ABD'de 4 yaşındaki çocuğa 'cinsiyetsizlik' adı altında istismar filmi
Dünya
ABD'de 4 yaşındaki çocuğa 'cinsiyetsizlik' adı altında istismar filmi
ABD'nin Kansas eyaletinde yaşayan 18 yaş altı çocukların trans yaşama nasıl ayak uydurduklarını anlatan film tepkilere neden oldu. Filme konu olan çocuklardan en küçüğünün henüz 4 yaşında olması dikkati çekti. Kasım ayı içerisinde yayına giren Transhood isimli filmi izleyenler bunun açık bir şekilde "çocuk istismarı" olduğunu vurguladı. Sosyal medyada yayılan bir videoda 4 yaşındaki erkek çocuğu Phoenix'in nasıl hissettiğini sorduklarında 'kız gibi hissettiğini' söylemekten utandığı görüntüler büyük tepki topladı.
Yeni Şafak
LGBT sapkınlığı sınır tanımıyor: Dört yaşındaki çocuğa 'cinsiyetsizlik' istismarı
Dünya
LGBT sapkınlığı sınır tanımıyor: Dört yaşındaki çocuğa 'cinsiyetsizlik' istismarı
LGBT sapkınlığı sınırları aştı ve ABD'de pedofiliyi meşru gösteren yayınlar yapılmaya başladı. ABD'nin Kansas eyaletinde yaşayan 18 yaş altı çocukların eşcinsel yaşama nasıl ayak uydurduklarını anlatan bir film yayınlandı. Tepki çeken filme konu olan çocuklardan en küçüğünün henüz 4 yaşında olması sapkınlığın sınırlarının olmadığını gözler önüne serdi. Kasım ayı içerisinde yayına giren 'Transhood' isimli filmi izleyenler bunun açık bir şekilde 'çocuk istismarı' olduğunu vurguladı. Sosyal medyada yayılan bir videoda dört yaşındaki erkek çocuğu Phoenix'in nasıl hissettiğini sorduklarında 'kız gibi hissettiğini' söylemekten utandığı görüntüler büyük tepki topladı.
Yeni Şafak
Oscar Ödülleri'nde LGBT kriteri: Dünyanın en iyi filmi olsa da 'En İyi Film' olamayacak
Hayat
Oscar Ödülleri'nde LGBT kriteri: Dünyanın en iyi filmi olsa da 'En İyi Film' olamayacak
LGBT, eş cinsellik, çocuk istismarı... Tüm bunlarla ilgili sinema sektöründe her geçen gün yeni gelişmeler yaşanıyor. Dünya toplumunun ahlak yapısını çökertmeyi hedefleyen lobi çalışmalarına Oscar Ödülleri de dâhil oldu.Oscar törenlerinde adaylar arasındaki çeşitlilik eksikliği nedeniyle sürekli eleştirilen ve “Oscar çok beyaz” şeklinde protesto edilen Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi, Oscar Ödülleri için 4 temel kriter getirdi. Hem ekran önünde hem de kamera arkasında uyulması gereken dört yeni 'çeşitlilik kriteri' akıllara durgunluk verecek cinsten. Kriterlerden birisi ise LGBT unsuru oldu. Eğer bir film LGBT'lileri barındırmıyorsa 'En İyi Film' olamayacak. Bunca yıldır bildiğini okuyan akademi ne oldu da böyle bir karar verdi? Oscar Ödülleri artık hangi kriterlere göre verilecek? Gelin birlikte inceleyelim…
Yeni Şafak
LGBT'nin en güçlü maşaları: Netflix ve Hollywood Eşcinsellik propagandasının arkasında kimler var?
Hayat
LGBT'nin en güçlü maşaları: Netflix ve Hollywood Eşcinsellik propagandasının arkasında kimler var?
Eşcinsel süper kahramanlar, eşcinsel çizgi film karakterleri,eşcinsel yan roller... Netflix ve Hollywood'un eşcinsellik propagandası tüm dünya tarafından endişe ile izleniyor. Ahlak karşıtı yayınlarıyla sık sık gündeme gelen film paltformları, dayattıkları sapkın yaşam biçimiyle yüzlerce çocuğun ruh sağlığını bozuyor. Milyarlarca dolarlık bütçelerle desteklenen bu tür yapımların ana hedefinde çocuklar ve ahlaksız ideolojilere karşı çıkan ebeveynler var...
Yeni Şafak
Biz kadına karşı şiddeti önlesin diye imza attık, LGBT lobisi kalkan yaptı
Biz kadına karşı şiddeti önlesin diye imza attık, LGBT lobisi kalkan yaptı

Biz Kurban Bayramı’nı idrak ederken bazılarının çift taraflı istismar üzerinden hükümete, dindar muhafazakâr çevrelere yüklendiğini gördünüz mü?

