Yayınevi kuran 
kitaplar, külliyatlar ve aydınlar
Hayat
Yayınevi kuran kitaplar, külliyatlar ve aydınlar
Türkiye’de yayıncılık biraz da büyük yazar ve şairlerin kendi kitaplarını çıkarmak için kurdukları yayınevleri etrafında şekillenir. Necip Fazıl Kısakürek’in Büyük Doğu’su, Nurettin Topçu’nun Hareket’i, Sezai Karakoç’un Diriliş’i gibi pek çok örnek sıralamamız mümkün.
Yeni Şafak
İBB'nin 'organize kötülük' iddiası savcılık araştırmasıyla yalanlandı: Fazilet durağında otobüse kimse binmedi
Gündem
İBB'nin 'organize kötülük' iddiası savcılık araştırmasıyla yalanlandı: Fazilet durağında otobüse kimse binmedi
Tüm Türkiye'de koronavirüse karşı önlemlerin alındığı dönemde 62 numaralı İETT otobüsünde oluşan kalabalık tablo, büyük tepki toplamıştı. İBB yönetimi ise skandalı bir 'organizasyon' olarak nitelendirerek 'normalde kimsenin binmediği Fazilet durağından bu pazar 47 kişi bilinçli olarka bindi" iddiasını ortaya atmıştı. Konuyla ilgili soruşturma başlatan savcılık, BELBİM'den gelen kayıtları inceleyerek Fazilet durağında kimsenin binmediğini ve otobüsteki yolcuların birbirinden bağımsız, mesailerine giden vatandaşlar olduğunu ortaya çıkardı.
Yeni Şafak
Erdoğan'dan '1999' paylaşımı ve masasındaki kitap
Gündem
Erdoğan'dan '1999' paylaşımı ve masasındaki kitap
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Instagram hesabından paylaştığı fotoğrafla birlikte, 1999 yılında kendisinin de seslendirdiği Erdem Bayazıt'ın "Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair" şiirinden dizeleri paylaştı. Kısa sürede yüz binlerce beğeni alan karede, Erdoğan'ın masasında Üstad Necip Fazıl'ın hayatını, edebi, fikri ve siyasi yönlerini ele alıp tahlil eden metinlerden oluşan kitabın durması dikkat çekti.
Diğer
Evdeyiz evlerden uzak, evdeyiz ellerden uzak...
Evdeyiz evlerden uzak, evdeyiz ellerden uzak...

Yıl Miladi Takvim’e göre 2020, Mart ayının ve Receb-i Şerif’in sonu.

Evdeyiz. Beş vakit, gözümüzün önünde sadece meleklerin saf tutuğu Kabe-i Şerif.

Evdeyiz, evlerden uzak. Evdeyiz ellerden uzak.

Elini nereye koyacağını bilemeyen genç kız telaşesi ile gezegenin ülkeleri birbirinden kopya çekiyor.

Zanaatkârlar elleri ile iş yapar, elleri ile düşünür elleri ile kavrar adeta. Mesleği ne olursa olsun her mesleğin zanaatkârı vardır. Mesleği hekimdir, öğretmendir, mühendistir, aşçıdır, dişçidir, satış elemanıdır vs. ama sadece bazıları mesleğini sanatkârane bir üslup ve incelikle sürdürür.

Zanaatkâr elleri ile beyni arasındaki, elleri ile gönlü arasındaki mesafeyi en aza indirendir.

Günlerdir ellerimiz sanki bize yük. Sabunluyoruz. Sabunlarken sabunlarken ya sular biterse telaşı. Ya yağmur yağmaz ise. Ya İstanbul kurak bir yaza teslim olursa.

Bunlar iyi günlerimiz mi? Allah’ım bugünlerimizi aratma. Şükrümüzü eda etmeyi, ibn el vakt olmayı nasip et.

