CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu doğruladı: Millet İttifakı’na katılanların sayısı artabilir
Gündem
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu doğruladı: Millet İttifakı’na katılanların sayısı artabilir
DEVA Partisi ve Gelecek Partisi, Millet İttifakı ile geçtiğimiz günlerde yapılan toplantıda ilk kez resmi olarak masaya oturdu.Partilerin 2023 yılında yapılması planlanan seçimlere Millet İttifakı çatısı altında girmesi bekleniyor. Konuyla ilgili açıklama yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu yönde ilk olumlu sinyali vererek, "Millet İttifakı’na katılanların sayısı artabilir" ifadelerini kullandı.
Diğer
Cepten fıtık teşhisi
Hayat
Cepten fıtık teşhisi
Dolandırıcılar bel fıtığı ağrısını hemen dindirmek isteyen hastalara dadandı.Biz de fabrika duvarlarına asılan “Fıtığa son” ilanlarıyla 2 dakikada iyileşme vadeden kişilere ulaştık. Samsun’da bulunan Yüksel Kaya, “Hastanın boynuna ve beline kemer takıp çekiyorum. 2 dakikada şikayetleri gidiyor” dedi. İkinci adresteki kişi ise “babamın bel fıtığı” olduğunu öğrenince hemen teşhisi koydu: “Ciğerleri yağlanmış.”
Yeni Şafak
Maske takılması ve sosyal mesafe kuralına uyulması diğer bulaşıcı hastalıkların da oranını düşürdü
Hayat
Maske takılması ve sosyal mesafe kuralına uyulması diğer bulaşıcı hastalıkların da oranını düşürdü
Dicle Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıları Anabilim Dalı Başkanı ve İl Pandemi Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen, koronavirüs salgınından korunmak için insanların kendilerini izole etmesi ve maske kullanımıyla birlikte damlacık yoluyla bulaşan bulaşıcı hastalıklarda düşüş yaşandığını söyledi.
DHA
Kurucu ruhun ‘Meclis’i, fikriyatı ve sosyolojisi
Kurucu ruhun ‘Meclis’i, fikriyatı ve sosyolojisi
23 Nisan 1920 yılında, Cuma günü yeni bir ruh doğdu. Meşayih, müderris ve münevverler Mustafa Kemal ile beraber önce Hacı Bayram Veli Camii’nde cumalarını eda ettiler. Sonra Bayram-i Tarikatının Postnişini ile beraber Sancak-ı Şerif altında Ulus’taki TBMM binasına yürüdüler. Kurbanlar kesildi, dualar okundu.Video: Kurucu ruhun ‘Meclis’i, fikriyatı ve sosyolojisiBüyük bir inanç, ruh ve duygu seli vardı. Meclis’in en yaşlı vekili konuşma yaptı. Hilafetin ve hükümetin esaret altında olduğunu söyledi. Milletin ruh temeli bu büyük Meclis’te atıldı. İstanbul’un işgaliyle beraber Meclisi Mebusan ruhu buraya taşınmıştı. II. Başkanı, Balıkesirli Melami şeyhi, ulamadan Abdülaziz Mecdi Tolun sonuna kadar Meclis’i beklemişti.TBMM, Ankara’da Milli Mücadele’yi yürüten bir otorite idi. Mebuslar karar veriyordu. Başkomutanlık yetkisi Mustafa Kemal’e verilmişti. Hüseyin Avni gibi münevver dava adamları vardı. Mehmet Akif, bu Meclis ruhunda İstiklal Marşı’nı yazarak Milli Mücadele’yi sürdüren mübarek