Liberal şahinler için Afgan dersi…
Liberal şahinler için Afgan dersi…
“11 Eylül” saldırılarının 20. yıl dönümü ABD’nin Afganistan’dan tümüyle çekildiği bir tarihe denk düştü. Tarihin güldürüsü, ironisi, ne derseniz! 20 yıl önce ABD Taliban rejimini askerî müdahaleyle devirdi. ABD’nin gerekçesi, Taliban yönetiminin 11 Eylül saldırılarının arkasında yer aldığına inanılan El Kaide örgütünün lideri Usame Bin Ladin’e sahip çıkmasıydı. En azından kamuoyuna gösterilen gerekçe buydu. 11 Eylül’ün 20. yıl dönümünde Taliban, ABD Başkanı Joe Biden’ın verdiği kararla Amerika...
Biden emperyalist hazımsızlığı açığa vurdu
Biden emperyalist hazımsızlığı açığa vurdu
İslam coğrafyasında ABD’nin askerî hegemonyasının kurulduğu 90’lı yıllarda Türkiye’de liberal düşünce genel kabul görmeye başladı. Kısa zamanda hedeflerine ulaştılar ve Türk düşünce hayatı üzerinde kalıcı tahribata yol açtılar. Geçmişten farklı olarak dindar muhafazakâr yapılar, emperyalizm ideolojisinin taşıyıcısı olmaya başladıkları için yeni kavramların düşünce dünyamızı istila etmesi kolaylaştı. Din ve laiklik çatışması düşünsel hegemonya açısından elverişli olsa da nüfuz etmek bakımından ye...
Yine kur hareketlerini konuşuyoruz
Yine kur hareketlerini konuşuyoruz
Son yıllarda ekonomide en çok konuşulan ve bir türlü gündemden düşmeyen TL’nin değer kaybı ya da güçlü dövizlere karşı devalüe olmasıdır.Dışa açık liberal ekonomiyi benimsemiş ülkelerde bütün ekonomik değişkenleri etkileyen parametrenin döviz kuru hareketleri olduğunu, yediden yetmişe bütün halkımız yaşayarak öğrendi.Türkiye’nin çözmeye çalıştığı temel ekonomik problemlerden en önemlisinin enflasyon olduğunu bilmekteyiz.Enflasyonun, talep kısma amaçlı faiz artışı ya da mali disiplin uygulaması s...
Emperyalist şiddeti meşrulaştırma aracı olarak liberalizm
Emperyalist şiddeti meşrulaştırma aracı olarak liberalizm
Siyasal bir araç olarak şiddet konusuna çalışanlar, genel olarak, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nı ve bu savaş ile özdeşleşen F. Fanon’un görüşlerini referans gösterirler. Bu çerçevede özellikle 68’den sonra Avrupa ve ABD’de Fanon’un görüşlerine yönelik eleştirel bir dil geliştirilmiş ve şiddet kavramı üzerinden Fransa’nın ve diğer kolonyalist devletlerin sömürgecilik faaliyetleri eleştiri konusu olmaktan çıkarılmıştır. Hâlbuki Fransa, Cezayir’de savaş hukukunu da görmezden gelerek şiddet yoluyla y...
Bir neo-liberalizm eleştirisi…
Bir neo-liberalizm eleştirisi…
Geçtiğimiz iki ayda ortodoks ekonomi politikaları ile heteredoks ekonomi politikalarına yakın ekonomistlerin tartışmalarına şahit olduk. Açıkçası böylesi bir tartışmanın fitilini ateşlemekten dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmek zorundayım. Çünkü ana akım iktisadın neo-liberal destekçilerinin önerdiği politikaların dünya ekonomisini getirdiği nokta malum. Alternatifleri tartışmak ise altın değerinde.STIGLITZ, GREENSPAN VE MERKEZ BANKALARISanırım 2008 Küresel Finansal Krizi’nin en kısa özetini ş...
Japonya'da iktidardaki LDP başkanlığına Kabine Baş Sekreteri Suga Yoşihide seçildi: Suga’nın başbakanlık görevini üstlenmesi bekleniyor
Dünya
Japonya'da iktidardaki LDP başkanlığına Kabine Baş Sekreteri Suga Yoşihide seçildi: Suga’nın başbakanlık görevini üstlenmesi bekleniyor

