Kurtalan Ekspresiyle yolculuk başladı
Hayat
Kurtalan Ekspresiyle yolculuk başladı
Güney Kurtalan Ekspresi’yle Ankara’dan başlayan 28 saati bulan yolculukla tarihi Mezopotamya topraklarına ulaştık. İlk tren yolculuğunu tecrübe eden gençlerle ve trendeki görevlilerle konuştuk.
Yeni Şafak
Mardin 
Mezopotamya’nın parlayan güneşi olacak
Gündem
Mardin Mezopotamya’nın parlayan güneşi olacak
Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mahmut Demirtaş, 6 ilçeye millet bahçesi kazandıracaklarını söyledi. Bugüne kadar 79 proje çalışması yürüttüklerini bildiren Demirtaş, “Mardin’i Mezopotamya’nın parlayan güneşine dönüştüreceğiz” dedi.
Yeni Şafak
12 tepe Türkiye’nin Piramitleri olacak
Hayat
12 tepe Türkiye’nin Piramitleri olacak
Türkiye’nin destinasyon odaklı ilk bölgesel turizm markası, “Mezopotamya” tanıtıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Göbeklitepe’de yeni tepelerin keşfedildiğini ve sayının 12 olduğunu belirterek, bu bölgenin dünyanın en popüler merkezi olacağını ve Türkiye’nin Piramitleri olarak anılacağını söyledi.
Yeni Şafak
KCK şeması açığa çıktı
Gündem
KCK şeması açığa çıktı
Kırsalda hareket edemez hale gelen terör örgütü PKK’nın şehir yapılanmasına darbe vuruldu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 20 Nisan 2017’de örgütsel toplantı ve kararların alındığı Mezopotamya Bilgi Evi’nin asma katında ele geçirilen çok sayıdaki not ve ajandalar inceleme altına alındı.
Yeni Şafak
Mezopotamya'nın "altın üçgeni" üç şehrin kalbi Çınar
Gündem
Mezopotamya'nın "altın üçgeni" üç şehrin kalbi Çınar
Mezopotamya'nın "altın üçgeni" olarak adlandırılan turizm güzergahının orta noktasında bulunan Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa'nın ortak değeri Çınar ilçesi, sahip olduğu kültürel ve doğal zenginlikleriyle ilgi çekiyor.
AA
'Dara Antik Kenti 3 yıl içinde UNESCO Listesi'ne girecek'
Hayat
'Dara Antik Kenti 3 yıl içinde UNESCO Listesi'ne girecek'
Mardin'e 30 kilometre uzaklıkta bulunan ve tarihte Yukarı Mezopotamya'nın en önemli yerleşim yerlerinden olan Dara Antik Kenti'nde 12 aya çıkarılan kazı çalışmalarına devam ediliyor.
DHA
Söz ola, bitire savaşı
Söz ola, bitire savaşı

Hz. Ömer, mescitte gördüğü bir grubun kim olduklarını merak eder. İbadetle meşgul olan bu kişilere sorar:

“Siz kimsiniz, burada ne yapıyorsunuz?”

“Bizler mütevekkilleriz. Allah’a ibadetle meşgulüz.”

“Peki, sizin geçiminizi kim temin ediyor?”

“Biz kendimizi ibadete verdiğimiz için, yakınlarımızın ve diğer Müslümanların ikram ve sadakalarıyla geçiniyoruz.”

Hz. Ömer bu cevabı beğenmez ve şöyle söyler:

“Öyleyse siz mütevekkil değil, müteekkilsiniz. Yani hazır yiyicilersiniz.”

Büyük İskender (MÖ 356-MÖ 323) Kral Topal Filip’in oğlu, Aristo’nun öğrencisi. Filip kızının düğününde öldürülünce, İskender tâcı giyer. Büyük idealleri vardır: Yunan sitelerini birleştirmek, Perslerden intikam almak ve bütün dünyaya hâkim olmak. Pers krallığına son vermeden önce arkasını sağlama almak için Fenike ve Mısır’ı topraklarına katar.

Pers imparatoru Darius’un barış teklifi caziptir. İran topraklarının yarısı ve kızıyla evlilik. İskender reddeder. Arkadaşı Parmanios, “Ben İskender olsaydım kabul ederdim” deyince, o da şöyle cevap verir: “Ben Parmanios olsaydım, kabul ederdim.”

