İran: İngiliz güvenlik şirketi Süleymani suikastinde ABD'ye istihbarat sağladı
Dünya
İran: İngiliz güvenlik şirketi Süleymani suikastinde ABD'ye istihbarat sağladı
Tahran Başsavcısı Ali Elkasimihr, Bağdat Havalimanı'nın uçuş güvenliğinden sorumlu İngiliz güvenlik şirketi "G4S"nin Süleymani suikastinde büyük rolü olduğunu öne sürdü. Elkasimihr, "Bu şirketin unsurları, komutan Süleymani ve arkadaşları havalimanına giriş yaptığı an bu istihbaratı teröristlere (ABD güçleri) iletmiştir." dedi.
AA
İsrailli eski istihbarat şefi: Mossad Süleymani suikastinde rol aldı
Dünya
İsrailli eski istihbarat şefi: Mossad Süleymani suikastinde rol aldı
Eski İsrail Askeri İstihbaratı'nın Şefi Tamir Hayman, ABD'nin İran'ın Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürdüğü saldırıda "İsrail'in de rol aldığını" iddia etti.
AA
Kasım Süleymani'nin vurulma anına dair görüntüler yayınlandı
Dünya
Kasım Süleymani'nin vurulma anına dair görüntüler yayınlandı
İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, ABD'nin Bağdat'ta düzenlediği hava saldırısıyla öldürülmüştü. Irak'ta yayın yapan Ahad TV, havaalanı yakınlarındaki bir güvenlik kamerasından alındığı belirtilen Süleymani'nin vurulma anına dair görüntüleri yayınladı.
DHA
ABD Irak’tan çekilecek mi?
ABD Irak’tan çekilecek mi?
Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi, ABD tarafından öldürülen İran’lı general Kasım Süleymani’nin kendisinin davetiyle Bağdat’ta olduğunu söylemiş. Abdülmehdi o gün Süleymani ile bir toplantı yapmayı plânladıklarını da belirtmiş. Yani, Süleymani resmî olarak davet edildiği ülkede, yine bu ülkede askerî üsleri olan yabancı bir devlet tarafından öldürüldü. Bu durumun göze ne kadar tuhaf göründüğünü söylemeye bile gerek yok. General Süleymani’nin Irak’taki Amerikan askerî varlığının ülke dışına çıkarılması için bir süredir girişimlerde bulunduğu biliniyordu. Bu girişimlerin olumlu sonuçlandığı söyleniyordu. ABD ise Irak Hükümeti üzerinde baskı uygulayarak bu girişimleri sabote etmeye çalışıyordu. Ancak “Irak Meclisi”nde yapılan oturumda ABD güçlerinin ülkeden çıkarılmasını isteyen yasa tasarısı oy çokluğuyla kabul edildi. Bu kararın uygulanmasından Irak Hükümeti yetkili olacak. Irak Hükümeti’nin bu kararı uygulamaya muktedir olup olmadığını ise izleyip göreceğiz.ABD güçlerinin Irak’tan çıkarılması İran için stratejik nitelikte bir hedefti. Kasım Süleymani bu stratejik hedefe ulaşmak için “Irak Meclisi”ndeki Şii vekillerle çok yakın temas halindeydi. Dolayısıyla Irak’ta ABD ile doğrudan çatışmak İran’ın sözkonusu stratejik hedefiyle çelişiyor.ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının devam etmesiyse büyük ölçüde Irak’taki ABD üslerine bağlı. Keza ABD “YPG-PKK” terör unsurlarına binlerce tır dolusu silah ve cephaneyi de Irak üzerinden sevketti. İran da Irak üzerinden Suriye ve Lübnan’a karasal erişim sağlıyor. Bu yüzden ABD, İsrail ve Suudiler için Irak’taki Amerikan askeri varlığı hayatî değer taşıyor. ABD General Süleymani’yi ortadan kaldırarak Irak Meclisi’ne mesaj göndermiş olabilir ama öyle anlaşılıyor ki Amerikan askerlerinin yerlerinde kalmaları bu aşamadan sonra çok daha zor.ABD 2003’te Irak’ı işgal ederek pandoranın kapağını araladı ve kendi açtığı sarmala dolandı. ABD, “Saddam Rejimi”ni devirdi, ancak etnik ve kültürel kodlarıyla oynayarak Irak’ı bozdu. Bozmaya muktedir olan ABD, yapmayı beceremedi. 