Ermeni ‘soykırım’  tasarısının düşündürdükleri
Ermeni ‘soykırım’ tasarısının düşündürdükleri
ABD ‘de Türkiye karşıtı dalga, Temsilciler Meclisi’ne getirilen Ermeni Soykırımı'nın tanınmasına dâir yasa tasarısının, 29 Ekim’de âdeta nazire yaparcasına ve Demokrat ve Cumhûriyetçilerin kesif desteği üzerinden çıkmasıyla zirve yapmış görünüyor. Sıra Senato’da. Orada da aynı şey olursa son aşama olarak Trump’ın önüne gelecek. Trump bunu onaylar mı; değilse yeniden görüşülmek üzere geri yollar mı, bilmiyoruz. Ama sürecin kendisi son derecede mühim. Bunu tek bir değişkene indirgemek eksik kalacaktır. Trump’ın Türkiye yanlısı bir siyâset izlediği ve Barış Pınarı Harekâtı'na göz yumarak Türkiye’yi şımarttığı düşünülüyor. Son girişimler esaslı bir tarafıyla Trump’ı yıpratmaya mâtuf.ABD’deki kavga çok dikkât çekici bir hâl aldı. Artık kimse mutâd olduğu üzere, bir Cumhûriyetçi- Demokrat bölünmeden bahsetmiyor. Bölünme, askerî temeldeki “Neo-con muhafazakâr seçkincilik” ile “popülist temelli (Paleo-con) muhafazakârlık” arasında. İlki meydan okuyucu; diğeri ise tecritçi açılımlara sâhip. Trump ikincisini temsil ediyor. Bu bölünmenin Cumhûriyetçi tabanda karşılıkları farklı. Askerî elitist Neo-con muhafazakârlığın tabanı yok. Çünkü bu siyâsetler daha fazla askerî harcama ve dünyânın sorunlu coğrafyalarına Amerikan askeri göndermek demek. Hayli zamandır durgunluk yaşayan ve 2020 îtibârıyla büyük bir kriz bekleyen ABD’de bu meydan okuyucu siyâsetlerin seçmenler tarafından satın alınmasını beklemek akıl dışı görünüyor. O sebeple seçkinci Cumhûriyetçilerin Trump’a karşı tesirli olabilecek başka bir aday bulmaları bile zorlaşıyor. Bu tablo, Trump karşıtlığında fiilen bir Cumhûriyetçi-Demokrat ittifâkı doğuruyor. Ermeni Soykırımı Tasarısı'nda ortaya çıkan manzara da bunun işâreti olarak değerlendirilebilir. Hâsılı yükselen Türkiye karşıtlığı, aslında yükselen Trump karşıtlığının içinde anlaşılmalıdır. Trump da bunu görüyor ve ince bir çizgide Neo-con elitizm ile popülist muhafazakârlık arasında âdeta top çeviriyor. İlkini yatıştırıyor; diğerini ise usul usul derinleştiriyor.Gelelim Türkiye’nin durumuna. Evvel emirde ne bu yasanın ne de yaptırımların tesirli olabileceğini düşünebiliriz. Ekonomik ambargo ile netice almanın târihsel pratikte bir karşılığı yok. Bu tarz siyâsetlerin çözülme değil; tam tersine pekişme doğuracağını söyleyebiliriz. Ermeni Soykırımı meselesine gelince; bunun İsrâil ve Siyonist siyâsetlerle alâkası her şeyin üzerinde görünüyor. Siyonizm, Holocaust’u eşsiz , biricik tutma azim ve kararlılığındadır. Eğer Holocaust’un muadilleri türerse, Holocaust endüstrisi üzerine bina edilen Siyonizmin eli zayıflayacaktır. Bu sebeple, Siyonist lobiler Ermeni diyasporasının siyâsetlerini mütemâdiyen engellemişlerdir. Bundan vazgeçeceklerini düşünmüyorum.Soykırım, yapılan çalışmalar gösteriyor ki; modernliğin ileri bürokratik, organizasyonel ve bilimsel-teknolojik teçhizâtı ile başarılabilecek bir olgudur. Modernlik bir arılanma(püritanlık) tutkusu üzerine binâ edildi. Irkçılık bunun türevidir. Dinsel sekteryanizm olarak Yahudilik karşıtlığının zâten derin kökleri mevcuttu. Bunu modern akıl devraldı, işledi ve kendi teçhizatı ile ezmek