Yazar ve otorite
Yasin Aktay
Yazar ve otorite
Roland Barthes’ın “yazarın ölümü” diye bahsettiği şey ile Nietzsche’nin “Tanrı’nın Ölümü” diye bahsettiği durumlar arasında bir açıdan bakıldığında doğal sayılabilecek paralellikler var. Yazarlık eskiden neredeyse bir Tanrı’ya atfedilebilecek bir otoriteyi gerektiriyordu ve bir yazarın metin olarak önümüze koyduğu eser yazarını her türlü insani özellikten neredeyse tenzih edilerek bir yorum sürecine tabi tutulabiliyordu. Yazı yazmak nihayetinde bir karar vermeyi gerektiriyor. Meşhur Fransız düşü...
Müslümanca duruşun, düşünüşün ve duyuşun mimarı: Sezai Karakoç
Yusuf Kaplan
Müslümanca duruşun, düşünüşün ve duyuşun mimarı: Sezai Karakoç
Üstad Sezai Karakoç, ruhunu yitiren bir dünyaya ruhu hatırlattı, ruhu terennüm etti, ruhun şarkılarını besteledi; ruhun terennümleri Sezai Karakoç’ta diriltici şarkılara dönüştü.Bunu hayatının her alanında görmek mümkündü.Bir düşünür, bir sanatçı, bir estet, bir tarih felsefecisi ve bir ahlâk anıtı olarak Sezai Karakoç, insanımızın, coğrafyamızın makus talihini yenmesi, diriltici bir ruhla yeniden toparlanıp kendine gelmesi ve insanlığın içine sürüklendiği ontolojik yok oluş felâketinden kurtula...
Dünya nerede, biz nereye koşuyoruz?
Yusuf Kaplan
Dünya nerede, biz nereye koşuyoruz?
Çağımızın cins düşünürlerinden Deleuze, hocası Foucault için “Foucault, bize hiçbir şey öğretmemiş olsaydı bile, öğrettiği tek şey, onun büyük bir düşünür olarak saygıyla anılması için yeterdi: Başkaları adına konuşma haysiyetsizliğinden kaçınmak.”Hocalar, böyle talebe isterler. Böyle talebeleri görünce bütün dünyalar onların olur, bütün dertlerini, sıkıntılarını unuturlar.Foucault, iyi konuşuyor, hoş konuşuyor ama boş konuşuyor: Söylediği şeyin hiçbir karşılığı yok Batı’da zira. Batılılar bırak...
Metaverse: İnsanın paralel evren’de ve paralel ben’le özgürlüğünü yitirmesi
Yusuf Kaplan
Metaverse: İnsanın paralel evren’de ve paralel ben’le özgürlüğünü yitirmesi
Metaverse ışık hızıyla girdi hayatımıza. Birdenbire. Aniden. Bir deprem havası oluşturarak. Herkes ne oluyor diyerek birbirine baktı korkuyla ürpererek… İnsanlar ne olduğunu anlamak için birbirlerinin gözünün içine baktı durdu.Ne olduğu anlaşılmadı ilkin. Hâlâ da tam olarak anlaşılabildiğini söyleyemeyiz.Anlamaya çalışalım o hâlde. Önce şu bilinmeli: İnsan ne olup bittiğini anlamak için birbirinin gözünün içine bakamayacak artık! Coğrafyanın yok olması, insanın mekân bilincini ve mekân-bağımlı b...
Mutluluğun büyüsü
Hayat
Mutluluğun büyüsü
Vladimir Nabokov’un mutluluğu bir direnç ve inattan beslenir. Zanganeh’in çalışması akademik bir sayım döküm değil. Onun Nabokov okumalarının merkezinde “dünyayı yeniden büyülemek için okuruz” sözü var.