17 yıldır Irak’ta asker bulunduran ABD yeni bir nizâm tesis edemedi. Saddam mağduru Iraklılar Amerikan askerlerini ‘kurtarıcı’ olarak karşılamıştılar. Aynı Iraklılar şimdi ABD askerlerinin ülkelerinden gitmelerini istiyorlar.Irak Meclisi’nin aldığı karara uymayacaklarını duyuran Trump ise Irak’ta inşa edilen üslere harcanan paranın ödenmemesi halinde ayrılmayacaklarını söyledi. Irak’a tehditler yağdıran Trump, “Ülkeden çıkmamızı isterlerse ve bunu dostça yapmazlarsa onlara daha önce hiç görmedikleri yaptırımlar uygularız. İran yaptırımları bunların yanında hafif kalır” diyor.Trump, Irak, Afganistan ve Suriye’deki ABD askerlerinin evlerine dönmeleri gerektiğini öteden beri dillendiriyordu. Trump, “Neocon-İsrail” ortak yapımı bir kumpasın içine sürüklenmiş olmalı ki “Süleymani Suikasti” ile adeta yeni bir savaşın tetiğini çekti.“Önce Amerika” sloganına sarılan Cumhuriyetçi seçmenler vergi mükelleflerine pahalıya patlayan “aptalca savaşlar”a bulaşmadığı için Trump’la övünüyorlardı. 2003’te Irak’ın işgal edilmesini “Amerikan tarihinin en büyük hatası” olarak gördüğünü söyleyen Trump, “bizi yalanlarla savaşa soktu” dediği George W. Bush’u Başkanlıktan azletmeye yeltenmedikleri için “Demokratlar”a sitem etmişti. Trump başkan seçildikten sonra da Bush’u eleştirmiş idi.Kaderin garip cilvesi olsa gerek, “Cumhuriyetçi Parti”den ABD Başkanı seçilen Donald Trump Demokratlar tarafından azîl girişimine maruz kaldı. Demokratlar Trump’ı ayrıca Kongre’nin savaş ilân etme yetkisini görmezlikten gelerek İran ile yeni bir savaş başlatmakla itham ediyorlar. Trump’ın “Neoconlar”dan hazzetmediği biliniyordu ama gelinen noktada tam da onların istediği yerde duruyor. 2003’te Bush’u Irak’a yönlendiren “Neoconlar” şimdi de İran ile savaş başlatması için Trump’ı lanet bir oyunun içine doğru sürüklemiş görünüyorlar.
* Trump, İran’ın gururunu kırdı, haysiyetiyle oynadı. * Suikast sonrası ABD ne yapacak, İran ne yapacak? * Kıyamet senaryosu mu? ‘Kültürel hedef’, ‘İran nükleer silah sahibi olamayacak’ ne demek? * Vekâlet savaşlarının en kötü örnekleri yaşanır, büyük kriz Körfez’de patlar..
* Trump, İran’ın gururunu kırdı, haysiyetiyle oynadı. * Suikast sonrası ABD ne yapacak, İran ne yapacak? * Kıyamet senaryosu mu? ‘Kültürel hedef’, ‘İran nükleer silah sahibi olamayacak’ ne demek? * Vekâlet savaşlarının en kötü örnekleri yaşanır, büyük kriz Körfez’de patlar..
Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, 1979 İran Devrimi ve Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin işgalinden bu yana iki ülke arasındaki en büyük kriz.Bugüne kadar tanık olduğumuz ABD-İran restleşmelerinin çok ötesinde bir durum var ve bir adım sonrasını tahmin etmek çok güç.İki ülke, bugüne kadarki “kontrollü kriz”de mi devam edecek yoksa yeni biroyun kurulup toptan imhaya dönük bir süreç mi gelişecek, çok yakında işaretlerini göreceğiz.TEHDİTLERİN BÜYÜKLÜĞÜ SADECE GERÇEĞİ GİZLEDİZira İran-ABD ve İran-İsrail restleşmesi sözlerin, konuşmaların, tehditlerin büyüklüğü ile orantılı olmadı hiç. “İsrail’i haritadan silme” sözleri hiçbir zaman yerini bulmadı.ABD’yi vurma sözleri hiçbir zaman yerini bulmadı. ABD’nin İran’da rejim değişikliği, açık savaş tehditleri hiçbir zaman yerini bulmadı. İsrail’in “en büyük düşman İran” yaygaraları hiçbir zaman hedefini bulmadı.ABD: İRAN’I HEDEF ALIP ÜLKELERİ İŞGAL ETTİ. İRAN: ABD’Yİ HEDEF ALIP İŞGALDEN YARARLANDI.ABD, İran’ı hedef gösterip ülkeleri işgal etti, Müslüman ülkeleri, Arap topraklarını mahvetti. Yüz binlerce insan öldü, şehirler harabeye döndü. Uygulamada esas düşman mazlum ülkeler ve siviller oldu. İsrail, İran’ı hedef gösterip Filistin’i vurdu, Lübnan’ı vurdu, Suriye’yi vurdu.