Nurettin Topçu anısına düzenlenen 2020 Mavera Ödülleri TVNET canlı yayınında sahiplerini buluyor
Hayat
Nurettin Topçu anısına düzenlenen 2020 Mavera Ödülleri TVNET canlı yayınında sahiplerini buluyor
Nurettin topçu anısına ‘Fıtratın Çağrısı: İnsan, Aslına Dön!’ olarak belirlenen 2020 Mavera Ödülleri’nin bu yıl üçüncüsü gerçekleşiyor. Ödüller bu akşam TVNET ekranlarındaki canlı yayında sahiplerini bulacak.
Yeni Şafak
Nurettin Topçu anısına ödüllü deneme yarışması
Hayat
Nurettin Topçu anısına ödüllü deneme yarışması
Nurettin Topçu anısına ödüllü deneme yarışması düzenleyen Mavera Eğitim ve Sağlık Vakfı, "Fıtratın Çağrısı: İnsan Aslına Dön!" teması ile sahip olduğu değer ve tecrübeleri genç nesilleri aktarmaya devam ediyor. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen deneme yarışmasına katılım için son tarih 10 Nisan.
Yeni Şafak
Mavera ödülleri sahiplerini buldu
Hayat
Mavera ödülleri sahiplerini buldu

Mavera Eğitim ve Sağlık Vakfı, gerçekleştirdiği sosyal, kültürel ve eğitim faaliyetleri kapsamında “Mavera Ödülleri” töreni düzenledi.

Yeni Şafak
Zulümlerin altını çiziyoruz
Hayat
Zulümlerin altını çiziyoruz

Bu yıl 2. kez düzenlenen Mavera Ödülleri, Aliya İzzetbegovic anısına Küresel Barış ve Adalet temasıyla düzenlendi. Yarışmada 2. olan Ayşegül Özdoğan, “Bosna, Suriye, Doğu Türkistan olaylarıyla büyüdük. Artık bilinçli birer Müslümanız. Küresel çaptaki zulümlerin altını çizmek istiyoruz” dedi.

Yeni Şafak
Aliya İzzetbegovic anısına ödüllü deneme yarışması
Hayat
Aliya İzzetbegovic anısına ödüllü deneme yarışması
Mavera Eğitim ve Sağlık Vakfı, geçtiğimiz sene büyük ilgi gören "Mavera Ödülleri" kapsamında, ikinci yarışmasını bu yıl düzenliyor. Aliya İzzetbegovic anısına gerçekleştirilecek olan Mavera Ödülleri 2019 “Küresel Barış ve Adalet” konulu, ödüllü deneme yarışması için başvurular başladı.
Yeni Şafak
Mustafa Kutlu: Aydınımız dindar olmaktan korkar
Hayat
Mustafa Kutlu: Aydınımız dindar olmaktan korkar
Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Mustafa Kutlu, Mavera Vakfında gençlerle buluştu. Kutlu konuşmasında Kemal Tahir, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay ve İsmet Özel'e dair düşüncelerini paylaştı. Türk aydınının dindar olmaktan korktuğunu söyleyen Kutlu, yazarların estetik kaygılar yüzünden İslam'dan uzak durduklarını açıkladı. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Şemsi Paşa Camii'ni olağanüstü bir şekilde anlatmasına rağmen içeriyi girip iki rekat namaz kılmadığını ifade eden Kutlu, Oğuz Atay ve Tutunamayanlar romanını analiz ederek 'Tutunamamak, tutacak bir dal bulamamaktan ileri gelir. Onun derdini çekenlere de Oğuz Atay'a ben helal olsun diyorum. En azından derdini biliyor. Tutunamadığını biliyor' dedi. Kutlu, Selim İleri, Kemal Tahir ve İsmet Özel'in edebi kişilikleri hakkında da konuştu.
Yeni Şafak
Aydınımız
dindar olmaktan
korkar
Hayat
Aydınımız dindar olmaktan korkar
Mavera Eğitim ve Sağlık Vakfı’nda düzenlenen “Maverada İz Bırakanlar - Çarşamba Buluşmaları”nın bu ayki konuğu Mustafa Kutlu oldu. Kutlu’nun “Anadolu’da Elli Yılın Hikayesi” konulu bir konuşma yaptığı etkinliği Faruk Aksoy ve Ekrem Ayyıldız yönetti.
Yeni Şafak
Buhara
Buhara

Siriderya (Seyhun) Nehri Tanrı Dağları’ndan doğuyor, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, yine Özbekistan ve Kazakistan’dan geçerek, Aral Gölü’ne akıyor. Amuderya (Ceyhun) Nehri ise Pamir ve Hindikuş Dağları’ndan doğup, Afganistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan sınırlarından geçerek Aral Gölü’ne dökülüyor. Birbirine paralel bu iki hayat suyunun arasındaki bölgeye Maveraünnehir deniliyor.

Video: Buhara


Aynı bölgede akan, ama Seyhun ve Ceyhun’a nazaran daha uslu, daha nazlı, daha bereketli bir başka nehir var: Zerefşan.