Yeni Şafak
Nietzsche, Marx ve Foucault’un feminist veletleri
Ergün Yıldırım
Nietzsche, Marx ve Foucault’un feminist veletleri
Avradizm bütün hırçınlığıyla saldırıp duruyor etrafa. Ne adap tanıyor ne de edep. Bütün sınırları çiğniyor. Saldırgan, coşkun, akışkan. Sıvı düşünce. Ele avuca sığmıyor. Elimize ve bedenimize bulaşarak yapış yapış bir ıslaklık bırakıyor. Konuşmanın değil, hırlamanın peşinde. İnsanın evrensel ortak doğasına da inanmıyor, kadim geleneklerin iyi ve kötü ayrımlarına da. Kendisine hep ötekiler icat ediyor. Köle ve efendi diyalektiğinde kendine köle rolü biçiyor. Bundan kurtulmak için her şeyi öteki yapıyor. Tarih öteki, din öteki, erkek öteki, baba öteki. Bu kadar çok ötekilerle hayali efendiler üretiyor kendisine. Donkişot haline geliyor. Eline aldığı ideolojik ve fikri kılıçlarla saldırıyor yel değirmenlerine. Yenildikçe, çarpıldıkça, ayaklar altında dolaştıkça daha artıyor saldırganlık tutkusu. Öyküler üreterek kendisini aptallık hülyasına kaptırıyor.Üç filozofun ve üç ideolojinin eklektizmiyle doğan bir velettir feminizm. Peşinde çeşitli harflerle temsil edilmeyen bir kaotiğin simgesine dönüşen yeni veletler dünyaya getiriyor. Oğlancılar, homoseksüeller, eşcinseller, lezbiyenler sıralanıyor. Hepsi de cinselliğin ve dişiliğin merkezinde bir oyun sahneliyorlar dünyaya. Dişil ve eril diyalektiğinde yeni isyan icat ediyorlar. İsyancı cinsiyetçiler ortaya çıkıyor. Mahremiyet değerlerini bombalıyorlar, aileleri yıkıyorlar, karı ve kocayı, baba ve kızı birbirine düşürüyorlar. İsyan Çağında, cinsiyetçilikle yükselen isyancılar bunlar.Nietzsche’den ironi ve parodiyi ödünç alıyorlar. Bununla her şeyi alaya alıyorlar. Her şeyle dalga geçiyorlar. Hakikati biçimsizleştirip karikatürize ediyorlar. En kadim, en kutsal ve en uzlaşılan değerlerde bunu deniyorlar. Papa ile imamı öpüştüren fotoşoplar yapıyorlar. Siyah Hz.İsa resmini çiziyorlar. Femin İnciller ve dişil Tanrı imgeleri üretiyorlar. Son parodileri ayet ve hadisler. Allah’ın kelamını ve peygamber sözünü dişil bilinçle ters görüp ters tutuyorlar! İçlerindeki terslik, şaşılık ve kayganlıkla ayetler ve hadisler de tahrif ediliyor (erkekler yerini bilsin hashtag’ıyla). Arsız bir bilincin nihilist tutumları… İyi ve kötü sınırlarını tanımayıp tek iyiyi cinsiyetle tanımlama fütursuzluğu. Bunlar hiçbir değere inanmıyor, hiçbir değere saygı duymuyorlar. Sadece cinselliğin keyfi, gayri ahlaki ve namus dışı dolaşımını istiyorlar. Namus dışılığın arsızlığıyla arzuların şelalesinde yıkanmanın peşinde koşuyorlar. Nefsini ilah edinmenin cinsel taşkınlıktaki tezahürü. Lut kavminin modern veletleri. Lut kavminin çağdaş çocukları. Lut kavminin dişil versiyonları.Marx, onların çatışma ruhunun öncüsü. Sınıflar arası çatışma düşüncesini erkekle kadın arasına taşıyorlar. Baba ile kız arasına, karı ile koca arasına taşıyorlar. Zenginle fakir, patronla işçi ve burjuva ile proletarya arasındaki rekabet ve çatışmanın yerini artık dişil ve eril olan almış durumda. Çatışma cinsiyet alanına