MHP'li Demirel: "Milliyetçilikte muhalefet olmaz"
MHP'li Demirel: "Milliyetçilikte muhalefet olmaz"
Yalova'da konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel, "Partinin içinde farklı düşünenler var diyelim. Muhaliflik, milliyetçilik duygusuna yakışmaz. Milliyetçilik birlik ve beraberliği getirir." dedi.
DHA
Macron: Le Pen seçilirse milliyetçilik ve savaş Avrupa'ya geri gelecek
Dünya
Macron: Le Pen seçilirse milliyetçilik ve savaş Avrupa'ya geri gelecek
Fransa'da ikinci tura kalan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak Emmanuel Macron aşırı sağçı rakibi Marine Le Pen Marine Le Pen'in cumhurbaşkanı seçilmesi halinde Avrupa'ya "milliyetçiliğin ve savaşın geri geleceğini" öne sürdü.
AA
Popülizm ve duygusallık arasında sıkışmış milliyetçilik
Popülizm ve duygusallık arasında sıkışmış milliyetçilik
Türkiye’nin yetiştirdiği en saygın entelektüeller arasında yer alan Mustafa Çalık hakkında bir makale yazmamı istedi Yarın Dergisi. Kendisi uzun süredir sağlık sorunları yaşıyor. Ona saygı ifade eden bir dosya çalışması içinde yer almak, benim için bir ayrıcalık.Video: Popülizm ve duygusallık arasında sıkışmış milliyetçilikMilliyetçilik ve sağ fikirler üzerine en yetkin isimlerden biridir Çalık. Onun için makale hazırlarken, 30 Ağustos tarihi nedeniyle yaşanan tartışmalara denk geldim. Malum Malazgirt Zaferi ile Büyük Taarruz Zafer Bayramı aynı zamanda gündemimize geldi.Doğal olarak iki gurur duyulacak zafer için söylenecek çok şey, yapılacak çok faaliyet var. Her ikisi de ülkemizin ve milletimizin kaderini etkileyen dönüm noktaları.Tüm zaferler gibi, bu iki olay da hepimizin milli duygularını kabarttı. Söylemler de bu duygusallık ve coşkuyla sürüp gitti doğal olarak.ZAFERLERİ KIYASLAMAK, MİLLİYETÇİLİĞİ YARIŞTIRMAKDar kapsamda olsa da, çok fazla duyulmasa da, iki zaferi kıyaslayan, birbiriyle yarıştıran insanlar oldu. Birini ötekine tercih edenler, birini beğenip, diğerini öteleyenler var. Bundan yola çıkanlar, bir süre sonra ‘milliyetçiliklerini’ yarıştırdılar.Son dönemlerdeki tartışmaların hararetini yükselten, bir kaç yıldır Rusya, Avrupa ve ABD ile yaşadığımız krizler oldu biraz da sanırım.Önce Rusya ile uçak düşürülmesi nedeniyle yaşadığımız sarsıntılı kriz, ardından Avrupa’nın birçok devletiyle yaşadığımız tartışmalar ve son olarak ABD ile Rahip Brunson yüzünden ‘papaz’ olmamız milliyetçi duygularımızı iyice kabarttı.Zaten dünyada yükselen bir trend olan milliyetçilikten biz de nasibimizi alıyoruz doğal olarak. Ancak bunun son derece hassas, son derece kritik bir konu olduğunu da gözden kaçırmamak lazım.AVRUPA IRKÇILIĞA KAYDI, BİZ DE DİKKATLİ OLALIMZira milliyetçilik