Darbeci Sisi’den Hafter’e S-300
Gündem
Darbeci Sisi’den Hafter’e S-300
Libya'da Hafter'e destek veren darbeci Sisi yönetiminin, Ras Lanuf kentine S-300 hava savunma sistemi kurduğu iddia edildi.
Yeni Şafak
Akdeniz'deki Yunan-Rum-Mısır kuşatmasına Türkiye'den yanıt: Oruç Reis
Dünya
Akdeniz'deki Yunan-Rum-Mısır kuşatmasına Türkiye'den yanıt: Oruç Reis
Türkiye'nin NAVTEX ilan etmesiyle araştırma çalışmalarına başlayan Oruç Reis, Yunanistan-Mısır-GKRY tarafından Türkiye'ye çekilmek istenen seti boşa çıkaracak. Yunanistan ve Mısır geçtiğimiz hafta Münhasır Ekonomik Bölge ilan ederek Doğu Akdeniz'de Deniz Yetki Alanı Anlaşması'nı imzaladı. Yunanistan, Mısır'la imzaladığı anlaşmayla kendi geleneksel tezini çürütüp adaların kıta sahanlığının kısıtlandırılabileceğini gösterdi. Atılan bu adımlar Türkiye ile Libya'nın birleşen kıta sahanlıklarını koparmayı hedefliyor.
AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bizi sahillerimize hapsetme girişimine rıza göstermeyeceğiz
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bizi sahillerimize hapsetme girişimine rıza göstermeyeceğiz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı'nın ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan, 'Türkiye gibi 780 bin kilometrekarelik dev bir toprak parçasını görmezden gelip birkaç kilometrekarelik adalar üzerinden bizi sahillerimize hapsetme girişimine elbette rıza göstermeyeceğiz. Akdeniz'deki tüm ülkeler olarak bir araya gelelim. Herkes için kabul edilebilir, herkesin hakkını koruyan bir formül bulalım' dedi.
AA
Oyun içinde oyun tuzak içinde tuzak
Oyun içinde oyun tuzak içinde tuzak

Malum, geçtiğimiz günlerde Yunanistan ve Mısır, Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Anlaşması imzaladı.

Bu imza kasım ayı sonunda Türkiye ile Libya hükümeti arasında varılan anlaşmaya bir misilleme olarak da görülebilir.

Verilen koordinatlara bakıldığında görüleceği üzere anlaşma, hem Türkiye’nin, hem de Libya’nın kıta sahanlığını ihlâl ediyor.

Daha fazlasını söylemek gerekirse, Türkiye’yi Antalya kıyılarına mahkûm edip Doğu Akdeniz’in zenginliklerinden mahrum bırakma niyeti bu mutabakat ile kendisini bir kere daha göstermiş oldu.

Ankara bu anlaşmayı ‘yok hükmünde’ ilân etti. Ayrıca bu tutumun sahada ve masada gösterileceği resmen duyuruldu.

Cuma günü Ayasofya Camii önünde açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Yunanistan ile Mısır arasında yapılan bu anlaşmanın hiçbir kıymet-i harbiyesi yok. Biz sondaj çalışmalarına hemen başladık. Barbaros Hayrettin’i de görevine gönderdik” dedi.

Bu açıklamaların ardından Yunan medyasında, Türk donanmasına ait gemilerde bir hareketlenmenin olduğu yönünde haberler çıktı.

Ayrıca Türkiye, Akdeniz açıklarında denizcilik uyarı notu olarak bilinen yeni bir Navtex ilan etti, 10-11 Ağustos arasında Akdeniz açıklarında atış eğitimleri gerçekleştirileceği belirtildi.

Bütün bu olup bitenlerin bir de arka planı var tabii. Şimdi biraz da perde arkasında olup bitenler üzerinden ilerleyelim.

MISIR-YUNANİSTAN ANLAŞMASININ ARKASINDA ABD Mİ VAR?