*

Büyük İskender, Gavgamela savaşında Pers imparatorluğunu yerle bir eder. Ardından Hindistan’ı alır. O kadar büyük hedefleri vardır ki artık ordusu ona ayak uydurmakta zorlanmaktadır. Askerleri artık vatanı özlemiş, dönmek istemektedirler.

İskender, Yunan, Anadolu, İran, Mezopotamya, Mısır ve Hint medeniyetlerini Helen şemsiyesi altında karıştırıp kaynaştıracaktır ve böylece insanlık ileri gidecektir. İskender’in adını taşıyan şehirler, bu ideali canlı tutan merkezler olacaktır.

Ancak İskender yalnızlaştıkça içkiye sığınacak, hem iradesini hem de muhakemesini kaybedecektir. Sarhoşken en yakın dostlarının ölüm emrini verdiğini hatırlamayacaktır.

Rivayete göre Hint ikliminde yakalandığı sıtma benzeri bir hastalıktan, bir başka rivayete göre çoğalan düşmanlarının entrikaları sebebiyle genç yaşta ölür.

*

Galile’nin kulaklarını gören biri ona sormuş:

“Üstad, kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi?”

Galile “Doğru” demiş, “benim kulaklarım insan için biraz büyük, fakat senin kulakların bir eşek için fazla küçük.”

*

Bir bilgeye sormuşlar:

“Yoksulluk ömür boyu sürer mi?”

“Hayır” diye cevap vermiş, “Yoksulluk kırk gündür. Sonrasında alışılır.”

*

Hastalık sebebiyle gözlerini kaybetmiş biri, “Bende dünyayı görecek göz mü kaldı?” diye hâlinden şikâyet edince, şair Seyrânî şöyle söylemiş:

“Hiç üzülme dostum, zaten dünyada da bakılacak yüz kalmadı.”

*

Bir filozofa “Dünyada en zor şey nedir?” diye sormuşlar.

“Söz” diye cevap vermiş.

“Çünkü anlamak da zordur, anlatmak da…”

*

Konfüçyüs, bir arkadaşına bilginin önemini şöyle anlatır:

Sende bir yumurta var, bende de bir yumurta. Sen yumurtanı bana verdin, bendekini aldın.

Sende yine bir yumurta, bende yine bir yumurta. Durum değişmedi.

Fakat sende bir bilgi var, bende bir bilgi. İkimiz de bilgilerimizi birbirimize verdik. Sende iki bilgi, bende iki bilgi oldu.

*

Bir bilgeye sormuşlar:

“Kral için cesaret mi daha önemlidir, adalet mi?”

Cevabı tereddütsüz şu olmuş:

“Adalet olursa, cesarete gerek kalmaz.”

*

Tales’e dünyada devamlı olan şey nedir diye sorarlar.

“Ümit” der. “Çünkü hayatta bizi en son bırakan odur.”

Ölüm imgeleri
Ölüm imgeleri

Ahmet Güneştekin’in Ölümsüzlük Odası’nda ölüm imgelerinden üç tanesinin baskın olduğunu görüyoruz: Kurukafa, boynuz ve yılan.

Elbette ölüm imgeleri bunlardan ibaret değildir; zamanı imleyen kum, her türden saat, güneş, siyah (gece, karanlık), sarı; nesnelerden mum, canlılardan karga, kedi, akbaba, yarasa, baykuş... da en çok bilinen ölüm imgeleridir.

Video: Ölüm imgeleri


Güneştekin’in bunlardan kurukafa, boynuz ve yılan’ı seçmiş olması, Mezopotamya mitolojisinden en başat olanı gözetmesine ve bu gözetmede modern bir tutumu izlemesine yorulabilir.

Şöyle ki, semavi ve dünyevi inanışların hemen hepsinde kendisinden şu ya da bu oranda bir iz bulunan Mezopotamya Mitolojisi’nde inanmanın bir mana olduğu, en azından Enki ve Ninhursag mitine esas yazıtların çözümünden beri bilinmektedir. Konuyu, manadan lafza taşıyarak düşünenler ise bizleriz, yoksa mezkur metnileri yazanlar değil.

