Bu okulda öğrenciler kitap okumak için yarışıyor
Gündem
Bu okulda öğrenciler kitap okumak için yarışıyor
Konya'da Şems-i Tebrizi Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, kendilerine sinema, tiyatro ve gezi gibi fırsatlar da sunan "Kitap Dostları Topluluğu Projesi" çerçevesinde, kitap okumak için adeta birbiriyle yarışıyor.
AA
Türkiye’nin tek çocuk kitapları fuarı
Hayat
Türkiye’nin tek çocuk kitapları fuarı
Beykoz Belediyesi tarafından Türkiye’de alanında ilk ve tek olarak düzenlenen 2. Beykoz Çocuk Kitapları Fuarı kapılarını açtı.
Diğer
Çocuğun oyuncağı bile 'kitap' olmalı
Gündem
Çocuğun oyuncağı bile 'kitap' olmalı
Çocuklara okuma alışkanlığının kazandırılmasında, anne babanın kitap okuyarak örnek olmasının yanı sıra, ev içerisinde çocukların kullandıkları tüm alanlarda kitap bulundurulmasının etkili olduğu belirtildi. Konuyla ilgili konuşan Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Bülent Yılmaz, çocukların hayatının her alanında kitapla karşılaşması gerekir dedi.
AA
2 kardeş bir yılda 783 kitap okudu
Gündem
2 kardeş bir yılda 783 kitap okudu
Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde ikamet eden 2 kardeş, bir yılda 783 kitap okuyarak, rekor kırdı. Dördüncü ve altıncı sınıfa giden Alara ve Kaya Keleş kardeşleri Halk Kütüphanesi Müdürü Abdulbari Tanrıverdi bilgisayar ile ödüllendirdi.
IHA
'Dijital Neslin Müslüman Bilinci' kitabı günümüz çağının sorunlarına farklı bir yaklaşımla dikkat çekiyor
Hayat
'Dijital Neslin Müslüman Bilinci' kitabı günümüz çağının sorunlarına farklı bir yaklaşımla dikkat çekiyor
“Dijital Neslin Müslüman Bilinci” kitabı, popüler kültürün etkisi altına aldığı, dijital kirliliğin hat safhaya ulaştığı, doğru ile yanlış, hak ile batıl arasında ayrımın yapılamadığı yaşadığımız bu çağda müslümanca düşünmek ve yaşamak için yazılmış bir eser olarak okuyucuya ulaşıyor.
Diğer
Klavyeyi burnu ile kullanarak ikinci kitabını yazıyor
Hayat
Klavyeyi burnu ile kullanarak ikinci kitabını yazıyor
Aydın'ın Efeler ilçesinde yaşayan ve 'beyin felci' olarak bilinen doğuştan 'Serebral Palsi' hastası olan Mustafa Erol (38), 3 yıl önce piyasaya çıkardığı ‘Herkes Beni Engelli Sanıyo!’ isimli hikaye kitabının ardından başka bir engellinin hayatını konu alan ikinci kitabını yazmaya başladı. Okumayı kendi imkanları ile öğrendikten sonra ilkokul, ortaokul ve lise ve üniversiteyi dışarıdan bitirip yüksek lisansını da tamamlayan Erol, bilgisayar klavyesini burnu ile kullanarak ilk kitabını bitirdi.
DHA
Kitâp..
Kitâp..
Necip milletimizin “okumayan” bir millet olduğunu sık duyarız. Hattâ bunu bir “millî” felâket gibi görenlerin sayısı azımsanmayacak kadardır. Ama bâzı istatistikler hayli düşündürücü. Meselâ dünyâda okuma alışkanlığında 86.sırada olduğumuz tespit edilmiş. Fransa ve İngiltere yüzde 21 ile başı çekiyor. Japonya yüzde 14 ile onu izliyor. Türkiye’de bu oran binde 1 civârında. Lâkin Türk yayıncılığı, dünyâ pazarında 12. sıraya yükselmiş. Son rakamları bulamadım. Ama 2015’de Türkiye’de 544 milyon kitap basılmış. Bugün muhtemelen 2015’deki rakam aşılmış; belki Türkiye’yi bir iki basamak daha yukarı çekmiştir.Video: Kitâp..Bu farkı nasıl açıklayacağız? Basılan kitaplar yayınevlerinin elinde kalıp onları iflâs ettirmediğine göre, demek ki kamusal veyâ özel alımlar bir hayli doyurucu seyrediyor. Görsel kültür araçlarının ağır baskısı altında kalsa da kitabı yaşatan olgu, kitabın her manâda ucuzlaşması. Bunu sâdece ekonomik mâliyetler olarak görmemek gerekiyor. Kitapların “nitelikleri” de ucuzluyor. Kitap piyasası, ağırlıklı olarak ucuz aşk edebiyatı, kişisel gelişim teknikleri anlatan kitaplar, gezi ve mutfak kitaplarıyla yüklü. Yâni Spinoza’nın Ethica’sı veyâ Gazali’nin İhyayı Ulûm’üddin’i best seller olmuyor. Bununla berâber felsefe, ilâhiyat, sosyoloji, edebiyat, güzel sanatlar alanlarındaki “nitelikli” kitaplarda da, diğerleri kadar olmasa da bir bolluk yaşanıyor. 