Bursa'da bulunan Roma dönemine ait mezar taşından 'kıyamet' mesajı çıktı
Hayat
Bursa'da bulunan Roma dönemine ait mezar taşından 'kıyamet' mesajı çıktı
5'inci yüzyıla ait bir mezar odası keşfedildi. 8 insana ait kemiklerin bulunduğu mezarda, "Kimsenin tabutu yok etmesine izin verilmemelidir, ama kim onu yok ederse kıyamet günü hesap verecektir" yazdığı görüldü.
DHA
İslâm Ansiklopedisi'nde ekim ayında en çok ne aratıldı?
Hayat
İslâm Ansiklopedisi'nde ekim ayında en çok ne aratıldı?
TDV İslam Ansiklopedisi internet sitesinde ekim ayı boyunca en çok okunan sayfa 'kıyamet alametleri' olarak dikkat çekiyor. Kıyamet alametlerinden sonra en çok merak edilen Uyanış: Büyük Selçuklu dizisinin karakterleri oldu.
İslâm Ansiklopedisi’nde en çok ziyaret edilen yirmi madde: İlk sırada kıyamet alametleri var
Hayat
İslâm Ansiklopedisi’nde en çok ziyaret edilen yirmi madde: İlk sırada kıyamet alametleri var
TDV İslam Ansiklopedisi internet sitesinde her ay bir önceki ayın en çok ziyaret edilen 20 maddesi yayımlanmakta. Ekim ayı boyunca en çok okunan 20 maddenin ilki kıyamet alametleri olarak dikkat çekiyor. Diğer maderlerde ise Uyanış: Büyük Selçuklu dizisinin merak edilen karakterleri yer alıyor.
Yeni Şafak
Kıyamet filmi gibi: Arabalar, evler, sokaklar küle döndü!
Dünya
Kıyamet filmi gibi: Arabalar, evler, sokaklar küle döndü!
ABD'nin Oregon eyaletinde iki milyon hektarlık arazi kül oldu. Oregon eyaletinde yetkililer, Pasifik okyanusu kıyısında devam eden onlarca orman yangını yüzünden yarım milyonu aşkın insanın canını kurtarmaya çalıştığını söylüyor.

Yeni Şafak
İngiliz medyasından Kur’an-ı Kerim ve hadislerle 'kıyamet' uyarısı: Koronavirüs salgını en büyük alâmetlerden biri
Dünya
İngiliz medyasından Kur’an-ı Kerim ve hadislerle 'kıyamet' uyarısı: Koronavirüs salgını en büyük alâmetlerden biri
İngiliz medyasından Daily Star, Kur’an-ı Kerim ve hadis kitaplarında yer alan kıyamet uyarılarını yayımladı. Gazetenin ‘Kıyamet Günü’ için 77 küçük ve 12 büyük alâmet öngörüldü" başlıklı haberinde, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgının İslam dünyasında ‘Kıyamet Günü’ en büyük kıyamet alâmetlerinden biri olarak gösterdiği ifade edildi.
DHA
Kıyamet filmleri izleyenler pandemiyle daha kolay başa çıktı
Hayat
Kıyamet filmleri izleyenler pandemiyle daha kolay başa çıktı
Yapılan bir araştırmaya göre kıyamet filmlerinin izleyicileri pandemi süreciyle daha iyi başa çıktı. Araştırmacılar daha önce izlenilen filmlerde görülen panik sahneleri sayesinde, insanların gerçek hayatta daha güçlü bir psikolojik direnç gösterdiğini ortaya koydu.
Diğer
Inferno mu ba’su ba’de’l-mevt mi?
Inferno mu ba’su ba’de’l-mevt mi?

Dan Brown’ın Türkçe’ye Cehennem adıyla çevrilen ve tüm dünyada çok satan romanı Inferno’nun kötü karakteri Bertrand Zobrist, radikal görüşleri olan milyarder bir biyologdur.

Zobrist’e göre dünyanın selameti açısından bu gezegenin nüfusunun azaltılması gerekmektedir ve “iki kötülükten tercih edilebilir olanı” seçmek, insanlığın boynuna borçtur. Seçeneklerden biri nüfusa şimdi müdahale etmek ve böylece dünyayı “yaşanabilir bir yer haline getirmek”tir. Diğeri ise dünyaya müdahil olmayıp gezegenin sonunun gelmesini izlemektir.

