İngiltere suikasta yardım etti iddiası
Dünya
İngiltere suikasta yardım etti iddiası
Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ölüm yıl dönümü öncesinde İran’dan yeni iddia geldi. Suikastta İngiliz-ABD işbirliği olduğunu ifade eden Tahran Başsavcısı’na göre, Bağdat Havalimanı’nda uçuş güvenliğinden sorumlu İngiliz güvenlik şirketi G4S, Süleymani’nin bilgilerini ABD ile paylaştı.
Yeni Şafak
İran'da Kasım Süleymani'nin balmumu heykeli açıldı: Öpüp selam veriyorlar
Dünya
İran'da Kasım Süleymani'nin balmumu heykeli açıldı: Öpüp selam veriyorlar
Son zamanlarda peş peşe Kasım Süleymani heykelinin dikildiği İran'da, şimdi de Süleymani’nin balmumundan yapılmış heykelinin açılışı yapıldı. İranlılar, balmumundan yapılmış Süleymani ile resim çekindiler ve heykeli selamladılar.
Diğer
ABD-İran: ‘Ölü evinde küslük olmaz’!..
ABD-İran: ‘Ölü evinde küslük olmaz’!..
Fiilen ve aracısız savaş halinde iki ülkenin, resmi açıklamalarının tamamında ve BM dâhil başvurularında sistematik olarak ‘savaş istemediklerini’ vurgulamaları doğal geliyor herkese...Amerikan liderliğinin de Tahran yönetiminin de son açıklamaları gerilimi düşürme hatta ileri giderek -Washington cephesinden- ön şartsız masaya oturma davetleri içeriyor...İran’dan gelen açıklamaların bir ton koyu olmasının nedeni yas süreci. Kasım Süleymani’nin cesedi soğumadan ABD ile ‘kucaklaşmak’ içeriye izah edilemez.Araya giren hatırlı ülke ve liderlerin de etkisiyle bu eğilim en azından ateşkese bağlanırsa, ortaya‘olan Süleymani’ye oldu’gibi bir durum çıkacak...***Matem döneminde ortaya çıkan bir başka yanlış politik adım, İran’ın nükleer anlaşma konusunda ipleri atması. Tahran’da bir kesim üzüntüsünden ne yaptığını bilmiyor gibi. Bu sadece ABD’yi rahatsız etmekle kalmaz, Rusya ve taraf Avrupa ülkelerini -Almanya, Fransa, İngiltere- de tedirgin eder.Bu kararı rötuşlama işini Dışişleri Bakanı Zarif’in yapacağı anlaşılıyor. Tersinden şu da anlaşılıyor, karar İran dini liderliğinin işi!..***Mektubun zarfını da açmalıyız...Bağdat’ın ülkedeki Amerikan askerlerini kapının önüne koyma kararı, hükümetin de destek açıklaması pratikte ne işe yarar bilinmez ama ABD’nin bu kararın ardından gönderdiği “çekiliyoruz” mektubundaki -imzasız, kaşesiz ama yalanlanlanmayan, ‘yanlışlıkla gönderildi” denilen- mazrufun gizini sürmemizi engellememeli...Nerede görülmüş yanlışlıkla mektup gönderildiği.. WhatsApp mı bu?Ortada mektup var. Gerçek ve resmi kalemden çıkmış, Bağdat’a ulaşmış ama onaysız. Bu, ABD’nin tahliye kararı karşısında ne yapacağını bilemediğini, cevap bulamadığını gösteriyor. Belli ki, Dışişleri, Savunma bakanlıkları, CENTCOM ve Beyaz Saray arasında tartışılmış. Sonunda mektubu Oval Ofis yırtmış.Verecek cevapları olmadığından meseleyi, “çıkmıyoruz, çıkarabilen varsa gelsin çıkarsın” yüzsüzlüğüne indirdikleri açık. Ama iç siyasette bir cevabı var; seçim bandına girmiş ABD Başkanı’nın bir “ricatı” rakiplerine ve kamuoyuna izah etmesi mümkün değildi.Bizi ilgilendiren kısmı şu;ABD güvenlik mimarisinin güçlü bir kesitinin, artık Irak’taki varlıklarının hem politik hem askeri açıdan ‘savunulamaz’ olduğunu düşünmeleri!Son günlerde 23 Ekim 1983 tarihinde Beyrut’ta gerçekleştirilen saldırı sonucu yüzlerce Amerikan askerinin hayatını kaybettiği saldırının anımsatılmasını belki bu bağlamda anlamalıyız...