istedi. Olan budur. Küresel düzlemde ise sömürgecilik, Fanon’un eşsiz ifâdesiyle “yeryüzünü lânetledi”. Asya’da, Afrika’da, “yeryüzünün lânetlilerine” karşı sayısız sistematik katliam yaptılar. Holocaust’un biricikliği meselesi Siyonizm ile Hristiyan Batı arasında tuhaf bir suç ortaklığı doğurdu. Holocaust’u kabûl edip nedâmet getirmek ve bunu âdeta bir rutine dönüştürmek üzerinden diğer soykırımların üzerini örtmek gâyesi örtüştü. Rutinleşen herşey duyuş kaybını da doğuracak; basit bir hatırlamaya dönüşecektir. Bugün Batı, özellikle de Avrupa kamuoylarının Holocaust üzerine “bilgisi” vardır. Ama “duyuşu” olduğu şüphelidir. Ama rutinler de iş görüyor. Bu da, Holocaust’un endüstrisini kuran Siyonizm için yeterli oluyor. Ermeni “soykırımını” dillendirmek Hristiyan Batı’nın, kendi kanlı geçmişinin de sahneye geleceğini unutarak, bu günahkârlık rutinin bunaltıcı sarmalından çıkma refleksiyle açıklanabilir. Ama dengenin, Ermenilerin hatırına bozulacağını da zannetmiyorum.Osmanlı bir imparatorluktu. İmparatorluk âdabı, anâsırına aynı mesâfeden bakar. Hiçbir unsuru dışlamaz. Mahâret ve asıl olan, bir zamanların “millet-i sâdıkası” olan Ermenileri kışkırtan sömürgeci siyâsetlerle hesaplaşmaktır. Bilelim ki, yaşanmış çok acı olayların çok açılı pornografisi barış getirmeyecektir. Bâzen ve burada olduğu gibi “unutmak” erdemdir…
John Bolton’ın intikam yemeği..
John Bolton’ın intikam yemeği..
ABD Başkanı Donald Trump hakkında Temsilciler Meclisi’nde yürütülen azîl soruşturması sona doğru yaklaşıyor. Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elinde bulunduran “Demokratlar” soruşturmayı bu yıl sonuna kadar tamamlamak istiyorlar. Azil Soruşturması Trump’ın Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy’den Demokrat Başkan aday adayı Joe Biden ve oğlu Hunter Biden aleyhinde adlî takibat yapılmasını istediği iddiasıyla başlatılmıştı.Hunter Biden, babasının ABD Başkan Yardımcılığı döneminde Ukrayna’da bir enerji şirketinin yönetim kurulu üyesiydi. Joe Biden’ın şirket hakkında yolsuzluk iddiasıyla Ukrayna’da açılan bir soruşturmanın kapatılması için devreye girdiği iddia ediliyordu.ABD Kongresi Rusya ile gerginlik yaşayan Ukrayna’ya 391 milyon dolarlık askeri yardım yapılmasına karar vermişti. Trump sözkonusu askeri yardımı bir süre askıya almıştı. Trump’ın yardımın serbest bırakılması karşılığında Zelenskiy’den Biden’lar hakkında soruşturma başlatılmasını istediği öne sürülüyordu. Ortaya atılan iddialara bakılacak olur ise Trump’ın özel avukatlarından Rudy Giuliani Ukrayna ile temaslarda âdeta Dış İşleri yetkilisi gibi hareket etmiş. Trump yönetiminde resmî olarak herhangi bir görevi bulunmayan avukat Giuliani’nin Ukrayna girişimlerinde üstlendiği rol azîl soruşturmasının odağını teşkil ediyor.ABD yönetimlerinin yabancı bir ülkeye askeri yardım yapmasıyla ilgili süreçlerde “Dış İşleri Bakanlığı” ve “Ulusal Güvenlik Konseyi” de önemli rol oynuyor. Dolayısıyla Temsilciler Meclisi’ndeki Komiteler ABD’nin “Avrupa Birliği” ve “Ukrayna” nezdindeki diplomatlarıyla Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Ukrayna, Avrupa ve Rusya işlerinden sorumlu danışmanlarının ifadelerine başvuruyor. Beyaz Saray ise bazı isimlerin Kongre’de