Çarşamba akşamı saat 18-19 sularında önce çok korkutucu bir gök gürültüsü ardından bir yağmur başladı Maltepe’de. Pencereye koştum. Pencereye koşarken aklımda Necip Fazıl’ın dizeleri: Pencereye koştum: Kızıl kıyâmet! / Dediklerin çıktı ihtiyar bacı! / Sonsuzluk, elinde bir mâvi tülbent, / Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

O an herkesin o sadece birkaç dakika süren yağmuru görmesini istedim. Pencereyi açıp ey sokaktaki bahtiyarlar, evlerinde kalanlar göklere bakın göklere diye haykırmak istedim. Gri, mavi göklerden ışıltılı bir tül atılmıştı yeryüzüne. Hava nasıl durgun, nasıl sakin. Gelin teli gibi savrulan yağmur taneleri. Çocuk olsaydım, çocukluğun coğrafyasında hür olsaydım, melekleri gördüm diye bağırırdım.(Şimdi o anı yazarken burnumun delikleri sızlıyor. Kim bilir daha kaç an vardı böyle ömrümde, görecekken görmediğim...)

Dünyanın bambaşka çehreye büründüğü zamanlarda ânı, saati, günü, dünü idrak etmek meselesi beni her geçen gün daha çok düşündürüyor. İnsan bir yanıyla kadim bir kültürün, bir yanıyla değişen bir kültürün parçası. Duyguları kadim, duyarlılıkları kültürel olarak değişiyor diye genelleyebilir miyiz? Duygular, öfke, neşe, sadakat, vefa, hüzün, cesaret vs.

Dün cesarete konu olan bir davranış bugün aptalca bulunabilir. Ya da bugünün aptal davranışları belki yıllar sonra “öncü” davranış olarak kabul edilecektir kim bilir? Yüz yıl önceki toplum davranışları bize ne kadar saçma geliyor bugün.

Yıllar sonra, “evde kalma günleri” diye anlatabilecek bir ömrümüz olacak ise eğer, biz “evde kalma” günlerinden önce marketlerde hiç tanımadığımız insanlarla ayaküstü sohbet eder; her türlü vesile ile maçlar, kına geceleri, düğünler, mevlitler, altın günleri, doğum günü partileri, siyasi parti, sivil toplum organizasyonları ile bir araya gelirdik diye anlatacağız. “Sosyal mesafe”nin içine doğmuş çocuklar yüzümüze korku ve tiksinti ile bakacak belki... Nasıl yani diyecekler .

Sosyal medyada hiç tanımadığımız insanlarla, incir çekirdeğini doldurmayacak mevzular üzerinden kavgaya tutuşur, saatlerce tartışırdık diyeceğiz. Hiç anlam veremeyecek bizi dinleyenler. Ne gerek var ki böyle bir şeye der gibi bakacaklar.

Bu her şeye rağmen senaryonun güzel yüzü.

Belki de bizi dinleyen hiç kimse olmayacak.

“Sosyal mesafe günleri”nde kelimelerimizi yitireceğiz. Ahalinin elinde kalan beş kelime, “yani, ne alaka, eyvallah, aynen, sıkıntı yok” da buhar olup gidecek.

“Sosyal mesafe günleri”nde mesajlaşmayın, telefonlaşın. Skype üzerinden konuşun. Konuşun. Konuşun. Konuşun. Yaptığınız güzel şeyleri anlatın birbirinize. Okuduğunuz duaları, kıldığınız nafile namazları, üç ayların tesbihatını, doğumunu beklediği kardeşi için doğum hediyesi olarak hatim indiren henüz altı yaşındaki torununuzu, okuduğunuz kitabı, seyrettiğiniz filmi, geçmişi peşi sıra odaya sürükleyen o şarkıyı o şarkının sözlerini... Yaptığınız tek çeşit yemeğin lezzetini... Anlatın.

Sesi sese, sözü söze, közü köze ekleyelim.

Sesim geliyor mu?