orduya adamıştı. Balıkesir’de Kuva-i Milliye’yi başlatan ulemadan, büyük alim ve Akif’in dostu Hasan Basri de bu Meclis’teydi.1920 yılının kuruluş ruhu, milletin bağımsızlık ve yeniden var oluş ruhudur. Ana uzlaşma temeli din u devlettir. Din ve devlet ilişkilerinin “çağdaş idraki” burada ikame edildi. Anasır- İslam yaklaşımıdır bu. Bu büyük Meclis, Anasır-I İslam sosyolojisini temsil eder. İçinde farklı İslam unsurlarını taşır. Bunun sözcülüğünü yapar. Bu unsurları, kavmiyetçilik yapmadan ortak millet tahayyülü içinde yeniden tanımlar. Millet, hem bir tarihi devamlılıktır hem de çağdaş bir yoruma ulaşarak yeniden ayağa kalkar. Milleti yok etmek isteyen emperyalizme karşı anasır- İslam bütün uhuvvet, vahdet ve tevhidi ile direnir. Emperyalizm, TBMM’de alınan kararlar ve geliştirilen mücadele ruhuyla yenilgiye uğrar.Anasır-ı İslam’ı kurtarmak bir cihattır. Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı olan Ankara Müftüsü Rıfat Börekçinin de imzaladığı cihat fetvası yayınlanır. Bütün Müslümanlar vatanını, dinini ve namusunu kurtarmak için cihada çağrılır. Akif, askerleri cephede verdiği vaazlarla bu cihadın nefesi olur. Hutbelerde milleti vatan için cihada davet eder. Anadolu cihadı ile millet yeniden doğar.1920 yılının 23 Nisan’ında Hakimiyet-i Milliye düşüncesi politik bir realiteye döner. Meclis, milletin hakimiyetini temsil eden en önemli yerdir. Farklı siyasal görüşler burada millet hakimiyetini temsil ederler. İşgale karşı direnmek için vardırlar. Milleti, yaşatmak için vardırlar. Anadolu cihadını yürütmek için vardırlar.Hakimiyet-i Milliye, TBMM’nin en görünen yerine, başkanlık kürsüsünün üstüne “onların işleri şura iledir” kutsal kelamın prensibinden ilham alır. Artık tek hanedan, tek kişi ya da tek sınıf yok. Bunun yerine şura yönetimi vardır. Hakimiyet-i Milliye bununla tecelli edecek.Milli Mücadele’yi, istişare içinde, hakimiyet-i milliyeye bağlı kalarak yürüten bir Meclis mübarektir. Çünkü en zor ve güvenliğin en zirve yaptığı zamanda bile Meclis çalışır. Milletin iradesi işler. Mebuslar rey bildirir, tartışır, itiraz eder, tenkit yapar. Meclis siyasi katılımın ve siyasi çoğulculuğun çatısıdır. Ümmetin son ruhunu eline alarak kaldıran ve onu Batı emperyalizmine yem olmaktan kurtaran bir varlıktır. Onu mübarek kılan bu asil ruhtur, bu anlamlı hareketidir.Milletin büyük fitneler ve ihtilaflarla yüz yüze kaldığı bu tarihi dönemde hakimiyet-i milliye ruhunu taşıyan kurucu ruhumuza yeniden ihtiyacımız var. Bizi kuşatmaya yönlen emperyalizmi püskürtmek için yeniden bu ruhla kanatlanmamız gerekir. Parçalanmaya da, işgale de, fitneye de karşı koyacak bilinç bu kurucu ruhun sırrındadır.
“Biz, Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz.”
Ali Saydam
“Biz, Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz.”