***Süleymani’nin öldürüldüğü duyulur-duyulmaz paniğe kapılan ülkelerden biri de Suudi Arabistan’dı...Başta Riyad, Körfez ülkeleri biliyorlar ki, İran hedef listesinin tepesinde bulunuyorlar. Bu yüzden Veliaht Prens Selman’ın kardeşi ve Savunma Bakan Yardımcısı Prens Halid bin Salman apar-topar Washington’a uçtu. Dışişleri Bakanı Pompeo ve Savunma Bakanı Esper ile görüşüp, ‘korunma’ ve ‘bölgeden çekilmeyin’ için yalvardı.Paraları da boşa gitmedi, ABD, “İran’ın bölgedeki Amerikan müttefiklerine yönelik herhangi bir tehdidin hızlı şekilde yanıtlanacağını” duyurdu...Yine de Riyad’ın yatıştığını söyleyemeyiz. Çünkü Aramco saldırısı tecrübesi ortada duruyor...***Suikastın getirdiği bir diğer yenilik de, kendisini apaçık ilgilendirmesine rağmen benzer krizlerde bir balık kadar sessiz kalan Çin’in konuşmaya başlaması...Çin Komünist Partisi yayın organı ‘China Today’, Irak’ın Çin için stratejik önemi haiz olduğunu, Irak ve İran’da özellikle enerji alanında denizaşırı çıkarları bulunduğunu yazdı (09/01, Sernur Yassıkaya, Yeni Şafak.)Keza, Hong Kong merkezli, ‘South China Morning Post’ gazetesi de, suikastı ‘stratejik provokasyon’ olarak niteledi; “Çin, İran’dan petrol alan başlıca ülkelerden biri. İran’ın tepki vermesi halinde Rusya da çatışmaya sürüklenebilir. Çin’in de böylesi bir durumdan kaçınması mümkün olmayabilir” cümlelerini kurdu ki, eh, az-buz sayılmaz!Üstüne, Irak Parlamentosu’nun, ‘Amerikan askerleri çekilsin’ kararından sonra Çin büyükelçisinin Başbakan Abdulmehdi’ye giderek, ‘güvenlik ve askeri işbirliğini geliştirmek istiyoruz’ dediğini de düşündüğümüzde...***Merak konularından biri de İsrail olmalıdır. Gökten taş yağsa İsrail’den bilen İran’ın sessizliği garip...Şu ana kadar Kasım Süleymani cinayeti ile ilgili bir tek İranlı liderin İsrail’i ağzına aldığını duymadık. Atladıysak bile etkisinin olmadığı, Tahran tarafından ilgi görmediği ortada.Oysa Amerika’da, operasyonun bir yerinde muhakkak İsrail olması, en azından istihbari anlamda mevcudiyetinin bulunması gerektiği spekülasyonları yapılıyor.Doğru veya yanlış İran’ın İsrail’i hedef/tehdit alanının dışında bırakması merak edilmeli. Çünkü Süleymani öyle yapmazdı!***ABD’nin suikast hamlesinin -kendi açısından- dört dörtlük olduğunu belirtmeliyiz. Hayli zamandır Washington tek taş oynatarak stratejik sonuç üreten adım atamıyordu. Avantajı tamamen Rusya’ya, bölgedeki -Türkiye dâhil- kimi ülkelere kaybetmişti. Şimdi inisiyatif onda...BaşkanTrump’ın, ‘NATO-ME’ ismini koyarak, NATO’nun ağırlığını Ortadoğu’ya daveti küçümsenmemeli.Her ülke için çok ayrı anlamlara gelir.Dikkat;CENTCOMda bunun anlamını düşünüyor olsa gerek.. Tasfiyesi değil belki ama seyreltilmesi sayılabilir!
İran düşerse Türkiye düşer mi?
İran düşerse Türkiye düşer mi?
Kasım Süleymani isimli cani geberip gidince bir kez daha anladım bunu. İran, “etki ajanlığı” konusunda çok güçlü bir ülke. Hoş, bunda bizim kullanışlı aptalların da payı çok ya, neyse.Ulusalcılardan eski İrancılara, Kemalistlerden aslında Avrupa solcusu zannettiğimiz gazetecilere kadar herkes bizi İran konusunda belli tezlere ikna etmeye çalışıyor.En favori tezlerinden başlayayım: “Amerika bölgede bir mezhep savaşı istiyor. Bu savaşa odun taşımayalım.”