ifade vermelerini hukuken engelleme yoluna gitti. Bu isimler sadece mahkeme celbiyle ifade vermeye zorlanabiliyorlar.Azîl soruşturmasında tanıklığı önemli olan isimlerden biriyse Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton. Tescilli bir “Neocon” olan Bolton, uluslararası meselelerde sertlik yanlısı görüşleriyle tanınıyor. Trump’ın ise Bolton’ı uluslararası müzakerelerde adeta bir “sopa” olarak kullandığına inanılıyor. Trump, geçtiğimiz Eylül’de Bolton’ı Ulusal Güvenlik Danışmanlığından kovmuştu. Bolton ise kovulmadığını, kendisinin istifa ettiğini savunmuştu. Trump’ın Zelenskiy ile 25 Temmuz’da yaptığı telefon görüşmesinin içeriğini de Bolton’ın sızdırdığından şüphe ediliyordu. Ukrayna meselesinin bütün süreçlerinde yer almış kilit bir isim olarak Bolton’ın muhtemel tanıklığı Beyaz Saray için endişe kaynağı. Gönüllü ifade vermek istemeyen Bolton, Kongre’den celp gelmesi halinde bildiklerini anlatmaya hazır.Ukrayna ile ilgili girişimlerde rol oynamış bazı Ulusal Güvenlik Konseyi yetkililerinin ifadelerine göre Bolton, Avukat Rudy Giuliani’nin bu meselede kilit rol oynamasına itiraz etmiş. Hatta Bolton, Giuliani’yi etrafındaki herkesi havaya uçuracak bir el bombası olarak nitelemiş. Gelinen noktada Bolton, bu el bombasını patlatacak konumda bulunuyor. Öte yandan Bolton, Beyaz Saray’da Trump ile çalıştığı dönemi bir kitapla anlatmayı plânlıyor.Bolton’ın Beyaz Saray’dan kovulduktan sonra twitter hesabını kullanmaması dikkatlerden kaçmamıştı. Hesabını dondurduğu zannedilen Bolton, Cuma günü ilk defa tweet mesajı yayınlayarak sahneye çıktı. Twittter hesabına erişiminin Beyaz Saray tarafından engellediğini iddia eden Bolton, “İki ayı aşkın bir sürenin ardından yeniden Twitter’da olmak güzel. Hikâyenin arka planı için bizden ayrılmayın” diyordu. Bolton aynı gün yayınladığı diğer mesajlarında da kendisinin söyleyeceklerinden Beyaz Saray’ın korktuğunu imâ ediyordu.İntikâm soğuk yenen bir yemek ve Bolton aşağılayıcı bir üslupla Beyaz Saray’dan kovulmuş olmasını içine sindiremedi. Demokratlar Bolton’ı tanık kürsüsüne çıkarmayı başarırlar ise Trump’ı köşeye kıstıracaklarını düşünüyorlar. Bolton bu fırsatı Demokratlar’a verecek mi, vermeyecek mi? Washington’da şimdi bütün gözler Bolton’a çevrilmiş bulunuyor.
Trump'a skandal öneri: Gülen'i Beyaz Saray'da ağırla
Dünya
Trump'a skandal öneri: Gülen'i Beyaz Saray'da ağırla
ABD Başkanı Trump'ın Türkiye'ye yönelik yaptırım kararı neoconları heyecanlandırdı. ABD merkezli 'düşünce' kuruluşu Ortadoğu Forumu Direktörü Gregg Roman, yaptırım kararlarının yetersiz olduğunu savunarak, "Başkan, Fetullah Gülen'i Beyaz Saray'da ağırlamalı" dedi.
Yeni Şafak
Dört parçaya bölünecek
Dünya
Dört parçaya bölünecek
15 Temmuz’da Türkiye’yi bölemeyince gözünü Suudi Arabistan’a çeviren ABD ve İsrail, “Ilımlı İslam” ile pazarlanan S. Arabistan’ı parçalama planını uygulamaya başladı. Neocon Ralph Peters’ın dört parçalı haritası için düğmeye basıldı. Plana göre Mekke ve Medine Vatikan benzeri bir yapı tarafından yönetilecek. Riyad merkezli ikinci bölge, ‘Ilımlı İslâm’ projesine başkentlik yapacak. Arabistan’ın diğer toprakları Büyük İsrail için ayrılacak. El-Katiyf ve el-Demam'da da Şii devleti kurulacak.