İran ise, “ABD ile savaşıyoruz” dedi, işgallerden en büyük payı alan ülke oldu. ABD işgalleri sayesinde Irak’a hâkim oldu, bölgedeki etkinliğini olağanüstü artırdı. ABD’yi hedef gösterip mezhep savaşlarını yaydı, binlerce insanı sadece “mezhep kimliği” yüzünden kıyımlara uğrattı.İran Devrimi’nden bu yana “Büyük Şeytan Amerika ile savaş” İran’ın en büyük propaganda aracı oldu. Ama geride Müslüman dünyanın ikiye ayrılması, mezhep savaşları, Fars emperyalizmini bıraktı.ABD İLE SAVAŞIYOR GÖRÜNÜP MÜSLÜMANLARLA SAVAŞMAK..İran’a karşı elbette ABD’nin ya da İsrail’in yanında durmayacağız. Bölgedeki herhangi bir ülke ve insan için bu kabul edilebilir bir şey değildir.Temel prensibimiz; ABD veya herhangi bir bölge dışı gücün, coğrafyamıza dönük her saldırısına, saldırı girişimine karşı çıkmaktır. Bu ilkesel bir duruştur.“Ancak” ABD işgallerinin gölgesine sığınıp bir başka savaşı yürütmek, bunu yaparken de “ABD ile savaşıyor” gibi görünmek, ortamdan yararlanıp mezhep savaşı ya da Fars milliyetçiliği yürütmek, bunu yaparken hiçbir ölçü tanımamak, “düşman” gördüğü Müslümanları kıyımdan geçirmek, hazmedebileceğimiz bir şey değil.KİMSE GÜNAHLARINI BAŞKASININ ELİNDEKİ KANLA TEMİZLEMEMELİ.Kimse kendi günahlarını başkalarının suçlarıyla örtmemeli. Kimse kendi suçlarını başkalarının elindeki kanla temizlememeli. Kimse bütün bölgeye, “emperyalizmle savaşıyorum” diyerek, emperyalizmle dolaylı çıkar ilişkisine girmemeli.İran Batı ile savaşıyor görünüp, S. Arabistan ve BAE de Batı ile ortak görünüp coğrafyayı mahvettiler. Bu iki cephe arasındaki kavga, ABD işgalleri kadar yıkıma yol açtı.Adına ister Arap-Fars savaşı, isterseniz mezhep savaşı deyin, bu çatışma bölgemize yönelik bütün işgallerin gerekçesi oldu. Çünkü, ABD’nin işgallerinin de, İsrail’in ölçüsüzlüklerinin de böyle bir kavgaya, bölge içi çatışmaya ihtiyacı vardı.BASRA KÖRFEZİ, KIZILDENİZ, DOĞU AKDENİZ: BÖLGE İÇİN ÇATIŞMANIN EN KÖTÜ ÖRNEĞİ GELİR “Ya İran ya Suud” demeyi bırakmadıkça, hiç kimse bu savaşın mahiyetini, ölçeğini, hedefini tam olarak algılama şansına sahip olamayacak.İşin vahimi; coğrafya içi çatışmanın en kötü örnekleri henüz ortaya çıkmadı. Bugüne kadar ülkelerle sınırlıydı, bundan sonra bölgeselleştiğini görebiliriz.Bu kamplaşma, cepheleşme durdurulamazsa, Libya’dan Pakistan’a kadar bütün bölge sarsılır. Özellikle Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz arasında taş üstünde taş kalmayabilir.Kurgulanan, büyük savaş dedikleri hesap bu. İşte bu, bir imha harekâtıdır ve Batı aklının planladığı bir şeydir. İran da, S. Arabistan ve Körfez ülkeleri de bu büyük kurguya göre pozisyon almaktadır.“GÜN GELİR BU BÖLGEDE İRAN’IN GÖZYAŞLARINI SİLECEK KİMSE KALMAZ” Kasım Süleymani de bu tür bir savaşın öncülerindendi. ABD ile dirsek teması ile iş yürütüyor, ABD düşmanlığı perdelemesi altında Halep’te, Irak’ta, Yemen’de, Lübnan’da ve başka yerlerde örtülü savaşlar, mezhep savaşı yönetiyordu. Sonra ABD tarafından öldürüldü. Buradan bakınca, havada uçuşan ABD-İran tehditlerini başka bir boyutta ele almak zorunluluğu vardır.Süleymani yönetimindeki bağlı güçler Halep’te katliam yaparken o kadar canımız acıdı ki, o gün; “Gün gelir bu bölgede İran’ın gözyaşlarını silecek kimse kalmaz” diye yazmıştım. Dün Tahran’daki cenaze töreninde, Hamaney dahil, ağlayanları görünce birden aklıma geldi. Bunları yaşamalı mıydık!