Elveda zamanı
Mustafa Kutlu
Elveda zamanı
Bir mübarek ay içindeyiz, bir mübarek zaman. Ne ay, ne zaman, bir kutlu oluş içindeyiz. Belki bir oluş da değil bu, bir ihsan.Cenab-ı Hakk’ın bize lütfettiği bir imkân.Ramazan’ın içindeyiz, bir rahmet sağanağının altında. Rahmet yağıyor âleme, yeryüzüne, yaratılmış ne varsa her şeye, herkese. Mağfiret kaynıyor her yanımızdan büngüldeyen bir duru pınar gibi. Müjdeler ulaşıyor her an, her lahza, her saniye.Selam olsun müjdelerin muhataplarına, selam olsun bu yağmurda ıslananlara, selam olsun inana...
Merhamete bakışım, acıma duygusundan ibaret değil
Hayat
Merhamete bakışım, acıma duygusundan ibaret değil
“Merhamete bakışım, sözlük anlamıyla acıma duygusundan ibaret değil. Maddi dünyayla ilişkisi kesilmiş son derece manevi kalmış bir hali var merhametin” diyen Zeynep Arkan dokuz yıl sonra okuyucuyla buluşan ikinci şiir kitabı “Orada Merhamet Varmış”ı anlattı.
Yeni Şafak
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Şiddetin her çeşidiyle kararlılıkla mücadele etmek en temel dini ve insani görevdir
Gündem
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Şiddetin her çeşidiyle kararlılıkla mücadele etmek en temel dini ve insani görevdir
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, '40. İl Müftüleri İstişare Toplantısı Sonuç Bildirgesi'ni kamuoyu ile paylaştı. Şiddetin, hayatın her alanına sirayet eden küresel bir sorun haline geldiğini belirten Erbaş, 'Sebebi ve kaynağı ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin, kime karşı yapılırsa yapılsın, şiddetin her çeşidiyle kararlılıkla mücadele etmek en temel dini ve insani görevdir.' dedi.
AA
Adalet ve merhamet yarışması sonuçlandı
Gündem
Adalet ve merhamet yarışması sonuçlandı
İlkokul, ortaokul ve lise öğrencileri Adalet ve Merhametle Yarışmasında; resim, şiir ve kısa filmleriyle yarıştı. Düzenlenen törende ilk üçe giren öğrencilere ödül verildi. İstanbul’daki ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri adalet ve merhamet üzerine birbirinden güzel sanat eserleri üretti. 447 okuldan 535 eserin katıldığı Adalet ve Merhametle Yarışmasında resim, şiir ve kısa film alanında ilk üçe giren öğrencilere ödülleri takdim edildi.
Diğer
Suriye’nin kuzeyinde dev konut projesi start alıyor
Hayat
Suriye’nin kuzeyinde dev konut projesi start alıyor
ATAA İnsani Yardımlaşma Derneği ve Merhametli Kalpler Derneği ortaklığında Gaziantep Valiliği ile Suriye’nin kuzeyinde 4 bin 500 betonarme konut yapımı için işbirliği protokolü imzalandı.
Diğer
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Merhamet kaybedildiğinde şiddet kendine zemin bulmaktadır
Gündem
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Merhamet kaybedildiğinde şiddet kendine zemin bulmaktadır
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş 40. İl Müftüleri İstişare Toplantısı'nda konuştu. Şiddetin, merhametin yokluğunda ortaya çıktığını ifade eden Erbaş, 'Şiddet esasında merhametin yokluğunda ortaya çıkmaktadır. İslam, merhamet dinidir. Merhamet dininin mensupları, merhameti kaybettiğinde şiddetin ortayı kaplayacağı aşikardır. Merhamet kaybedildiğinde şiddet kendine zemin bulmaktadır. Onun için biz hayata merhameti egemen kılmalıyız.' dedi.
AA
Merhamet esastır çünkü...
Merhamet esastır çünkü...