fikri derinliğinden ziyade, duygusal yanı ağır basan bir akımdır. İnsanlar kolaylıkla bu duygunun etkisinde kalır. Duygu, akıldan güçlüdür. Duygular fikirlerden daha hızlı ilerler.En tehlikeli şeylerden biri, milliyetçiliğin kör bir ideolojiye dönüşmesidir. Öylesine tehlikeli ki, bu ideoloji bir süre sonra milliyetçiliği maneviyattan, akıldan, tarihi bağlamından uzaklaştırıp, bir kimliğin ifadesi olmaktan çıkartarak, kuru ve sert bir kamplaşmanın vesilesi yapar.Bu duygunun, insanı kısa sürede ve güçlü şekilde etkisine aldığını en iyi Avrupa’ya bakarak anlarsınız. Avrupa’da AB’nin iç sorunları (çoğu ekonomik) yüzünden mutsuz ve şikayetçi olan insanlar, önce milliyetçiliğe, oradan da yabancı düşmanlığına kolayca kaydılar. Ekonomik sorunların bertaraf edilmesinin milliyetçiliğe sarılmakla mümkün olacağını sanıyor insanlar. O nedenle de, ülkelerinden yabancıların kovulmasını istiyorlar. Irkçılığa kaydı iyice Avrupa anlayacağınız.30 Ağustos nedeniyle yapılan ‘hangi zafer daha büyük’ ve ‘kim daha milliyetçi’ tartışmalarının nerelere kolayca kayabileceğini görmek gerekir. Kürtler, Araplar ve Türkler arasında derinleşmeye meyyal bir fikri ayrılığın ipuçları var orada.BİZİ GÜÇLÜ KILACAK MİLLİYETÇİLİK NASIL OLUR?İstanbul’da bir restoran camına, “Suriyelere ne yemek, ne su satışı yok” diye tabela asmış. Eminim ki bizim toplumumuzda azınlık olan bu anlayış, yine de üzerine düşünmeye ve bu fikrin yayılmaması için önlem almaya zorlamalı bizi.Duygusal ve popülist söylemlerle süren milliyetçilik meselesinin ne kadar hassas olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Allah sağlık versin, Mustafa Çalık belki de ömrünü bu kavramı daha iyi anlamak ve anlatmak üzerine geçirdi.Çalık, milliyetçiliği kimlik şuuru ve manevi bütünlüğe oturtmadan bu kavramın geleceğimizde yeri olmayacağını söyler. Ve ekler, “sürekli ve derin bir hassasiyet isteyen bu ayrımın korunması, Türk aydının tarihi sorumlulukları arasındadır”.Belki buna aydınlar haricinde, siyasetçileri ve kanaat önderlerini de eklemek gerekir. Zira milliyetçilik artık seçim kampanyalarının bir parçası haline geldi.Ülkemizin siyasi birliğine, ekonomik yapısına ve bağımsızlığına yönelik dışarıdan yapılan baskılara direnmek için ‘duygusal milliyetçilik’ yapmak toplumu konsolide etmek için işe yarayabilir. Ancak büyük devletlerin baskısından bizi kurtarmaz.Duygusal ve popülist milliyetçilik yerine, ancak akla, bilgiye, üretime, irfana, kültüre ve derin medeniyet bilincine sahip yerli ve milli hamleler büyük devletler karşısında bizi güçlü kılar.Başka türlü Atatürk ile Alparslan’ı, Çaldıran’la Büyük Zaferi kıyaslayan tartışmalardan kurtulamayız.