İRAN NE YAPAR, ABD NE YAPAR?İMHA PLANI MI?Bu temel noktayı belirledikten sonra sıcak konuya gelelim:İran’ın, bağlı örgütlerin, İran adına vekâlet savaşı yürüten grupların açıklamaları, misillemenin belli bölge ve ülkelerle sınırlı kalmayacağı yönünde. Bu da, çatışmanın bütün ülkelere yayılacağı anlamına geliyor. Evet, İran’ın buna gücü var. Ancak işin bu boyuta gelmesinin İran’a ödeteceği fatura bugünkünden çok daha ağır olabilir.Trump’ın ve ABD yönetiminin açıklamaları ise, “karar vericiler”in ve “kültürel hedefler dâhil” (burada sanırım Şiiler için kutsal mekânlar kastediliyor) çok geniş bir hedefler listesi vermektedir.Bu da, coğrafyamız için toptan imha planlarının artık gizlenmeyeceğine işaret ediyor. Dini ve mezhebi simgelerin hedef alınması işi bir medeniyet, kimlik hesaplaşmasına dönüştürür ve bunun asla sonu gelmez.ABD İRAN’IN NÜKLEER TESİSLERİNİ Mİ VURACAK?ABD Başkanı’nın dün twitterden yayınladığı “İran asla nükleer silah sahibi olamayacak” mesajı ise çok daha vahim. Trump blöf yapmıyorsa, İran ilk kez açık hedef olacak demektir.ABD-İran kontrollü gerginlik politikalarında sona gelindi. ABD yerleşik sisteminin politikaları Tump’ın “çılgınlığı” ile sonlandırıldı. Bu, İran’ı da kontrollü gerginlik politikasından çıkaracak, çıkmaya zorlayacak demektir. Kıyamet senaryosu budur!ABD İRAN’IN HAYSİYETİ İLE OYNADI, GURURUNU KIRDITrump, Kasım Süleymani’yi öldürerek saldırı ile İran’ın gururunu kırdı, bir nevi haysiyeti ile oynadı. Çünkü o, İran Devrim Muhafızları Komutanı, Tahran’ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan’daki emperyal hesaplarının sembol ismi, muhtemelen de geleceğin Cumhurbaşkanı’ydı.Böyle bir isme suikast yapılacağı İran’ın aklına bilegelmemiştir. Çünkü o, Irak’ın, Suriye’nin, Lübnan’ın, Yemen’in “sahibi” gibi hareket ediyor, ABD’nin “sınırları”nı biliyor, bir tür güç zehirlenmesi yaşıyordu.VEKÂLET SAVAŞLARININ EN ACIMASIZ HALİ YAŞANIR. BASRA KÖRFEZİ PATLAR..Bundan sonra ne olur?ABD-İsrail ile İran arasında açık savaş başlar mı, ona bakacağız. Ama öncelikle dolaylı, vekâlet savaşları en acımasız halini alacaktır. İran’a doğrudan saldırı olmadığı müddetçe açık savaş olmayacaktır.Hesaplaşma Irak, Suriye, Yemen, Lübnan ve Basra Körfezi’nde olacaktır. Irak işgalinden, Suriye savaşından çok daha büyük ölçekli İran-Suud hesaplaşmasına tanık olabiliriz.BAE ve Suudi yönetiminin, körfez ülkeleri ve Mısır’la birlikte İran’ı dengeleme çabaları sıcak çatışmaya döndürülebilir. Her ne olursa olsun, savaş yeniden Irak ve Basra Körfezi’nde patlayacaktır. Böyle bir durumda ilk ezilen Körfez ülkeleri olacaktır.KIYAMET SENARYOSU ÖNLENMELİMezhep savaşları üzerinden pazarlanacak böyle bir kapışmaya bütün bölge karşı durmalı. Aksi takdirde hiçbir ülke bunun dışında kalamayacaktır.ABD’nin, İsrail’in ya da herhangi bir bölge dışı ülkenin, Batı ülkesinin ya da koalisyonunun, coğrafyamızda herhangi bir ülkeye saldırmasına tabii ki karşı çıkacağız.Hangi ülke olursa olsun. Ama bu, bölge içi çatışmalarda “kör bir taraf” olacağımız, Batı’nın kurguladığı bu savaşı görmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.Şu an acil olan, tansiyonu düşürmek ve yönetilebilir alana çekmektir. Aksi, bütün bölge için gerçekten kıyamet senaryosudur.
Kasım Süleymani’nin PKK ajandasında neler vardı?
Kasım Süleymani’nin PKK ajandasında neler vardı?