Bizler kanı ve eti hiçbir şekilde Allah’a (cc) ulaşmayacağını bildiğimiz ancak “samimiyetimiz”in ve takvamızın O’na ulaşacağını umarak kurban keserken bazılarının İstanbul Sözleşmesi üzerinden kadına yönelik şiddet meselesini istismar ettiğini gördünüz mü?

Ekranlarda, klavye başında İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılma ihtimalini istismar edenlerin aynı zamanda KADEM’i de istismar torbasının içine atıp çift taraflı ve yüksek düzeyli infial için çaba sarf ettiğini fark ettiniz mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir yıldan fazla bir zaman önce İstanbul Sözleşmesi için “Nas değil” demesiyle başlayan süreçte AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş “Gerekli düzenlemeler yapılarak kaldırılabilir” açıklaması yaptı. Böylece tartışmada yeni bir aşamaya geçildiği muhakkak.

İstanbul Sözleşmesi üzerinden “muhafazakâr kesimin bazı unsurları”nın hükümete yüklendiği malum. Burada iki eleştiri konusu var.

Birincisi eşcinselliği normalleştirme olarak algılanan sözleşmenin 4’üncü maddesi üzerinden eleştiriler.

İkincisi, sözleşme ile ilintili olan 6284 sayılı yasanın bazı uygulamalarında “erkeklerin mağdur olduğu” yönündeki eleştiriler.

Bu eleştirilerin haklılık payı olabilir. Ancak hem sözleşme hem yasa “Kadına karşı şiddeti önlemeye yönelik çabanın” ürünü. Sadece kadına karşı değil, çocuğa, dezavantajlı kesimlere karşı şiddete karşı da düzenlemeler içeriyor. Ne var ki İstanbul Sözleşmesi bazı kesimler tarafından da adeta bir cephe unsuru olarak kullanılıyor. Yani LGBT lobisi başta olmak üzere birtakım marjinal gruplar sözleşmenin bazı maddelerini sonuna kadar istismar ediyor, lobi faaliyetlerine dayanak yapıyorlar.

Bu arada “ailenin tehlikeye girdiği”ni savunan çevreler hem sözleşmeye hem yasaya karşılar.

Bunu da anlamak mümkün.

Ne var ki anlayamadığımız husus, hem sözleşme hem KADEM hem de yasa üzerinden farklı çevrelerin hükümete yönelik eleştirileri.

LGBT çevreleri, sözleşmeyi lobi faaliyetlerine dayanak yapıyordu. Sözleşmeden çıkılması ihtimali üzerine ortalığı birbirine katmaya başladılar.

Sözleşmenin bir “nas olmadığı”nı söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan. Kadına karşı şiddeti önlemeye yönelik toplumsal farkındalık için çabalayan bir KADEM.

Dahası 6284 sayılı yasanın bazı maddelerinin “yanlış uygulandığı” yönündeki hukuki yorumlar.

Tartışılabilir, konuşulabilir. Ancak istismar edildiği muhakkak.

***

İstanbul Sözleşmesi’nden Polonya çekildi. Yakın gelecekte Türkiye’nin de çekilmesi söz konusu. Ancak dev sermaye çevrelerinin bile bir anda sözleşmenin tartışmaya açılması üzerinden muhalefetine şahitlik ediyoruz.

Peki, soru şu: Aslolan sözleşme mi ya da yasa mı yoksa kadına karşı şiddetin önlenmesi mi?

Geçtiğimiz gün AK Parti Kadın Kolları Başkanı Selva Çam seri tivitler attı. Özetin özeti şu: “Kaldıralım sözleşmeyi. Kaldırdığımızda göreceğiz ki kadına karşı şiddet bitmeyecek.”