Çok güzel tez ve kesinlikle doğru… Fakat ince, incecik bir detay var arada. Mesele mezhepçilik olduğunda İran, dünyaya örnek gösterilebilecek bir performans sergiliyor. Mazlum mu, zalim mi olduğuna bir dakika bile bakmaksızın “kendi mezhebinden olanı”, üstelik başka mezhepten olanlara zulmetme pahasına koruyor. Suriye’de, Irak’ta, Bahreyn’de, Yemen’de, Lübnan’da sürekli şekilde mezhepçilik yapan ülkenin adıdır İran. Dolayısıyla “Amerika bölgede bir mezhep savaşı” istiyorsa kesinlikle en çok İran’a güveniyordur bu savaşı başlatması için. Zira “mezhebini” her şeyin önüne koyan ülke görünümü arz ediyor İran.Bir başka favori tez: “İran, Amerikan emperyalizmi ile savaşıyor.”Bu da şahane tez... Nerede ve tam olarak nasıl yapıyor bunu İran? Bilenler anlatabilir mi lütfen? Daha doğrusu, uzun sayılabilecek tarihi boyunca İran’ın herhangi bir emperyalist güçle verdiği bir mücadele var mı? Bilmem, mesela Selahaddin Eyyubi’nin, Alpaslan’ın, Ömer Muhtar’ın, İttihad Terakkicilerin, Mustafa Kemal’in verdiği “antiemperyalist mücadele”nin benzerini veren İranlı komutanlar, önderler, devlet adamları kimlerdir? Cephede, emperyalist güçlerle göğüs göğüse ne zaman mücadele etmişlerdir?Görkemli İran İslam Devrimi’nin ortaya koyduğu askeri hareketliliklere bir bakalım mı? İran-Irak savaşı, Hama-Humus katliam fetvası, Irak’ın bütün iç işlerine müdahale, Suriye’de Kasım Süleymani ve Hasd-i Şabi eliyle yapılan katliamlar…Bir tek Lübnan Hizbullah’ının hakkını yemeyelim. “33 Gün Savaşı”nda İsrail’e sağlam meydan okumuştu. Ama bir dakika… Bu meydan okumada da yanlış hatırlamıyorsam bütün Sünni dünya Lübnan Hizbullah’ının zaferi için dua etmişti zaten. Yani İran, silahsız ve zor durumdaki mazlum Sünnileri katletmeyip de gerçekten antiemperyalist bir refleks gösterdiğinde Vahhabi Suud hariç bütün dünya Müslümanlarından destek görmüştü.Şunu demeye çalışıyorum aslında. Şehit Abdullah Azzam gibi önemli isimler dâhil, İran İslam Devrimi’ni heyecanla karşılayan dünya Müslümanlarının heveslerini bizatihi İran bıraktı kursağımızda. Pis bir yayılmacılık, kötü bir mezhepçilik uğruna insan kanı akıtmaktan çekinmedi. Mazlum öldürmekten çekinmedi. Bugün İdlib’de, Halep’te, Şam’da, mültecilerin yaşadığı Türkiye şehirlerinde eli kanlı katillerinin gebertilmesinin ardından dağıtılan tatlı ve lokumları İran kendi eliyle imal etti anlayacağınız.Gelelim son ve en büyük teze: “İran düşerse Türkiye düşer.”Niye? Niyesi yok. Kendi kaderini bölgedeki Müslümanların kaderiyle bir kez, sadece bir tek kez olsun eşitlemeyen İran, kendisi düşerse bütün Müslümanların düşeceği tezini hem de Kemalistler eliyle falan yayıyor iyi mi?“Suriye’de ne işimiz var?” diyen mezhepçilerin, ulusalcıların, Kemalistlerin, Avrupa malı solcularımızın bizi ikna etmeye çalıştıkları şey şu: “İran düşerse Türkiye düşer.”Niyeymiş? Niyesini ben az çok biliyorum da size soruyorum: İran Ortadoğu’yu parça pinçik ve “her türlü operasyona hazır” hale getirirken niçin çokoprens almaya gittiniz de şimdi kıçına nişadır sürülmüş nalbur eşeği gibi “İran düşerse Türkiye düşer” tespiti yapıyorsunuz? Dünyadaki mazlum ve mağdur Müslümanlar İran’a “böyle yapma” diye neredeyse yalvarırken neredeydi canına yandığım jeopolitik bilinciniz?Hem bana öyle geliyor ki İran ile ABD arasında bir savaş çıkmaz öyle kolayına. İran açısından çıkmaz zira Amerikalılar silahsız ve Sünni değiller. ABD açısından da çıkmaz zira Kuzey Kore ile birlikte İran ABD’nin yaptığı ve yapacağı her türlü gayrımeşruluğu garanti altına alan iki ülke durumundalar.Kasım, derin devletin arayıp da bulamadığı “trajedik rejim pekişmesi”ne hizmet ederek bir çukuru doldurduğu ile kalır. ABD de Irak’ı bütünüyle İran’a bırakır. Geçinir giderler. Başka da bir cacık olmaz.Bu sefer yanılmayı çok isterim fakat. İran misalen Tel Aviv’i vurursa dualarımı da desteğimi de esirgemem. Ama nasıl derler: Ağustosta kar yağar mı?
Oyuncu değişikliği: Rusya çıkar, İngiltere girer...
Oyuncu değişikliği: Rusya çıkar, İngiltere girer...