2015 Eylül ayında o dönemin üst düzey bir hükümet yetkilisiyle sohbet ederken konu İran bahsine geldiğinde, kendisi şöyle bir ifade kullanmıştı:“İran, bizim çözüm sürecinden inanılmaz derecede rahatsız oldu. ‘Kürt kartını’ Türkiye’nin ele geçirmesinden korktular. O yüzden de o dönemi sabote etmek için ellerinden geleni yaptılar.” İran’ın en güçlü komutanı olarak tarif edilen, aynı zamanda istihbaratçı yönüyle de bilinen Kasım Süleymani’nin her konuda atak bir tutum sergilerken PKK meselesine bîgâne kalmış olacağını düşünmek abesle iştigal olsa gerek.Türkiye, PKK’ya dönük aktif mücadele stratejisini geçmişten günümüze Suriye ve Irak topraklarında uygulamaya devam ediyor.Ancak İran mevzu bahis olduğunda sınırın öbür tarafının, Kandil dâhil olmak üzere ‘kapsam dışında’ kaldığı da bir gerçek.Bir başka gerçek, PKK’nın özellikle üst düzey lider kadrosunun sınırın İran tarafını Irak ve Suriye’ye göre çok daha güvenli bir liman olarak görüyor olmaları.KASIM SÜLEYMANİ/CEMİL BAYIK GÖRÜŞMELERİNE DAİR ÇIKAN HABERLERKısa bir arşiv taraması yapınca, İran’ın PKK’nın Türkiye kolu ile el altından temas kurduğuna dair bir takım haberlerle karşılaşabiliyorsunuz.Örneğin, geçmişte Musul’u DEAŞ’tan kurtarmak için yapılacak operasyon dönemine ait küçük bir gazete kupüründe geçen şöyle bir haber:“İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Süleymaniye kentinde KCK Eş Başkanı Cemil Bayık ile görüşerek, PKK güçlerinin Musul Operasyonu’na katılmasını istediği öne sürüldü.”Cemil Bayık’ın PKK içinde İran’a yakınlığını bilmeyen yok.Hatta böyle bir cümleyi ‘İran’ın adamı’ diye kuranlarla daha fazla karşılaşırsınız.Musul Operasyonu öncesi sağlanan bu irtibatın, öncesinde, örneğin çözüm süreci dönemlerinde, tabii ki ondan önce de devam etmediğinin bir garantisi yok.Herhangi bir bilgi sahibi olmadan mantık yürüterek ilerlemeniz halinde bile, aklınız sizi, İran’ın PKK kartını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyeceği fikrini götürür.Reel politik açısından baktığınızda, işbirliği alanlarını parantez içinde tutmak kaydıyla, iki ülkenin bölgesel güç dengelerini kendi lehlerinde tutma çabaları ve bunun ürettiği rekabet alanı inkâr edilebilecek bir şey değil.Böyle bir rekabette ‘PKK kartının’ elden ele dolaşıp kimin avucunda kaldığı/kalacağı sorusu büyük bir soru olarak karşınıza çıkar.ARŞİVDEN ÇIKAN TUHAF BİR MURAT KARAYILAN HABERİArşiv taraması yaparken 2011 yılına ait Anadolu Ajansı çıkışlı tuhaf bir haberle de karşılaştım.Haberin konusu Murat Karayılan…Anadolu Ajansı’nın haberinin kaynağı ise Fars Haber Ajansı gözüküyor.Araya girmeden o haberin detaylarını aktarayım:“İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi, Fars Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Karayılan’ın, İran tarafından yakalandığını doğruladı.Konuya ilişkin haberleri değerlendiren Burucerdi, “Bu haberler doğrudur, İran istihbarat birimleri PKK’nın iki numaralı ismini tutuklamıştır” ifadesini kullandı.Burucerdi, “İstihbarat güçlerimiz, Karayılan’ı yakalayarak önemli bir iş başarmışlardır” diye konuştu.”Aradan 9 yıl geçtikten sonra, Murat Karayılan’ın serbest şekilde dolaşmaya devam eden bir PKK ileri geleni olduğunu düşündüğünüzde, zihninizi bir sürü yeni soruyla meşgul halde bulabilirsiniz.Acaba işin özünde başka bir şey yaptığı halde, bir kamuflajla yaptığı işin başka türlü bilinmesini isteyen bir ‘kurnazlık’ olabilir miydi?Her durumda bu türden haberler, İran’ın PKK ile yakından ilgilendiğini, Ortadoğu’da nereden bir toz kalksa ayak izine rastlanan Kasım Süleymani’nin böyle bir konu ile yakın mesai harcadığını düşünmemek için bir gerekçemiz bulunmuyor.İRAN İLE PKK ARASINDA KARŞILIKLI ‘SALDIRMAZLIK’ ANLAŞMASI VARBugünkü mevcut şartlar üzerinden biraz kafa yorduğunuz takdirde de, zihni melekeleriniz sizi aynı soruları sormaya yöneltecektir.Birkaç gündür yaptığım ‘sözlü araştırmalar’ şu iki önemli bilgiyi önümüze koydu:- İran ile PKK arasında karşılıklı saldırmama anlaşması var. Yani PKK İran’a saldırmıyor, İran da PKK’ya. - Ama bu durum ABD ile İran arasındaki gelişmelerin seyrine göre değişime uğrayabilir.Son bir iki soru daha…Kasım Süleymani’nin ABD Başkanı Trump’ın verdiği emirle öldürülmesi acaba Kandil’de nasıl karşılanmıştır?PKK’nın yönetici kadrosu birkaç gündür acaba ne düşünüyordur?Bilenler vardır ama ben bilmiyorum.Şu kısmıyla ilgili net bir tahmin yapabilirim yalnız.Amerika’nın bu eylemle ne yapmak istediği, bu gelişmenin başka ne tür çıktılarının olacağı, kendi pozisyonlarının ne olacağı konularında herkes kadar onlar da ciddi ciddi kafa yoruyorlardır.
