Babasını 16 yerinden bıçaklayarak öldürdü
Gündem
Babasını 16 yerinden bıçaklayarak öldürdü
Eskişehir'de oturan 20 yaşındaki Muzaffer Gündoğan 46 yaşındaki babası Yakup Gündoğan'ı 16 yerinden bıçaklayarak öldürdü.
DHA
Üç genç adam anlatıyor: Necip Fazıl’la tanışma anını unutamadık
Hayat
Üç genç adam anlatıyor: Necip Fazıl’la tanışma anını unutamadık
26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul’da doğan 20. Yüzyılın en önemli aksiyon ve fikir adamlarından Necip Fazıl Kısakürek 25 Mayıs 1983 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Vefat ve doğumunun yıl dönümünde ise Atatürk Kültür Merkezi’nde torunu Şeyma Kısakürek Sönmezocak’ın küratörlüğünü yaptığı “Zindan’dan Mehmed’e Mektup” başlıklı interaktif bir sergiyle anılıyor. Biz de geniş kitleleri etkileyen Kısakürek’le gençlik günlerinde yüz yüze tanışan üç yazarla ilk tanışmalarını konuştuk. Rasim Özdenören, Kamil Eşfak Berki ve Muzaffer Doğan o ilk tanışmayı anlatırken Kısakürek’i de 20. Yüzyılın fikir dünyasını yönlendiren büyük düşünür olarak tanımlıyorlar.
Yeni Şafak
Akıncılar 41 yıl sonra Bursa'da buluştu
Gündem
Akıncılar 41 yıl sonra Bursa'da buluştu
1980 öncesi en önemli gençlik hareketlerinden biri olan Akıncılar’a mensup isimler 41 yıl sonra Bursa’da buluştu.110 ismin katıldığı “Büyük Akıncılar Buluşması”nda eski ve yeni dönem Akıncılar Hareketi’ni anlatan sinevizyon gösterisi ile kısa konuşmalar oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan buluşmaya gönderdiği mesajda, “Hak ve hakikat yolunda verdikleri büyük mücadelede Akıncılar’ın çektikleri çilenin tek bir zerresi bile, hamdolsun, boşa gitmemiştir” dedi.
Yeni Şafak
Yalnız bırakmadılar
Gündem
Yalnız bırakmadılar
Albayrak Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak ve Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu’nun ev sahipliğindeki program Çamlıca Camii İmam Hatibi İshak Danış’ın Kur’an tilavetiyle başladı. Programa birçok siyasetçi, Yeni Şafak ve TVNET çalışanları ile Cambaz’ın gazeteci dostları katıldı.
Yeni Şafak
Türk kültürü 6 kıtada ders oluyor
Hayat
Türk kültürü 6 kıtada ders oluyor
Türkiye Maarif Vakfı, 51 ülkede açtığı 433 okulda eğitim gören yaklaşık 50 bin öğrenciye Türk Kültürü ve Medeniyeti Dersi verecek. Dünyanın dört bir yanında eğitim gören ortaöğretim öğrencisine verilecek dersin içeriği ise ana hatlarıyla uzman bir ekip tarafından belirlendi. Kitabın bu yıl içinde yazılması planlanıyor.
Yeni Şafak
Afrin’e en kısa sürede
döneceğim
Gündem
Afrin’e en kısa sürede döneceğim
Zeytin Dalı Harekatı’nda yaralanan ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ndeki (GATA) tedavisinin ardından memleketi memleketi Adıyaman’a getirilen Piyade Uzman Çavuş Muzaffer Doğan, en kısa zamanda iyileşip görevine döneceğini söyledi.
