Rusların fantastik dünyası Türkçe’de
Hayat
Rusların fantastik dünyası Türkçe’de
İlk cildi okurla buluşan Rus Halk Masalları, VBKY etiketiyle yayımlandı. Kitaptaki masallarda Rusya kırsalında her şey taşrada yaşanan taşrada kalır misali kentlere hiç taşınmadan bir anda mucizevi bir şekilde çığırından çıkabiliyor ve yine her şey aniden kontrol altına alınabiliyor. Rus halkının ruhunu bu masallarda görmek mümkün.
Yeni Şafak
Bir Bisiklet Masalı: 5 yaşındaki Masal ve ailesi, bisikletle Türkiye turunda
Hayat
Bir Bisiklet Masalı: 5 yaşındaki Masal ve ailesi, bisikletle Türkiye turunda
Türkiye turu için bisikletlerine bağladıkları pusete oturttukları kızları Masal (5) ile İzmir'den yola çıkan Engin-Senem Elmalı çifti, yaklaşık 2 bin 200 kilometreyi geride bırakarak Samsun'a ulaştı. Konakladıkları illerde çadır kuran ve macera dolu yolculuklarına 'Bir Bisiklet Masalı' adını koyan aile, 7 bin kilometre pedal çevirip, Doğu, Güney Doğu, Akdeniz ve Karadeniz illerinin ardından İzmir'e dönmeyi planlıyor.
DHA
Mitos ve esâtîr ya da çocuğumuza masal yerine ne anlatalım
Mitos ve esâtîr ya da çocuğumuza masal yerine ne anlatalım

Menkıbeyi tarif edip yalan içermeyen menakıbın eğitimde önemli bir araç olduğunu söyledik. Hatta okullarda ‘örnek insanlar’ diye bir dersin bulunması Müslüman gençlik için çok hayati bir meseledir. Bugünlerde çokça sözü edilen ve savrulmuşluğu ifade eden Z kuşağının en muhtaç olduğu şey böyle örnekliklerdir. Çünkü dijital çağda gençliği etkileyenler ve ona yön verenler idol kılınmış sosyal medya fenomenleridir.

Bu sebeple ahlakıyla, ilmiyle, edebiyle, kahramanlıklarıyla, kul hakkından ve bütünüyle haramlardan sakınmasıyla tanınmış simaların hayat hikayeleri, onların yaşanmış menkıbeleri özellikle bugün gençlik için hava kadar su kadar gereklidir. Keşke bunun üzerinde duracak eğitimcilerimiz olsa, dini ve tarihi şahsiyetlerimizi edebi bir üslupla oldukları gibi anlatabilecek müelliflere yazdırılsa ve her kademeden okullarımıza ‘Örnek şahsiyetler’ gibi bir adla böyle dersler konsa.

Mitolojilere gelince. Mit ya da mitos kök anlamı itibari ile söz, söylence, söylenti gibi anlamlara gelir. Aslında mitoloji, mitleri ya da mitosları inceleyen bilimdir ama galat-ı meşhur olarak mitos yerine çokça kullanılır. Mitos kelimesi Yunanca olduğu gibi mitos ya da mitoloji denince de akla kadim Yunan gelir. Terim olarak mitos daha çok Yunan tanrılarıyla ilgili olağanüstü masallar ve anlatılardır. Mitoslarda tanrısal özellikler olduğu gibi korkular, karmaşık aşklar da vardır. Mitoslarda çıkışı itibariyle muhtemelen dinlerden alıntılar da vardır ve dinlerden bozularak ya da din yerine üretilmişlerdir. Ama ölçü kaçınca mitoslara biraz da insanların hayalleri, korkuları, duyguları, istek ve arzuları karışmıştır. Destanlar ve bunların daha hafifletilmiş ve eğlenceli hale getirilmiş hali olan masallar da böyledir. Sonuç itibariyle mitos, destan ve masal, hatta hurafeler aynı kategoride sayılmalıdır.

İnançların ve kültürlerin kökünü sürme açısından mitoslar önemli araştırma konuları olabilir. Ancak destanlar ve mitoslardan milli duygular oluşturmada, olanları canlı tutmada, çocukların hayal gücünü geliştirmede yararlanmanın ben şahsen faydadan çok zarar getireceği kanaatindeyim. Ölçüm de şudur: Yalan hakikatin düşmanıdır ve hangi türden olursa olsun yalanla hiçbir hakikate ulaşılmaz. Değil yalan, zannın bile hakikat adına hiçbir değer taşımadığını bizzat Kuranıkerim söylüyor.