Süleymani, kurban mıydı?
Süleymani, kurban mıydı?
İran’da devrim olunca, istisnasız bütün İslâm dünyasında sevinçle, coşkuyla karşılandı. Sünnî dünyanın en önemli kalesi Türkiye’de İran devriminden belli bir süre aslâ şüphelenilmedi; hep “Müslümanların yüzakı” bir adım olarak değerlendirildi.İran’ın Saddam Irakı’yla kapıştırılması meselesinde de, hem Türkiye’de hem de İslâm dünyasında İran İslâm devriminin çökertilmeye çalışıldığı düşünülerek İran’dan yana tavır takınıldı genellikle.Ancak ne zamanki İran’a gidip gelmeler başladı, İran devrimi hakkında şüpheler belirmeye, İran’a daha mesafeli yaklaşmaya başladı insanlar.FARS HEGEMONYASI HAYALLERİ...Fakat benim için kırılma noktası, Selman Rüşdi’ye “ölüm fetvası” verilmesi oldu. İran, bütün İslâm dünyasının sözcüsü, hilâfet merkeziymiş gibi konuşuyor ve hareket ediyordu!Geldiğimiz noktada İran, bütün Arabistan yarımadasına yerleşmeye başlayınca, İkbal’e hak vermeye başladım.Muhammed İkbal, Fars kültürünün çocuğu olmasına, doktorasını İran düşüncesi hakkında yapmasına rağmen İranlılarla ilgili sarsıcı bir gözlemde bulunmuştu: “Farslar mı İslâmlaştı, İslâm mı Farslaştırıldı?” diye soruyor ve cevabını da hiç tereddüt etmeden “elbette ki, İranlılar, İslâm’ı Farslaştırdılar” diye cevap veriyordu kendi sorduğu soruya.Saddam-sonrası İran yayılması ve Rüşdi fetvası sonrası İslâm’ın ve Müslüman kitlelerin masumiyetlerinin rehin alınması, İran’ın Fars milliyetçiliğiyle hareket ettiği, Fars imparatorluğu hayallerini hayata geçirmeye çalıştığı gerçeğinin görülmesine imkân tanıdı.Sonuçta, İran’ın iki Şiî Hilâli çekerek (yani hem bilfiil / siyasî olarak Arap dünyasına, hem de bilkuvve / kültürel olarak da Türk dünyasına yerleşerek) İslâm dünyasını rehin alacak tehlikeli tezgâhlar çevirdiğini, bütün bu adımları küresel sistemin aktörlerinden aldığı destekle gerçeğe dönüştürebildiğini görüyoruz artık.TRUMP: “İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ HEDEFİMİZ YOK!”ABD Başkanı Trump’ın açıklamaları, küresel sistemin İran’ın önünü nasıl açtığını göstermeye yetecek kadar tedirgin edici açıklamalar.Halep Kasabı Süleymani’nin öldürülmesi üzerine Trump’ın yaptığı ve gözden kaçırılmayacak kadar önemli olmasına rağmen hiç kimsenin hatırlatma gereği bile duymadığı açıklamalarından biri aynen şöyle olmuştu: “Bizim, İran’da rejim değişikliği gibi bir hedefimiz yok!”Şaşırtıcı bir açıklama bu! Ama bendeniz bu ve benzeri açıklamalara şaşırmayanlara şaşırıyorum, iyi mi!Amerikalılar, İran rejimiyle kavgalı değiller! Hiçbir zaman da yıkmayacaklar İran rejimini.Kendilerini gerçekten tehdit etmediği sürece -ki aslâ etmeyecek!- İran rejimi bu tür hâdiselerden her zaman daha da güçlenerek çıkacak!Bu “hikâye” böyle kurgulandı başından itibaren zira!İran’ın Irak’taki ABD üslerini bombalaması ve 80 Amerikan askerini öldürdüklerini iddia etmesi üzerine yaptığı açıklama da şaşırtıcıydı Trump’ın! Bütün dünya, Trump’ın İran’a ateş püskürmesini, savaş ilan etmesini filan beklerken, Trump’ın, İran’ı sakin olmaya hatta “daha güzel bir dünya kurmak için birlikte çalışmaya” çağırması, günlerdir bu sütunda, sosyal medyada ve televizyonlarda yüksek sesle söylediklerimi doğruluyor!