KADEM Başkanı Saliha Okur da, “Biz sadece hukuki metinlerle şiddet sarmalından kurtulamayız. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılabilir. Bu, dünyanın sonu değil. 6284 sayılı yasada düzenlemeler yapılabilir” diyor. KADEM’in tek endişesi, “Algı olarak yasanın uygulanmasında bir ihmal olma ihtimali.”

İstanbul Sözleşmesi kadına karşı şiddetin önlenmesi meselesini uluslararası bağlayıcı bir düzenleme olmakla birlikte Türk aile hayatını tehlikeye düşürme ihtimali olan bir sözleşme olarak da eleştiri konusu.

Peki, sözleşmeden çıkılırsa ne olur?

Bence hiçbir şey olmaz. Tek bir şart ile. O da mevcut yasanın açıklarının tadilatı. Yani burada erkeğin de mağduriyetini giderici düzenleme şart. Ve özellikle aile, aile bireylerinin hakları konusu da...

TÜRGEV Başkanı Fatmanur Altun ise seri tivitler atarak tartışmaya katıldı. Özetin özeti şu: “Esas olan, kadına karşı şiddeti bitirmektir. İstanbul Sözleşmesi bu noktada yetersiz kalmıştır.”

Biz kadına karşı şiddeti bitirmek için var gücümüzle çalışmalıyız ki sözleşmenin de ötesine geçelim. İstanbul Sözleşmesi her ne kadar kadına karşı şiddeti önlemeyle ilgili olarak kaleme alınmış olsa da zamanla LGBT lobisi tarafından istismar edilmiştir.

İstanbul Sözleşmesi’ni kalkan yaparak LGBT ideolojisinin dayatılması ise asla kabul edilemez.

Son iki yıldır özellikle bazı CHP’li belediyelerin LGBT lobiciliğine soyunması da dikkate değer doğrusu.

Kadına karşı şiddeti önlemenin birinci yolu sanırım insan olmaktır.

Tartışmaya devam edeceğiz.

Polonya sözleşmeden çekiliyor
Dünya
Polonya sözleşmeden çekiliyor
Polonya, Türkiye’de de “eşcinselliği teşvik ettiği” gerekçesiyle tartışma konusu olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceğini duyurdu. Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro, bazı maddelerin çocuk ve gençlere “eşcinsellerin aile kurabilecekleri” yönünde eğitim verilmesini öngördüğünü, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.
Yeni Şafak
Zor ama imkânsız değil…
Zor ama imkânsız değil…

Bir taraftan Ayasofya’da yıllar sonra ilk cumayı naklen izleyip onlara duayla, salavatla namazla eşlik etmenin atmosferinde bu yazıyı kaleme alıyorum. Her şeyden önce Rabbimize şükür, sonra kıymetli büyüğümüz Cumhurbaşkanımıza ve bu açılışta emeği olan herkese teşekkürü vazife bilirim. Gönlümüze şifa oldu. Cumhurbaşkanımız sağ olsun, var olsun her türlü taarruza rağmen açılışa dair verdiği karar ile tarihe bir kez daha iz bıraktı. Bu arada Ayasofya’nın cami olarak yeniden açılışının Lozan Anlaşmasının 97. yıldönümüyle Cumhurbaşkanımızın Pınarhisar Cezaevi’nden çıkış yıldönümüne denk düşmesi de sembolik olarak manidardır…

Milliyetçi bir ailede büyüdüm, çocukluğumdan beri aile sohbetlerinin baş konularından birisi olmuştu Ayasofya! Hüzünle, hararetle konuşulurdu. Müze olması tartışılır; kimi bu kararı savunur kimi karşı çıkar ama sonuçta “Ayasofya cami olmalı” sözü ile tartışma biterdi. Bu nedenle açılışı izlerken, “Ah babam-annem de olsaydı da buna şahitlik etseydi” demeden duramadım. Bu nedenle de bu ilk cumanın heyecanını hiç hissetmeyen kesimleri de anlayışla karşıladım. Sanki Vatikan’ı cami yapıyormuş gibi davrananlar dahil… Bu bir yetişme, eğitim meselesidir. Ev kalbinizi şekillendirir. Bir dava orada girer kalbinize. Orada bu konuşulmuyorsa, konuşulmamışsa diyecek laf yok! Hissetmez, hissedemezsiniz. Canları sağ olsun!