“Altın Saçan” manasına gelen Zerefşan, Tacikistan’da Pamir’de doğuyor, dağları aşıyor, sonra düze çıkıyor. Özbekistan boyunca akan Zerefşan, hiçbir göle, denize dökülmeden çölde kayboluveriyor.

Tacikistan’da peşine takıldığımız Zerefşan bizi önce Semerkant’a, sonra da Buhara’ya götürdü.

Su hayattır. Kuzeyde Seyhun, Güneyde Ceyhun, ortada Zerefşan, Maveraünnehir’e ve çevresine hayat veriyor.

Sovyet işgali sırasında bütün bu nehirlerin suları kontrolsüzce kullanıldı. Komünizm sadece insan kanını değil, Maveraünnehir’e hayat veren suları da sömürdü. Öyle ki, bugün artık o coşkulu Seyhun da, Ceyhun da Aral Gölü’ne varamadan kuruyup gidiyor. Aral Gölü’nün yerinde ise yeller esiyor.

Maveraünnehir’de bir zamanlar ırmaklardan su değil, mürekkep, kelimeler, ilim, hikmet akıyor, ırmakların kenarında gençler dünyayı aydınlatan bu ilim şerbetini kana kana içiyorlardı.

Sadece Zerefşan’ın hayat ve ilim verdiği Semerkant ve Buhara değil; bölgedeki Yesi, Merv, Herat, Belh, Otrar, Sütkent, Tirmiz, Cend, Karnak ve daha nice şehir hem dönemlerinin ilim merkezleri olmuş, hem de bugünün ilmi birikimine en önemli katkıları sağlamışlardı.

Buhara’ya yaklaşırken güneş kızıla boyanıp uçsuz bucaksız ovanın ardında kayboldu. Buhara’da güneş batıyordu ama Anadolu’da ikindi oluyordu.

O parlak günlerinin üzerinden asırlar geçmesine rağmen Buhara bugün bile dünya şehirleri arasında ne kadar farklı, ne kadar mümtaz bir yere sahip olduğunu ziyaretçilerine hemen hissettiriyor. Camiler, türbeler, en çok da eski şehrin neredeyse tamamını teşkil eden medreseler ziyaretçileri maneviyatıyla kucaklıyor, kuşatıyor. Toprak rengi tuğlalardan örülmüş evlerin arasındaki sokaklarda sanki İmam Buhari yürüyor, İmam Tirmizi O’nu takip ediyor. Medreselerde sanki hala Ahmet Yesevi, Abdülhalik Gücdüvani, Yusuf El Hamedani, Bahaüddin Nakşibendi ders veriyor, ders alıyor. Uluğ Bey sanki hala göğü izliyor, İbni Sina bir kadavranın üzerinde çalışıyor. İpek Yolu’nun merkezindeki Buhara’ya sanki hala kervanlar kitap taşıyor. Bağdat’ın, Mekke, Medine, Şam’ın talebeleri uzun, upuzun yolculukların ardından kendilerine bir medrese bulabilmek için yarışıyorlar. Mağrip’ten, Endülüs’ten, işittikleri tek bir kitabın peşine düşmüş seyyahlar kütüphanelere koşuyorlar. Sanki, medreselerden çıkan talebeler, kervanların arkasına takılıp Batı’ya, İsfahan’a, Rey’e, Bağdat’a, Şam’a, Konya’ya, İstanbul’a doğru yola çıkıyorlar. Alperenler camilerden dualarını alıp, at üstünde Kosova’ya, Saraybosna’ya, Viyana’ya yöneliyorlar. Dervişler, dillerinde zikirle, Anadolu’da bir köy bulmak, postu oraya sermek, asırlarca yıkılmayacak gönül tohumlarını saçmak için yarışıyorlar.

Buhara’da zaman durmuş… Zaman, Moğol istilası, Rus istilası öncesinde göğe asılıp kalmış. Yağmacılar ve işgalciler taş üstünde taş bırakmasalar, yazılı tek bir belgeye tahammül edemeseler de, Buhara’da ilim ve maneviyat yıkılmamış, kaybolmamış. İlim ve alimler Konya’ya, İstanbul’a akarken, Buhara ilminden, hikmetinden, manevi ikliminden, gururundan hiçbir şey kaybetmemiş.

Buhara, İslam tarihinde, Semerkant’la birlikte Mekke ve Medine’den sonraki en büyük ilim şehri. Buhara, Konya’nın, Bursa’nın, Edirne’nin, İstanbul’un hocası. Bugün Viyana sınırlarına kadar geniş bir coğrafyada ezan okunabiliyorsa, bu cihadın, bu gayretin, bu cesaretin merkezi Buhara.

Maveraünnehir, yani Seyhun ile Ceyhun Nehirlerinin arası, Zerefşan Nehri’nin çevresi, eğer istenilse, bugün de ilimle hayat bulabilir. Özümüzü fark etmekle başlar her şey. Buhara, özümüzü keşfetmemiz için, kendimizi tanımamız, hatırlamamız için bizi bekliyor, ziyaretçilerini bekliyor. Semerkant ve Buhara’ya sırtımızı dönmeyelim, yüzümüzü dönelim. Zira sadece ilim ırmakları değil, güneş de oradan doğuyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.