Katar'dan 'acil' Suriye açıklaması
Dünya
Katar'dan 'acil' Suriye açıklaması
Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el-Tani, DAEŞ ile mücadele için uluslararası koalisyon kapsamında Suriye'ye kara gücü göndermenin daha büyük bir "aciliyet" kazandığını bildirdi.
AA
Kadavra krallığı...
Kadavra krallığı...
Dört tepe noktası var.. Zirveden zirveye hat çekmek gerekiyor.. Ancak o zaman Soçi toplantısı ve Suriye’ye de olacakların stratejik gerçekliğini anlayabiliriz...Bir, Brüksel’de gerçekleşen NATO Savunma Bakanları toplantısı. Savunma Bakanı Hulusi Akar katıldı ve Avrupa’nın Rusya-ABD arasındaki sıkışmışlığında yapacağı tercih (!) konuşuldu. Bir de tabii yine Türkiye’ye S-400 hatırlatması yapıldı.Video: Kadavra krallığı...İki, Polonya-Varşova’da başlığı “Ortadoğu Konferansı” olan, gerçekte İran karşıtı koalisyon denemesi yapıldı. 60 ülke katıldı. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun, “Ortadoğu’da barış istiyorsanız İran ile yüzleşmeniz gerekir” ve Trump’ın avukatı Giuliani’nin, “İran halkını rejimden kurtarıp Tahran’da kutlamalar yapacağız” açıklamaları durumu anlatır. Başarılı oldu mu, pek şüpheli...Türkiye’de deve dişi gibi gazetelerin köşe yazarları ABD ve İsrail’in bu konferanstaki sözde performanslarını kutlarken, Almanya, Fransa ve hatta İngiltere’nin tutumu, Rusya ve Çin’in eksikliği ama en çok Ankara’nın bu zirveye yüz vermemesi önemsenmedi.Oysa önemliydi; sadece şekle baktığınızda dahi, Varşova’da büyükelçi seviyesinde konferansı izleyen Türkiye aynı sıralarda Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, MİT Başkanı ve askeri heyeti ile Soçi’de oturuyordu. Hasılı, Polonya soğuğuna Ortadoğu sıcağını taşırsanız kar dayanmaz.Üç, Tabii Soçi Zirvesi. Rusya-Türkiye-İran dördüncü kez bir araya geldiler; başta ABD’nin Suriye’den çekilmesi ve sahada yapılacaklar konusundaki duruşlarını bozmadılar. Buluşmanın perde arkası ve kararların yansımaları hâlâ okunmaya çalışılıyor. Daha da yazılıp çizilecek. Nitekim, S-400’lerin teslim tarihi bile bu toplantıda Temmuz olarak, ‘yakında’ tonuyla vurgulandı. NATO’ya da cevaptır.Dört, Soçi rüzgarı estiğinden tam konsantre olamadık ama Almanya’da bir zirve daha var. Önemli. Münih Güvenlik Konferansı. Denebilir ki, küresel güvenlik politikalarının entelektüel düzeyde ele alındığı en önemli toplantılardan biri belki birincisidir. Liderlerin burada yaptığı konuşmalar, analizler neredeyse ulusal güvenlik belgeleri ve rakiplerini nasıl algıladıkları konusunda, geleceği nasıl kestirdikleri noktasında ipuçları verir. Dünyanın karşı karşıya olduğu 10 temel risk masaya yatırılacak ve bunların en az sekizi Türkiye’yi ilgilendiriyor.Burada da Türkiye güçlü katılımcılarla temsil ediliyor ve yine Savunma Bakanı Hulusi Akar dün Soçi’den oraya geçti bile.Bu dört kümenin tepe çizgileri Türkiye’den geçiyor.***Gerçek şu ki, Soçi’de Türkiye, Fırat’ın Doğusu’na ve nisbeten İdlib’e ilişkin tercihlerine Rusya ve İran’dan destek almış görünüyor. Elbette hepsi gönülden değil.Ankara, güvenli bölgede sadece kendisinin olmasını istiyor. Bu da tehdit algısına yakından bakıldığında son derece makul bir beklenti. Çünkü en basit ifadeyle; burada kim ya da kimler, hangi kurumsal kimlik veya bayrak altında bulunursa bulunsun, bölgede hem Türkiye’nin terörle mücadelesini hem de Suriye ve halkının geleceğine ilişkin yükselmiş beklentiyi sulandıracaklar. Hatta tuzaklayacaklar.Soçi Zirvesi’nin ardından önce Münih’e giden Savunma Bakanı Akar’ın, sonra da-aslında Soçi’den dönüş uçağında-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seslendirdiği, “Güvenli bölge Türkiye’nin kontrolünde olmalıdır” sözleri odur.Fazladan; Cumhurbaşkanı’nın, “Bu olmazsa, demektir ki, ülke olarak güvenliğimiz her an yine tehdit altında olacaktır” cümlesi var.Bundan gerisi, yani Soçi’de masaya yatırılan ve kamuoyuna yansıyan tüm başlıklar biraz teknik kalır. İdlib gibi önemli bir konuya teferruat muamelesi yapılamaz ama tiftik gibi ne kadar atarsanız atın, örneğin Rusya-Türkiye ortak devriyesi veya operasyonu başladığında işin rengi değişir...Neyi konuşacaksınız?