Öncelikle iki hususun altını çizelim:

1. Mısır’ın Yunanistan’la hareket etmesinin nedeni, bu anlaşmanın kendi lehine daha fazla avantajlar sağlaması değil.

2. “Ankara, Kahire yönetimi ile herhangi bir temas kurmadı, o yüzden böyle oldu” diye düşünenler de yanılgı içinde.

İşin aslı Mısır, Türkiye ve Libya arasında imzalanan anlaşmaya dâhil olmak yerine Yunanistan’la anlaşma imzalayarak Akdeniz’de kendi yetki alanlarını daha da daraltmış oldu.

Bunu onlar da biliyorlardı.

Çünkü Ankara ile Kahire arasındaki iletişim kanalları Dışişleri Bakanlığı üzerinden açıktı ve bu konuda yapıcı görüşmeler yapıldığı biliniyordu.

Yani Mısır devlet yapısı içerisinde görevi olan insanların çoğu, Türkiye/Libya anlaşmasına dâhil olmaları halinde bunun ülkelerine daha fazla alan kazandıracağının farkındaydı.

Ancak, 7 yıl önce darbeyle yönetime gelen Abdülfettah Sisi için mesele, yapılacak anlaşmanın ülkesi için hangi imkânları sunduğu meselesinden çok, onu orada tutan güçlerin ne dediği, kendisinden ne istediği meselesiydi.

POMPEO’DAN GİDEN DESTEK TELEFONU

Mısır’la Yunanistan arasındaki anlaşma iki ülkenin dışişleri bakanları tarafından imzalanmıştı.

Yunan Bakan Dendias, Kahire’de iken enteresan bir gelişme oldu.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Mısır ve Yunan bakanlar görüşme halindeyken Mısırlı mevkidaşı Samih Şükri’yi aradı.

ABD’nin CIA’in tepesinden gelme Dışişleri Bakanı, Mısır Dışişleri Bakanı’nı öyle bir anda aramışsa eğer, bunun bir mesajının olduğunu, kendisinin bu anlaşmanın ‘pişirilmesinde’ ciddi katkısı olduğunu düşünmez misiniz?

Çok açık ki, öyle bir zamanda öyle bir telefon konuşması yapılıyorsa, bu, “Rahat olun, arkanızdayız” gibi bir anlam taşır.

Anlaşılan Pompeo, Türkiye ile ilişkileri iyi bir seviyede tutmaya çalışan Trump’ın seçim kampanyasına odaklanmasıyla bıraktığı boşluğu bugünlerde kendi ajandasına uygun şekilde doldurmaya çalışıyor.

Aslında senaryolar üzerinden konuşmaya gerek de yok.

Sisi’nin bu türden adımlar atılırken, kimlerin telkinleri ya da zorlamalarıyla hareket edeceğini bilmek zor bir şey değil.

Ama bundan daha enteresan bir şey daha var.

Aynı Sisi’nin bir taraftan da Rusya ile yine Türkiye’ye kaybettirme stratejisi üzerine kurulu bir başka trafik yürütmesi.

Öyle şeyler oldu ki, “Acaba gerçek ‘kukla oynatıcısı’ hangisi? Rusya mı, ABD mi?” diye sorma ihtiyacı bile duyabilirsiniz.

Malum, Libya’da Rusya ve Mısır’ın açık bir ittifak içinde olduğu biliniyor.

İkisi de Hafter’in ülkenin tamamını ele geçirmesi için çaba harcıyor.

Ama bu yakınlık Libya ile sınırlı da değil.

Geçenlerde Mısır’dan gönderilen 150 kadar asker, Suriye’ye getirilerek İdlib’de rejim saflarında konuşlandırıldı.

Bunun da Rusya’nın koordinasyonuyla gerçekleştiği besbelli.

Burada durup şöyle bir soru sormamız gerekecek:

Sisi’nin iplerini gerçek anlamda ellerinde tutanlar, kendisinin Rusya ile bu kadar içli dışlı olmasına nasıl göz yumuyorlar?

