığında; bölgenin gelişmiş ülkeler için ne denli anlamlı olduğu anlaşılabilir. Ancak Kızıldeniz’in daha doğrusu Aden’in İngiltere için anlamının bundan daha fazla olduğu bir gerçektir.Hint Okyanusu’na açılan stratejik bir mevkide yer alan Aden, 1538’de Kanuni Sultan Süleyman döneminde Hadım Süleyman Paşa’nın eliyle fethedildi. Hint Okyanusu’na yerleşip Kızıldeniz üzerinden İslâm dünyasını tehdit eden Portekizlilere karşı askeri bir üsse dönüştürüldü. Nitekim uzun süre Arap yarımadasının güvenliği de buradan sağlandı.Hindistan’a on dokuzuncu yüzyılda yerleşen İngiltere, tıpkı Portekizliler gibi Aden ile ilgilenip müdahale için bahaneler aramaya başladı. Bu bahanelerin diplomatik yazışmalara yansıyan oldukça uzun bir hikayesi vardır. (Bu yazışmaları, Ali Akyıldız ile birlikte yayımladığımız Avrupa Emperyalizmi ve Arap Dünyası kitabında bulabilirsiniz.)İngilizler, önce Aden üzerinde nüfuz sahibi olan Lahic Sultanıyla masum bir ticari anlaşma yaptılar. Ardından kendisi ile geleneksel ihtilâfları olan San’a Şeyhi’ne bazı hediyeler gönderip onu da elde ettiler. Bölgede psikolojik üstünlük sağlayan İngilizler, bundan sonra uygun bir fırsatı kollamaya başladılar. 1837’te Aden yakınlarında kaza yapan İngiliz bandıralı bir gemi onlara bekledikleri fırsatı verecektir. Batan gemi mürettebatı ve yolcularının, yerlilerin saldırısına uğradığı iddiasıyla İngiltere, Aden’e müdahaleye kalkışır. Bu maksatla Lahic Sultanı’na baskı yaparlar. O da, tazminat olarak, Aden şehri ve limanını gizli bir anlaşmayla İngilizlere satmaya rıza gösterir. Ancak Lahic Sultanı’nın oğlu duruma itiraz eder. Osmanlı durumdan haberdardır ama dikkatleri isyan halindeki Mısır valisindedir. Bunu fırsat bilen İngilizler, bir taraftan, Mısır meselesinde Osmanlı’ya yardım ederken; diğer taraftan da Aden’i işgal ederler.Bu tarihi hatırlatmamızın sebebi şudur: Bölgede sürekli psiko-tarih atakları yaşanmaktadır. Nitekim şu anda Türkiye ABD ile pazarlıklar sürdürürken İngilizler de perde arkasından Aden’de devrededir. Bunun bir iyi; bir de kötü sonucu vardır. İyi tarafı, İran-ABD ve bölge ihtilafları yeni pazarlıklarla şimdilik sıcak bir çatışmaya dönüştürülmeden ertelenmesidir. Kötü tarafı ise, bunca olaylara ve insancıl hakların ihlallerine rağmen bölgede değişen bir şeyin olmamasıdır.
Nasip böyle bir şey...
Nasip böyle bir şey...