Hem İran’ın hem ABD’nin aynı saatlerde Ankara’yı arayarak, ‘bizim tarafımızda ol, olmasan bile karşı tarafta olma’ demesi, Türkiye’nin krizden ‘faydalanması’ tartışmalarını getirdi...Hoş, ‘aman kıpırdamayalım’cılardan, Türkiye’nin bir kez daha yükselen jeopolitik değerine sahip çıkanlara geçmek güzel ama ‘nasıl bir fayda’ sorusuna yanıt veren de duymadık. Oysa var!Ankara’nın resmi duruşu kendini en yalın haliyle Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında gösterdi...Mealen; İran’a, “mezhep işiyle uğraşmaktan uzak dur artık”, ABD’ye de “aslında sorun buradaki varlığın” denildi. Adil. Ama tarafsız mı?..Herhangi bir ülke ile ABD arasındaki gerilimde tarafsız olmak -eşyanın tabiatı gereği- Washington’a yarayan bir durum.Peki, Türkiye’nin yaptığı bu mu?Ankara’nın kriz masasında duran sayfalardan biri, bu sıcak günler geçtikten sonra iki ülkenin yakınlaşabileceği ihtimalini sorguluyor. Olasılık, Süleymani’nin ölümünün Tahran iç dinamiklerinde yaratacağı etki ile ilgili. İç politik kanatlardan birinin önünün açıldığı hissediliyor...***Dışişleri Bakanı Zarif ve onu destekleyen siyasi liderliğin elini rahatlatan süreci önceki yazılarda ima etmiştik. Esad’ın İran ziyaretini görüntüleyen karelerde Süleymani’nin bulunuşu ama Zarif’in haberinin bile olmayışı, takiben istifa etmesi hafızalarda taze. Şimdi bu konjonktür İran seçimlerine (21 Şubat) oturuyor.Bunun nasıl “gelişebileceğine” ilişkin bir projeksiyonun ABD’nin planlarında bulunduğunu varsayabiliriz. Başkan Trump, olayın ardından İranlı liderleri açık açık teskin etmeye çalıştı. ‘Rejimi değiştirmek istemiyoruz’ dedi.Süleymani’nin cenaze törenine bakarsanız, İran tarihinde ancak Humeyni’nin cenazesinde bu kalabalığı görürsünüz! 15 Kasım’da parlayan protestoların geldiği ‘ayar’ budur...‘Bu konsolidasyonu kimin yönettiği’ni bilmeden vaziyet edilmez.ABD, Tahran’da hangi liderlerin kendisini duyduğunu da biliyor. Seçim var, konsolidasyon var, İran intikamda kıvamı kaçırırsa mevcut Tahran iktidarını vurma ihtimali var, artı, iktidara entegre ve dışarıyla uyumlu ekip var.Ankara bunu pas geçmez.***Mini muamma olarak; suikast zamanlamasında ABD-İran arasında yaşanan gizli mesajlaşmaları da tahmin edebiliyoruz. ABD, suikast sonrası için İran’a “kıvamı kaçırmayın” dedi, İran da, “kıvamı biz tuttururuz” yanıtını verdi.Nasıl yorumladıklarını ve sonuçlarını göreceğiz...***Uluslararası boyuta devam edelim...Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin hemen öncesinde ABD, İran’a destek vermeleri halinde stratejik kayıp yaratabilecek ülkeleri ‘tarafsızlaştırmaya’ soyundu.Bunlardan ilki Pakistan’dır. İslamabad’ı, Taliban ve Suud kartıyla İran’dan uzak tuttular. Türkiye’nin kendi/yerli politikası ise bu olayda zaten tarif ettiğimiz gibi.Ancak Irak ve Suriye var; Irak parlamentosunun, ABD güçlerinin ülkeden çekilmesine ilişkin kararının ülke idari sisteminde etkinliği ayrı konu ama ABD zaten çekilmeyecek, Bağdat’taki üssün bedelini istiyor. Ama üssün nasıl oraya geldiği yok ortada!Yine de Amerikancılıktan vazgeçmeyen akıllara ders olarak gösterebiliriz. İşte Amerikanız; demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk, Amerikan değerleri dediğiniz şeyin somut ifadesi; “çıkmıyoruz”!.. Neye dayanarak? Zorbalığa!İşin bu kısmı, bölgedeki ülkelerle değil, dünyanın çivisinin nereden çıktığı ile ilgili. İkinci kısım bizatihi Irak! Tekrarlayalım; Amerika Irak’ı yeniden işgal ediyor, bu sefer gücünün yetmeme ihtimali bulunuyor, buradan atılırsa Ortadoğu’dan atılmış sayılacak, ‘Ortadoğu’daki Amerikan hegemonyasının üzerine perde iniyor’ yazabiliriz! Ama tutunur ise Irak’ı parçalamadan, yeni bir enerji yolu kurmadan, başına da ‘nöbetçiler’ dikmeden çıkmaz...***Suikastın İran ve ABD Başkanlık seçimleriyle ilgisini kurup küresel aktüeli atlamak olmaz; saldırı, Çin-Rusya-İran deniz tatbikatının zamanlamasına denk düşer, üçlünün meydan okuduğu yer; Chabahar limanıdır! Tatbikatın karargâhıydı. İran-Pakistan (Gwadar)-Afganistan-Hindistan gambitlerinin hepsini oynar, finali de İpek Yolu’dur.Hasılı, Süleymani’yi konuşurken arkamızda asılı duran haritayı unutmayalım...***Süleymani neden öldürüldü?..Bu soru hâlâ ortada duruyor mu? Devasa çözümlemelere gerek yok. Ortadoğu’nun İran bazlı zemini temizleniyor. Irak’ta öldürülmesinin sebebi de o. Tahran’ın Bağdat’ta siyaseti etkileme kapasitesi artık bir hafta öncesi gibi değildir.ABD Irak’ta temel çizgileri yeniden çizdi ve Tahran’ın bu yeni normali sindirmesini bekliyor.Süleymani, Tahran’la tüm saha arasındaki şebekeyi sadece rütbesiyle değil, sevin-sevmeyin karizması, iç siyaseti etkileme kapasitesi, derin devlet bağı ile yapılandırdı. Suriye ve Irak’taki İran’ı inşa kodlarını, şebekenin şifrelerini biliyordu.Ölünce bu rabıta kopmadıysa da, İran’ın bölgedeki kollarını deri tutuyor...***İran’ın cevabı ne olacak?Misillemenin ayarları var. Ve bunun ince kurulması gerekiyor. ABD korkmuyor sanılmasın, korkuyor. Çünkü burada tartılacak olan, İran’ın on yıllar içinde tüm bölgeye ‘döşediği’ asimetrik gücünün ağırlığıdır...Cevabın tonu, İran ve Çin’in alacağı pozisyon ile de ilgilidir. Türkiye’nin Fransa-Almanya-Rusya ile birlikte yaptığı dörtlü zirvenin yeni formatı da öyle: Türkiye-Fransa-Almanya-İngiltere!..Bakalım ‘bugün’ Putin ne söyleyecek!
