TÜRSAB'ın yeni yönetimi mazbatasını aldı
Ekonomi
TÜRSAB'ın yeni yönetimi mazbatasını aldı
TÜRSAB'ın 24. Olağan Genel Kurulu'nda seçilen yeni yönetim mazbatasını aldı. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Başkanı Firuz Bağlıkaya, "Üyelerimizden aldığımız güç ile yeni döneme büyük bir öz güvenle başlıyoruz. Önümüzde TÜRSAB'da değişimi devam ettirmek ve daha ileriye taşımak için yepyeni bir sayfa açıldı." dedi.
AA
Ekrem İmamoğlu mazbatasını aldı
Gündem
Ekrem İmamoğlu mazbatasını aldı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu için Çağlayan Adliyesi’nde mazbata töreni düzenlendi. İmamoğlu, seçimin İstanbul'a hayırlı olmasını dileyerek, "İstanbul'umuz Türkiye'mizin lokomotif şehri, umarım en doğru işleri yapacağımız 5 yılı hep birlikte yaşarız." dedi. İmamoğlu, tören sonrası başkanlık mührünü İstanbul Valisi Ali Yerlikaya'dan alarak resmen göreve başladı.

AA
Makyaj döküldükçe ortaya çıkan “çirkin” yüz
Makyaj döküldükçe ortaya çıkan “çirkin” yüz

İlkelerden söz ediyordu. Afili sözler söyleyip, kucaklamaktan, sevgiden dem vuruyordu. Makyajı iyi yapılmış, “ajansı” üzerinden üstüne geçirilen elbisenin ince ayarları iyi bir terzi tarafından tamamlanmıştı.

Video: Makyaj döküldükçe ortaya çıkan “çirkin” yüz


Sevgi pıtırcıkları dağıtıyordu.

Kim ne isterse onu veriyordu. Kim ne isterse onu yapıyordu.

Dindarlıksa, iki doz dindarlık… Sekülerlik lazımsa 3 doz sekülerlik… Orta yaşlı kadınlara, “Ama anacığım, ama teyzeciğim” ile başlayan sırıtık yüz ifadeli seslenişler… Gençlere partisinin Anayasa Mahkemesi’ne başvurup iptal ettirdiği burs vaatleri filan.

OYLARIN TEKRAR SAYIMINA KARŞI ÇIKTI, “ÇIKMADIM” DEDİ

Seçim sonrasında, işler biraz ters gitmeye başlayınca, “Oyların tekrar sayılması dipsiz bir kuyudur. Girilirse çıkılamaz” dedi önceleri. Sonraları “Mazbatamı istiyorum” diye sızlanmaya başladı. Yetinmedi, hülle yoluyla Anıtkabir’e bile çıktı. Hülle diyorum. Zira, CHP heyeti olarak Anıtkabir’e çıkacağını söyleyip hatta CHP çelengi hazırlatıp sonra da şeref defterine mazbatası olmadığı halde “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı” imzası attı. Aceleci, tahammülsüz bir haldeydi.

Yüzündeki makyaj hafiften döküldü.

Mazbatayı aldı. Musakkalı popülizm ile gündemde kalırken, tüm İstanbulluların özel bilgilerini de içeren belediyeye ait kayıtları yetkisiz kişilere kopyalatmaya kalkıştı.

Tam o dönemde, HDP’nin tutuklu eş başkanı için “Siyasetinibeğeniyorum” açıklaması yaptı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) sürecinden önce, “Saygı duyduğu” hatta “En doğru kararı vereceğine inanıyorum” dediği mahkemeye daha sonraları saygısını ne hikmetse yitirdi. Kan ter içinde “Kınıyorum” ifadelerini kullandı.

Seçim yenileme kararı alan YSK için ağızını bozdu. Kıytırık dediği Yunan medyasının elemanıyla bir gün seçim için bir arada olduğu ortaya çıktı.

Asabı bozuldukça, makyajı da bozulmaya başladı. Sinirleri yıprandıkça sağa sola sataştı. Kanal 7 mikrofonunu uzatan muhabiri aşağılamaya kalkıştı, aynı kurum için “zavallı” deyimini kullandığı anlarda bir vatandaşı da aşağılamaktan geri durmadı.

“İT DEDİNİZ Mİ” DİYE SORANA VERDİĞİ CEVABI ANLAYANIZI OLDU MU?