I-Biraz sonra okuyacağınız satırları, bendeniz geçen hafta kaleme almıştım. Geçen hafta yayınlamadım. Beklettim. Çünkü son bölümde, folklor ile antropoloji arasındaki geçişkenlik üzerinden bir şeyler yazmak istiyordum. Zihnim bir türlü berraklaşamadı, hâl böyle olunca yazıyı beklettim. Pazartesi günü yazının başına tekrar oturdum. Bu defa yazacaktım. Öyle zannediyordum. Yazamadım. Sırasız gelen bir ölüm ile, kelimelerin birbirine mesafesi uçuruma dönüştü. Erken gidene yüreğim yandı, ama ikinci defa evlattan yetim kalan halama daha çok yandı. Babadan yetim halam, iki oğuldan da iki yıl ara ile yetim kaldı. Allah onları inşallah cennetinde buluştursun. Amin.Velhasıl, bu da böyle bir yazı oldu, bağışlayınız...II-Zamanın ve dahi mekanın da bir nasibi vardır. O nasipten bize düşen pay vardır. Nereye gittiğinizden daha önemli olan şey, gittiğiniz yerde size kimin mihmandarlık edeceğidir.Prof. Dr. Alpay Doğan Yıldız, mülteci hikâyeleri çalıştayı sonrasında bizi “Burayı görmeniz lazım” diyerek yaklaşık otuz kişinin yemek yiyebileceği şirin bir mekana götürdü: Hacivat Köftecisi. İçeri adım atınca duvarlardaki fotoğraflar ve o fotoğrafların içindeki aşina yüz, içimi doldurdu ve dahi dondurdu. Biraz önce otomobilde Ayşe Şasa’yı çok özlediğimi söylemiştim, burnumdan genzime yayılan derin bir sızı ile. Şimdi Ayşe Şasa, duvardan gençlik hali ile bana bakıyordu.Hacivat Köftecisi’nin sahibi, Kemal Atan Gür. Babasından öğrendiği aşçılık ile gündüzleri yemek yapıyor, Cuma akşamları Karagöz- Hacivat oynatıyor, Cumartesi günleri de “ekmek arası tiyatro” sloganı ile Münir Özkul Oda Tiyatrosu olarak tiyatro oyunları sahneliyor.Günlerden Perşembe olduğu için “Ah keşke Cuma günü burada olsa idik” dedim. Söz vücut bulur. “Keşke” diye ahlanmam, derhal yerini buldu ve Kemal Atan Gür mükrim bir ev sahibi olarak bize Karagöz-Hacivat gösterimi ikram etti. Önce kısa bir konuşma yaptı ve Karagöz ve Hacivat’ın çocuk oyunu olmadığının altını çizdi.Tokatlılar Tokatlı olanın izini sürmeyi, sahiplenmeyi çok seviyor. Onların bu haline bakınca Afyonlu hemşerilerime kırgınlığım bir kat daha artıyor.Kemal Atan Gür, Hacivat ile Karagöz efsanesine kısaca değinirken Hacı İvaz’ın aslen Tokatlı olduğunu söyledi.Malumunuz, halk kahramanlarının trajik hikâyeleri, halkın dilinde efsane olarak yaşatılmaya devam ediyor. “Neden alimlerin, bilginlerin trajik sonları hikâye olarak dilden dile, gönülden gönüle aktarılmıyor?” sorusunun içimi yakan alazı ile tekrar karşılaştım Tokat’ta.Ne demek istiyorum? Demek istediğimi burada anlatabilmem kabil değil. Sadece şu kadarını söyleyip geçeğim. Bendeniz Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla bütün dünyada tanınmış olan Piri Reis’in, Kanuni Sultan Süleyman zamanında idam edildiğini öğrendiğimde otuzlu yaşlarımın sonundaydım ve bu bilgi bana çok ağır geldi. Ahir ömründe, 80 yaşında bir alimin idam edilmiş olduğu gerçeği ile kolayına yüzleşemedim.III-Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Muhammed Avşar, Tokat’ın yaşayan değerlerini folklor bilimi ile kuşatarak tarihin yazılışına katkı sunuyor. Muhammed Avşar, Karagöz ustası Kemal Atan Gür üzerine tez yazdırıyor. Her Cuma öğrencilerini kayıt için Münir Özkul Oda Tiyatrosu’nda görevlendiriyor.Dr. Muhammet Avşar’ın kendi doktora tezi de çok ilginç. Aşık Eşref Tonbuloğlu üzerine bin sayfalık bir tez. Aşık Eşref’in yirmi binin üzerinde şiiri, yirmi bir bin manisi, binlerce aforizması, iki yüze yakın türküsü, on beş kaseti, iki plağı ve üç CD’si bulunuyor.“Başındaki Yazmayı” ve “Harmandan Gel Harmandan” türküleri TRT repertuvarında kayıtlı. Kendisini günümüzün Karacaoğlan’ı olarak niteleyen Aşık Eşref’in Almanya ve Avusturya’da bir işçi olarak geçen hayatı da çok ilginç olmalı.İnşallah, Tokat Valiliği, Eşref Tonbuloğlu üzerine yapılmış bu doktora tezini kitap olarak bastıracak.Velhasıl, tarih hem bugünden geriye, hem bugünden ileriye doğru yazılan/yapılan çift taraflı bir yolculuk. İçinde yaşadığımız zamanın kaydını tutmak, hepimizin hanesinde kayıtlı bir borç.