Hangi gerekçeyle böyle davranıyorlar?

Bu öyle bir göz yumma hali ki, Rusya’nın 500 yıllık sıcak denizlere inme hayalini Libya’da hayata geçirme çabalarını bile umursamaz görünüyor.

İşin içinde Türkiye olduğu için ve Türkiye’nin kazanması Rusya’nın kazanmasından daha rahatsız edici bulunduğu için mi böyle davranıyorlar dersiniz?

Ömrünü fakirlere adayan bir doktor: Muhammed Meşali
Dünya
Ömrünü fakirlere adayan bir doktor: Muhammed Meşali
Hayatını yoksullara yardıma adayan ve Arap dünyasında 'fakirlerin doktoru' olarak bilinen Muhammed Abdulgaffar Meşali'nin vefatı sevenlerini üzerken ondan geriye mütevazılık ve iyiliklerle dolu bir hayat hikayesi kaldı. Doktor Meşali, Mısır'ın El-Garbiyye ilinin Tanta kentindeki kliniğinde maddi durumu yeterli olmayan hastalara yardım etmesiyle tanınıyordu. İhtiyaç sahibi hastaları ücretsiz muayene etmesiyle bilinen Meşali, 28 Temmuz'da aniden rahatsızlanarak hayatını kaybetti.

Yeni Şafak
Mısır-Yunanistan anlaşmasını kimler imzaladı!..
Mısır-Yunanistan anlaşmasını kimler imzaladı!..

Akdeniz çanağında çok oyunculu stratejik hesaplaşma başladığı günden bu yana yapılmış en güçlü hamle-ki ‘güç’ü açmak lazımdır; ülkelerin attığı adımların ya oyun kurucu ya da/olmuyor ise, oyun bozucu olması “kalite” gösteriyordu, bu her ikisidir!-Türkiye-Libya anlaşmasıdır...

İlanından günümüze geçen süre içinde aktif olarak iki, sessiz olarak bir, üç süper güç ve kimileri önemli bir düzineye yakın Avrupa ve bölge ülkesinin bulunduğu koalisyonlar buna karşılık veremediler...

Türkiye, bu ülkelerin/ittifakların çırpınışını izledi ve her denemelerinin kısa zamanda eridiğine şahitlik etti. Ankara’nın beklediği gelişmelerden biri de, Yunanistan ile Mısır arasında imzalanacak olası bir (sözde) deniz yetki anlaşmasının zorlanmasıydı. Bu Türkiye’nin elini bağlayacak potansiyel barındırmıyordu ama Türkiye-Libya arasında imzalanan anlaşmanın alanını kesiyordu. Bunun anlamı da, “hem masada hem sahada”n ziyade, “hem masada ama daha çok sahada” demekti...

Türkiye işin bu noktaya gelmesi durumunda tek bir sorunun analizini yaptı; “Yunanistan ve/veya Mısır” böyle bir anlaşmayı realize edebilirler mi?..

SADECE ONLAR DEĞİL, ARKASINDAKİLER DE EDEMEZ...

Anlaşmanın “havadisini” alan Türkiye içinden muhalif gruplar, “müjdeli haberi” sevinçle karşıladı. Biraz utanma duygusu olan bir kesim de, “timsah gözyaşları” döktü. Onlara göre bu, Türkiye’nin bölgede gösterdiği atağın önünü kesecek adımdı.

Bu siyasi/sosyal kesit, Ankara’nın dış politikasını; rakiplerinin çetelesini tutup, listesini tek tek sayma üzerine kurduğundan, anlaşmanın ağırlığını da ölçemedi. “Türkiye’nin karşısında şu kadar ülke var” diyerek başladıkları konuşmaların da ülkelerin de kof olduğunu göremediler. Şimdi de aynı durum söz konusu...