Libya çıkarması, Kasım Süleymani, ‘Şemsiye’ciler...
Libya çıkarması, Kasım Süleymani, ‘Şemsiye’ciler...
Bu sene kurduğumuz ‘ilk’ cümle şuydu; “2020’den itibaren Irak, kritik kriz noktalarından biri olarak hızla yükselecek”... ‘Hız’dan kastımız, 1 Ocak’ta yazdığımız bu kestirme 3 Ocak’ta ibra edilecek değildi ama.. Bu satırlar yazılırken geldiğimiz nokta; İran için tüm bölgedeki etkisinin sembol ismi Kasım Süleymani artık ölü, Iraklı Şii lider Sadr, ABD saldırısı sonrası Mehdi Ordusu’nun yeniden kurulması emrini verdi, ABD Irak’ta bulunan tüm vatandaşlarının ülkeyi derhal terk etmelerini istedi... Şöyle yükselmişti; Irak’taki İran uzantıları Kerkük’te Amerikan varlıklarını vurdu, ABD karşılığında beş ayrı noktaya saldırarak onları cezalandırdı, Bağdat Büyükelçiliği’ne yüzlerce kişi yürüdü ve 1979 hatıraları canlandırıldı. Şimdi de Süleymani... ***ABD büyükelçiliğinin duvarlarına yazılan, ‘Süleymani Liderimizdir’ yazısını okumamız gerekir; Tahran’dan üst üste yapılan intikam açıklamalarının, en azından bir kısmının ‘timsah gözyaşları’ olduğunu bilmeliyiz... Tıpkı Trump’ın operasyon emrini verirken yaklaşan seçimlere etkisini hesapladığı gibi... Esasen Kerkük ve ABD’nin yaptığı saldırı ile bir tür ödeşme yaşanmıştı. İki ülkenin açıklamaları sınırı aşmıyordu. Washington, “nefsi müdafaa” olarak tepkisini izah etmiş, İran da “misilleme” kelimesini kullanmamıştı. Sınırı geçen, elçiliğe saldırı oldu. Ama bu izahın sadece bir basamağı. İran Dışişleri Bakanı Zarif’in kısa süre sonra BM faaliyetleri için ABD’ye gitmesi, burada kapalı kapılar ardında görüşmeler yapması bekleniyordu... Süleymani’den sonra bu ziyaret gerçekleşir mi gerçekleşmez mi? Gerçekleşirse Tahran’ın ABD ile görüşmelerinde eli daha rahatlar mı?..ABD Dışişleri Bakanı Pompeo: «İran ile gerilimi azaltmaya hâlâ bağlıyız» sözünden ne anlarsınız?..Ya da Trump’ın; ‘İran hiçbir savaşı kazanamadı ama hiçbir müzakereyi de kaybetmedi’ davetinden? İŞİTECEK KULAĞI OLANLAR... TBMM’deki Libya tezkeresi görüşmeleri sırasında muhalif görüşlerin, bir “ulusal çıkar/ulusal güvenlik meselesi görmedikleri söylemi, nasıl yoldan çıkıldığı kadar ne kadar çıkıldığı hakkında da fikir veriyor... Libya ile yapılan mutabakata onay verenler, açık biçimde bu anlaşmanın olmaması halinde Türkiye’nin Mavi Vatan’ı kaybedeceğini kabullenmiş olurlar. Muhalefet de bu yönde oy kullandı.Yine aynı muhalefet, Libya’da şu an BM tarafından tanınan iktidarın kırılganlığının anlaşmanın geleceğini tehdit ettiğini de söyledi.Ama o iktidara destek verecek, anlaşmayı koruyacak askeri desteğe karşı çıktı!? Yani “ulusal çıkar ve ulusal güvenlik” meselesinin varlığını zımnen kabul ediyorlar ama onları koruyacak askerin önünü kesiyorlar. Üstelik, ‘lejyoner’ göndermesi yaparak... Bu ne anlama gelir?