Bugün, Cumhuriyet tarihimizin sıfır noktası sayılabilecek çok özel, çok kıymetli bir noktayı bir kez daha anıyoruz. 101 yıl önce bugün, Cumhuriyetimizin bânisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluş ve kuruluş mücadelesinin işaret fişeğini yakmak üzere Samsun’a çıktı. 19 Mayıs 1919, milletin bağımsızlık mücadelesinin milat noktasıdır…Mithat Cemal (Kutay), bu özel günü, Atatürk’ün de takdirini kazandığı söylenen şu dizelerle tarif etmişti: “Bazı bir günde bir asır vardır: / Mesela Türk’ün 19 Mayıs’ı”…19 Mayıs’ın adı “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilmiş… Yani Gençlik Bayramı bugün… Atatürk ile gençlik kavramı sadece 19 Mayıs’ta bir araya gelmiyorlar… Özellikle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde bu iki kavramı yan yana görüyoruz… Hani, “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”Peki, Atatürk İstiklal ve Cumhuriyeti neden geçlere armağan etmiştir? Bu soru kafamı hep kurcaladı… Neden polise, askere, devlet adamlarına, siyasîlere değil de Türk gençliğine emanettir Cumhuriyet?Yıllar içinde bu soru pek çok kez önüme çıktı… Daha genç olduğum yıllarda rahmetli Halit Refiğ ile yaptığımız sohbetlerde bu soru üzerine uzun uzun konuştuğumuzu hatırlarım… Sonraki yıllarda aynı soruyu, üniversitedeki derslerim sırasında tarihler, 19 Mayıs’a ya da 29 Ekim’e yaklaştığında gençlerle de tartıştım… Akıllarına pek çok zekice ve doğru yanıt gelir… Ancak Halit Bey’in son derece yalın olarak ifade ettiği o ‘durum analizini’ doğal olarak bulmaları pek kolay olmaz.Olay hayli basit aslında. Toplumun mülkiyet duygusu en az teşekkül etmiş kesimi, hiç şüphesiz gençliktir. Kaybedecek şeyleri yoktur… Maneviyat, genellikle maddiyatın önündedir… Bu nedenle de Cumhuriyet, İstiklal gibi hayli soyut değerleri savunmak için gerekli olan Atatürk’ün “damarlarındaki asil kan” diye tanımladığı manevi gücü elinde tutar gençler… Onun için her zaman daha devrimcidirler…15 Temmuz alçak darbe girişiminde ön saflarda olanların yaş ortalamalarına bakın, Atatürk’ün Cumhuriyet ve İstiklali neden gençlere emanet ettiğini hemen anlarsınız…Yıllar içinde meslek, mevki, çoluk-çocuk sahibi olunur… Yaş ilerler… Mülkiyet duygusu ve ölüm korkusu, insana çeşitli toplumsal frenler koyar… Bu da iyidir aslında. Toplumda dengeyi kurar, itidali sağlar…Belki de Atatürk’ün şu sözleri, yukarıdaki tespiti bir kez daha doğrular nitelikte olabilir… Bandırma gemisi, İstanbul’dan demir aldığında Mustafa Kemal Paşa beraberindekilere bu seferin amacını şöyle açıklamış: “Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz.”Milletimizin ideali ve imanı eksik olmasın inşallah…
Milyonda bir görülen hastalıkla savaşıyor
Milyonda bir görülen hastalıkla savaşıyor
Artvin'in Arhavi ilçesinde “aslan sendromlu” olarak dünyaya gelen 6 aylık Mustafa Kemal Durmuş'un ailesi, çocuklarının hayatta kalabilmesi için yardım bekliyor.
IHA
Ayasofya bahsinde manidar bir hatıra…
Tamer Korkmaz
Ayasofya bahsinde manidar bir hatıra…
Ziyad Ebüzziya, Tasvir’in sahibi ve başyazarı iken; gazetesi 1940-1947 yılları arasında tam on yedi defa kapatılmıştı. Otuz beş kez de mahkemelik olmuştu.Devir mi; İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı dönemidir!***Ebüzziya (1911-1994), daha sonra siyasete de girdi. Türkiye’yi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde temsil etti.