Türkiye bu anlaşmaya resmi olarak hemen reaksiyon gösterdi; “Bugün imzalandığı açıklanan sözde deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması, Türkiye için yok hükmündedir. Bu anlayışımız sahada ve masada ortaya konacaktır”...

Açıklama, Ankara’nın gerekirse sorunu nerede-nasıl çözebileceğine ilişkin açık meydan okuma olmasına rağmen, gerçek mesaj, anlaşmanın imzalandığı sırada Trablus’ta Malta ve Libya Dışişleri Bakanları ile görüşmelerde bulunan Mevlüt Çavuşoğlu’nun “duruşundan” geldi!..

Uluslararası ilişkilerde, “üslup, protokol, tavır, beden ve mekân dili” her zaman önemli ve izlenmesi gereken konulardan olmuştur ama bu sefer mikrofonların uzatıldığı Bakan Çavuşoğlu’nun haber karşısındaki rahatlığı ve gelişmeyi değerlendirmedeki “değeri yok” tavrı tek başına, izleyenlerin kafasındaki soruların çoktan çözüldüğünü anlatıyordu...

Fransa-Güney Kıbrıs Rum kesimi arasındaki askeri anlaşma, Beyrut’ta patlayan bombanın ardından Macron’un apar topar Lübnan’a uçup, taziye yerine nasıl bir ülke olmaları gerektiğini nasihat etmesi, ardından Yunanistan-Mısır arasında kurulan anlaşma arasındaki eş zaman, aslında Türkiye-Malta-Libya arasında ilerleyen sürecin finale erişmek üzere olduğuna yönelik kaygı halini de ifade ediyor...

KAHİRE, MISIR’IN ÇIKARLARINA KARŞI BUNU NASIL İMZALADI, YUNANİSTAN NE VERDİ, İKİSİNE NELER VADEDİLDİ?..

Mısır’ın anlaşmaya -deniz alanları kaybına rağmen- nasıl razı olduğu ve Yunanistan’ın bunun karşılığında ne tavizler verdiği, her ikisinin “giderlerinin” nasıl ve kimler tarafından telafi edileceği meselesi önemlidir...

Rusya, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu anlaşmayı “şiddetle teşvik” ettikleri üzerine genel mutabakat var. Kimi yorumculara göre Almanya’nın da buna katkısı var. Son dönemde bölgeye savaş gemisi göndermesi ile Libya’da şimdiye kadar pek sözü edilmeyen devasa yatırımlarını koruma kaygısı bunun ipuçlarından. Kimi yorumculara göre de Berlin’in özellikle Doğu Akdeniz’e yönelik bir hedefi, ağırlığı bulunmuyor. Daha çok “kara ufuklu” politikalarını sürdürmeye devam ediyor.

Ancak şu daha belirgin hükümler var; Akdeniz havzasının bütünü üzerinde küresel bir hesaplaşmanın savaşı sürdürülüyor. Örneğin, Akdeniz kadar Afrika’nın da kapısı olan Libya, Yunanistan’daki Çin limanları ve Dedeağaç’taki ABD askeri varlığı, İsrail-Hayfa’daki Çin ve Amerika’nın İsrail’in kulağını çekecek kadar sinirlenmesi, bir başka limanın Beyrut’ta haritadan silinmesi, coğrafyanın kalbi olan Doğu Akdeniz ve ne kadar kârlı olduğu hâlâ tartışmalı enerji kavgası, vb...

Bunlar da içlerinde ayrılıyor; Batı’nın tutumu AB, İngiltere artı ABD olarak ayrı ayrı tarif edilebilir. Yani NATO-AB arasındaki bir çekişmenin fotoğrafı aynı albümün içinde. Bu manada Türkiye ile mütevazi bir ülke olan Malta ilişkisi iyi okunmalıdır. İngiltere demektir. Terazinin kefeleri aslında bu şekilde doldurulmalıdır. AB-NATO arasındaki sert çekişme, AB-ABD/NATO çekişmesidir aslında. Kendisi de müttefiki gibi muhalefetin bir nefeste sayarak rahatladığı listedeki ülkelerin toplamı, diğer kefenin, İngiltere, NATO, ABD, Türkiye serisi karşında ne ifade ediyor olabilir?