İran’la Amerika birlikte hareket ediyorlar! İçerde zor duruma düştüğü zamanlarda, İran, mazlum duruma düşürülerek önü açılıyor!Hem içerdeki kriz yatışıyor hem de İran anti-emperyalizmin temsilcisi bir ülke konumuna ulaşıyor; böylelikle İslâm dünyasında zamanla İslâm dünyasının kaderini belirleyecek konuma ulaşmasının yolu -tarihte zaman zaman olduğu gibi- adım adım açılıyor!REJİM, HİÇ OLMADIĞI KADAR GÜÇLENDİ!İran, aylardır gösterilerle çalkalanıyordu!Ekonomik kriz ve yoksulluk had safhaya ulaşmıştı. İran’da rejimi değiştirecek ölçekte büyük gösteriler yapılıyordu.İran yönetimini korku sarmıştı!Trump’ın askerleri İran rejiminin imdadına yetişti!Süleymani’nin 4 büyük şehirde ayrı ayrı cenaze namazı kılındı. Kirman’daki cenaze namazı sırasındaki izdihamda 56 kişi öldü!İran rejimi karşı-gösteriler için bindirilmiş kıtalarla ancak 20-25 bin kişi toplayabiliyordu bu gösterilere!Ama Süleymani’nin cenazesi için milyonlarca İran sokaklara döküldü, gözyaşı döktü.Rejim, gücünü tahkim etti, muhalefet sesini kıstı ve sustu!Süleymani’nin öldürülmesinden sonra hem İran rejimi içerde olmadığı kadar güçlendi hem de İran bir kez daha mazlum konumuna düşürülerek İslâm dünyasında işlediği cinayetlerin üzeri büyük bir şalla örtülmüş, dolayıyla İran’ın önü alabildiğine açılmış oldu!Soru şu o hâlde: Süleymani, kurban mıydı?Sorunun cevabının siz verin artık.
ABD Irak’ta ne arıyor?
ABD Irak’ta ne arıyor?
İran’ın Ortadoğu Komutanı Kasım Süleymânî ve Irak’daki Haşdi Şabi’nin Genel Komutan Yardımcısı El Mühendis ABD mahreçli bir saldırı ile öldürüldü. Bu gelişme tesâdüfî değil; bir zincire eklenmiş son bir halka. Türkiye’nin Sûriye’ye yaptığı müdahalenin PYD’yi Sûriye içlerine püskürttüğünü, Trump’ın daha müdahalenin ilk günlerinde PYD için yeni bir sayfa açıldığını ve bu teşkilâtın “başka işler için” kullanılacağı yolunda beyânat verdiğini biliyoruz. Akabinde PYD’nin kısm-ı âzâmının Rakka civârına çekildiği ve buradan da Irak içlerine doğru hareketlendirildiği haberleri geldi. Biz de bu gelişmeleri, yazılarımızda ve TV Net’de katıldığımız Akıl Odası programlarında pek de hayra yormadık. Ortada “bir taşla bir kaç kuş vurmak isteyen” yeni bir tasarım olduğu anlaşılıyor.Tasarımın bir bacağında Irak ve Sûriye petrol bölgelerinin birleştirilmesi yer alıyor. Yeni ABD plânında Sûriye ve Irak arasında; bir ucu Rakka, diğer ucu da Erbil olmak üzere yeni bir hat oluşturulduğunu görebiliyoruz. Bu hat Trump’ın, “Bundan sonra artık petrol bölgeleriyle alâkadar olacağız” demiş olmasıyla da tutarlı görülüyor. Çünkü “Rakka-Erbil” hattı, “Musul ve Kerkük”ü de ihtivâ ediyor. Bu hattın Hayfa ile buluşturulması ,yeni hidrokarbon lojistik hattına İsrâil’i de dahil ediyor.Yine buradan anlaşılıyor ki, atılan bu adımla Türkiye “geçici olarak” rahatlatılıyor. Türkiye sınırını enlemesine olarak boydan boya geçecek bir PKK hattı tasarımından vazgeçtiler. PYD’yi hafif tertip güneye çekip, , bu defâ aşağıdan yukarıya ,güneyden kuzeye doğru; üstelik çok