***İlla laf aranıyorsa, dört zirvenin içindeki zehirli unsurlardan konuşalım...Soçi zirvesinden nasıl bir kaygı ürettilerse...Bakar mısınız, bağlar mısınız;ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Joseph Votel: “Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekme kararını doğru bulmuyorum. ‘DAEŞ’i bozguna uğrattık’ dediğimizde bu artık örgütün bize doğrudan saldırı yapabilecek kapasiteye sahip olmadığı anlamına gelir. Ama hâlâ çok güçlü bir ideolojiye sahipler, başkalarını teşvik edebilirler”.İnanılmaz. Adam bu sözleri Umman’da CNN’e söylüyor. Son cümlesi tehdit olarak bile algılanabilir. Koltuğunu gözden çıkarmış görünüyor.Devam...Sessizliğiyle tanınan İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6’in şefi konuşuyor; “Suriye’de El Kaide yeniden büyüyor. İdlib giderek radikalleşiyor. Çok endişeliyiz. DAEŞ bölgesel yenilgiye uğramasına rağmen geleneksel ve asimetrik tehdit yaratacak şekilde değişti”...Votel’le aynı şeyi söylüyor! Kime söylüyor, CNN’e. Nerede söylüyor, Mühih konferansında. Anlıyoruz ve Trump da anlıyor.“24 saat içinde Suriye ile ilgili önemli açıklamalar yapacağım”...Beklenti, ABD’nin DAEŞ karşısında zafer ilan etmesi.Yani Beyaz Saray kendi cevabını veriyor.Ama daha önce başka haber geliyor; Başkan Trump, Türkiye Büyükelçisi’ni açıklıyor!Bundan sonra çok siyasi kan dökülür.. Krallık da üzerine ‘kurulur’...
58'inci Münih Güvenlik Konferansı gergin Rusya-Batı ilişkilerinin gölgesinde başlıyor
Dünya
58'inci Münih Güvenlik Konferansı gergin Rusya-Batı ilişkilerinin gölgesinde başlıyor
Ukrayna krizinde ABD ile Rusya arasındaki fay hatlarının daha da derinleşmesinin ortasında Kovid-19 salgını sonrası geleceğe dönük önemli mesajların verileceği dünyanın önemli platformlarından Münih Güvenlik Konferansı bugün başlıyor.
AA
30 lider güvenlik zirvesinde
Dünya
30 lider güvenlik zirvesinde
Dünyanın en önemli güvenlik forumlarından Münih Güvenlik Konferansı’na bu yıl yaklaşık 30 devlet ve hükümet başkanı 70 dışişleri ve savunma bakanı katılacak. Konferans'ın en önemli gündemi Suriye ve DAEŞ'le mücadele olacak.
AA
Güç dengesinde değişim ve yükselen Türkiye
Düşünce Günlüğü
Güç dengesinde değişim ve yükselen Türkiye
Daha adil, çok taraflı yaklaşımları benimseyen, çözüm üreten ve güvenilir bir aktöre dünyanın ihtiyacı her geçen gün artıyor. Böyle bir zeminde “Dünya Beşten Büyüktür” söylemi, “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” anlayışıyla beraber dünya siyaseti açısından yeni bir dönemin başlamasına vesile olabilir. Bu temelde “Yükselen Türkiye”, gelecek 10 yıl içinde dünya ile etkileşimini güçlendirebileceği gibi merkezde kendisinin olduğu oluşum ve yapılanmaları geliştirmeli ve söylediği sözlerin tesirini artırmalıdır.
Yeni Şafak
AB'ye vizesiz seyahat çağrısı
Dünya
AB'ye vizesiz seyahat çağrısı
Başbakan Yıldırım ile Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Juncker'in görüşmesinde, AB'nin, Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat taahhüdünü mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirmesi gerektiği belirtildi.
AA
Suriye'de ateşkes yüzde 49 başarılı olur
Dünya
Suriye'de ateşkes yüzde 49 başarılı olur
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Almanya'da düzenlenen 52. Münih Güvenlik Konferansı'nda konuştu. Lavrov, Uluslararası Suriye Destek Grubu tarafından alınan ateşkes kararının "yüzde 49 başarılı olacağını" söyledi.