Yeni Şafak
İran nükleer mutabakatı  ve yeni düzen
Hayat
İran nükleer mutabakatı ve yeni düzen
Yrd. Doç. Dr. Talha Köse • Şehir Üniversitesi2015 yılının Temmuz ayında Viyana, uluslararası toplum açısından çok önemli yeni bir anlaşmaya ev sahipliği yaptı. Modern Avrupa diplomasisinin temel dönüm noktalarından biri olan Viyana Kongresi'nin imzal
Yeni Şafak
İsrail, Neoconlar ve “Irak 2.0”
Yazarlar
İsrail, Neoconlar ve “Irak 2.0”
ABD ve İran arasında 5 Mayıs'tan itibaren başlayan gerginlik yeni boyutlar kazanarak devam ediyor. ABD, 'Ortadoğu' alanında faaliyet gösteren “Merkez Kuvvetler Komutanlığı”nı (CENTCOM) habire takviye ediyor. Trump yönetimi bu takviyeleri, bölgedeki ABD güçlerine yönelik İran kaynaklı saldırıları caydırmak amacıyla yapıldığını savunuyor. Trump yönetimi İran'ın saldırılar planladığı yönünde ellerinde istihbarat bulunduğunu söylüyorlar ama şimdiye kadar bu istihbaratın kaynağını açıklayamadı. Oysa bu istihbaratın İsrail kaynaklı olduğundan herkes emin.
Yeni Şafak
Küresel silah şirketleri büyüyor..
Küresel silah şirketleri büyüyor..
Önceki yazımızda ABD Başkanı Trump’ın “Kasım Süleymani” için sürpriz şekilde suikast emri vermesinin arkasındaki giz perdesine dair Amerikan medyasında yer alan iddialara şöylece bir değinmiştik. İngiliz polisiye romanlarının efsanevi isimlerinden Agatha Christie’nin çok bilinen “cinayetten kim, kimler yarar sağladı” kuralı elbette bu suikast için de geçerli. Süleymani örneğinde suikastten politik yarar sağlayanlar belli, İsrail, Suudiler ve diğerleri.ABD’de bu suikastten politik yarar sağlayanlar ise “Neoconlar” ile bölgedeki kaostan “Kıyamet savaşı” çıkarmak isteyen “Evanjelist Hıristiyan-Siyonistler”. Ancak bölgede savaş çıkarma yahut gerilimi artırma ihtimali yüksek suikastlerin bir de ekonomik boyutu var. Ülkeler arası gerilimlerin silahlanma için güçlü motivasyon sağladıkları ise bir vakıa.Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere İran ile gerilim yaşayan rejimlerin savunma harcamalarının artmasından ise uluslararası silah şirketleri yararlanıyor elbette. 2018 yılında küresel askeri harcamalar 1.8 trilyon dolara ulaştı. ABD “649 milyar dolar” ile askeri harcamalarda ilk sırada yer aldı. Bu rakam küresel askeri harcamaların yüzde 36’ına tekabül ediyor. Aynı yıl Çin’in savunma bütçesi “250 milyar dolar” iken üçüncü sırada “67. 6 milyar dolar” ile Suud-i Arabistan yer alıyor. Rusya ise “61. 4 milyar dolar”la altıncı sıradaydı.Trump 2020 yılı için ise “738 milyar dolar”lık savunma bütçesini onayladı. Bu rakam ülke tarihindeki en yüksek savunma bütçesi oldu. Küresel ölçekte devam eden silahlanma yarışının “Soğuk Savaş” dönemini bile aratmayacak rakamlara ulaştığını söyleyebiliriz.Hiç kuşkusuz küresel askeri harcamalardan aslan payını Amerikan şirketleri alıyor. “Amerikan Endüstriyel-Askeri Silah Kompleksi” olarak nitelenen bu şirketlerin etrafında oluşmuş güçlü bir lobi ağı var. Politikacılar, emekli askerler, medya organları, savunma alanında faaliyet gösteren düşünce kuruluşları, akademisyenler bu ağın içerisinde. ABD Başkanı Barrack Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Ben Rhodes bu ağı, “The Blob(Büyüyen Canavar)” diye niteliyor. Rhodes “The Blob” adıyla çekilen fantastik bir filmden esinlendi. Filmde “Blob” uzaydan dünyaya düşen ve önüne geleni yutarak büyüyen yaratığın adıdır.Rhodes’un “Büyüyen Canavar”ının gerilimlere, çatışmalara, savaşlara ihtiyacı var. Rhodes’a göre “The Blob”, Amerikan dış politikasını yönlendiren siyasal elitleri temsil ediyor. Liberal Enternasyonalistler, Yeni Muhafazakarlar(Neoconlar) ve Realistler bu sınıfta yer alıyorlar.