daha dağlık bir arâzide yeniden Türkiye’nin karşısına çıkarmak istiyorlar. (Türkiye yürüttüğü bir dizi Pençe Harekâtıyla bunun farkında olduğunu ve alacağı vaziyeti de gösteriyor).Rakka- Erbil hattının aynı zamanda Kuzey Irak Kürt İdâresi , veyâ kısaca Peşmerge Devletçiği ile PYD Hareketini birleştirmek gibi bir açılımı olacağı anlaşılıyor. Son zamanlarda ABD’nin Erbil’e hayli yüklendiğine şâhit oluyoruz. Daha evvel denemesi yapılan Bağımsızlık projesinin yeniden ısıtılacak olmasına şaşırmamak gerekiyor. (Unutmayalım, bir Kürt Devleti hayâlinin Kürtlerle bir alâkası yok. Bu, doğrudan İsrâil’in Kuzey kalkanı olmaktan maada bir manâ taşımayacaktır).Yeni tasarımın hayâta geçirilmesinde en büyük mânia elbette İran’ın gerek Sûriye’de ,gerek Irak’daki varlığı. ABD hem Sûriye hem de Irak’ı parçalama fikrinden sapmış değil. Rusya’nın ,tam tersine Sûriye’nin birliğinde ısrar etmesi, Erbil-Hayfa hattından akacak petrolün Doğu Akdeniz ve Avrupa ile buluşmasına mâni olmak ve Avrupa üzerinde enerji tekeli olma ayrıcalığını devâm ettirmek için. ABD, husûsen de Pentagon ile çatıştığı nokta da bu. Diğer bir nokta da, Irak ve Suriye hidrokarbon lojistiğinin Çin ekonomisi ile olan hayâtî bağı. (Buna İran’ın Çin ile kurduğu yakın ilişkileri ve onun en büyük tedârikçisi olmasını da ekleyebilirsiniz). ABD’nin, muhtemelen Birleşik Krallık ile berâber (Trump-Johnson) Basra ve Körfez’in mutlak sûrette kontrol etmesi gerekiyor. Hele, hele petrol ticâretinin Dolar dışı yapılması gündeme gelirken…Ama Basra’da da , Körfez’de de, ABD çısından dağıtılması farz olan İran’ın mutlaka bir şekilde yer aldığı muhtelif Şii ittifakları var.Yeni bir sürece giriyoruz. Süleymâni ve El Mühendis’in öldürülmesi fitili ateşledi. Beyaz Saray ile Pentagon arasındaki gerilim burada gevşiyor. İsrâil rahatlıyor. Süleymânî ve El Mühendis’in öldürülmesi Trump’a yeni bir seçim başarısı getirecek. Bundan sonra kanlı olaylar üzerinden daha çok, ama çok daha çok Irak’ı ve İran’ı konuşacağız. ABD nihâyet gözünü karartarak İran ile son büyük hesaplaşmaya doğru adım attı. Irak’ın kuzeyinde Haşdi Şâbi ile PYD arasında veyâ Haşdi Şâbi ile hortlatılmış IŞİD arasında çok kanlı çatışmalar başlayacağını tahmin edebiliriz. Irak’ın güneyinde veyâ Basra’da ise nasıl bir çatışma senaryosunun devreye konulacağını henüz tam olarak göremiyorum. Süleymânî’nin öldürülmesi, Şii nüfuslardaki İran rahatsızlığını unutturduğu ve ABD husûmetinin baskın hâle geldiği görülüyor. Bu da yine ABD-Birleşik Krallık ittifâkı üzerinden ve doğrudan Üçüncü Irak müdahalesini gündeme getirebilir. Bu da Körfez ‘i toptan cehenneme çevirebilecektir. Eğer tırmanma kontrolden çıkarsa, endişem, taktik nükleer silâh kullanımının gündeme gelmesidir. Çatışmaların Basra’ya ve Körfez’e yayılması kadar muhtemel olan, Güney Sûriye ve Lübnan’ın da cehenneme dönmesidir. Bu da son derecede düşündürücü ve ürkütücü gözüküyor. Bâzıları , olayların dramatik bir tırmanış göstermeyeceğini iddia ediyorlar. O kanâatte değilim. Yanılmış olmak ise en büyük arzum.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.