Bir süredir yazılarımızda adalet mi merhamet mi daha önemlidir konusunu ele alıyoruz. Bu amaçla soruya geçmişten bugüne nasıl cevap verdiğimizi anlatmaya, nedenlerini açıklamaya çalışıyoruz. Son olarak adalettense merhametin daha belirleyici olduğuna kanaatte getirdiğimizi ve bu değişimin nasıl olduğunu anlatma gayreti içindeydik.Video: Merhamet esastır çünkü...2017’deki Adalet Şurası’nda yaptığımız konuşmada fazla merhametin de zararlı olduğunu söylememiz üzerine dinleyicilerden bir hâkim beyin merhamet erdemine haksızlık ettiğimizi belirterek itirazda bulunduğunu ve bizi düşüncelere saldığını ele almıştık. Fazla merhamet zararlı mıdır? Sorusuna cevap ararken tam da olması gereken yere, kalbin eylem sahasına geldiğimizi ve kalp üzerine düşünmeye başladığımızda fikrimizin de merhamet lehine değişim gösterdiğini belirtmiştik.İncelemelerim sonucunda, Kur’an’daki “kalb” kavramının tam olarak Türkçedeki “gönül”e karşılık geldiği, insani varoluşunun manevi merkezi olduğu ve en çok batı düşüncesindeki “logos”u andırdığı sonucuna ulaşmıştım. Eski Yunan düşüncesi, “logos”u âlemi var eden ve belli bir düzen içinde işleten aklı ve bunun insandaki dil yetisi olarak tezahürünü anlatmak için kullanırken buna pathos (duyguların dünyası) ve ethos (değerler) ilave ediliyor. Hristiyanlıkta “logos”, hem Tanrı kelamı hem İsa’nın kendisi manasına geliyor. Kur’an’daki kalb kavramı ise “logos”tan çok daha derin, kuşatıcı ve berrak anlam alanına sahip…Aklı, duyguları, vicdanı, karakteri tüm hepsini bir arada ihtiva eden kalb, anlayabiliyor, idrak edebiliyor ama Kur’an’a göre bu anlama ve idrak, sadece beynin ve dimağın faaliyetleriyle sınırlı değil onları hem içeriyor hem aşıyor, insanın tüm varoluşunu kapsıyor. Kalbin akletmesi ile hem insanın anlama yetisine sahip tek varlık olması hem de varoluşun anlamını idrak etmeye müdrik bulunması kast ediliyor…Kur’an’a göre anlamanın ve ene önemlisi ilahi mesajın bihakkın anlaşılması ve idrak edilebilmesi için kalb şart; bunu ancak kalb başarabilir ama kalbi olmak, tek başına yeterli değil. Kalb, herkeste olmasına karşın tüm kalpler, daha doğrusu kalb sahipleri, Allah’a yönelmeyi başaramazlar (A’raf /179)… Kur’an, bizim kalplerimizi ne yana, nasıl sevk etmemiz gerektiği, aksi halde bizi nelerin beklediği hakkında uyardıkça uyarıyor. Akletme istidadını haiz olan kalplerin doğrudan saparak hastalanabileceğini, marazi kalplerin kendisini ihtiraslarla ve bozgunculukla göstereceğini, giderek sertleşip katılaşacağını, kararıp paslanabileceğini, perdelenebileceğini, kapanıp körleşebileceğini, kilitlenebileceğini ve nihayet mühürlenebileceğini söylüyor. Kalplerimiz mühürlendiğinde artık çıkış yolumuz kalmayacağını, hakikatlere kör, sağır ve dilsiz hale geleceğimizi; hayvanlardan daha aşağı bir hayat derecesine mahkûm olacağımızı belirtiyor (Bakara /7, 18-20).Biz kul olarak ancak kalbimiz aracılığıyla ötelere baktığımız gibi Allah da mütemadiyen bizim kalplerimize bakar. Manevi bakımdan sağlıklı bir kalb, yapısı gereği sürekli olarak hareket eden ve kutsala yönelen bir radar gibidir. Bizi