Yeni Şafak
Sultanahmed Camii ve cemaatsizlik meselesi
Sultanahmed Camii ve cemaatsizlik meselesi
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan; bir meydanda “Ayasofya açılsın” diye seslenen vatandaşa şöyle bir cevap verdi: “Sultanahmed’i bir doldurun, ondan sonra ona bakarız. Bak, şimdi Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık. Dört, beş tane Ayasofya eder, o kadar büyük. Altmış bin kişiyi alabilecek kapasitede”Video: Sultanahmed Camii ve cemaatsizlik meselesiCumhurbaşkanımızın bu sözleri bana Sultanahmed Camii’nin inşaatı bitip ibadete açıldıktan sonra yaşanılan cemaat bulma sıkıntısını hatırlattı ama müsaadenizle önce Ayasofya hakkında birkaç cümle söylemek istiyorum. Bilindiği gibi, kadim Bizans’ın iki önemli mabedinden biri Pantokrator Kilisesi, diğeri de Ayasofya Kilisesi’dir. Fatih İstanbulu fethedince ilk iş olarak her iki kiliseyi de camiye çevirdi. Bununla da yetinmeyip papaz odalarını da medreseye dönüştürdü, ünlü hocalarından bazılarını bu yeni medreseye müderris olarak tayin etti. Pantokrator Kilisesi, “Zeyrek Camii” oldu, Ayasofya Kilisesi ise, “Ayasofya Camii” adını aldı.Fetih yadigarı olduğu için İstanbul halkı Ayasofya Camii’ne büyük bir ilgi gösteriyordu. Ayrıca Cuma selamlıklarının burada yapılması bu alakayı ikiye katlıyordu. Durum böyle olunca mabed beş vakit namazda ağzına kadar doluyordu. On dört yaşında tahta çıkan ondördüncü Osmanlı padişahı Birinci Ahmed de, Ayasofya’nın bu vaziyetine imrenmekle beraber, İstanbul’un bu semtinde neden bizim de Jüstinyen’in mabedi kadar muhteşem bir camimiz yok diye içinden geçirirmiş. Genç padişah kararını veriyor, Sultanahmed Camii’ni yaptırmak suretiyle niyetini gerçekleştiriyor. İyi güzel de, padişahın – bir bakıma – Ayasofya’ya nazire olarak inşa ettirdiği bu muhteşem mabed cemaat sıkıntısı yaşıyor. Ayasofya varken kimse Sultanahmed Camii’nde namaz kılmak istemiyor. Bildiğim kadarıyla bunun iki sebebi var: Birini yukarıda belirttim, diğerine gelince o da Ayasofya’nın etrafının meskun bölge olmasıdır. O zamanlar, Ayasofya’nın yanı başındaki tarihi hamamın çevresi dükkanlarla doluydu, üst katları da mesken olarak kullanılıyordu. Merhum Tahirü’l-Mevlevi’nin Ayasofya’yı anlattığı bir yazısında belirttiğine göre, adı geçen dükkanların çoğu kahvehane idi. Önleri de kestane ağaçlarıyla gölgelik olduğundan yaz günleri o ağaçların altında oturup okkalı kahvelerini içenler ezan okununca kalkıp Ayasofya Camii’ne gidiyorlardı. Hatta Sultanahmed Camii’nin civarındaki evlerden gelenler de oluyordu. İşte bundan dolayı Ayasofya’da beş vakitte “cemaat-i kübra” bulunuyordu.Yine “Şarih-i Mesnevi Tahirü’l-Mevlevi”nin 22 Aralık 1949 tarihli “İslam Yolu” adındaki mecmuada yayımlanan makalesinden anlaşıldığına göre, bu duruma bir çare aranmaya başlanmış. Ayasofya’nın cemaati Sultanahmed’e gelsin diye devam edenlere fodula verilmeye başlanmış. (Fodula eskiden imaretlerde fakirlere, medreselerde talebelere, yeniçeri ocaklarında askerlere dağıtılan kepekli undan yapılmış pide şeklinde yassı bir ekmek türüdür) Halkın Ayasofya’ya o kadar büyük bir hürmeti ve saygısı varmış ki, bir çok kimse mülk olan evlerini oraya vakfetmiş, bundan dolayı varidatı da hayli çoğalmış.Tahir Olgun merhumun naklettiğine göre, Ayasofya mütevellisi olarak görev yapan şair Revani Bey, Vefa ile Kırkçeşme arasında bir mescid yaptırmış. Bir gün oradan geçen Yavuz Sultan Selim, bu mescidi kimin yaptırdığını sormuş. “Revani Bey kulunuz” cevabını alınca:- Hey koca Ayasofya! Sen her gün bir mescid doğurabilirsin, diyerek vakfının çokluğunu, ve mütevellilerin ondan istifade ettiğini ima yoluyla dile getirmiş.Fatih, Beyazıd, Süleymaniye