***Diğer taraftan, tezkerenin her açıdan muğlak olduğunu, bunu anlamadıklarını söylüyorlar... Ama ABD, Fransa, İtalya, Rusya, Yunanistan, İsrail, Rum Kesimi, Mısır, BAE, S. Arabistan hatta Çin anladı! Reaksiyonları tezkerenin ne anlama geldiğini çok iyi anladıklarını gösteriyor.Yani Libya’da taraf/oyuncu herkes anlıyor, muhalefet anlamıyor?! Anlayanlarla anlamayan arasında bir uyum mu var? ÇÖLDEKİ ŞEMSİYE... İki muhalif vurguya özellikle dikkat çekmek isterim... Birincisi, Türkiye’nin deniz aşırı bir harekâta girişirken ilk kez uluslararası bir şemsiyenin dışında kaldığını, oysa tezkere yerine Birleşmiş Milletler’e bir Barış Gücü kurulması teklifi götürülebileceğini, buna katkı vermeye Türkiye’nin hazır olduğunun da söylenebileceğini öneriyorlar. Hayatın gerçeklerinin bu kadar dışında, karşılanması günümüz uluslararası şartlarında ‘hiçlik’ mertebesinde öneri duyulmamıştır.Dış politikada ‘reelpolitik’e tapma derecesinde bağlı olanlar açısından bu öneri garip olduğu denli, Libya’yı da, anlaşmayı da, Türkiye’yi de Akdeniz’e yavaş yavaş gömmek anlamına geleceğini, BMGK’dan geçmesinin mucize olduğunu, aylar ve aylar süreceğini görmezden geliyorlar.Şemsiye arıyorlar çünkü Türkiye’yi, TSK’yı şekerden sanıyorlar. O yağmurda eriyecek tek şey, eski monşerlerin ropdöşambırlarıdır.Batı tipi şemsiye ihtiyacı ‘bağımsızlığı’ kavrayışlarıyla ilintilidir. Nihayet, “ambargo altında” bir ülkeye asker, yardım gönderilmesine itiraz da çocukça. Mısır, BAE, Rusya, İsrail, vb, nereye yardım ediyorlar. Bugünün dünyası uluslararası kurum, kuruluşları kuranların dahi menfaatleri söz konusu olduğunda değer tanımadığını gösteriyor. Türkiye’ye yüzü kızarmadan bunları hatırlatacak tek bir ülke dahi bulunmuyor. Günahsız tek ülke yok. ***Bu tezkere ve anlaşmalarla Türkiye Libya’da üs edinecek. Bu üs/üslerin “mülkiyet” gibi hayli ileri bir modelle kurulabileceği işareti de mevcut. Libya dosyası kalın olacak. Aylar hatta yıllar sürebilir. Berlin Konferansı da, P5 artı 5 ülke deniyor, elbette önemli ama bunu dahi “giriş» faslından sayabiliriz. Önceliği yüksek olan Erdoğan-Putin görüşmesidir. 8 Ocak’ta yapılacak görüşme akışı yönlendirecektir. Keza, tezkerede yer alan “ülkelere” ifadesi, Libya’dan başka ülkelerden de dar veya geniş anlamda destek alma, ileri giderek üslenme kapısını açık tutuyor.