taşınmış. Marxizm, feminizme transfer olmuş. Buradan da lezbiyen, oğlancı, eşcinsel varlıklara atlamış. Artık umurlarında değil fakirleri düşünmek, işçiye bakmak ya da burjuvaziye karşı mücadele etmek. Tek gayeleri var: Çatışmayı cinsiyet alanında sürdürmek. Burada savaşıyorlar. Kocaya karşı, erkeğe karşı, abiye karşı, oğlancılığa olana karşı, lezbiyenliğe hoş bakmayana karşı, namusa karşı… Kapitalizmin burjuvaları ve egemen seçkinleri bu savaşı destekliyor. Keyifle izliyorlar. Libido temelinde süren bir çatışmayla rahat nefes alıp işlerini yürütüyorlar. Bu nedenle finanse ediyorlar özgürlük adı altında, özgür cinsel tercih adı altında. Foucault, feminizme iktidar teorisini hediye ediyor. Avradistler ve eşcinseller iktidar teorisini artık cinsiyet alanında keşfediyorlar. İktidarı gövdelerde, libidolarda, şehvette, oğlancılıkta, lezbiyenlikte arıyorlar. Özgürlük ve kontrol temalarını burada işliyorlar. Eşcinsellik, oğlancılık ve lezbiyenlik özgürlük oluyor. Buna karşı duran namus değerleri ve kurumlar da onların nazarında kontrol ve disiplin aygıtlarına dönüyor. Foucault’un tezleri kadın ve erkek gövdesinde bir gösteriye çıkıyor. Oğlancılığı, lezbiyenliği ve eşcinselliği eleştiren, uyaran ve hoş görmeyen her davranış ve fikir baskı aygıtı ve panipticon (merkezi göz) kabul ediliyor. Bir yanılsama üretiliyor. Tüm namuslular, tüm kadim iyi ve kötü değerlerine sahip olanlar, tüm Müslümanca helal ve haram kıstaslarına sahip olanlar bir kontrol-gözetleme aygıtı olarak algılanıyorlar.İnsanoğlu varlığa birçok yerden durarak baktı. Akıldan baktı, kalpten baktı, tarihten baktı, sınıftan baktı, paradan baktı. Ama ilk defa gövdeden bakıyor. Gövdeden durarak bakılan dünya en çarpık ve en illüzyonik dünya. Bu nedenle en büyük sapmalara ve en büyük sapkınlıklara yol açıyor.
‘İnsan’ denen enstrüman
Yaşar Süngü
‘İnsan’ denen enstrüman
“Yetkin insan duyularımıza hitap eder; Hem sert hem de narin, hoş kokulu bir ağaçtan oyulmuş gibidir.Yalnızca ona yarayan şeyden tat alır; beğenisi ve zevki, yararlı olanın ölçüsünün aşıldığı noktada son bulur.Zarara çare bulmayı bilir; kötü rastlantıları kendi lehine çevirir; onu öldürmeyen şey güçlendirir.İlkesi seçiciliktir; çokluğu gözden çıkarır. İster kitaplar, isten insanlar ya da durumlar söz konusu olsun, kendi toplumunda hep aykırıdır.Seçtiği, izin verdiği, güvendiği şeyleri onurlandır...
Tarihi kim yapar? Galipler mi?
Yusuf Kaplan
Tarihi kim yapar? Galipler mi?
İki asırdır tam bir çakmaz sokağın eşliğine sürüklendik: Tarihi sürükleyen bir aktör değil başkalarının yaptığı tarihin önünde sürüklenen bir figüran, bir “çer çöp” olduğumuzu fark edemedik bile henüz!Ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, başına ne geldiğini bilmeyen bir toplumun zihnî işgal yaşayan acıklı çocuklarıyız.Tarihi, galipler yazar. Böyle bir laf var. Doğrusu ürpertici bir söz bu. Tarihin yapılış sürecinde de “survival of the fittest” olarak özetlenen, “güçlü olanın yaşayabildiğ...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.