Daha açalım; Mısır-Yunanistan, Rusya-Fransa-BAE desteğiyle bunu yaparken, İngiltere-NATO-ABD mevzisine Türkiye’yi hedef alarak yürüyor demektir. Bu da Mısır ve Yunanistan’ın “hiçbir şey” ağırlığında olduğunu gösterir.

Kahire’nin gırtlağının son aşamada Washington’un elinde olduğu, kasasında Almanya bulunsa da Yunanistan’ın özünde ve üzerinde Amerikan askeri varlığı bulunduğu gerçeği, sözde anlaşmanın Türkiye ile yüzleşme cesaretini hiç bir zaman bulamayacağı anlamına gelir.

Bir başka eğlenceli nokta, “Türkiye-Libya anlaşmasını da onlar tanımıyor, bizim Mısır-Yunanistan anlaşmasını tanımamamız da onun gibi” aklıdır. Uzatılacak bir yanı yok; “Adı geçen ülkeler arasında deniz sınırı bulunmamaktadır”.

Türkiye masa yanlısıdır. Mısır-Yunanistan dahil ilgili ülkelere sürekli davette bulundu. Saha ise kendini Cumhurbaşkanı’nın sözlerinde gösteriyor; “bizim göze alabildiklerimizi alacak olan var ise buyursun”...

Akdeniz’de NATO ve AB’nin suları mı ısınıyor?
Akdeniz’de NATO ve AB’nin suları mı ısınıyor?

Mısır’ın Yunanistan ile yaptığı yeni deniz yetki anlaşması çok açık bir biçimde Türkiye’yi Akdeniz’de boğmaya çalışan, bir süre önce Libya ile yapmış olduğu deniz yetki anlaşmasını geçersiz kılmaya çalışan bir hamle. Türkiye bu hamleyi zaten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “Akdeniz’de kendi sahillerinde balık tutmak için bile olta atamayacak şekilde tek taraflı yapılmış aç gözlü paylaşıma karşı” atmıştı.

Mısır ile Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasında yapılan deniz yetki anlaşmalarında Akdeniz’e en uzun sahili olan Türkiye’ye hiçbir alan bırakmamacasına paylaşmışlardı. Kıbrıs adına bu anlaşmalara katılan taraf adanın sadece Rum tarafı olmuş ve Türk tarafına hiçbir şey bırakmaksızın bu paylaşıma katılmıştı.

Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz yetki anlaşması bu açıdan kendi haklarını savunma yolunda atmış olduğu önemli bir adımdı. Bu adımı agresif bir adım olarak nitelemek diğerlerinin yaptığı alabildiğine haksız ve düşmanca paylaşımı gözardı etmektir. AB ve NATO adına Türkiye’nin bu yaptığını agresiflik olarak niteleyenler belli ki bu yapılanları normal görüyorlar.

O zaman AB’nin ve NATO’nun fonksiyonunun ne olduğunu sormak gerekecektir. Türkiye bu anlaşmayı yaptıktan sonra sondaj araştırma çalışmalarına başlamıştı. Bunun üzerine Almanya Şansölyesi Merkel Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir telefon görüşmesi yaparak bu çalışmaları bir süreliğine durdurmayı teklif etmişti. Gerekçe olarak Yunanistan tarafını daha makul bir çözüme ikna edebileceğiydi. Erdoğan ise kendisine Yunanistan’ın sözünde durmaya pek niyeti olmadığını ve kendisinin de onu ikna edemeyeceğini söylemişti. Mısır ile yapılan bu anlaşma Erdoğan’ın haklılığını bir kez daha ortaya koydu.