* Kasım Süleymani... Efsane mi, katil mi? * ABD İran’ın beynini vurdu. Tahran’ın misillemesi ne olur? * İran değil, vekilleri cevap verir. ABD değil S. Arabistan vurulur. * Bir “Husi füzesi” Suudi petrol tesisine ya da Dubai’ye düşer. * Türkiye Libya’da elini çabuk tutmalı
* Kasım Süleymani... Efsane mi, katil mi? * ABD İran’ın beynini vurdu. Tahran’ın misillemesi ne olur? * İran değil, vekilleri cevap verir. ABD değil S. Arabistan vurulur. * Bir “Husi füzesi” Suudi petrol tesisine ya da Dubai’ye düşer. * Türkiye Libya’da elini çabuk tutmalı
Fars/İran emperyal gücünün sembol isimlerinden biriydi. İran’ın derin yapısına mensup bölge geneline yayılan sinir ağlarının kesişme noktasıydı. Devrim Muhafızları, Hizbullah, Haşd-i Şabi ve diğer örgüt ve yapılanmalarının beyniydi.Direkt dini Lider Hamaney’e bağlı; Afganistan, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen’e kadar örtülü operasyonların, gayri resmi savaşların müdahalelerin kurmay ismiydi. Acımasız bir adamdı. Gittiği, uğradığı, geçtiği her yerde kan ve acı bırakan bir adamdı.İSLÂM İÇ SAVAŞI YAPIYOR, TERÖRÜN HER FORMATINI ACIMASIZCA UYGULUYORDUMezhep eksenli “İslâm iç savaşı” planlarının, Fars-Arap savaşlarının önde gelen uygulama adamıydı. İran adına direniş dese de, ”terör”ün bütün formatlarını kullanan, Şii dünyasının efsaneleştirdiği bir isimdi.ABD tarafından dün Bağdat Havaalan’nda öldürüldü. Onunla birlikte Hizbullah ve Haşd-i Şabi yöneticileri de öldürüldü. Saldırı emri doğrudan ABD Başkanı Trump tarafından verilmişti. Trump, saldırıdan önce İran’ı hedef almış, “Bu bir uyarı değil, tehdit” demişti.IRAK’TA ABD-İRAN, ARAP-İRAN ÇEKİŞMESİ VAHİM BİR HAL ALABİLİRBir süredir Irak’ta yükselen tansiyon, Suriye ve Irak savaşlarında İran’ın en önemli adamının öldürülmesiyle başka bir merhaleye giriyordu. Süleymani, Bağdat’taki Yeşil Bölge’nin komutasına kendi adamını atamış, o da Haşd-i Şabi milislerine Yeşil Bölge’nin kapısını açmış, onlar da ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ni işgal etmişti.Irak’ta haftalardır İran karşıtı gösteriler yapanlar saldırıyı sevinçle karşıladı. Irak merkezli ABD-İran, Arap-İran çekişmesinin çok daha vahim sonuçlara yol açacağı artık aşikâr.İran ve bağlı çevreleri için hem büyük bir öfke hem de yas var. Hizbullah, savaşın artık her yerde olduğunu ilân ederken Tahran ve çevresinden intikam sloganları yükseliyor.ABD’NİN ÖLDÜRMÜŞ OLMASI ONU MASUMLAŞTIRIR MI? HALEP’TEN VERDİĞİ O FOTOĞRAF UNUTULUR MU?O, Şii dünyasına göre kahraman, efsane, ama Müslüman dünyanın ezici çoğunluğuna göre savaş suçlusu bir katildi!Kasım Süleymani’yi ABD’nin öldürmüş olması, coğrafyamızı kan gölüne çeviren ABD ve İsrail tarafından ortadan kaldırılmış olması onu masumlaştırmayacak. Yüz milyonlarca Müslüman için bu mümkün değil.Suriye’de akıl almaz insan hakları ihlallerine, savaş suçlarına imza attı. Kitlesel kıyımlara imza attı. Özellikle Halep katliamlarının unutulması mümkün değil.O günlerde Halep’ten bir fotoğraf vermişti. Muzaffer bir komutan gibi mağrur duruyordu. Ama aslında mazlum Halep halkının cesetleri üzerinde yürüyordu. SURİYE’DE TÜRKİYE’YE KARŞI DA SAVAŞIYORDU..O gün; “Kasım Süleymani bir savaş suçlusudur. Savaş suçlarından sorumlu tutulmalı” diye yazmıştım. Süleymani ve cinayet timleri, Suriye üzerinden açıktan Türkiye ile savaşıyor, Fars emperyalizmi bütün bölgeyi yakıp yıkıyordu.Süleymani de, bulunduğu, etki altında tuttuğu bütün ülke ve bölgelerde ABD ile değil doğrudan Müslümanlarla savaşıyor, bütün gücünü onlara karşı kullanıyor, saldırılarında hiçbir kutsala yer vermiyor, sınır tanımıyordu.İRAN’IN ABD VE İSRAİL’İN İŞGALLERİNE İHTİYACI VARSüleymani’nin tutumu İran’ın resmi, ideolojik tutumuydu.İran; ABD ve İsrail’le savaşıyor görünüp, onların bölgemizdeki işgallerinin arkasına saklanıp sahaya hâkim olan bir devlettir.