Not: Diyanet işleri başkanının kılıç meselesine takılanlara, Avrupa’da hâlâ onlarcası verilen şövalye ödüllerini anımsatmak isterim. Müslümanlarla savaşan Haçlı şövalyelerinin sembolizmine alkış tutup da bizim tarihimizden gelen bir sembole itiraz pek makul değil. Kara şövalyeleri sembolize eden her şey normal de bizimki mi anormal… Dönemin Papalarının “melun ırk’’ dedikleri Türklere karşı savaşmak baş vazifeleriydi…

  • Gender: Toplumsal cinsiyet nedir, ne değildir
  • Gender, “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramı yeni kullanılmıyor. Uzun bir geçmişi, hikâyesi var. Bu kavramın içerdiği anlam açılımları pek çok bileşeni kapsar. Ancak bu kavramı alıp bu sadece LGBT’yi içeriyor demek yanlıştır. Böylesi bir indirgemecilik bu kavramın kullanıldığı tüm alanları daraltır. Kadın haklarını savunabilirsiniz ama feminizme de itiraz edebilirsiniz. Hepsinde öncelikleriniz farklı olabilir. Toplumsal cinsiyet kavramının da tıpkı feminizm gibi savunduğunuz ve itiraz ettiğiniz anlamları olabilir.
  • Gender, kelimesi kimliklerimizde dahi yer alıyor, dünyanın her yerinde karşınıza bu haliyle çıkıyor ve birçok anlamıyla kullanılıyor. Bu, bir uluslararası terminoloji. Bunu sildirmeye çalışmak, toplumsal cinsiyeti tek bir anlamla tanımlayıp yasadan kaldırmaya çalışmak faydasız, sonuçsuz bir çabadır. Aklıselim hiç değildir. Bu konuda mesafeli çalışmalarıyla dikkat çeken isimlerden birisi olan Nazife Şişman’ın Küresel Kapitalizmin Pençesinde kadın kitabı vesilesiyle Fatma Barbarosoğlu’nun yaptığı söyleşiden bir alıntı yapmak istiyorum. Kitap da söyleşi de eski ama yaklaşım aynı içeriğe sahip: “Ba­tı­da sos­yal bi­lim­ler­de gen­der stu­di­es ol­duk­ça yük­se­len bir tren­de sa­hip. Bu ko­nu­da ge­nel bir ka­fa ka­rı­şık­lı­ğı hâ­kim. Ka­dın ko­nu­sun­dan her bah­se­de­nin fe­mi­nist ol­du­ğu ka­na­ati­ne/ön­yar­gı­sı­na sa­hip olan­lar da var. Fa­kat ba­zen bu ön­yar­gı­ya hak ver­me­mez­lik ede­mi­yor­su­nuz. Çün­kü fe­mi­nist ter­mi­no­lo­ji­yi kul­lan­ma­dan ka­dın ko­nu­sun­dan bah­set­me­niz pek müm­kün ol­mu­yor. Böy­le olun­ca da, fe­mi­niz­me eleş­ti­rel yak­laş­tı­ğı­nız hal­de fe­mi­nist ola­rak al­gı­la­nı­yor­su­nuz. Ya da tam ter­si, fe­mi­niz­mi eleş­tir­di­ği­niz için, ka­dın hak­la­rı­na kar­şı ol­du­ğu­nuz dü­şü­nü­lü­yor. Me­sa­fe­li bir ba­kış açı­sı ge­liş­tir­miş ola­bi­le­ce­ği­ni­ze ih­ti­mal ve­ril­mi­yor. Bu­gün li­be­ral ik­ti­sa­dın kün­hü­ne vâ­kıf ol­ma­dan çağ­daş ka­pi­ta­liz­mi an­la­ya­maz­sı­nız. Fe­mi­niz­mi ve cin­si­ye­tin ye­ni tev­zii­ni an­la­ma­dan da çağ­daş kül­tü­rü ve kim­li­ği, bu kim­li­ğin mer­ke­zin­de­ki ben­lik al­gı­sı­nı vel­ha­sıl kü­re­sel dün­ya­nın de­ği­şen ni­te­li­ği­ni an­la­ma­nız müm­kün ol­maz. Çağ­daş kül­tür­de çok önem­li bir ko­num iş­gal eden cin­si­ye­tin ye­ni tev­zii­nin ni­te­li­ği­ni kav­ra­mak, hâ­li­mi­zin il­min­den­dir (il­mi­hâl), di­ye dü­şü­nü­yo­rum.