1970’ler öncesi ile kıyaslandığında şaşırtıcı bir bolluk bu.Bu “ucuzlama” işini, kitapların misyonlarından sapma olarak görüp kızanlar var. Misyonerlik her zaman böyle bir risk taşır. Misyonlara odaklanırlar ki; dünyâyı kavramakta dara düşerler. Evvelâ bir şeyi anlamak gerekiyor. Kitap , modern dünyâda, kadim yerinde durmuyor, bambaşka bir konuma evriliyor. Kitap, kullanım değerinden saparak değişim değerine evrilerek metâlaşıyor. Kadim dünyâda kitap nedret kanununa tâbiydi. Bir kitabın hazır hâle gelmesi, çileli ve uzun bir süreçti. Bu çileli ve uzun süreç estetize edilerek; meselâ hat, ebru, tezhip ve cilt gibi sanatlarla bezenerek daha da uzatılırdı. Mâliyetler de buna göre artardı. Kitap sâhibi olmak ayrıcalıklı, prestijli bir işti. Yâni kitabın târihi ile seçkinlerin târihi çakışıyordu. Çok satsın diye bir dert olmadığından kitaplaştırılan fikirler ve edebiyatlar da, vasatlardan ayrışıyor, seçkinliğe hizmet ediyordu.Matbaa devrimi bunu değiştirdi. Kitabı, evvelâ ekonomik olarak ucuzlaştırdı. Çok daha fazla alıcıya ulaşabilir hâle getirdi. Buna “kapitalist yayıncılık“ diyoruz. Kapitalizm bizzat ve bizatihî olarak vasatları kollayan bir bakışa sâhiptir. Çokluk vasatlardadır. Yayıncılığın kârlı bir iş hâline gelmesi için kitabı sâhip olduğu niteliklerinden arındırması ve niceliklere açması gerekiyordu. Bu hemen olmadı. Kitap uzun bir süre orta sınıfların tekelinde kaldı. Yâni, aristokratik tekellerden kurtuldu kurtulmasına; ama bu defâda orta sınıf tekellere yakalandı. Orta sınıflar bu târihsel avantajı, sınıfsal bir varlık sebebi olarak gördü ve sıkı sıkya sâhiplendi.. Orta sınıfın kültürel ontolojisi “okur yazar adam” (homme de lettres) olmaktı. Buna bir de misyon biçtiler: Aydınlanma..Bu iki türlü yorumlanıyordu. İlki, avangardların yaptığı gibi aydınlanmayı “kişiselleştirmek “ve ondan bir ayrıcalık elde etmekti. Diğeri ise, aydınlanmayı toplumsallaştırıyor ve kendisine “aydınlanarak aydınlatmak” misyonunu seçiyordu.. Kitaplar, dünyâyı aydınlatacak, vasat kitleleri bilinçlendirecek ve târihi selâmete kavuşturacaktı. Bunda ne kadar samimîydiler bilemiyorum. Ama en azından edâları buydu.Hâlbuki kapitalist sâikler bunlarla ilgilenmiyordu. O, okur yazarlığı savunuyor; ama sâdece işbölümünü güçlendiren profesyonelleşme seviyesinde heyecanla karşılıyordu. Arzuladığı toplum, iş güç sâhibi, itaatkâr bir yurttaşlar topluluğuydu. O kadar. Kapitalistler bunun dışında, kitaba mal gibi bakıyorlardı. Kitap, girişimcinin gözünde, onlarla zaman zaman kavga eden siyasetçiler ve bürokratların tersine, bir düşman değil potansiyel bir maldı.Ekonomik sâiklerin siyâsal sâikleri bastırdığı ve bir “yatışma çağı” olan 20.Asırda, yavaş yavaş kitabın metâlaşma süreci tamamlandı. 21.Asırda ise, karmaşık; ama o derecede etkili pazarlama teknikleriyle buluşarak zirve yaptı. Orta sınıfların, bireysel ve toplumsal misyonlarla yüklü tekeli kırıldı. Kitap, târihinde olmadığı kadar demokratize oldu ve vasatlara ulaştı. Tuhaf olan, bunun görsel ve dijital kültürlerin baskın olduğu bir evrede yaşanmış olmasıdır. En “derin” kitaplar ile en “yüzeysel” olanlar, “sistem karşıtı“ olanlar ile “sistemleri güzelleyenler” aynı vitrinlerde buluştu. “Saf Aklın Eleştirisi” ile “Ferrari’sini Satan Bilge” arasında sâdece iki raf kadar bir mesâfe kaldı. Rayn Ard ile Marx yan yana sergileniyor. Nurullah Ataç ile Vedat Milor aynı vitrinden bakıyor insanlara…Kızmayın; kitabın ucuzlaşmasına, niteliklerinin bozulduğuna isyan edenlere bakmayın.. Kitap bu dünyâyı aydınlatmıyor; sâdece şenlendiriyor. Olacağı buydu…