Buna karşılık Kuranıkerim kıssaları masal ya da mitos değildir. Bu kıssaların hakikat olduğunu Allah pek çok ayette söylüyor. Allah bir yerde ‘biz bu kıssaları sana hakikat olarak anlatıyoruz’ dedikten sonra, artık falan kıssada ‘bu da hakikattir’ denmediği için bu bir mitos olabilir demek delilsiz bir iddiadan ibarettir. Mesela ‘Hızır mitosu’, ‘Zül-karneyn mitosu’ demek Kuranıkerim’in ruhuna zıttır.

Kuranıkerim masal, destan ya da mitos türü anlatımlardan ‘esâtîru’l-evvelîn’ diye söz eder ve onları olumsuzlayarak Kuran’ın anlattıklarının karşısına koyar. Resulüllah zamanındaki müşrikler bile Kuranıkerim’i reddederken o da ‘esâtîru’l-evvelîn’, yani önceden beri söylene gelen ustûreler ve masallardan ibarettir diye reddediyorlardı. Esatîr kelimesi Arapların bildiği satırdan/yazıdan, yani yazıya dökülmüş anlatılardan geliyordu, eski İran masalları başta olmak üzere eskiden beri yazılagelen şeyleri anlattığı kastediliyordu. Bu kelimenin dahi yine Yunanca history ya da story’den geldiğini söyleyenler vardır. Kısaca bu tür anlatımların cahiliye müşriklerinin gözünde bile bir değersizlik ifade ettiği açıktı.

“Mitos’a Herodot, tarihi değeri olmayan güvenilmez söylenti gözüyle bakarken, Platon gerçeklerle ilişkisi olmayan uydur­ma, boş ve gülünç masal şeklinde tanım ge­tirir. Nitekim Homeros’u tanrılar konusun­da yalanlar uydurduğu insana ve topluma zarar verici masallar veya efsaneler düzdüğü için eleştirir ve suçlar. Hatta ideal devle­tinde Homeros’un okunmamasını şart ko­şar” (Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Mitos md.).

O halde Kuranıkerim kıssalarını ve büyük insanların yaşadıkları örnek davranışları yani yaşanmış menkıbeleri mitoslarla, masallarla, destanlarla ve uydurma menkıbelerle aynı kefeye koymamak lazım. Meseleye yalan açısından bakıyorduk. Yalanın her türlüsü haramdır ve eğitimde bile yalandan medet ummamalıyız. Peygamberimiz’in ‘şaka ile dahi olsa yalanı terk etmedikçe gerçek mümin olamazsınız’ sözünü bir kez daha hatırlayalım.

226 promil alkollü çıkan sürücüden ilginç tepki: Maşallah
Gündem
226 promil alkollü çıkan sürücüden ilginç tepki: Maşallah
Gaziantep'te radara yakalanan alkollü sürücü zar zor üflediği alkol metrenin sonucu 226 promil çıkınca 'maşallah' diyerek tepki verdi. Cezai işlem için ehliyeti istenen sürücünün ehliyetsiz olduğu tespit edilmesiyle polis sürücüye radar, alkol ve ehliyetsiz araç kullanmaktan cezai işlem uyguladı.
IHA
Rus halkının ruhunu yansıtan masallar: İlk kez Türkçe yayımlandı
Hayat
Rus halkının ruhunu yansıtan masallar: İlk kez Türkçe yayımlandı
VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY) “Rus Masalları 1” isimli kitabı okurla buluşturuyor. Türkçe'de ilk kez yayımlanan kitapta, yaşamı boyunca Rusya'yı dolaşarak sayısı 600'den fazla masala ulaşan Aleksandr Afanasyev'in derlediği masallar yer alıyor. 10 masalın bulunduğu kitaptaki renkli illüstrasyonlar Irina Adam Erkılıç imzasını taşıyor. Kitabın Türkçe çevirisi Laura Kochkarova'ya ait.
Yeni Şafak
O ağacın altındakiler
O ağacın altındakiler