“Süleymani Suikasti”nin ardından Amerikan medyasında çıkan bir haberde Ortadoğu’daki gerginliklerin silah şirketleri için büyük fırsatlar yarattığı belirtiliyordu. Bu durumun “Northrop Grumman” ve” Lockheed Martin” başta olmak üzere büyük silah şirketlerinin stoklarında ciddi erimelere yol açacağı ifade ediliyordu. Taleplerin bu yılla sınırlı kalmayacağı vurgulanırken, ülkeler için savunma harcamalarının azaltılmasının savunulmasının siyaseten mümkün olmadığına işaret ediliyordu. Bazı değerleme kuruluşlarıysa savunma sektörü için yükseliş öngörüyorlardı. Küresel ekonomide durgunluk beklenirken silah sektöründeki büyüme tahminleri 2020 yılı için “yüzde 7”, 2021 yılı için ise “yüzde 6” olarak gösteriliyor.“Süleymani Suikasti”nin ardından “Northrop Grumman” ve “Lockheed Martin” şirketlerinin hisse senetlerinin yükselmesi dikkat çekiciydi. Demokrat Partili senatörler Elizabeth Warren ve Chris Van Hollen ise sözkonusu borsa hareketliliğinden yola çıkarak Trump’ın “Süleymani Suikasti”yle ilgili olarak önceden kimleri bilgilendirdiğini sorguluyorlar. Warren ve Hollen “Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu” Başkanı Jay Clayton ile ve “Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu” Başkanı Heath Tarbert’e bir mektup göndererek suikast öncesinde Florida’da Trump’a ait “Mar-a -Lago” tatil köyünde konaklayan şahısların araştırılmasını istiyorlardı.Ürküntü veren bu kuşkular, “Süleymani Suikasti”nin daha uzun süre tartışılacağını gösteriyor.
Sözde müttefiklerin yaptığına bakın!
Sözde müttefiklerin yaptığına bakın!
ABD, Fransa ve Yunanistan Ege Denizi’ndeki “Skyros” adasında ortak askeri tatbikat yapmışlar. Tatbikatın adıysa, “Büyük İskender” imiş. Milattan önce 300’lerde Makedon Kralı İskender, Pers İmparatorluğu’na karşı giriştiği büyük Doğu seferleriyle tarihe geçmiş bir isim.Birkaç aydır Antik Roma ve Yunan tarihi okuduğum için tatbikat hemen ilgimi çekti. Edward Gibbon’ın “Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi” başlıklı kitabıyla başlayan okumalarım beni İskender”e de yönlendirmiş idi. Plutarkhos’un “İskender-Sezar”, Arrian’ın “İskender’in Seferleri” ile” Jacop Abbott’ın “Büyük İskender” kitabından çok şey öğrendim.Beni Gibbon okumaya yönelten ise “ABD’nin dünyadaki yeri” konusunda yapılan tartışmalar oldu. Trump’ın “Önce Amerika” sloganıyla Başkan seçilmesiyle birlikte tartışmalar daha da yoğunlaştı. ABD’nin dünya sistemi içindeki hegemon konumunun devam etmesini isteyen siyasal elitler, “ABD,Amerikan İmparatorluğuformunda varlığını sürdürsün” diyorlar. Trump ise sözde de olsa ABD’nin gücünün sadece Amerikalılara tahsis edilmesini savunuyor.