Maraş kutlamalarında iki münevver: Necip Fazıl Kısakürek ve Mükrimin Halil Yinanç
Hayat
Maraş kutlamalarında iki münevver: Necip Fazıl Kısakürek ve Mükrimin Halil Yinanç
Millî Mücadele’nin fitilinin ateşlendiği Maraş, düşmana karşı ‘kahraman’ca direnişin de sembolü haline gelmişti. Sonraki yıllarda bu direniş unutulmamış, çeşitli vesilelerle kutlamalar düzenlenmişti. O kutlamalarda konuşan iki Türk münevveri, Necip Fazıl Kısakürek ve Mükrimin Halil Yinanç’ı, Ömer Hakan Özalp Derin Tarih dergisi Şubat sayısı için yazdı.
Yeni Şafak
Gözler Göç İdaresi’nde
Gündem
Gözler Göç İdaresi’nde
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat iadesini istediği Necip Hablemitoğlu suikastının zanlısı Gökhan Nuri Bozkır ile ilgili gözler Ukrayna makamlarına çevrildi. Bozkır’ın, siyasi sığınma başvurusu talebinin bu ay içerisinde sonuçlanması bekleniyor. Bozkır’ın sığınma başvurusu reddedildiğinde iadesine ilişkin mahkeme süreci başlayacak.
Yeni Şafak
Necip Fazıl’ın sigarası
Necip Fazıl’ın sigarası

Hayreddin Karaman hocamız Yeni Şafak’taki köşesinde, dini eserlerden deliller getirmek suretiyle sigaranın zararlarını anlatmaya çalışıyor. Bu konuyla ilgili olarak birkaç makale yayımladı. Sigara içmediğim halde – merak saikasıyla – bu yazıları ben de okudum ve istifade ettim. Haram – helal kavramları Hoca’nın ihtisas alanına girdiği için – tabii ki – yazdıkları ve söyledikleri önem arzediyor.

Bu girizgâhtan sonra ben de konuyla ilgili görüşlerimi şöylece dile getirmek istiyorum. Sigaranın faydalı bir nesne olmadığı şuradan belli ki, içenler de dahil, hiç kimse içilmesini tavsiye etmiyor. Ne yazık ki tiryakiler zararlarını pekâlâ bildikleri halde fosur fosur içmeye devam ediyorlar, bıçak kemiğe dayandığı zaman bırakmak istiyorlarsa da artık iş işten geçmiş oluyor. Onun için, arada sırada şahsıma yöneltilen “Hocam, sigara kullanıyor musunuz?” sorusuna “İleride o beni kullanmasın diye ben de onu kullanmıyorum” cevabını veriyorum. Derslerimde de yeri geldikçe “Sakız çiğneyen erkek, sigara içen kadın görmek istemiyorum!” demekten kendimi alamıyorum.

Benim sözümün ne önemi var. Bugün kadınlar, birçok hususta olduğu gibi, sigara konusunda da erkekleri sollamış durumdalar. Cami avlularında bile sigara içen hatun kişilerden geçilmiyor. Halbuki zarafetin temsilcileri olan hanım ellerine sigara hiç ama hiç yakışmıyor. Kapalı mekanlarda sigara içilmesi yasaklanmadan önce, bu zararlı nesneyi kullanmayanlar, pervasız ve saygısız kullanıcıların endirekt baskılarına maruz kalıyorlardı. Düşünebiliyor musunuz, on saatlik bir şehirlerarası yolculukta otobüsteki yolcuların hepsi dumanaltı oluyordu ve kimse ses çıkaramıyordu. Böyle işkenceli bir yolculuk sırasında, şöyle bir çirkin manzarayla ben de karşılaşmıştım. Yan koltuğun koridor tarafında oturan bir “mendebure” sigarasını yakıp yüzüme doğru üfledikten sonra paketini yere düşürdü. Eğilip kendisi alması gerekirken bana “şunu versene” deme küstahlığında bulundu. Tabii ki paketi vermedim ama ağzının payını verdim.