İstanbul’un ortasını süsleyen Bayezid Camii, sekiz yıl süren tamirat döneminin sona ermesiyle nihayet ibadete açıldı. Geçen gün ben de gidip bu tarihi mabedde bir öğle namazı kıldım. Cami ile Beyazıt Devlet Kütüphanesi arasında yer alan meydanda dolaşırken hüzün verici bir manzarayla karşılaştım. Bir zamanlar burada cami avlu kapısının bitişiğinde asırlık bir ağaç vardı. Altındaki açık hava kahvehanesi ise, bir açık hava akademisi yahut kalem ve kelam erbabının sohbet mekânıydı. Bu mekân “Çınaraltı” diye biliniyordu ama o koca ağaç çınar değil, atkestanesiydi.

İşte bu anıt ağaç da, insanoğlu gibi mukadder ömrünü tamamlamış olmalı ki, eceli gelince ölüp gitti. Bendeniz yıllarca altında oturup çay içtiğim, kitap okuduğum, dostlarla buluştuğum bu tarihi atkestanesinin hem can çekişmesine, hem ölümüne şahid oldum. Önce yağmurlu ve fırtınalı bir havada koca koca dalları, çatır çatır kırılarak yere düştü. İstanbul gezisi yaptırdığım bir sırada – yağmurun dinmesini beklemek amacıyla – orada bulunduğum sırada hüzün veren bu manzaraya bizzat şahit oldum. Kısa bir süre sonra nasıl öldüğünü de yine bizzat gözlerimle gördüm. Büyükşehir Belediyesi’nden yetkililer gelip, hızarlarla bu büyük ağacın ellerini kollarını keserek yeteri kadar küçülttüler. Sadece iri ve kuru gövdesinin ayakta kalmasına müsaade ettiler. O koca gövdesi de, “Ağaçlar ayakta ölür” sözünü yalancı çıkarmamak için, uzunca bir süre dik durmaya çalıştı. Oradan ne zaman geçsem, o haliyle bile, altında geçirdiğim güzel zamanları hatırlattığı için, kendisine teşekkür etme ihtiyacı duyardım. Belki inanmayacaksınız ama o kara, kuru ve iri gövde bile bana teselli vermek için yeterli oluyordu. Sonunda o da ortadan kaldırıldı ve şimdi yerinde yeller esiyor. Bayezid Camii’nde kıldığım öğle namazından hemen sonra tam oradan geçerken “O ağacın altı” ve sohbet erbabı aklıma geldi. Ne dersiniz biraz da ondan bahsedeyim mi?

Şehirler Sultanı İstanbul’un cazibe merkezlerini bir zamanlar şairlerin, yazarların ve edebiyatçıların devam ettiği eski mekânlar oluşturuyorlardı. Beyazıt ve çevresi tarih hazinelerinin açıldığı, geçmiş zaman mücevherlerinin saçıldığı, demli çayların üst üste içildiği bu renkli köşelerin başında geliyordu. Tarihi ağacın altında yapılan sohbetler, okunan şiirler, anlatılan fıkralar o ağacın altını adeta cennete çeviriyordu.

Beyazıt Camii’nin şadırvanında sular şakırken, müezzinler gönül iklimini şenlendiren ezanları okurken o ağacın altında yaz ikindilerinin ferahlığı yaşanıyordu. Bu mekânın müdavimlerinden Âsâf Halet Çelebi, çaylarını yudumladıktan, nargilesini birkaç defa fokurdattıktan sonra birden kalkıyor, “Kütüphane-i Umumi”nin kitabeli kapısından içeri dalıyor, cihan allamesi İsmail Saib Hoca’nın sohbet halkasına dahil oluyordu.