Zobrist’e göre elbette iki kötüden tercih edilebilir olanı nüfusa müdahaledir. Bunun için, insanlığın yarısını günler içerisinde ortadan kaldırabilecek bir virüs üretir.

Dan Brown, bu karakteri inşa ederken Avrupa merkezli medeniyet algısının arka planında zaten var olan pek çok yargıya, duruma, bilgiye yaslamış kendini.

Mesela kitapta bir yerde Zobrist şöyle diyor: “13 ve 14. yüzyıllardaki salgınlar Avrupa’da insanların yarısını ortadan kaldırdı ve böylece Rönesans’ın başlayabilmesinin önü açıldı.”

Dikkat isterim. Avrupa merkezli dünya tasavvurunda “güçlü olanın zayıf olanı ortadan kaldırarak gelişmesi” başat bir unsurdur. Doğal seleksiyon, seçilim teorisi ve elbette evrimci Darwinizm hep bu mantık üzere kuruludur: Güçlü olan yoluna devam eder ve böylece hayat her an dengesini yeniden kurar. Roma’da halkı eğlendiren gladyatörlerden beri böyledir bu.

İngiltere’de korona virüsle mücadelenin yöntemi olarak doğal seçilimin konuşuluyor olması da, “İtalyan hastanelerinde yaşlı hastalara tedavi uygulanmıyor” haberleri de bana doğrudan Zobrist’i ve bu karakter nezdinde belirginleşen Avrupa merkezli dünya tasavvurunu hatırlattı: Güçlüysen hayatta kal, atlatırsan oturur konuşuruz.

Kızımızın doğum sürecinde doktorlar “bilmem ne testi ister misiniz?” diye sormuşlardı bize. Testte bebeğimiz zihinsel engelli, otistik vb. çıkarsa icabına bakabilmemiz için. Hayat bahşedilen bir bebeği eğer “zayıfsa” öldürebilmenin testi yani. Testi elbette istememiştik çünkü bu bizim hayat ve dünya tasavvurumuza bütünüyle tersti. Havsalam almamıştı bu korkunçluğu. “Eğer zayıfsan doğmadan ölmelisin” fikrinden tiksinmiştim.

Biz yaşamın bize Allah’ın bir armağanı olduğuna inandığımız bir dünya tasavvurunun insanlarıyız. Allah’ın arzında zayıfın da, güçlünün de, siyahın da, beyazın da yaşamaya hakkı vardır ve yaşam hakkı “ilk kutsal”dır. Dünyanın bir amaç değil, bir süreç olduğunu bildiğimiz için de “güçlü-zayıf” ayrımına değil “iyi-kötü” ayrımına dikkat kesiliriz.

Dünyayı amaç, güçlü olmayı da bu amacın amacı haline getiren insanın hiç hesaba katmadığı bir şeyden daha bahsetmek lazım burada: Ölüm…

Günümüzde ölüm insan için kaba ve üzeri örtülmek zorunda olan bir “uygunsuz gerçek” durumundadır. “Ancak modern tıbbın izin verdiği yaşta ve onun izin verdiği şekilde ölebiliriz” artık. Bunun dışındaki tüm ölümler “beklenmedik ve uygunsuzdur.”

“Hasta olduğun için değil, doğduğun için öleceksin” cümlesinin hiçbir hükmü yoktur artık.

“Çaresizlikle ölümü bekleyen zayıflar” ve “ölümü mutlaka yenmesi gereken güçlüler” arasında yaşayıp gidiyoruz anlayacağınız. Korona virüs denilen illetin İngiltere ve İtalya’da ortaya koyduğu “korkunç gerçek” işte tam olarak budur.

Geçenlerde bir televizyon programına katılan Çin Büyükelçisi’ne spiker “aslında vaka sayısına bakıldığında ölüm oranlarının çok olmadığını görüyoruz” demişti. Büyükelçi de “ölenlerin hepsinin birer insan olduğunu unutmamak gerekir” diye cevap vermişti.

Dünyadaki en esaslı mücadelelerden birinin şahane bir temsiliydi bana kalırsa…

Hep aynı hikaye
Hep aynı hikaye

Biz gideceğiz.

Ardımızda ne kalacak?

Gökdelenler, uçak gemileri, cesetler, robotlar, bira bardakları.

Ormanlar yorulmuş olacak, çöller susamış. Okyanusta bir bıkkınlık.