Bayram sürecinde Karadeniz’deydi. Ne olduysa zaten orada oldu. “Halk adamı kisvesi” bu kez tamamen üzerinden sıyrılıp gitti. Halkın arasına karışıp havaalanında uçağı binmek yerine, “VIP” diye tutturdu. Yetinmedi Ordu Valisi için “İt” dedi.

İt dedi mi demedi mi tartışmasına ona destek veren medya mensupları bile dahil olup, “Dedi ama ayıp olur diye yayınlamıyoruz” gibi laflar edildi.

Birden kayıplara karıştı. O kayıpken, “it” dediği görüntüler ortaya çıktı. “İt değil, bi git” dedi diye enteresan haber sitelerinde enteresan haberler yayınlandı.

Nihayet 3 gün sonra kameraların karşısına geçti. Herkes validen özür dileyecek diye beklerken, pişkin pişkin “Bana tuzak kuruldu” dedi. “Benim gerçek yüzüm ortada” diyerek aslında makyajlı yüzüne atıf yaptı.

Gerçekte söylediği “it” sözünü tevil yollu bile geri almadı. Özür dilemedi. Üstüne üstlük, buradan yine bir mağduriyet üretmek istedi.

En ilginci ise, rakibi Ak Parti adayı Binali Yıldırım ile ortak canlı yayının moderatörü kim olacağı konusundaki tartışmada yaşandı.

Yıldırım, Uğur Dündar ismini önerdi. Uğur Dündar önce kabul etti, sonra bir sürü gerekçeyle reddetti.

CHP’nin adayı, “Benim Uğur beyle bu konuyu görüşmem gerekiyor. Süreç işliyor” diye bir söz sarf etti.

Aslında bu söz bile kimin ne olduğunu göstermesi açısından çok değerliydi ama medya üzerinde pek durmadı.

CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının değişken ruh hali ve mağduriyet üzerinden yürütmeye çalıştığı stratejisi makyajının dökülmesinden sonra yerlerde sürünüyor.

Dün Mehmet Acet’in yazdığı gibi, Ak Parti’nin ilgili kişisi, “Ekrem İmamoğlu’nu yıldızlardan dünyaya indirdik. Kendisinin CHP adayı olduğunu herkese gösterdik” dedi.

Yıldızlardan dünyaya inen CHP adayı bugünlerde “üzgün”, “asabı bozuk”, “ağzı bozuk” bir halde ortalıkta dolaşıyor. Binali Yıldırım ise günlerini İstanbul ile ilgili projelerini millete anlatmakla geçiriyor.

Adıyaman'da 4 muhtarın mazbatası iptal edildi
Adıyaman'da 4 muhtarın mazbatası iptal edildi
Adıyaman Kahta'da 4 muhtarın mazbatası iptal edilerek, bu yerlerde seçimlerin yenilenmesine karar verildi.
AA
Ekrem İmamoğlu'nun mazbatası iptal edildi
Gündem
Ekrem İmamoğlu'nun mazbatası iptal edildi
YSK, Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasının iptaline karar verdi. 17 Nisan'da mazbatasını alan Ekrem İmamoğlu'nun belediye başkanlığı 20 gün sürdü. 23 Haziran Pazar günü yenilenecek seçimlerde, siyasi partiler aday değişikliği yapamayacak. AK Parti'nin adayı Binali Yıldırım ile CHP'nin adayı Ekrem İmamoğlu 'ölüm ve istifa' gibi nedenler olmazsa yeniden yarışacak.
Yeni Şafak
Hatıra olsun
Hatıra olsun

Biz eskiden, su içerdik testiden, onunla yetinmez ve arada seçim de yapardık.

Gider oyumuzu kullanır, on dakikalığına kendimizi Süleyman bilir, mührü basardık.

Video: Hatıra olsun


Akşama sonuçlar belli olurdu. Kesin olmayan sonuçlar.

İtiraz mitiraz, inceleme falan, birkaç gün içinde fotoğraf netleşir, alınan oy oranları kesinleşirdi.

Kimse mazbata derdine düşmezdi.

Ufak tefek kavgalar, dar çaplı usulsüzlük görülse de milletin kararı sandıktan ak kaşık gibi çıkardı.

Bir de şu yaşadıklarımıza bakın.