Sigaranın zararlarından biri de kirliliğe sebep olmasıdır. İçenin üstü başı koktuğu gibi, rastgele attığı izmaritlerle de caddeler ve sokaklar kirletiliyor ve bu çirkin manzara görüntü kirliliğine yol açıyor. Bazı görgüsüzler de çay içtikleri bardakları ve tabakları izmaritlerle doldurmak suretiyle ayrı bir çirkinliğe imza atıyorlar. İnsan hiç yemek yediği tabağı, çay içtiği bardağı kirletir mi?

Mademki, kültür tarihçisiyiz, öyleyse biraz da sigara tiryakilerinin hoşuna gidecek birkaç cümle söyleyeyim: Yukarıda da belirttiğim üzere, ben sigara içmiyorum, içilmesini de asla tavsiye etmiyorum. Fakat dört büyük kültür adamının – hem de – bilafasıla sigara içişlerinden rahatsız olmuyordum. Bunlar, Cemil Meriç, Muzaffer Ozak, Hilmi Oflaz ve üstad Necip Fazıl’dı.

Rahmetli arkadaşım şair Vahap Akbaş’tan dinlemiştim. Yakınlarından biri, Necip Fazıl’ın sigarayı bırakmasını istiyor ama çekindiği için açık açık söyleyemiyor. Bir gün, bir rüya uydurup anlatmaya başlıyor: Üstadım, dün gece çok güzel bir rüya gördüm. Bir baktım ki, yemyeşil bir ovada yolculuk yapıyorum. Nasıl olduysa birden, bütün ağaçlar, bütün bitkiler, otlar Allah’a secde etmeye başladı. Bir de ne göreyim, sadece tütün secde etmiyordu. Üstad, derhal o keskin zekâsını devreye sokuyor; “Getir o kâfiri yakalım!” diyor. Diğer üç şahsiyetin de, özellikle Necip Fazıl’ın azad edilmez kölesi merhum Hilmi Oflaz ağabeyimizin de, sigaralı anekdotları var ama müsaadenizle onları da bir münasip vakte bırakalım.

“Ruhu’l - Beyan” tefsirinin sahibi İsmail Hakkı Bursevi hazretlerine büyük hayranlık duyan merhum Prof. Mehmed Ali Ayni, “Türk Azizleri” isimli eserinde bu hususla ilgili olarak şunları söylüyor:

“İsmail Hakkı’nın zamanında tütün meselesi hâlâ münakaşa ediliyordu. Kâtip Çelebi, yasakla bir fayda sağlanamadığı için ısrardan vazgeçilmesini tavsiye ediyordu. Şeyhülislam Bahayi Efendi, içilmesinin mübah olduğuna dair bir fetva vermişti. Bazı şairlerin “Zararsız bir duhân men’inde neyler bunca dikkatler/ Duhân-ı âh-ı mazlumân-ı men eylen, hüner oldur” gibi sitemleri de tütün içenlerin duygularını gösteriyordu. Fakat İsmail Hakkı, buna cevaz vermiyordu. Çünkü Muhyiddin-i Arabi, ruhi bir mülakatında kendisine tütün yaprağının mekruh olduğunu söylemişti. Şeyh-i Ekber’in bu ihtarı, İsmail Hakkı için her delilin üstündeydi”

Necip Fazıl’ın savaş yazılarına İngiltere’den ilgi
Hayat
Necip Fazıl’ın savaş yazılarına İngiltere’den ilgi
TBYM Birliği’nin yeni aktörü TURCA, çeviri kitaplarla dünyaya açılıyor. Başkan Emrah Kısakürek, “Her ülkenin talebi farklı. Necip Fazıl’ın kitaplarıyla gidildi ama İngiltere’deki yayıncı 1939-1945 arası savaş yazılarını istedi” dedi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.