Hem kendi’mizle hem de Batı’yla yüzleşmeden aslâ!
Yusuf Kaplan
Hem kendi’mizle hem de Batı’yla yüzleşmeden aslâ!
Önce sarsıcı bir tespitle başlayayım yazıya: Fırtınalı bir denizin ortasında pusulasını yitirmiş, yönünü-yörüngesini bulmaya ve ruhunu kurtarmaya çalışan bir geminin yolcularıyız ve bu “gemi”nin kaptanı “biz” değiliz.O yüzden Türkiye hem kendi’yle, kendi ruh kökleriyle, kendi tarihî tecrübesiyle hem de Batı’yla yüzleşmeden bir arpa boyu yol alamaz.Hiçbir toplum başka toplumları veya medeniyetleri taklit ederek tarih yapamaz; hatta tarihte bile kalamaz.Kuşakları aşağılık kompleksiyle malul, sığ, ...
Bursa’da çevre felaketinde şoke eden balık ölümleri: Can çekişmeleri görüntülendi
Gündem
Bursa’da çevre felaketinde şoke eden balık ölümleri: Can çekişmeleri görüntülendi
Bursa'da bir sulama göletinde meydana gelen balık ölümleri vatandaşları tedirgin etti. Nilüfer ilçesinde sulama maksadıyla kullanılan gölette çok sayıda balık öldü. Her gün yeni ölümler meydana gelirken drone ile çekilen görüntülerde bazı balıkların can çekişmesi görüntülendi.
IHA
Bireyleşme, kadın erkek ve tarikatlar
Bireyleşme, kadın erkek ve tarikatlar
Demek ki, kişinin birey olduğunun farkına varmasıyla tek adam olma anlamında bireyselleşmesi farklı şeylerdir. Bat’ıda Aydınlanma dedikleri şey beraberinde bu aşırı bireyselliği getirdi. Kilisenin dogmatik bilgileriyle yetinmek zorunda bırakılan Batılı için Aydınlanma kaçınılmazdı. O birey olduğunu ancak bu yolla fark edebildi. Ama aydınlanma ‘insanın aklının dışında bir rehber kabul etmemesi’ diye anlaşılınca Batılı birey biraz fazla aydınlanmış olacak ki, gözleri kamaştı, kendinden başka otorite göremez oldu.Video: Bireyleşme, kadın erkek ve tarikatlar‘Aydınlanma’ deyince elbette Batı şartlarında filizlenen, oraya göre şekillenen, o toprağa göre meyve veren bir olgu akla gelir ve bütün olarak bize uymaz ama insana vahyin temsilcisi olarak bahşedilen aklı yeterince kullanma anlamında şu andaki haliyle İslam milletleri de buna benzer bir kendine gelmeye muhtaçtır. Her zaman söylüyoruz; Kuranıkerim’de akletmenin fonksiyonları olarak zikredilen tefekkür, tezekkür, tefakkuh, nazar, tedebbür gibi ondan fazla akli ve zihni eylem ya da ibadet sadece belli insanlar için emredilmemiştir. Her kul bir birey olarak ve kendi gücü nispetinde bunları yapmak zorundadır? Oysa Müslümanlar umumen bunların ne anlama geldiğini ve nasıl yapılabileceğini dahi şu anda yeterince bilmiyorlar. Belki Batı’nın muhtaç olduğu şey Aydınlanma idi, bizim muhtaç olduğumuz şey ise kendimize gelmedir diyebiliriz.İslam’ın başlangıcında, yani insanlar sadece Allah’a kul iken aklın bu fonksiyonları çalışıyordu ama sonra kullara kul olma süreci başlayınca müminler bu yeteneklerini yavaş yavaş kaybettiler. Önce yönetimler onları kendilerine kul yaptı, sonra da buna tepki olarak bazı takva ehli müminler onlara kul olmaktansa kenara çekilip sırf evradu ezkârla yetinmeyi tercih eder oldular. Ama tasavvuf; zühd, takva ve duygu eğitimi olmaktan çıkıp, herkesin kendi bilgi ve arzularına göre şekillendirdiği bağımsız tarikatlar haline gelince bağlılarının her türlü mülkiyetine sahip olma arzusu ve psikolojisi tasavvufu ilk safiyetinden çıkardı. Bu defa da yöneticilerin zorla yaptıklarını bazı tarikat şeyhleri takdis gücüyle yapmaya başladılar. Daha dünkü haberlerde suiistimalden yakalanan bir tarikat şeyhi her an Allah’la görüştüğünü söylüyordu. Böyle birisinin kullaştıramayacağı ve her şeyine sahip olamayacağı cahil var mıdır? İnsanları kendine değil de Allah’a kul olmaya çağıranlara sözümüz yok. Ama bu söylediklerimiz de var mıdır yok mudur? Aklımızı hiç olmazsa bunu düşünecek kadar kullanmalı mıyız değil miyiz? Şu anda Türkiye’nin en büyük ve en örgütlü tarikatlarından biri ‘nübüvvet ve velayet bizim abimizde cem olmuştur, ona teslim olmayan helak olur, İsa’nın görevi ona verildiği için Hz. İsa’nın inmesi tehir edilmiştir’ diyorlar mı demiyorlar mı? Bunca bağlıları buna inanıyor mu inanmıyor mu? Bunlar bir şaka mı, söylenti mi? Bu durum Allah’ın