Japonya’da iktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) başkanlığı seçimlerini Kabine Baş Sekreteri ve Hükümet Sözcüsü Suga Yoşihide kazandı. Toplam 534 oyun 377'sini alarak parti liderliğine seçilen Suga’nın hafta içinde başbakanlık görevini üstlenmesi bekleniyor.

AA
İstisna ekonomisi ve enflasyon hedeflemesi
İstisna ekonomisi ve enflasyon hedeflemesi
Geçen haftaki yazımda yaptığım “enflasyon hedeflemesi politikasını akademik düzeyde tartışalım” önerime önemli dönüşler var. Mesela Prof. Dr. Kerem Alkin sürece ciddi analizleri ve eleştirileri ile dahil oldu. Öte yandan bazı ortodoks ekonomistler de belli ki çok rahatsız olup eski ezberlerini yeniden ortaya sürdüler. Ama bir şekilde tartışma başlamış oldu.“İSTİSNA EKONOMİSİ”Rakamlar, grafikler, modeller sizi aldatmasın. Ekonomi sosyal bir bilimdir. Doğrudan insan tercih ve davranışlarının sonuç...
Siyâsetten soğumak
Siyâsetten soğumak

Fransa’da son yerel seçimlerde Macron ağır bir yenilgi aldı. Yeşiller ve sol ittifak ile aşırı sağ ise güçlendi. Ama neticeler bir yana, bu seçimin en mühim özelliği, katılımın %40’larda kalmasıydı. Fransız toplumu gibi siyasallaşma düzeyi Avrupa’da en ileri bir toplumda bu oran gerçekten de çok düşündürücü. Kaldı ki Yeşiller ve aşırı sağa kayan eğilimlerin mühim bir kısmının siyâsetten soğumayı ifâde eden bir tepkiselliğin mahsulü olduğunu düşünüyorum.

Siyâsetten soğuma süreci temelde iki sebebe dayanır. Bunlardan ilki sisteme duyulan aşırı güven, diğeri ise siyâsetten umudu kesmenin yaygınlaşmasıdır. II. Genel Savaş’tan sonra kurulan ve Ren kapitalizminin sulayıp yeşillendirdiği Batı Avrupa demokrasilerinde talepler, merkez sağ ve merkez sol arasında paylaşılmıştı. Merkez sağ daha az paylaşımcı, daha çok yatırımcı; merkez sol ise daha az yatırımcı, daha çok paylaşımcı olmalarıyla dikkât çekiyordu. Siyâsal sistem, belli dengelerde talepleri yumuşatıyordu. Bu da siyâsetin tansiyonunu düşürüyor, onu sürprizlere, heyecanlara kapatıyordu. Fransa ve İtalya’da bölünmeler çok fazlaydı. Bunun neticesinde hâla çok sayıda parti vardı, ama koalisyonlar sistemik olarak merkezî değerler etrafında kuruluyordu. Aşırı sağ bir hayli baskılanmış ve sistem dışına itilmişti. Aşırı sol ise marjinalize edilmiş; Komünist partiler ise, kurucu babalarından birisi olan Enrico Berlinguer’in kavramıyla “târihsel bir uzlaşma” üzerinden revizyona gitmiş ve Batı liberâl demokrasinin gerekleriyle uyumlu çalışmayı esas almışlardı. Sovyet çizgisinden çıkıp, proleterya diktatörlüğünden vazgeçiyorlar, kamuoylarına seçimle gelip seçimler gitmeyi taahhüt ediyorlardı. Târihsel ittifaka güçlü parti geleneklerine, kadro ve tabanlara sâhip olan İtalyan, Fransız, İspanyol Komünist partiler dâhildi. Bu akıma Avrupa Komünizmi adı verilmişti.