Bir şehir, bir deprem, bir sosyoloji
Bir şehir, bir deprem, bir sosyoloji
Elazığ depreminde bir sosyoloji yükseldi. Depremin yıkıcı sarsıntılarından doğan bir sosyoloji. Metafiziği, dayanışma ruhunu, vatanperliği ve milli bilinci içinde taşıyan bir sosyoloji. Bütün Türkiye sathında millet oluşumuzun tazeliğini bize hissettirdi.Dayanışma ruhuEmine Kuştepe ve Mahmut Osman bu sosyolojinin iki önemli aktörü. Toplumda süren önemli iki meseleyi temsil ediyorlar. Kürtçe ve Suriyeliler. Yaşanan kutuplaşmaları aşarak kolektif bir bilinci ortaya koydular. Emine Kuştepe, bize yeniden en ölümcül durumlarda kardeşliğimizi hatırlattı. Dilin kardeşliğini... Yardımın ve fedakarlığın dili aşan derinliğini hissettik. Dilin fedakarlığı ve kardeşliği besleyen anlamını gördük. Elazığ Kürt mü gibi ırkçı söylemler, bu dayanışmanın derinliğiyle boşa çıktı. Irkçılar, acıyı paylaşmak için yükselen derin kardeşliği bozamadı. Mahmut Osman, 4 milyon Suriyelinin kardeşliğe uzanan vicdanı oldu. “Suriyelileri Türk köylerine sokmayın” diyen bilinçlerin ahmaklığını gösterdi. Türklerle Suriyelilerin beraberliğinin resmini ortaya koydu. Dürdane hanım bir vicdanın itirafı. Cemil Meriç, her itiraf bir samimiyettir sözü geldi aklıma. Dürdane hanım da bu samimiyetle itirafta bulundu. “Taşladığımız Suriyeli çocuklar” …Ama bu bilinci aşarak Mahmut’u kucakladı. Depremin bir imtihan kadar bir lütuf olduğunu gösterdi bize.Evet! Deprem hem bir lütuf hem de bir sıkıntı. Lütuf, çünkü bizi yeniden dayanışma ruhuna yöneltti. Yeniden kardeş yaptı, yeniden bir yaptı, yeniden ortak vatan ruhunda buluşturdu, yeniden ortak millet bilincine yerleştirdi. Elazığ depreminin, bu yüksek şiddete rağmen az bir zayiatla atlatılması bu lütfun emaresidir. Allah, ikaz etti. Deprem metafiziğidir bu da. Allah, çeşitli sıkıntılarla da bizi uyardı. Eşini, çocuklarını, evini, marketini kaybettiğini söyleyen depremzedenin yaşadıklarında ve konuşmalarında bunu gördük. Evleri başına yıkılanlar, soğuk kış gününü dışarda geçirenler, panik ve korku içinde yaşayanlar… Bunlar sıkıntıdır, Allah’ın ikazıdır. Ne kadar iyi önemler alırsak alalım, ne kadar bilimle açıklarsak açıklayalım yine de her depremin Allah’ın bize olan ikazı olduğuna inanırız. Müslüman böyle inanır. Kendisine dönüp bakar, yanlışlıklarını, zaaflarını gözden geçirir. Her şey Allah’ın takdiridir, deprem de öyle. Laikçi kesimler ne derse desinler, biz Müslümanlar depremi hem bir lütuf hem de bir imtihan görüyoruz. Bu bilinçte binalar ve şehirler inşa ederken ranttan kazanç sağlayanların, denetimleri yapmayanların, bilimsel araştırmalara göre hareket etmeyenlerin gerçekliğini es geçelim demiyoruz. Bilim ve din bizim için karşıt değiller. Birbirini tamamlıyorlar.Deprem milliyetçiliğiElazığ depremi, sivil milliyetçiliği tetikledi. Herkes vatan, millet ve devlet vurgusunda bulunuyor. Allah devlete ve millete zeval vermesin diyor. Çünkü yıkıntılar altında insanlarımızı kurtarmaya koşan, AFAD ve Kızılay ile büyük yardımlarda ve desteklerde bulunan devlet. Enkaz altında kalmanın ötesinde enkazı kaldıran, koordinasyonu düzenleyen, hemen yeni yaşam alanları dizayn eden, güvenliği sağlayan devlet/hükümet.Millet ve vatan duygusunun kolektif birliği depremle