kullarını, kendilerine kul etme değilse nedir?Peki, biz bunları dile getirelim mi getirmeyelim mi? Tasavvufu kötü gösterenler bunlar mıdır, bunları dile getirenler midir? Bir hafta önce bir video izledim; ‘kardeşlerim, efendinin huzurunda bir an bulunmak yüz elli yıllık ibadete bedeldir’ diyordu ve bunu bastıra bastıra, sanki Allah’tan vahiy ile bildirilmiş bir gerçek gibi anlatıyordu.Konumuza dönelim, Âdemoğlunun ilk ve en zorlu imtihanı kadındır. İslam toplumlarında çok uzun zamanlardan beri kadının; herkesten bağımsız bir kul olduğunun bilincinde olması anlamında bireyleşmesi erkeğinkinden iki kat fazla elinden alınmış ve Allah’tan önce, genel olarak erkeğe, özel olarak da kocasına kul yapılmış değil midir? Bunu itirafla işe başlamazsak kaybettiğimiz mesafeyi kapatamayız. Ama burada da bir tehlike var ve buna dindarlardan önce dışarıdan bir ses, bir sosyolog Nilüfer Göle dikkat çekiyor: Yeni model İslamcı kadınlar da Feminizmin söylemini büyük ölçüde benimseyerek bireyselleştiler ve erkeğin otoritesini de sorgular oldular. Nikâh hakkını alma, kayınpedere hizmet etmeme vb. Bu durumun elbette geleneğin otoritesini kırma adına faydaları var. Ancak Müslüman kadını yabancılaştırdığı da açık, diyordu. Yani burada da bir uçtan diğerine savrulma riski var. Ama elbette böyle bir risk beriki uca razı olup ondan hiç ayrılmamayı gerektirmiyor. Şöyle diyebilir miyiz? Dinin özünden uzaklaşan tarikatlar erkeğin bireyliğini bastırma ve onu kullaştırma adına ne yaptılarsa, geleneğe teslim olmuş cahil erkekler de kadına aynısını yaptılar. Fark sadece şu: Bunun için biri takdis gücünü kullandı, diğeri ise pazusunu.
Çevreden yükselen dinamizm taşra sosyolojisine yenildi
Ergün Yıldırım
Çevreden yükselen dinamizm taşra sosyolojisine yenildi
Bugüne kadar Beyaz Türklerin sosyolojik eleştirisini çok yaptık. Şimdi de merkeze yürüyen ve çevreden gelen taşra sosyolojisine bakmakta yarar var. Buna da eleştirel yaklaşmalıyız. Kendi üzerimize düşünmek ve kendimizi yenileyebilmek için bu elzemdir. Sosyolog Edward Shils ve siyaset teorisyeni Rokkan, merkez ve çevre teorisiyle toplumları açıklıyorlar. Türkiye’de de Mardin bunu yapıyor. 1990’lardan itibaren bu teori Türkiye’de herkesi büyüledi. Çünkü Türkiye’de ilk defa tarihte eşi görülmeyen b...
Nilüfer Göle: Batı kendine  Türkiye  aynasından  bakabilir
Hayat
Nilüfer Göle: Batı kendine Türkiye aynasından bakabilir
Sosyolog Nilüfer Göle; “Türkiye'nin kendi içindeki tecrübede barışçıl yolları, çoğulculuğu, hatta laik ve İslam arasındaki çatışmanın biri ya da ötekisi değil, ikisi ile birlikte olabilirliliğini gösterme durumu ve potansiyeli dünyada Türkiye'ye çok önemli bir rol veriyor. Türkiye yaşadığı bu tecrübeyi tamamlarsa, netleştirebilirse hem Müslüman ülkelere hem de Avrupa'ya “yeni bir şekilde düşünme” fırsatı verir” diyor.
Yeni Şafak
Modernizmin kılına bile dokunamazsın
Hayat
Modernizmin kılına bile dokunamazsın
Nilüfer Göle, Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar kitabında Müslüman kimliğinden dolayı Batıda yaşanan sorunlara değiniyor. Göle, Batının dünyaya ihraç ettiği medeniyet ilkelerinin kendi içindeki müslümanlar söz konusu olduğunda nasıl çuvalladığını anlatıyor.
Yeni Şafak
"Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar" kitabı tanıtıldı
Hayat
"Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar" kitabı tanıtıldı
Avrupa'nın 21 kentinde Müslümanlarla Avrupalıları bir platformda buluşturup analiz eden Nilüfer Göle, "Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar" kitabında Avrupa'nın ve islamafobinin duruşunu anlattı.
AA
Freni boşalan kamyon dokuz aracı biçti: Kazaya ilişkin yeni görüntüler ortaya çıktı
Gündem
Freni boşalan kamyon dokuz aracı biçti: Kazaya ilişkin yeni görüntüler ortaya çıktı
Bursa'da un indirmek için park eden ve daha sonra freni boşalan kamyon 9 aracı biçti. Kamyonun biçtiği araçlardan birinin sahibi ise aracını kurtarmak isterken az daha canından oluyordu. Kaza anına ait yeni güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.