dünya hayatını ebedi sanmaktan, kendimize, heva ve heveslerimize, Yaratıcımızdan gayrısına tapınmaktan alıkoymaya, ancak Yaratıcımızı tanıyıp, ona kulak verdiğimizde huzur, sükûn, sürur ve tatmin bulacağımızı hatırlatmaya çalışır.Kalb genellikle bireysel alanla sınırlı olarak ele alınıyor ama bizi birbirimize bağlayan bağla, birbirimize sadakat ve güvenimiz ile de çok alakalı. Kadim anlayışta kalbin aşkın ve sevginin olduğu kadar bağlılık ve sadakatin, güvenin de yuvası olarak görülmesi, çok anlamlı. Kalbin esas vazifelerinden birisi, birbirimize güveni sağlamak ve üzerine sevgi ve saygının inşa edileceği bir zemin hazırlamak. Zira kalbi hastalanmış bir insan, kişilik bakımından da maraziliği ölçüsünde hasis, nankör, yani bencil toplum düşmanı haline gelir. Paylaşma ve dayanışma için değil bozgunculuk ve nifak için yaşar.Kalb üzerine inceleme ve düşünmelerimizin sonucunda, bunları kaleme aldık ve “merhamet” erdeminin sağlıklı bir kalbin işleyişinin insan ilişkilerine bir yansıma biçimi olduğu fikrine ulaştık. Merhamet, şefkati de acımayı da yardımseverliği de kapsamakla birlikte onlardan daha fazlasıydı. İnsana, tıpkı bizim gibi insan olduğu için, canlıya, tabiata tıpkı bizim gibi “yaratılmış” olduğu için sırf bu nedenle değer vermek, ona kötülük yapmaya kıyamamaktı. Merhametli insan, diğer insanların ve canlıların kendisinden emin olduğu insandı. Merhamet olmadan, diğer erdemler adalet, cömertlik, yiğitlik hep eksik kalacaktı. Bu nedenle “besmele” her işin başıydı. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim’de “Kötülüğün karşılığı kötülüktür. Fakat her kim kötülüğü bağışlar, sulh ve selametten yana olursa onun mükafatı Allah’a aittir” (Şura/40) diye buyruluyordu… Lakin bu demek değildir ki, hukuk ve adalet, ceza ve ağır ceza gereksizdir. Hepsi lazım ve gereklidir, dahası merhametin gereğidir.
Kalp-hürmet-hizmet-merhamet
Kalp-hürmet-hizmet-merhamet
Kalbin sesi imanın göstergesidir. Vicdan dahi bize şahdamarımızdan daha yakın olan Allah’ın kalbimizde yankılanan sedasıdır.Video: Kalp-hürmet-hizmet-merhametDin samimiyettir ve samimiyet niyet ile olur. Ameller niyete bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim’de “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet ve kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat 56) buyrulmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsirinin kılavuzluğunda kalp-ibadet-itaat-kul olma ne demektir ona bakalım: “Vücudumuzda bulunan ciğer, mide vb. organa esasen “yürek” deriz. Daha çok manevî mânası ile andığımız “kalp” ile yürek bir yerde birleşir. Manevî manası ile kalbe “insan ruhu” da denir. Ruhanî, ilahî bir lütuf olan ve bütün şuurun, vicdanın, duygu ve sezgilerimizin, düşünce kuvvetimizin kaynağı, merkezi kalptir.İnsanın anlayışlı, âlim ve ârif olan bölünmez kısmı; konuşulan, talepte bulunulan, iman eden ve sorumlu olan özü budur. Bütün benliğimiz öncelikle bundadır. Bunun için anlayan “ben”, anlaşılan “ben”in içindedir. Ben ruhuma, cismime, aklıma, irademe bundan geçerim.”Hamdi Efendi “Fatiha” tefsiri sırasında ibadet ve ubudiyet (kulluk) konusunda şunları söylüyor:“Şeriat dilinde ibadet, niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan ve yine Allah’a yaklaşmayı ifade eden özel itaattir.