İran nüfuzunun bu kadar yayılmasının nedeni ABD işgalleridir. O işgaller olmasaydı İran bugün Irak’ta, Suriye ve Yemen’de bu kadar güçlü olamayacaktı.Bu yüzden İran’ın ABD işgallerine, İsrail düşmanlığına azami ihtiyacı vardır. Onun için ABD ve İsrail karşıtlığı bir örtüdür, perdelemedir. Tamamen mezhep eksenli, Sünni ülkelerden öç almaya ayarlıdır.MUHAMMED BİN ZAİD, MUHAMMED BİN SELMAN VE KASIM SÜLEYMANİ: ARAP-FARS SAVAŞININ ÖNCÜ İSİMLERİ BUNLARSüleymani de görünürde ABD ve İsrail’e savaşıyordu. Ama gerçekte Müslümanlarla savaşıyordu. Tam bir mezhepçiydi.Lübnan, Suriye ve Yemen’den S. Arabistan’ı vurmanın hayallerini kuruyordu. Ana hedefleri Mekke ve Medine idi. ABD ve İsrail tarafından kurgulanan Müslüman iç savaşı işte böyle sahneleniyordu. Savaşın bir tarafı İran, diğer tarafı S. Arabistan’dı ve her iki ülke de bu rolü sahiplenmişti.BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zaid ve Suudi Veliaht Muhammed bin Selman bu iç savaşın Suudi cephesine, Kasım Süleymani de İran/Şii cephesine öncülük ediyordu.TANRI’YI KIYAMETE ZORLAMAK. ABD, İSRAİL VE İRAN AŞIRI SAĞI AYNI YERDE DURUYOR..Görünüşte Şii-Sünni savaşı, mezhep savaşı gibi kurgulanan Müslüman iç savaşı, derinde aslında Arap-Fars savaşı olarak planlanmıştı. 1991Körfez Savaşı’ndan bu yana bölgemizdeki bütün savaşlar Arap-Fars savaşı olarak planlandı ve hep Arap topraklarında yaşandı.Süleymani’nin öldürülmesiyle tartıştığımız yeni durum da, bu savaşı ülkelerin sınırlarından çıkarıp bölgeselleştirmeye dönmesidir.ABD’li neoconların, İsrail aşırı sağının pompaladığı, “Tanrı’yı kıyamete zorlayarak” Armageddon savaşını erkene alma düşüncesi, Müslümanların kendi içinde kıyamet savaşına dönüştürülüyordu. Çok kirli, kanlı bir senaryo hazırlanıyordu ve bizler hâlâ buna, bugün bile uyanabilmiş değiliz. Kasım Süleymani, bu düşüncenin sahadaki adamlarından biriydi.PEKİ İRAN NASIL BİR MİSİLLEME YAPACAK?Peki, bundan sonra ne olacak? ABD-İran savaşı mı çıkacak? İsrail-İran savaşı mı çıkacak? İran’ın bu suikasta cevabı nasıl ve nerede olacak?İran hiçbir zaman ABD ve İsrail’le savaşmaz. Kriz, karşılıklı tehditlerin ötesine gitmez. ABD ve İsrail, Irak ve Suriye’de İran hedeflerini vururken bile Tahran’ın bir cevabı olmadı. Trump’ın dünkü “İran hiçbir savaşı kazanamadı, hiçbir müzakereyi kaybetmedi” mesajı artık müzakere döneminin kapandığına işaret ediyor olabilir mi?Benim ihtimallerim şöyle:IRAK’TA BÜYÜK BELİRSİZLİK BAŞLAR. İRAN DEĞİL VEKİLLERİ CEVAP VERİR. ABD’Yİ DEĞİL S. ARABİSTAN’I VURUR1. Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin misillemesi Irak’ta olacak. ABD ve İran Irak içinde güç savaşını artıracak. Bu da aslında İran-Suudi Arabistan arasında olacak.2. Haftalardır Irak’ta devam eden İran-Suud güç mücadelesi şiddetlenecek. Irak’ı çok büyük bir belirsizlik bekliyor.3. İran, doğrudan savaşmaz. Dolaylı yollardan, vekâlet savaşı ile cevap verir. Yine dolaylı yollardan, örgütler üzerinden ABD ve İsrail’i değil, S. Arabistan, BAE gibi Körfez ülkelerini vurabilir.BİR “HUSİ FÜZESİ” SUUDİ TESİSİNE, DUBAİ’YE DÜŞER4. Bir “Husi füzesi” Suudi petrol tesislerine, bu ülkedeki ABD askeri varlığına, ya da Dubai’ye düşebilir. İran bu gücünü Afganistan’dan Lübnan’a karşı her yerde kullanır.5. Savaş ve hesaplaşma Irak sınırlarını aşıp Körfez’de yoğunlaşır. Bu da İran-Suud çatışması demektir. Basra Körfezi’nde tehlike büyüyor demektir.TÜRKİYE LİBYA’DA ELİNİ ÇABUK TUTMALI..6. Türkiye, Tezkere kararı sonrası Libya’ya yönelmişken Körfez’de neler oluyor? Libya savaşının Türkiye karşıtı aktörleri S. Arabistan, BAE ve Mısır dikkatlerini İran’a ve Körfez’e yöneltecekler. Hafter için kâbus gibi. Türkiye Libya için elini çabuk tutmalı.7. 2020 çok fırtınalı başladı. Libya’da beklerken Basra Körfezi patladı. Her şey çok hızlı olacak demektir. İran’ın elbette bir misillemesi olacak. Yeni bir Fars-Arap savaşı bir ülke ile sınırlı kalmayacaktır.
Felluce çıkmazı
Dünya
Felluce çıkmazı
Irak’ta IŞİD’in elindeki Felluce’ye yönelik operasyonlar kapsamında kentin güney sınırında yer alan Fırat Nehri’ne ulaşıldığı bildirilirdi. 50 bin sivilin yaşadığı kentten sadece 100 ailenin kaçabildiği ve bu kişilerin Felluce’deki zor şartları andıran çadır kamplara yerleştirildiği belirtiliyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.