birleşti. Depremin yıkıcı ve dağıtıcı sarsıntılarına karşı bu kolektif bilinçle cevaplar veriliyor. Vatan ve millet duygusu içinde Elazığ yeniden kendine geliyor. Türk, Kürt, Zaza, Sünni ve Alevi çeşitliliğini bu kolektif bilinçler içinde tutuyor. Deprem bunları daha kardeş yapıyor, daha da Türkiye’nin milli varlığına taşıyor. Mersin’den Antalya’ya, Trabzon’dan Ankara’ya bütün Türkiye’nin kalbi Elazığ atıyor.Depremi kutuplaştıranlarHenüz yaralar sarılmamışken, insanlar beton enkazlar altında can çekişirken kimileri cehaletlerini kustu. Sinemada, kültürde, yardım faaliyetlerinde sosyal aktör olan kimileri, içindeki kin ve fesatlığı saçtılar etrafa. İktidara da Elâzığ’a da küfürler savurdular. İnkarcıların inkarcılığını yaptılar. İçindeki cehaleti, kötülüğü, bencilliği ve egoizmi ortaya koydular. Yalanlarıyla kutupçuluğun anasını yaptılar! “Geldiklerinden beri” diye başlayarak bütün Ak Parti iktidarını çizenler, Elâzığ’ı sapkınlık ve ırkçılıkla suçlayanlar, başka şehirdeki yıkık hastaneyi Elâzığ’daki bir hastane diye gösterenler… En çok kutuplaşmadan şikayet edenler deprem üzerinden kutuplaşma ürettiler. Ama nafile! Elazığ, derin ruhuyla çoğuldur, millidir, vatanperverdir. İçinde nice edipler, nice alimler, nice münevverler ve nice irfan ehli insanlar yetişmiştir. Bu sarsıntıdan sonra yeniden silkinecek, yeniden ayağa kalkacak, yeniden Türkiye sathında parlayacak.
Türkçülük düşüncesinin kalemi: Ziya Gökalp
Hayat
Türkçülük düşüncesinin kalemi: Ziya Gökalp
Milliyetçilik ve Türkçülük üzerine kaleme aldığı eserleriyle tanınan şair, yazar, düşünce adamı ve bürokrat Ziya Gökalp vefatının 95. yıl dönümünde anılıyor.
AA
“Hükümet  DAEŞ’i destekliyor” yalanının işlevselliği
Hayat
“Hükümet DAEŞ’i destekliyor” yalanının işlevselliği
Bütün bu akıl yürütmeler birarada düşünüldüğünde Türkiye’nin DAEŞ’i desteklediği fikri, stratejik bir imaj/söylem üretiminden başka bir şey değil.
Yeni Şafak
İYİ Partili milliyetçiler rahatsız: İl teşkilatlarında peş peşe istifalar
Gündem
İYİ Partili milliyetçiler rahatsız: İl teşkilatlarında peş peşe istifalar
İYİ Parti içinde yaşanan krizlerin ardından ‘milliyetçi isimlerin partiden atıldığına’ yönelik söylemler peş peşe geldi. İYİ Parti'nin kurucularından Yusuf Halaçoğlu, İYİ Parti’den Türk milliyetçiliğinin tasfiye edildiğini öne sürdü. Bu sözlerin üstünden çok geçmeden "Türk milliyetçileri ve Türk milliyetçiliği dışlanır hale gelmiştir" diyerek İYİ Parti Kayseri teşkilatından 5, Gaziantep teşkilatından ise 10 kişi istifa etti.
Yeni Şafak
Şiddet yönetimi ve etnik milliyetçilik: Kürt sorunu mu dediniz?
Yasin Aktay
Şiddet yönetimi ve etnik milliyetçilik: Kürt sorunu mu dediniz?
Milliyetçilikle devlet iradeleri arasında ciddi tarihsel bir bağ var olmuştur. Milletlerin mi devletleri kurduğu, devletlerin mi milletleri oluşturdukları konusu siyaset sosyologlarının artık tartıştıkları bir konu olmaktan bile çıkmıştır. Ernest Gellner ve Erich Hobsbawm, Craig Calhoun, Benedict Anderson, Anthony Giddens gibi, isimlerini ilk etapta sayabileceğim meşhur sosyologlar devletlerin ihtiyaç duydukları millet tanımlarını, içeriğiyle birlikte nasıl var ettiklerini ortaya koymuşlardır. B...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.