Türkiye’nin Libya ile olan deniz yetki anlaşması Türkiye’nin kendini savunmasından başka bir anlama gelmiyor. Türkiye’nin Akdeniz’de gaspedilmiş haklarını tekrar kazanmaya dönük savunmacı bir harekettir. Oysa Mısır ve Yunanistan’ın anlaşmaları alabildiğine saldırgan. Bakalım NATO içinde her bir ülkeye karne notu yazanlar bu tavrı nasıl yorumlayacaklar.

Ayrıca Türkiye karşısında oluşan bu hasmane ittifakın kimler arasında oluştuğuna da, belki NATO’nun demokrasi, insan hakları gibi bir derdi yoktur ama AB’nin bakması onun açısından varoluşsal bir sorun olmalı. Zira İslam dünyasında demokrasiyi, insan haklarını temsil eden Türkiye’ye karşı darbeleri, demokrasi karşıtlığını temsil eden bütün ülkeler bir AB ülkesi olarak Yunanistan’ın yer aldığı bu ittifakta yer alıyorlar. Mısır eli kanlı bir darbeci general tarafından yönetiliyor. Darbe esnasında kendi halkına karşı binlerce kişinin katledildiği insanlık suçu bir katliama imza attı. Halen ortaçağ zindanlarını aratmayan işkenceleriyle, insan hakkı ihlalleriyle 100 bine yakın siyasi tutuklu bulunuyor. Uluslararası Af Örgütünün raporları ortada.

Bütün bunların ortasında Suudi Arabistan Dışişleri Bakanının Kıbrıs Rum Kesimi’ni ziyaret etmesi ve Türkiye’nin yaptıklarından dolayı kaygılı olduğu açıklamasını yapması sözkonusu. Böylece yüzyılın ne vahşi cinayetine imza atan, İslam dünyasında her türlü demokratikleşme hareketini boğmaya çalışan, insan haklarının esamisinin bulunmadığı Suudi Arabistan Akdeniz’deki ihtilafta tarafını ortaya koymuş oldu.

Soran var mıydı aslında? Akdeniz’de sahili olmayan, dolayısıyla bu ihtilafta hiçbir yeri olmayan bir ülke olarak SA’nın tarafını ortaya koyma konusundaki işgüzarlığının sebebi ne olabilir?

Bunu bence biz değil, AB cevaplamalı. Bu ihtilaflarda herkes kendine en yakın olan tarafta yerini belirleme telaşına giriyor işte. AB’nin İslam dünyasındaki tercihi demokrasiler, insan hakları ve iyi yönetim mi olmalı yoksa demokrasi düşmanı, darbeci, katliamcı işkenceci diktatörler mi olmalı?

NATO üyelerinin korsan siyasetlerinin payandası mı olmalı? Ya Fransa’nın savaş suçlusu, darbeci Hafter’e verdiği desteğe karşı AB’nin herhangi bir yaptırımını bırakalım, bir sorusu da olmayacak mıdır? Belli ki Fransa’nın tarihsel vahşi sömürgeci karakteri tekrar nüksetmiş ve bu doğrultuda kirli geçmişindeki rollerini yeniden oynamaya başlamış. AB’nin bu vahşi sömürgeci uygulamalara karşı üyelerine karşı hiçbir yaptırımı veya bir etik normu olmayacak mıdır?

Bunlar da soru mu? AB buraya kadar işte. Türkiye kendi haklarını korumak için güçlü olmak ve inisiyatif almak durumunda kalıyor.

Yunanistan ve Mısır arasındaki anlaşma yok hükmündedir diyorsa Türkiye, yok hükmündedir.

Son sözü Türkiye söyler
Gündem
Son sözü Türkiye söyler
Yunanistan, Mısır ile sözde “deniz yetki anlaşması” yaparak Doğu Akdeniz’deki saldırganlığını ileri boyuta taşıdı. Ankara anlaşma için “yok hükmünde” derken uzmanlar da, bölgede son sözü Türkiye’nin söyleyeceğine dikkat çekiyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.