Özetle söylemek gerekir ise, ABD’de dış politika elitleri “Amerikan İmparatorluğu” ile “Ulus Devlet” çizgileri arasında bölünmüş durumdalar. Trump’ın “NATO”başta olmak üzere çok uluslu askeri ittifaklara ve ticari anlaşmalara karşı izlediği sözde negatif tutum ayrışmanın mahiyetine ışık tutuyor. Trump’ın Çin ile başlattığı ticaret savaşları da “Dünya Ticaret Örgütü”nün kurallarını koyduğu uluslararası sistemi aşındırıyor. Trump ABD’nin Orta Doğu’daki savaşlardan çekileceği vaadinde bulunmuş olsa bile bir arpa boyu yol kat etmedi.ABD’nin birçok ülkede bine yakın askeri üsse sahip. Bu askeri yayılıma rağmen ABD kontrol gücünü muhafaza edemeyecek durumda. Çin gibi yükselen bir dünya gücü ise ABD ile rekabet halinde. Küresel sistem çürüdüğü için ittifaklar bozuluyor, yeni ittifaklar kuruluyor, vs.Bunları anlatmamın sebebiyse, Amerikan siyasal elitlerinin “Roma İmparatorluğu”na, “Antik Yunan”a ve Büyük İskender’e sık sık atıflarda bulunmaları. Eski Roma’da da “Cumhuriyet” ve “İmparatorluk” yanlıları arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Yaygın görüşe göre, Roma’nın kontrol edemeyeceği ölçüde askeri yayılımı çöküşünü getirdi. İskender de büyük Doğu seferinin karmaşık süreçleri içerisinde kaybolarak, bir daha yurduna da dönemedi.Plutarkhos, Livius, Tukidides,Polibios, ve Arrian gibi eski tarihçiler ”Cumhuriyet” ve “İmparatorluk” arasındaki çatışmalara dair ilginç bilgiler veriyorlar. Tukidides’in antik Yunan uygarlığının çöküşüne yol açtığı söylenen “Peleponnes Savaşları” hakkındaki meşhur kitabı, ABD’nin Çin ile güç rekabetinin tanımlanmasında kılavuz olarak kullanılıyor bugün.Amerikalı siyaset bilimci Prof. Graham Allison’ın “Savaşa Gidenler: Amerika ve Çin Tukidides Tuzağından Kurtulabilecek mi?” kitabına daha önceki yazılarımda değinmiştim. Allison, “Yerleşik güç(ABD)” ile “yükselen güç(Çin)” arasındaki rekabetin eninde sonunda savaşla sonuçlanacağı şeklindeki görüşünü Tukidides’in kitabına dayanarak açıklamaya çalışıyor.Konuya döner isek, ABD, Fransa, Yunanistan ve ülkemiz sözde NATO’da müttefikler. Peki “Büyük İskender Tatbikatı” ne anlama geliyor? “Greece.greekreporter.com” başlıklı internet sitesinde verilen bilgiye göre tatbikat bir Yunan adasını ‘Düşman’dan geri alma operasyonunu simüle ediyor imiş. Tatbikat Doğu Ege adalarının çoğunun askersizleştirilmesi gerektiğini iddia eden ‘herkes’e açık ve doğrudan bir mesaj gönderiyor imiş. Sözkonusu site bu yorumunu Yunan Genelkurmayı ile bağlantılı analistlere, diplomatlara dayandırıyor. Yazıda tatbikatın hedefindeki ‘düşman’ ülkenin ismi açıkça söylenmiyor tabii ama tahmin etmek zor değil.Tatbikatın adı bile ziyadesiyle kışkırtıcı. İskender Yunanistan’ın güvenliğinin ‘Doğu’da başladığı görüşündeydi. Bu söylem ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığını, yanı sıra İsrail’in güvenliğini ABD’nin Ulusal Güvenliğiyle özdeşleştiren küreselci “Neocon” zihniyetle çakışıyor. 11. Ve 13. Yüzyıllar arasında cereyan eden “Haçlı Seferleri” de bu bağlama yerleştirilebilir. Büyük İskender’in mezarı bile bilinmiyor bugün ve Haçlı Seferleri ise fiyaskoyla sonuçlandı. Doğu’yu yutmak isteyen güçlerin Doğu’da eriyip kaybolup gittikleriniyse yine tarihler yazıyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.