İbadet ile itaat arasındaki fark “niyet” ile belirlenir. Kur’an okumak, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, vakıf yapmak, köle azad etmek vb. gibi niyete bağlı olmayan ameller Cenab-ı Hakk’a yakın olma ve itaat mânası taşır. Namaz, oruç, zekat, hac gibi yapılmasında “niyet şartı” olan ameller hem itaat hem ibadettir. Ubudet (kulluk) Arapça’da kendini alçak tutmak (tevazu) anlamındadır. Başını eğmek, alnını secdeye koymak hürmetin en üst derecesidir. İbadet Allah’ın razı olduğu şeyi yapmak, ubudiyet (kulluk) ise Allah’ın yaptığına razı olmaktır”. Bütün bunlar, kaderi kucaklamak, ruhun (kalbin) korku ve ümit arasında çırpınması ahlâkın esaslarını doğurur.Ömrünü “ahlâk dâvası”na adayan Nurettin Topçu bu dâvayı hürmet, hizmet, merhamet, mesuliyet ve adalet kavramları ile açıklar. Namaz en muhteşem hürmet göstergesidir. Rüku, secde, dua, huşu onun içindedir.Hürmet benliğimizden taşarak âleme yayılınca merhameti doğurur. Merhametin yok edildiği yerde zulüm vardır.Hakk’a ve dolayısıyla halka hizmetten başka bir şey olmayan mesuliyet bizi adalete ulaştırır.Oruç ruhu nefis ile bedene esir olmaktan kurtararak ona hürriyet veren bir ibadettir. Onun bize verdiği ilahi ders de merhamettir.Kur’an-ı Kerim’de nerede “namaz” geçerse ardından “zekat” zikredilir. Zekat ferdî ibadeti merhamet ile topluma yayan sosyal (malî) bir sorumluluk işaretidir.Görülüyor ki iman ile amel sonunda bir “ahlâk”ın doğmasına zemin hazırlar. Dolayısıyla Müslüman zihninde din işi-dünya işi ayrımı olamaz.Din bir günah-sevap nizamnamesi veya bir sıkı kaideler mecellesi değildir; Allah’ın rızasını kazanmak gayesi ile engelleri aşarak ilerleyen bir ruhî hayattır. (İlerleme kavramını böyle anlamalı. “İlerleme” ancak ahlâk alanında vukubulursa bir mâna taşır.) Topçu şöyle devam ediyor:“İsyan aşk ile merhametimizi ezerek mahkum edici kuvvetlere karşı olursa ahlâk hareketidir; nefsin şahlanmasına karşı gelmek şartı ile meşru ve insanîdir. Nefsin arzularından gıdalanırsa şer ve zulüm olur. Ve isyan ahlâkı vasfını kaybetmemek için, hareketin her ânında ilahî merhamete bağlılığını muhafaza etmelidir.”İslâm ahlâkının oluşturduğu toplumda fert ile cemaat arasında gönül ile kurulan bir denge (anlaşma) vardır.Buna göre fert cemaata hakim olup onu ezemez. Ezerse buna “istibdat” denir. Cemaat da ferdi kabiliyet ve karardan yoksun bir robot addedemez. Onun hür iradesine ipotek koyamaz.İslâm toplumunda ferdin iradesi toplum ile birleşen bir âhenk içinde bulunur. Tek tek ağaçlar şahsiyetlerini muhafaza ile muhteşem bir ormanı oluştururlar.Fatiha’da “ibadet ederim, yardım dilerim” şeklinde tekil değil; “ederiz, dileriz” şeklinde çoğul ifade kullanılması cemaatın faziletine dahildir. İslâm ahlâkında “ben” değil, “biz” esastır. Bu anlayış bizi sosyal vicdana ve toplum sözleşmesine götürecek. (Devam edeceğiz)

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.