Geniş çaplı organizasyon, büyük operasyon, fena halde atmasyon, istemem yan cebime şeklinde tutmasyon…

Temizlik, şeffaflık hak getire.

Yeniden sayıma bile itiraz.

İtiraza itiraz.

Sayım sonuçlanmadan mazbata.

Peki ya hak, hukuk?

Aman bir tatsızlık çıkmasın anlayışıyla zarar veren bir ürkeklik...

***

Deprem sonrası mikrofonu uzatıp “Çok ürktünüz mü?” diye soran muhabire köylü dayı ne diyordu:

“Yok hiç ürkmedik. Hayvanlar ürker. Biz niye ürkelim? Korktuk biraz. Hemen dışarı attık kendimizi.”

Yeni bir gezi olayı başlarmış da…

Yahu ne gezisi?

Bırakın istediği yere gitsin, gönlünce dolaşsın.

Rahatlayıp gelsin.

Biz öyle yaptık.

Seçim meçim işleri fazlasıyla boğucu olunca, Taraklı’ya kaçtık geçen gün.

Mis gibi hava, tertemiz termal suyu…

Eski ahbabımız aynı zamanda eski belediye başkanı olan Tacettin Bey ile siyaset dışında sohbet…

İki gün, sanki bir hafta olmuş.

***

Hatıralardan bahsettik, Mümkünlü isminin artık pek bilinmeyişinden, Şener Şen’den, Olgun Şimşek’ten, Hasan Kaçan’dan…

Her yerin bir Nasrettin Hocası vardır, Taraklı’nınki Tacettin Bey. Her hatırası bir yalaza, bir nükte.

Bir dönem Mümkünlü denilince, herkes bilirdi.

Orada çekilen reklâm, neredeyse Taraklı adını unutturmuştu.

“Medyanın gücü” diye özetlenebilecek bir durum.

Aylar süren kampanya bitince, unutuldu ve o gücü bir daha düşünmek gerektiği anlaşıldı.

Bir müddet için geçerli, sonra kalmıyor. Tut ki sabun köpüğü.

***

Hasan Kaçan, dizi çekimleri sırasında Taraklı sokaklarında yaşlı bir kadına rastlamış.

“Ben seni bir yerden tanıyorum. Kimlerdensin bakem?”

“Televizyonda görmüşsündür teyze.”

“Haa… Doğru. Telefonun var mı cebinde.”

“Var.”

“İyi, çek bakalım ikimizi. Ölürsün mölürsün, ben de meşhur biriyle fotoğrafım var derim.”

***

Tacettin Beyin ilk başkanlık yılında Hıdırlık Tepe’de bir Hıdrellez kutlaması yapılmış. Pilavlar, zerdeler…

İlçe nüfusunun iki katı insan toplanmış. Dışarıdan çok gelen olmuş.

Başkan onları uğurladıktan sonra tepeye tekrar çağırmışlar.

Hep beraber fotoğraf çekinmek için.

“Hatıra olsun.”

Kalabalık bir grup, çalışanlar, gençler dizilmişler… Arka tarafta o harika manzara…

Herkes pozunu vermişken, “Fotoğrafı kim çekecek?” diye sormuş biri.

Bugünkü gibi telefonlar fotoğraf çekmiyor. Elinde fotoğraf makinesi olan biri varmış, o da gidenler arasındaymış.

“Eee, ne olacak şimdi?”

Verdikleri pozla kalmışlar. Kalabalık, kahkahalar eşliğinde dağılmış.

Bugün olsa, yüz kişi çıkabilir çekmek için.

***

Mümkünlü reklâmı çekimleri sırasında Şener Şen bir gün çorbacıda.

İçeriye giren bir meczup selâm vermiş.

“Aleykümselâm. Gel bir çorba iç.”

İçmiş çorbasını. Çıkmak üzereyken Şener Şen takılmış.

“Yahu nereye gidiyorsun? Otur da biraz sohbet edelim.”

“Ne sohbeti? Alt tarafı bir çorba söyledin. Sanki tas kebabı mı ısmarladın?”

***

Güya seçim konularından bunalmış da biraz tabiat görelim istemişiz.

Orada akla gelmeyecek biriyle karşılaştık. Tam da Termal girişinde. Her seçimde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için bağımsız olarak seçime giren Fatma Ragıbe Kanıkuru ile.