Diğer
Trump’ın “Afganizasyon” politikası…
Trump’ın “Afganizasyon” politikası…
“Münih Güvenlik Konferansı”nda Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Savunma Bakanı Mark Esper ile bir araya geldi. Görüşmeye ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad da katılmış. Görüşmeden yansıyan bilgilere göre, ABD ile “Taliban” arasındaki ‘barış müzakereleri’nin çok kısa bir süre içerisinde sonuçlanması bekleniyor. Eğer müzakereler beklendiği gibi gelişir ise ABD askerleri 18 yıldır savaştıkları Afganistan’dan çekilecekler.ABD Başkanı Trump, 2016’daki seçim kampanyasında Amerikan askerlerini Afganistan’dan çekeceği vaadinde bulunmuştu. Ne ki Trump bu vaadini gerçekleştiremedi. Kasım 2020’de ABD’de seçimler yapılacak ve Trump vaadini gerçekleştirememiş bir Başkan olarak seçmenlerinin karşısına çıkmak istemiyor. Amerika’nın genç kuşaklarıysa Afganistan’ı ABD’nin ikinci Vietnam’ı olarak görüyorlar.Hakikaten ABD’de Afganistan ve Vietnam arasında paralellik kuran yorumlar yapılıyor. “Sovyetler Birliği” 1979’da Afganistan’ı işgal etmişti. 10 yıl süren Afgan savaşı Sovyetler Birliği’nin dağılmasını hızlandırdı. Amerikalılar Afganistan’ı “Rusların Vietnam’ı“ olarak görüyorlardı. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesinin üzerinden yaklaşık 30 yıl geçti. Şimdiyse roller değişti, Sovyet askerleri 10 yıl Afganistan’da kalmıştı, Amerikalılar ise 18 yıldır oradalar. Trump, Afganistan’da ABD’nin hiçbir kazanım elde etmediğini, tam tersine trilyonlarca dolar kaybettiğini sıklıkla dile getirdi. ABD Savunma Bakanlığı verilerine göreyse 18 yılda Afganistan’da 800 milyar dolara yakın miktarda para harcandı.Yapılan yorumlara göre Trump Afganistan’dan Amerikan askerlerinin çekilmesini sağlayabilirse, ikinci kez Başkan seçilme ihtimali güçlenecek. Bu yorumları yapanlar, 1972’deki Başkanlık seçimlerine atıflarda bulunuyorlar. 1968’de Cumhuriyetçi Parti’den Başkan seçilen Richard Nixon, Vietnam’daki Amerikan askerlerini çekmeyi vaat etmişti. Nixon vaadini gerçekleştirmek için “Vietnamizasyon” adı verilen bir politika izliyordu. Bu politikayı Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger üstlenmişti. Vietnamlılarla gizlice görüşmeler yürüten Kissinger, ayrıca Çin lideri Mao ile flört ediyordu. Nixon “kötü polis”, Kissinger ise “iyi polis” rolündeydi. Bu rol paylaşımı Kissinger’ın elini güçlendirmişti.Nixon’ın 1972’de ikinci kez Başkan seçilmesinde Vietnam ‘dan çekilme taahhüdü önemli rol oynadı. Nixon yönetimi Ocak 1973’te imzalanan bir anlaşmayla Amerikan askerlerini Vietnam’dan çekti. Şimdi de Trump benzer bir kader ile karşı karşıya. Trump da bir süredir Nixon’ın “Vietnamizasyon” politikasını andıran nitelikte bir “Afganizasyon” politikası izliyor. Ancak işi Nixon kadar kolay değil. Trump, ABD’de savaşlardan beslenen ve her iki parti üzerinde nüfuz sahibi olan “Amerikan Askeri-Endüstriyel Kompleksi” tarafından ciddi bir baskı altında. “Kompleks” ABD’nin en kudretli lobisidir. Önceki yazımızda dünyanın değişen koşulları içerisinde ittifak ilişkilerinin değiştiğine işaret etmiştik. ‘Yükselen küresel güç’ olarak Çin, ‘yerleşik küresel hegemon’ ABD için en ciddi rakip. Vietnam’da 58 bin askerini kaybeden ABD 2000’lerin başlarından itibaren Vietnam ile ilişkilerini iyileştirmeye başladı. Obama’nın Vietnam’a yönelik silah ambargosunu kaldırması yeni bir dönemin kapısını araladı. Trump ise Vietnam’ı ‘dost ülke’ olarak görüyor. Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile ikinci görüşmesini Vietnam’da gerçekleştirdi. Vietnam ile gelişen ilişkinin Çin faktöründen kaynaklandığı söylenebilir.Yaşlı tilki Kissinger şimdiyse Çin’i yalnızlaştırmak için Rusya ile iyi ilişkiler kurulması yönünde Beyaz Saray’a tavsiyeler veriyor. Aynı Kissinger, 1970’lerin başlarında Sovyetler Birliği’ne karşı Çin ile yakınlaşmayı savunuyordu. “Soğuk Savaş” döneminde Sovyetler Birliği, ABD’nin baş rakibiydi. Kissinger, Nixon’ı Çin ile diplomatik ilişki kurmaya ikna ederek Sovyetler Birliği’nin Asya’daki nüfuzunu zayıflattı. Kezâ Trump’ın “Afganizasyon” politikasını, ‘yeni rakip’ Çin ile irtibatlandırmak yanlış olmaz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.