Liberâl demokrasinin sistemik olarak güçlenmesi elbette çok yatıştırıcı bir rol oynamıştır. Bununla berâber, zaman içinde kamuoylarının siyâsete alâkasında kayda değer düşüşler başgöstermişti. Kamuoylarında siyâsal sorumlulukları savsaklama eğilimi yaygınlaşmaya başlamıştı. Nasıl olsa sistem işliyordu. Bir dönemde merkez sağ iktidardaysa, âşikârdı ki gelecek seçimlerin gâlibi merkez sol olacaktı. Beşerin fıtratındadır; başı sonu belli olaylara alâkası azalır. Ama hatırlıyorum, siyâset bilimindeki çalışmalarda depolitizasyon, apolitik hâller daha 1970’lerde siyâsetin istikbâlini karartan ve tehdit eden endişe verici gelişmeler olarak tartışılıyor ve bu gidişâta bir hâl yolu aranıyordu.

Duvar yıkıldıktan sonra, o günlere kadar sistem dışı tutulmuş çok sayıda “kültürel dosya” siyâsete taşınmaya başladı. Artık siyâseti ekonomik kısaslar değil, kültürel kıstaslar târif ediyordu. Ağırlıklı olarak çevresel, etnik, din ve cinsiyet temelli davalardı bunlar. Liberâl demokrasilerin bu tarz talepleri karşılayamayacağı varsayımı bir hayli kuvvetliydi. Onu yeni bir demokrasi modeliyle değiştirmek gerekiyordu. Siyâsal teori 1990’larda bu yolda köpürdü. Agonistik, diyalojik veyâ radikal demokrasi gibi süslü-soslu kavramlarla pek çok model ileri sürüldü. Yeni talepler siyâsette yeni heyecanlara yol açtı ve alâkayı görece arttırdı.

Lâkin sistemler kolay değişmiyor. Bugün hâlâ mevcut Batı demokrasilerini liberâl demokrasiler olarak tanıyoruz. Elbette pek çok model deneniyor; ama liberâl demokrasinin yerini aldı diyebileceğimiz yeni bir demokrasi örüntüsü mevcût değil. Liberâl demokrasilerin özgürlükçü yapısı, bu taleplere direnmedi ve kapılarını açtı. Gelin görün ki, bu talepleri “taşımak” ile “karşılamak” aynı şey değil. Eğer mühim olan yeni talepleri taşımanın yanında karşılamak olacaksa; bu çok ciddî bir yapısal dönüşümü ve değişimi îcap ettirmektedir. Süreci sıkıntıya sokan diğer bir mesele de, bu kültürel dosyaların kendisini açığa çıkarmak ve kendi asimptotunda ihtiraslı bir şekilde tâkibini yapmasının dışında bir pratiği ve yapısal bakışı henüz yok. Liberâl demokrasilerin taşıyıcı imkânlarını sonuna kadar kullanıyorlar. Benim “siyâsal dolmuşçuluk” olarak târif ettiğim bâzı oluşumlar ise bu dosyaları sâdece bir araya getiriyor. Eklektik bir çaba bu. Senkretik bir değer ortaya çıkarmıyor. Ayrıca bu mümkün mü, ondan da emin değilim.

Siyâsette aşırılaşma eğilimlerinin ortaya çıkmasının esaslı ikinci sebebi de buradan neşet ediyor. Sistem taleplerin karşılığını vermemeye başlıyor. Ama unutmayalım; siyâsette aşırılaşma, uçlarda toplanma ve soğuma aynı madalyonun iki yüzü. Ekonomipolitik beklentilere göre tasarlanmış bir sistem kültürpolitik talepleri karşılayamıyor. Fransa’da yaşanan da bu. Bu da sandığa giden “sorumlu” vatandaşlarla, gitmeyen “sorumsuz” vatandaşlar arasındaki farkın ihmâl edilebilir olduğu noktasına götürüyor beni. Küsmek ile kızmak arasındaki fark çok mu büyüktür acaba?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.