***Rahmetliyi, 1980’li yılların sonunda tanıdım…Kadıköy’de Yoğurtçu Parkı Caddesi’ne bakan evinde, pek enteresan ve çarpıcı anılarını dinleme şansına sahip oldum.Dosyalar, belgeler, gazeteler ve dergilerle dolup taşan kahverengi masasının üzerinde “yerini almış” sevimli kedisinin eşliğinde…Bu sohbetlerimizden, 31 Temmuz 1990’daki sonuncusuydu: İnönü’nün 1946’da Başbakan olarak atadığı Recep Peker’le ilgili Tasvir’de attığı ironik bir manşetten dolayı gazetesinin nasıl kapatıldığını kahkahalar eşliğinde anlatmıştı…Ardından konuyu değiştirdi; sözü bir süre evvel “İslam” dergisinde yayınlanan BELGELİ Ayasofya yazısına getirdi.Dergideki o yazıda…“Ayasofya Camii’nin müze yapılmasına ilişkin 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının sonradan düzenlendiğini yani kurgulandığını ve Atatürk’ün imzasının da taklit edildiğini” belgelemişti!Sonra; “İslam dergisindeki yazıdan bir haber yapması” ricasıyla, o dönemde Tercüman’ı yöneten Taha Akyol’u aradığından bahsetti.Ne var ki…Akyol, Ziyad Bey’e “Biz Tercüman gazetesiyiz. Öyle, İslam dergisinin arkasından gidecek değiliz” diyerek kafadan olumsuz bir cevap vermişti!Bu karşılık, belgeli bir gazetecilik olayına imza atan Ebüzziya’yı haliyle pek üzmüştü. Üzüntüsünü benimle paylaşırken, “Ayasofya hakkındaki belgenin yayınlanmasının, Taha Akyol’un kafasına uymadığı kanaatine vardığını” da söylemişti!OTUZ YIL ÖNCE, OTUZ YIL SONRAO sohbetimizin üzerinden tam otuz sene geçti:Şu günlerde, bir kez daha Ayasofya tartışmaları yaşanıyor. Bu defa, Danıştay’ın kararı bekleniyor…1934’te fevkalade yanlış bir kararla “müzeye dönüştürülen” Ayasofya’nın, CAMİ olarak ibarete açılmasını bekliyoruz: Yani, beş yüz yıla yakın bir süre olduğu gibi…Vaktiyle “İslam” dergisinde yayınlanan kapı gibi belgeli yazıya gözlerini sımsıkı kapatan Taha Akyol; şimdilerde bir kere daha “Batıcılığını, Batı Kulübü’ne yaltakçılığını” gösteriyor:Köşesinde “Ayasofya, olduğu gibi kalmalıdır” diyerek!***12 Haziran (2020) tarihli ve “Ayasofya siyasete açıldı” başlıklı yazısında şunları söylüyor:“Ayasofya Camii, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün iradesiyle müze yapıldı. Kararnamedeki imzanın farklı bir şekilde olması bu gerçeği değiştirmez.Atatürk’ün onayı olmadan siyasette yaprak dahi kıpırdayamazdı; hele de 1930’larda…”***“Güzel! Madem öyle: Atatürk’ün imzası, neden taklit edilme ihtiyacı duyuldu? Niçin, kendisine imza attırılmadı da, sahteciliğe başvuruldu?”“Neden, sonradan sahte bir Bakanlar Kurulu belgesi düzenlendi veya kurgulandı, öyleyse?”“Ayasofya Kararnamesi’nin niçin numarası yok ve neden Resmi Gazete’de yayınlanmadı, acep?”***İşte bu soruların cevabı yok, Taha Akyol veya benzerlerinde artı laikçi tarihçilerde!ARA KALIP: EL CLASICOTaha Akyol demişken; onun “El Clasico” olmuş bir cümlesini hatırlatmadan geçmeyelim:“Üst Akıl, Dış Güçler, Paralel Yapı gibi laflar komplo teorisidir” (9 Şubat 2015, Hürriyet)OLAY YERİNDEN BİR HATIRARahmetli Ziyad Ebüzziya’nın, Ayasofya hatıralarından manidar bir kesitle (iki gün önce Yavuz Bahadıroğlu’nun Akit’teki köşesinde de yer aldı) finali yapalım:“Üniversiteye devam ederken bir yandan da gazetecilik yapıyordum. Gazetenin sahibi Velid Bey beni Ayasofya konusunda dönemin Dâhiliye Vekili olan Şükrü Kaya’ya da gönderdi. (…)Şükrü Kaya, Atatürk’ün yakını idi. Amcam Velid Bey’in Galatasaray Lisesi’nden ve Paris Hukuk Fakültesinden, ayrıca Malta sürgününden yakın arkadaşıydı…Şükrü Kaya, bana ‘İbadet bölümünü Bizans Müzesi yapmak fikrine, Atatürk fena halde kızdı’ dedi!”
Ortak tatbikat başladı: Türkiye ve Azerbaycan’dan gövde gösterisi
Dünya
Ortak tatbikat başladı: Türkiye ve Azerbaycan’dan gövde gösterisi
Türkiye ve Azerbaycan silahlı kuvvetlerince Azerbaycan'da düzenlenen 'Mustafa Kemal Atatürk 2019' isimli ortak askeri tatbikat başladı.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.