Bizim buna mahsus tefekkürümüzün temeli ise Yunanî’dir. Zira Mezopotamya’da tek anlamda toplanan sonsuzluk ve sonluluk terimleri, lafzen ilkin Yunanca’da bios ve zoe kelimeleriyle ayrıştırılmıştır. Carl Kerényi, bunu şu cümlelerle anlatmaktadır:

Biologos sözcüğü Yunanlar için bir bireyin tipik yaşamını taklit eden ve taklidiyle bunun daha tipik görünmesini sağlayan bir kişi anlamına gelmekteydi. Bios ise, thanatos yani ‘ölüm’ü dışladığı kadar ona böylesi karşıt bir anlamda değildir. Aksine tipik bir ölüm, tipik bir yaşama aittir. Bu yaşam aslında oluşu sonlandırma şekliyle nitelendirilir. (...) Zoe, thanatos için özel bir karşıtlık sunmaktadır. Yunan bakış açısından modern biyolojinin ‘zooloji’ olarak adlandırılması gerekmektedir. Zoe, ilave bir nitelendirme olmaksızın düşünülen ve sınırsız deneyimlenen yaşamdır. Günümüzde ‘yaşam’ olgusunu öğrenen kişi için, zore’nin sınırsız şekilde deneyimlenmesi bütüne ait değildir, yalnızca bakış açılarından biridir. (...)

Zoe’nin nadiren dış çizgileri vardır; ancak thanatos ile kesin biçimde zıttır. Zoe’de kesin ve açıkça tınlayan şey ‘ölümsüzlüktür.’ Bu, ölümün yaklaşmasına bile izin vermeyen bir ifadedir. (...) Plotinos zoe’ye ‘ruhun zamanı’ demiştir. Bu zamanda ruh, yeniden doğuşlar sürecinde bir bios’tan diğerine geçmektedir.” (Dionysos – Yok Edilemez Yaşamın Arketip İmgesi, Pinhan Yayınları)

Aslına bakılırsa söz konusu (alıntıdaki) ayrışma planında Yunanlarlar da tam kesinliğe ulaşmış değildir. Ancak ayrıştırmanın mümkün olabileceğini onlar göstermişler, Modernizm de buna son noktayı koymuştur.

Yukarıda belirttiğim gibi, bizler de artık ilgili bilginin son şekline tabi olduğumuz için, ölüm imgeleri olarak kurukafa, boynuz ve yılana buradan bakmak durumundayız.

Yapısı itibariyle sürekli sırıtan kurukafa, Mezopotamya’ya değil, Batı’ya (daha genel bir söyleyişle Hind’i de içine alacak şekilde Ariler’e) aittir. Biz de bunu esas alarak Güneştekin’in Ölümsüzlük Odası’nda mezkur imgeleri seçerken, Mezopotamya mitolojisinden en başat olanı gözetmiş ve bu gözetmede modern bir tutumu izlemiş olabileceğini söylemiştik. Nitekim Ölümsüzlük Odası’na karakterini veren tutumun öncelikle Batılı bir tutum olduğunu bundan hareketle ileri sürebiliriz.

Boynuz, daha çok hayvan başıyla birlikte düşünülmesi gereken ve zaten onu imleyen bir güç simgesidir. En kestirmeden söyleyişle Musevilerce kimi bayramlarda kullanılan Şofar’ın, çok büyük ihtimalle Babil Sürgünü’nden getirilmiş olması, boynuzun ilk kullanım yerinin Mezoptamya olduğunu gösterir. Ancak boğa kültüne sahip bulunan Minoslular’ın hayvan başlarını şarap kabı olarak kullandıklarını; ineğin halen Hindularca kutsal sayıldığını; Kur’an’ın ikinci suresine (Bakara) ad olduğunu hatırladığımızda, bu yüceltmeye dahil olarak boynuz kullanımının çok geniş bir coğrafyaya yayıldığını söyleyebiliriz.

Yılan’ın ise, farklı içeriklerle de olsa semavi dinlerde bir karşılığa sahip olduğu, zehiri yönünden ölümü ve eczayı birlikte temsil ettiği, dolayısıyla öte dünya ile ilişkisinin bulunduğu; kayganlığıyla fitneyi, soğukluğu ve kabuk değiştirmesi nedeniyle hilekarlığı imlediği bilinen bir şeydir.

Bunlardan hareketle, bir sanatçıyı koşulsuz olarak (kültürel kodları nedeniyle) etkileyen ve sanatına karakter veren dünya görüşü meselesine gelirsek: Güneştekin’in bu manada ve Ölümsüzlük Odası özelinde, dünya görüşünün berrak olmadığına hükmedebiliriz.

Söz konusu berraklığa neden ihtiyaç duyduğumuz aşikardır.

Güneştekin, kimlik ve temsil planında neden Türkiyenin Rodin’i olmasın?

Sanat istidadı, istihkakı, (diğer eserlerinden herkesin açıkça gördüğü) istikameti de teslim edilmiş iken?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.