Tehdit yok icra var
Tehdit yok icra var
Mario Puzo’nun Baba (The Godfather) romanını uzun yıllar önce okumuştum. Mafya üzerine bir roman... Üslubuyla, örgüsüyle, kurgusuyla beğenmiştim. Gene de salt konusuna bakarak edebi bir roman sayılıp sayılamayacağı üzerine tereddütlerim bulunuyordu. Kitabı bir daha okumaya vaktim olsa acaba kanaatim değişir mi, bilemiyorum. Ama konu bu değil... O romanda etkili bir sahne var, sözü oraya getirmek istiyorum.Video: Tehdit yok icra varRoman, New York’ta yaşayan Don Vito Corleone’nin başında olduğu güçlü bir İtalyan mafya ailesinin muhataralarla dolu serüveni üzerine kurulmuştur...Bir mafya Babası (The Godfather) olan Don Corleone, ilke sahibi, otoriter, sözünü tutan, tehditten hoşlanmayan ama her durumda istediğini elde eden güçlü bir tiptir. Romanın dallı budaklı olay örgüsü arasında ayrıntı sayılabilecek yan olaylardan biri şudur: Baba, adamlarından birini ilerde sinema oyuncusu olmaya hazırlamak için ünlü bir rejisörün yeni çekmeye başlayacağı bir filmde denenmek üzere ona küçük bir rol verilmesi ister. Fakat rejisör Baba’nın bu teklifini kabul etmez. Rejisör muhteşem bir malikânede oturmaktadır. At meraklısıdır. Malikânenin etrafı şato surları gibi duvarlarla çevrilidir. En sevdiği at ise muhkem bir ahırda sıkı bir güvenlik ekibiyle korunmaktadır.Rejisör, bir sabah ılık rüyaların içinde gözlerini sabah ışıklarına açar. Ayakları yatağın içinde tatlı bir ılıklıkla okşanmaktadır. Ama az sonra o ılıklığın yavaş yavaş bir ıslaklığa dönüştüğünü fark eden rejisör yorganını üstünden savurur. Dehşet! Yorganın altından sevgili atının kanayan kesik başının ayaklarının üstünde olduğunu görür!Durumun mahiyetini kavrar. Mesajı alır. Bir gün önce filminde küçük bir rol vermeyi bile düşünmediği Babanın adamını o filmde başrole çıkarır.Olay, bize diplomasi dilinin nasıl olması gerektiği hususunda da fikir veriyor.Orada da tehdide ihtiyaç duyulmaz. Dolaylı da olsa net mesajlar teati edilir.Fransa Kralı Fransuva, kendisini esir olarak tutan Şarlken’e karşı Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım isteyince ona ünlü mektubunu yazar. Ardından Mohaç’ta Macaristan’ı fetheder. Ve Şarlken’e iki cümlelik şu mektubu gönderir: “Fransuva’yı hemen serbest bırak. Yoksa mücahitlerimin atlarının ayak seslerini Berlin sokaklarında duyarsın.”Bu günkü Amerikan Başkanı Trump’ın ortalığı velveleye veren tehditleri ile Osmanlı Hükümdarının iki cümlelik mektubunun tesiri karşılaştırılırsa, her iki devletin vakarı arasındaki fark da kendiliğinden ortaya çıkar.Lafı dolandırmak, kurusıkı tehditlerle vakit öldürmek vakarı zedeler.Türk halkı külhanbeylerin kurusıkı tehdit naralarını iyi bilir ve ona bir kıymet izafe etmez. İcraya bakar, hükmünü icraata bakarak verir...
İstanbul’un en büyük mesire alanı Kanuni Sultan Süleyman Şehir Ormanı açıldı
Gündem
İstanbul’un en büyük mesire alanı Kanuni Sultan Süleyman Şehir Ormanı açıldı
İstanbul’un en büyük mesire alanı Kanuni Sultan Süleyman Şehir Ormanı yaz aylarıyla birlikte şenlenmeye başladı. Beykoz-Ümraniye yolu üzerinde yer alan ve şehrin 5 farklı noktasından kolayca ulaşılan mesire merkezi konumuyla ailelerin yeni gözdesi olacak.
IHA
Mağdur çocuklar tek tek dinlenecek
Gündem
Mağdur çocuklar tek tek dinlenecek
Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 115 çocuğun hamile olduğunun yetkililere bildirilmemesine ilişkin soruşturma başlatıldı. Üç savcısının soruşturacağı olayda, mağdur olan tüm çocuklar tek tek dinlenecek. Aile Bakanı Sayan da konuyu takip ettiklerini belirterek, dosyanın kapatılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.
Yeni Şafak
Karantinaya alınan acil servis 2,5 saat sonra açıldı
Hayat
Karantinaya alınan acil servis 2,5 saat sonra açıldı
Karantinaya​ alınan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin acil servisi yaklaşık 2,5 saat sonra yeniden hasta kabul etmeye başladı.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.