Buz dağları erimiş olacak.

Elbette bizden geriye bir çiçek kalır. Kurumuş bir çiçektir bu dokunmaya gelmez hemen dağılır.

Siz öyle zannedin o plastiktir. Plastikten sonra ne gelir, işte onu bizden sonrakiler bilecek.

Temiz toprak arayacaklar, pak bir alın. Temizlik-paklık acaba hâlâ geçer akçe olacak mı?

Hiç sanmıyorum çünkü güç o zaman da güç olarak anılacak. Biz yedeğine demokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri takmış, fosfor bombası atmaya giden güce selâm çakmıştık. Sıkıysa çakma. Öyle inanmıştık. Güçlü ol, güçlü kal, balmumundan heykelin olsun.

Kim bilir güç belki de kılık değiştirir. Atom altına girer. Yedi kat yerin dibine iner. Şeytanlar aleni etrafta dolaşmaya başlar. Her şeytana bir âlet adı verilir, insanlarla şeytanlar okey oynar.

Bu kadar fantastik olmaya gerek yok. Sen gidince zaman hızlanmayacak, ağaçlar kurumayacak, şehirler yerinde duracak. Ama üçüncü dünya harbi pusuda. İnsanoğlu başka bir gezegene hicret etmeden patlayabilir. O zaman ne bilet kalır ne yarış. Kütüphaneler, makinalar, başkanlar ve şeytanlar aciz kalır.

Kıyametten mi bahsediyorsun?

Yoo! Gaybı kimse bilemez. Hem kıyamet ne uzay gemisi dinler, ne nutuk. O gelince macera bitecek.

Ama ben diyorum ki bizden geriye ne kalacak?

Sonsuzluğu hedefleyen sanat mı; bitirme tezleri, teoriler, işçi sınıfının çelik iradesi, fizikten metafiziğe geçiş, bunlar mı?

Yoksa amel defterleri mi?

Defterler evet, az daha unutuyordum. Defterler kalacak çünkü onları göremiyoruz. Neredeler, melekler nerde?

Çocukların bakışlarında, gülüşlerinde.

Eskiden soframıza da inerlermiş, öyle söyleniyor, kapıyı bir seher vakti Hızır aleyhisselam çalarmış.

Açıp bakarlarmış, kimse yok.

Ama hoş kokulu bir müjde, işte orada duruyor. Eskiden dünyanın bir şiiri varmış.

Bizden geriye şiirler mi kalacak?

Olabilir ancak dua eden şiirler, meleklerin okuduğu şiirler. Hani biliriz.

“İndiler gökten melekler saf saf”

Anlıyorum, yani diyorsun ki “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Bizim için hayırlı olan âhiret yurdudur”. Öyle. Zil çalacak ve sınıflar boşalacak. Koridorlarda, duvarlarda, mevsim şeridinde, müsamerelerde sesler kalacak.

Oyun bitince herkes bir yana dağılacak.

Rüzgar yaprakları sürükleyecek.

Yollar bomboş uzanıp gidecek.

Sanki buralardan kimse geçmemiş. Kimse Mecnun, kimse Ferhat olmamış. Aşk yalanmış. Fizik ve metafizik âlimleri böyle buyurmuş. Ne Ramses’in mumyası, ne kuantum, ne Marlon Brando, ne Baba.

Bizden geriye kalanlar bir süre kullanılacak. Sonra atılacak. Toprak hepsini yutacak. Çok sonraları gelenler o toprağı kazacaklar, bizden arta kalanları çıkaracaklar. Bir Laptop, bir kamera, az-biraz deterjan kalıntısı ve çocuk bezi. Şık bir araba, kibir, para ve bir kupa.

Bu da ne diyecekler.

Bu bir kupa.

Kupa neye yarar.

Birincinin şöhretini dörde katlar.

Kazanana veriyorlarmış. O zamanlar kazananlar ve kaybedenler varmış. Birincilik, ikincilik, reyting falan.

Hiçbir obje ilgi uyandırmaz. Nedir bunlar? Hiç. İyi de ne arıyor bunlar? Hakikate işaret eden bir şey, yahut hakikatin kendisi.

Hakikat hâlâ gizli mi kalmış?

Yoo! O zamanlar da onu bilenler varmış, insanları uyarmış, ama onu dinlememişler.

Ee! Çok önceleri de böyle olmuş.

Hep aynı hikâye.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.