camilerinde olduğu gibi, Ayasofya’da da sabah ve ikindi namazlarından sonra dersiâmlar tarafından ders okutulurmuş. Talebe sarıklarının çokluğundan ve beyazlığından dolayı caminin içi papatya tarlası gibi bir manzara arzedermiş.Esefle belirtelim ki, bugün camilerimiz dün olduğu gibi, kalabalık cemaatlerle dolup taşmadığı, o eski ihtişamdan mahrum kaldığı için büyük bir hüzün yaşıyor. Normal namaz vakitlerini bir tarafa bırakın, mübarek Ramazan ayında bile, ecdat yadigarı olan o muhteşem camilerimiz gerekli ilgiyi görmüyor. Teravih namazları dahi birkaç merkezi caminin dışında üç dört safla kılınıyor. Bu namazı kılmak için gelenlerin bir kısmı da indirim yapıyorlar, sekiz rekattan sonra safları yara yara, insanların omuzlarına basa basa camiyi terk ediyorlar. Bu bid’at son zamanlarda ortaya çıktı. Halbuki eskiden beş vakit namaz kılmayanlar bile teravihlerde camileri tıklım tıklım dolduruyorlardı. Teravih namazı gibi yılda bir ay kılınan bu mübarek namazı eksiltme yapmadan kılıyorlardı. Namaz tembeli bazı nevzuhur ilahiyatçılar ileri geri konuşarak halkımızın bu namaza olan ilgisini azalttılar.Bugün camilerimizde yaşanan en büyük sıkıntı, cemaatsizlik sıkıntısıdır. Mabetlerin süsü renk renk halılar, boy boy avizeler, çeşit çeşit hat levhaları değildir, insandır insan. Cuma namazlarında görülen kalabalıklar sizleri aldatmasın. Ne yazık ki ibadethaneler diğer günlerde boşluktan ve loşluktan sıkılıyorlar. Sayılarının günden güne artmasını istedikleri musalli ve müdavim Müslümanları hasretle bekliyorlar. Çünkü loşluktan ve boşluktan onlar da hoşlanmıyorlar.Hacı Muzaffer Ozak, kendisiyle yapılan bir sohbette bakın neler söylüyor: “Bayezid Camii’nde kalabalıktan elbise düğmelerinin koptuğunu çok iyi biliyorum. Ramazan mukabelesinde dört yüz minder saydığımı hatırlıyorum. Kimler yoktu ki… Eski vaizler, defterdarlar, meşihat müntesipleri… Hepsi bir deryaya, bir imparatorluğa benzeyen muhterem insanlar. Sonra onlar birden bire çekildiler, gittiler. Kimseler kalmadı.” Kimseler kalmayınca da camiler kimsesiz kaldı.Yerleşim bölgelerinden mahrum olan camilerin de – keza- daha tenha olduğunu, bunun da hüzün verici bir manzara arzettiğini görüyoruz. Hatta bunların bazılarında beş vakit değil, üç vakit, belki de iki vakit namaz kılınıyor. Ecdadımızın camileri genellikle külliye şeklinde inşa etmelerinin önemli sebeblerinden biri de işte bu cemaatsizliği önlemekti. Mabedi merkez kabul etmek suretiyle geniş bir alana yayılan imarethane, hastahane, kütüphane, muvakkithane, medrese, hamam, kervansaray vesaire gibi yapıların tamamı işte bu külliyeleri teşkil ediyordu. Bütün bu kuruluşlardaki insanlar, özellikle medrese mensupları beş vakitte camileri doldurarak cemaatsizlik problemini çözmüş oluyorlardı. Ne yazık ki bu külliyelerin küllisini kendi ellerimizle yok edip mabetleri bir bakıma öksüz bıraktık.İslam medeniyetinin inşası camilerde başladı, ihyası camilerde devam etti. Aynı medeniyetin bugün de canlanması için Kabe’nin şubeleri, dolayısıyla Allah’ın evleri olan camilerin, yine Allah’ın kulları tarafından doldurulması gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kalp krizi geçiren cezaevi arkadaşına ziyaret
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kalp krizi geçiren cezaevi arkadaşına ziyaret
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın cezaevinde kaldığı dönemden arkadaşı olan Muzaffer Balcan kalp krizi geçirdi. Sinop'ta hastaneye kaldırılan, ardından Samsun'a götürülen Balcan, Erdoğan'ın devreye girmesiyle İstanbul'a getirildi. Erdoğan, vücudunun bir bölümüne felç inen Balcan'ı hastanede ziyaret etti.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.