Bir kütüphane kurmak
Bir kütüphane kurmak
Bir kütüphane kurmak kadar kıymetli olan pek az şey vardır. Bilhassa kitap ile insanın arasına internetin girdiği günümüzde. Bilgi için kitaplığa değil de bilgisayar ve cep telefonuna yönelenlerin sayısı hızla artıyor.Video: Bir kütüphane kurmakKaç zamandır kütüphanemi yeniden düzenliyorum. Acelem yok. Fazlalıklar ve bazı kıymetli kitaplarla vedalaşıyorum. Kıymetli kitaplar: Mesela Fethi Naci bölümünde, Haşmet Babaoğlu’na imzalanmış Kıskanmak çıktı. (1998) Hemen hak sahibine ulaştırdım. İsmet Özel’den Saadetin Acar’a imzalı ve özel baskı Bir Yusuf Masalı. (1999) Tam yirmi yıldır bende duruyormuş. O da artık olması gereken yerde.Korumak ile okumak aynı ayardadır. Koruduğunuz bir eseri çeyrek asır sonra da okuyabilirsiniz. Şu sıralar, 1984 yılında aldığım Karacaoğlan kitabını yeniden okuyorum. (Cahit Öztelli, Özgür Yayınları, Aralık 1983.) Beraber yaşlandığımız böyle nice kitap var. Şimdi beşinci evimizdeyiz.Sadece yazmak değil, iyi bir okuyucu olmak da yetenek istiyor. Kütüphane, işte bu yeteneğe ve elbette önceliğe göre şekilleniyor. Türk edebiyatıyla ilgileniyoruz. Haliyle, arkadaşlıklarımız ve kütüphanemiz edebiyat ağırlıklı oluyor. Hemen ilave edelim: Şiir, aynı zamanda tarih, tabiat, coğrafya ve toplum bilgisi demektir. Duygu ve yetenek bir yere kadardır.İmzalı kitaplar güzel bir hatıradır. Evlatlarımıza bırakacağımız esaslı bir yadigârdır. Artık çok fazla etkinlik ve imza günü düzenleniyor. Fuarların sayısı arttı. Muhitimizdeki genç arkadaşlara hep aynı tavsiyede bulunuyorum: Ayda üç kitap imzalatmış olsanız ve bunu istikrarlı bir şekilde on yıl devam ettirseniz, ortaya ciddi bir toplam çıkar. Benim gibi, otuz yıl boyunca ve hâlâ kitap imzalattığınızı düşünün.Bir edebiyatçıya kitap imzalatırken, onun sanatını en iyi temsil eden eserleri seçmeliyiz. Örneğin İsmet Özel’e bir tane kitap imzalatma imkânım olsa, Erbain’i tercih ederdim.Dergiler, edebiyatın lokomotifidir. Dönemleri en iyi onlar yansıtır. İsmet Özel ve Halkın Dostları, Cemal Süreya ve Papirüs gibi. Mümkünse dergiler de edinilmeli ve kitapların yanına konulmalıdır.Bir başka keyifli uğraş da seçtiğiniz birkaç yayınevinin bütün kitaplarını toplamaktır. Yeditepe ve Hareket yayınları benim özel ilgi alanıma giriyor.Sistemli bir kütüphane kurabilmek için liste yapmak, planlı çalışmak, ihtiyaçları belirlemek gerekir. Misal: Adresimize her ay onlarca kitap ve dergi geliyor. Bunların hepsini kütüphanemize doldurursak, bir zaman sonra içinden çıkamayacağımız vaziyete düşeriz. Seçmek iyidir. Diğer türlüsü yığma olur.Kitaplığın olduğu oda, evin en korunaklı ve şenlikli yeridir. Huzur verir. Orası,farklı dünyalardan (yazarlardan) meydana gelen bir kâinatgibidir. Özetle: Gidenler ve gidecek olanlar.Kütüphane kurmak için öyle büyük bütçelere lüzum yoktur. Bilgili olalım, sabırla yapalım ve zamana yayalım, yeter.İnsan, belli bir yaştan sonra hikâyesi olan kitapları daha çok sevmeye başlıyor. Kütüphaneyi tasnif ederken, bunu bir kez daha anladım. İşte onlardan biri: On beş sene önce Mehmet Müfit’i bulmuş ve ona Tekkede Bahar kitabını imzalatmıştım. Şair artık aramızda değil. Kitap beni tanıştığımız güne ve şiir dolu sohbetimize götürüyor. Evet. İsimler ve hatıralar kuşlar gibi dönüp duruyor.Yaşayan isimlere kitap imzalatmanın yanı sıra, konunun bir de sahaf kısmı var. Bu ancak ayrı bir yazının konusu olabilir. Oralardaki münasebetler, heyecanlar ve dahi üzüntüler.“Sahaflık, ölenlerin kitaplarını alıp ölecek olanlara satma sanatıdır” diyen kimdi?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.