Az değil, tamı tamına 420 aded oy almış bu seçimde. Üstelik hilesiz hurdasız, çalmadan, çaldırmadan. Allah bereket versin...

Bu aziz millet…
Bu aziz millet…

O demir soğuyacak… Soğusun da, nasıl? Kendi haline bıraksak yeter mi?

Hep beraber üflesek, bir nebze faydası olur mu?

Yoksa soğuk sular mı dökmeli?

Video: Bu aziz millet…


Alttaki ateşi tekrar harlatanları ne yapalım?

Ya şarlatanları parlatanları?

*

Demirci dükkânındaki yazı şöyleydi:

“Demir, tava geldi; kömür bitti

Akıl, başa geldi; ömür bitti.”

Yine iyi.

Ömrü biterken bile aklı başına gelmeyenler var.

*

Safranbolu’da görmüştük onu.

Usta, hayat tecrübesini, mesleğiyle bağlantılı olarak, birkaç kelimeyle ortaya sermiş.

İsteyen nasiplensin diye.

Dükkândaki yazının imlâsı yoktu, o kısmı hediyemiz.

Zira ihtiyaç var.

Aksi hâlde tav nedir bilmeyen, tava gelmenin ne olduğunu anlamayanlar, “Demir tavayı kim getirmiş?” gibi sorularla çıkıyor.

*

“Bu aziz millet… Bu necip millet…”

Gibi ifadelerle söze başlayan hatiplerin cümleleri, bazıları için anlamsız.

Hattâ yanlış.

Daha ‘millet’ tarifinde bile anlaşamıyoruz.

Dil birliği desek, farklı dil konuşanları dışlamış oluruz.

Din birliği desek, en hassas tele dokunmuş oluruz ki çıkacak patırtının sınırı bulunmaz.

Kısaca herkesin dini kendine deyip geçmek zorundayız.

Zaten hep öyle bir mecburiyet vardı.

“Senin dinin sana, benim dinim bana.”

*

Onu da geçtik. Sırada ne var?

Ülkü birliği, ideal birliği, hedef birliği?

Geçiniz.

“Ne ülküsü, ne ideali, ne hedefi?” diye itirazlar yükselir.

Daha ilk adımda ayrışma başlayıverir.

Irk konusu zaten hiç mevzu edilemez.

Türk’üm diyen Türk; İngiliz’im diyen, Alman’ım, Yunan’ım, Japon’um vs diyen Türk değil.

O yüzden daha köşesiz tanımlar yapmak gerek.

Hepimiz aynı gemideyiz gibi.

Aynı gemide olanlara millet denilecekse, içeriden geminin gövdesini burguyla delenleri nasıl izah edeceğiz?

Ya trende, otobüste, metroda, metrobüste olanlar; kendi aracıyla gidenler?

Onlar da aynı millet mi?

Gördük, metrobüste millet birbirinin üstünü ıslatıyor.

*

İmamoğlu daha mazbatasını almadan, İstanbul halkının sevinçten uçtuğunu, herkesin birbirine nazik davrandığını söylemişti.

Kuşlar uçuyor, çiçekler açıyordu.

Böcekler, kelebekler durur mu?

Mart bitmiş, Nisan gelmiş, tam bir bahar havası.

Mazbata verildiği gün, gündemi yakından takip eden bir arkadaşımız, metrobüslerdeki durumun nasıl olduğunu sorunca, şöyle cevap yazmıştım:

“Herkes ayakta yolculuk ediyor. Birbirine yer verecekler diye oturan yok. Koltuklar boş.”

*

Kızgın demiri soğutmak için önce millet tarifinde birleşmek gerektiğini düşünüyorduk.

Galiba ondan da vazgeçmemiz gerekiyor.

Geriye ne kaldı?

Kızgın demiri soğutmak, tek tarafın vazifesi değil; her kesimden çaba şart.

Ancak görüyoruz ki demirden daha kızgın olanlar var aramızda.

İhraç edilene mazbata yok
İhraç edilene mazbata yok
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 'KHK ile ihraç edilenlere mazbata verilmemesi' yönündeki kararına HDP'nin yaptığı itirazı reddetti. Bu kararla, mazbatanın seçimi ikinci sırada tamamlayan adaylara verilmesi kesinleşmiş oldu.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.