  • Bir ta­raf, bü­tün her şey de­ği­şir­ken, ka­dın­la­rın ko­nu­mu­nun hiç de­ğiş­me­den ka­la­bi­le­ce­ği gi­bi bir ha­ya­le sı­ğı­nı­yor. Her tür ta­le­bi, ma­kul ol­sun ve­ya ol­ma­sın, bir dö­ne­min olum­suz ma­na­da­ki “alaf­ran­ga” ka­dı­nı­nın şı­ma­rık­lı­ğı ola­rak ad­de­di­yor…’’
  • Güzel bir röportaj tamamı çok daha aydınlatıcı…
  • Bugün bu kavram çerçevesinde inancımız gereği itiraz ettiğimiz şeyler elbette var, olmalı da! Ancak Gender kelimesi ve toplumsal cinsiyet sadece itiraz ettiğimiz alanlara hapsedilecek bir konu da değildir. İslâmî kesimin Gender kelimesiyle kavga etmesi, bunu toplumsal cinsiyeti eşcinsellemesi ile eşitlemesi bu kavramın etrafında yapılacak tüm tartışmaları anlamsız, çıkışsız bir yola sokması demektir.
  • Nafaka mağdurları
  • Her yerde karşımıza çıkıyor, elbette mağdur olanlar var. Sosyal medyada yazıyorlar. Orada yazılanları tek başına baz alınıp soruna ilişkin değerlendirme yapamayız. Bu konuda Aile Mahkemeleri yetkili, hâkimler burada daha ayırt edici kararlar verebilir. Mağduriyet laflarının en büyük sebebi ise nafaka borçlarının UYAP sistemi sayesinde devlet tarafından takip edilip ödenmesinin sağlanması. Nafaka borcu olan onu ödemeden devlette işlem yapamıyor. Bu konuda yanlış bilinen çok şey var. Önceki yıllarda Türkiye’de nafaka ortalaması 400 liraydı, ödemeyenlerin oranı yüzde 70’ti… Bugün de çok farklı olduğunu zannetmiyorum. Konuştuğum lobilerde söylenen bir başka itiraz da kadına şiddete yalan beyanlarla polisin müdahalesi ve önleyici mekanizmalar imiş. Bu, aile yapısını bozuyormuş. “Dövmeyin efendiler, öfkenizi kontrol edin” demek istiyorum. Böyle itiraz olur mu?
  • Patriyarka mı?
  • Pınar Gültekin cinayeti hepimizi çok üzdü. Sebepler konuşulurken pek çok klişe tekrar edilip duruyor. Buna koca koca profesörler de dâhil. Her suç şahsidir, elbette toplumsal sebepler vardır, lakin cânilik ayrı bir konudur. Toplum desteğiyle kimse kolay kolay câni olup kadın yakamaz. Bu çerçevede hele de bu cinayete patriyarka-ataerkillik tartışmalarından bakmak bana göre çok anlamsız. Görünen o ki bu cinayette ataerkil bir etken yok. Kıskançlık, öfke kontrolsüzlüğü dediğimiz şey de bir his, ataerkillikle alakası yok.
  • Gençlerin arasında yaygın olan kitap ve dizilere bir bakın. İçinde şiddet ve erotizmi bir arada sunan, şiddetten haz duymayı bir anlam arayışı olarak ortaya koyan çok sayıda yayın var. Sebeplerin arasına bunların da konması gerekir. Ayrıca canavarca cinayetlerin siyasi tarafı, dini tarafı filan olmaz. Meseleye bunlardan soyutlayıp ele almak gerekir. Sorun hepimizin. Câniler siyasi fikir ayrımı yapmıyor.
AB, Polonya'nın LGBT karşıtı belediyelerine yardımı kesiyor!
Dünya
AB, Polonya'nın LGBT karşıtı belediyelerine yardımı kesiyor!
Avrupa Birliği, Polonya'nın LGBT karşıtı belediyelerine yardımı kesiyor. Polonya'nın büyük ölçüde Katolik olan kırsal kesimi eşcinsel örgütlerine karşı tepkili. Bu bölgedeki çoğu belediye ise kendini "LGBT ideolojiisnden arındırılmış" bölge olarak tanımlıyor. Ancak Polonya'daki belediyelerin bu tutumu, "özgürlükçü" AB'nin tepkisini çekti. Birlik, belediyelere yardımı kesme kararı aldı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.