Kendisi matematik profesörü olmasına rağmen, çevresi tarafından ünlü bir edebiyatçı ve tarihçi olarak bilinen Nuri Karahöyüklü 93 Harbi’nin Osmanlı tarihindeki meş’um rolünü izah ediyor, bir yandan da Gazi Osman Paşa’nın Plevne Savaşı’nda kullandığı kılıcın kabzasındaki yazının hangi hattata ait olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

Prof. Ali Nihad Tarlan, Tebrizli Saib’in divanından şiir okurken adeta kendinden geçiyor, Ahmed Hamdi Tanpınar, “Güvercin topuklarıyla gezinen sükût”u sâkitane bir tavırla dile getiriyor. Yahya Kemal “Aziz İstanbul”un azizlerini, leziz bir üslupla canlandırıyor, dinleyicilerini son derece heyecanlandırıyordu. Abdülbaki Gölpınarlı Melami dervişlerini yahut Mevlevi ermişlerini anlatırken neredeyse kendinden geçiyordu. Derken Mükrimin Halil Hoca söze karışıyor, Abbasi halifelerinin saraylarında görevlendirilen Türk kumandanlarından – kendisi de oradaymış gibi – söz ediyor, Sa’d bin Ebi Vakkas hazretlerinin Kadisiye Savaşı’nda bir vuruşta on düşman askerini nasıl yere serdiğini olanca hamasetiyle dile getiriyordu. Bu sıra da şöyle bir savurduğu sağ eliyle, yanı başında durup konuşmaları dinleyen garsonun tepsisindeki çay bardaklarını tuz buz ediyordu. Eski İstanbul ediplerinin ve lebiblerinin bir araya geldiği bu tarihi mekân veya meşhur ifadesiyle o ağacın altı, böyle daha nice tatlı sohbetlere, yakası açılmadık fıkralara, söz ve ses oyunlarına sahne oluyordu.

Beyazıt ve Çınaraltı, sadece yerli ilim adamlarını değil, yabancı araştırmacıları da cazibesiyle kendine çekiyordu. Bakınız ünlü şarkiyatçı (doğu bilimci) Ord. Prof. Dr. Anna Masala “Beyazıt Meydanı”ndan nasıl söz ediyor:

“Beyazıt Meydanı biraz evim gibi olmuştu. Her sabah camiye girip o sessizlikte düşünüyordum. Neden sonra üniversiteye veya Süleymaniye Kütüphanesi’ne giderek çalışma günüme başlıyordum. O meydanda çiçekten başka her istediğim şeyi satın alabilirdim: Çakı, çakmak, bir çift sandalet, yazılı bir kumaş çanta, camiin karşısında gül suyu, kitap ve tespih satın alabiliyordum. Bir gün korkunç bir gaf yaptım. Çok güzel bir Kur’an-ı Kerim görüp ‘Kaça satıyorsunuz?’ dedim. Yaşlı bir adam ‘Kur’ân-ı Kerim satılmaz, hediyesi yirmi lira’ dedi. Bu benim için önemli bir ders oldu”

Anna Masala, Çınaraltı’ndan da şöyle bahsediyor:

“Bir yanda bakırcılar ve güvercinler, bir yanda sahaflar. Şimdi sahaflarda yeni kitaplar, takvimler, her dilde turistik kitaplar satılıyor. Açık havada büyük bir Hachette kitabevine benziyor. Ancak altmışlı yıllarda el yazmaları ve çok eski kitaplar bulunuyordu. Ben, her gün bir kitap satın alıyor, bütün kitapçıları selamlıyor, Şeyh Muzaffer Efendi’de bir kahve içmeye gidiyordum.”

Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer!..

Çocuklar için dijital kütüphane
Hayat
Çocuklar için dijital kütüphane
Çocuklara online ulaşacakları birbirinden güzel kitapların yer aldığı adresleri bu ay derledik. Yerli ve yabancı çok çeşitli masal kitabının adresi bu defa evinize kadar geliyor. Masallar dünyasına kısa bir tur için hazır mısınız?
Yeni Şafak
İstanbul Müftüsü'nden cemaatle namaz açıklaması: Belki önümüzdeki hafta diğer üç vakitte de cemaatle namaz kılabileceğiz
Hayat
İstanbul Müftüsü'nden cemaatle namaz açıklaması: Belki önümüzdeki hafta diğer üç vakitte de cemaatle namaz kılabileceğiz
İstanbul Müftüsü Mehmet Emin Maşalı, normalleşme sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi halinde gelecek haftalarda camilerde 5 vakit cemaatle namaz kılmaya başlayabileceklerini belirtti. Maşalı, yaz Kuran Kursları'na ilişkin de, "Belki bu yıl süresi dar olacak. Mümkün mertebe tatilin son dönemlerinde olacaktır diye düşünüyorum" dedi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.