Alparslan Büyük Selçuklu: Nizamülmülk kimdir? Tarihte Nizamülmülk'ün hayatı, ölümü
Özgün Haberler
Alparslan Büyük Selçuklu: Nizamülmülk kimdir? Tarihte Nizamülmülk'ün hayatı, ölümü
Başrollerinde Barış Arduç ile Fahriye Evcen'in yer aldığı ve Büyük Selçuklu Devleti döneminin anlatıldığı Alparslan: Büyük Selçuklu dizisinin 2. bölümü bu akşam ekranlara geliyor. Diziyi takip eden izleyiciler Alparslan Büyük Selçuklu dizisindeki tarihi karakterler hakkında araştırma yapıyor. Dizide dikkat çeken karakterlerden birisi de Alparslan'ın baş veziri Nizamülmülk... Peki, Nizamülmülk ne demek? Nizamülmülk kimdir, gerçek adı nedir? Nizamülmülk'ün hayatı ve ölümü hakkında merak edilenler haberimizde...
Yeni Şafak
Ticarette rol modelin kim
Yaşar Süngü
Ticarette rol modelin kim
“Bir maldan belirli bir oranın üzerinde kâr elde etmek hukuken meşru olsa bile ahlâken meşru değildir” diyen Gazali’ye göre alışverişte adalet şartlarına riayet eden satıcının bile aşırı kâr sağlaması zulümdür.Malı az bir kârla ama pek çok miktarda satmak bereketin kaynağıdır. Buna örnek de servetini defalarca dağıtarak sıfırlayıp sonra tekrar büyük servet sahibi olan son peygamber Hz Muhammed’in en yakın dostlarından (sahabe) Abdurrahman bin Avf’tır. Gazali kimdir?Gazzâlî Miladi 1058 yılında Ho...
Malazgirt ruhu: Nizamülmülk’ün “gece orduları”
Yusuf Kaplan
Malazgirt ruhu: Nizamülmülk’ün “gece orduları”
Malazgirt ruhu’ndan sözediyoruz ve bu ruhun ne yaptığını da biliyoruz ama bu ruhun ne olduğunu bilmiyoruz. Malazgirt ruhu, bize bu toprakları vatan yaptı diyoruz; iyi de o ruh ne, peki?MALAZGİRT RUHUNUN MİMARI NİZAMÜLMÜLK VE İMARI NİZAMİYE DEVRİMİÖzetle söyleyeyim: Bir toplumu hem her hâl ve şartta ayakta tutan hem her hâl ve şartta yok olmaktan koruyan hem de her hâl ve şartta tarih yapan, insanlığa insanca bir tarih armağan eden ruh, Malazgirt ruhu.Nizamülmülk, büyük bir maarif devrimi yapmıştı; binyılı inşa eden, Batı üniversitelerine de kaynaklık eden muazzam bir medrese devrimi.Bazı kişiler, Nizamülmülk’ü, Melikşah’a şikayet ederler. Şöyle derler: “Sultanım! Nizamülmülk’ün eğitime yaptığı bu devâsâ yatırımla, İstanbul’u en az iki kez fethedebilirdiniz!”Ne kadar ayartıcı, değil mi!İstanbul’u iki kez fethedecek bir gücün başka bir yere harcanması, tek kelimeyle harcanması yani!İstanbul’un Hz. Peygamber (sav) tarafından müjdelenmiş, İstanbul’u fetheden kumandan ve askerlerinin de takdis edilmiş olduğunu göz önüne getirince hakikaten kışkırtıcı, fenâ hâlde ayartıcı bir gammazlama fırsatı ve aracı!Melikşah, vezirini çağırır, hesap sormaya kalkışır.NİZAMÜLMÜLK’ÜN “GECE ORDULARI” BİZİM BİN YILIMIZI KURDU!Nizamülmülk’ün Melikşah’a verdiği cevap, bizi de silkeleyip kendimize getirmeye yetecek niteliktedir:“Sultanım! Ben, gece orduları yetiştiriyorum. İlim, fikir, zikir ve ruh orduları. Maddî ordularının ulaşamayacağı yerlere onlarla ulaşabilirsin. İnançlarımızı, ruhköklerimizi her dâim diri tutacak, biz yok olsak bile inançlarımızın yaşamasını sağlayacak tohumları ekiyorum.”Sözün özü: Maddî ordularınız ne kadar güçlü olursa olsun, gece ordularınız, manevî ordularınız, ilim, fikir, zikir, sanat ve ahlâk ordularınız yoksa, çürümekten ve yok olmaktan kurtulamazsınız.Malazgirt ruhu bu işte!Herkesin, her farklı inanç sahibinin altında kendince serinleyebileceği, nefes alıp verebileceği muazzam bir gökkubbe inşa etmek...Biz yok olsak da, tarihten silinsek de insanlığı yaşatacak, inanç ilkellerimizle insanca bir dünya kurulmasını sağlayacak hakikat medeniyetinin tohumlarını önce insana sonra da hayatını her alanına ekmek...İnsan yeşertmek...Melekût âleminden süt emerek, mülk âlemini meleksi meleklerle donatan insan yüzlü şehirler, dünyalar, medeniyetler armağan etmek insanlığa...Vesselâm.
Nizâmülmülk’ten günümüz yöneticilerine sekiz önemli uyarı
Nizâmülmülk’ten günümüz yöneticilerine sekiz önemli uyarı
Selçuklu Veziri Nizâmülmülk tarafından kaleme alınan ve 51 fasıldan oluşan Siyasetname’de; padişahın, alimlerle devlet işlerini istişâre etmesinden tutun da nöbetçiler ve kapıcıların işlerine, yetki devrine, yöneticilerin hata yaptıklarında ve suç işlediklerinde azarlanmalarına kadar kamu yönetimiyle ilgili birçok konuyu son derece ilgi çekici bir şekilde ve örnek hikayeler ışığında anlatarak günümüze ışık tutmaktadır. Yani Siyasetname’de önce konu basit bir şekilde anlatılmakta ardından da konuyla ilgili ilginç hikayelere yer verilerek konu pekiştirilmektedir.Video: Nizâmülmülk’ten günümüz yöneticilerine sekiz önemli uyarıSiyasetnamenin önsözünde her hükümdar veya devlet başkanının bu kitabı okuması gerektiğini söylemektedir. Hatta Kitap, Osmanlı Padişahlarından birçoğunun başucu kitabı haline gelmiştir. Bugünkü yazımızda bu kitaptan yöneticilere yapılan uyarılardan bazılarını açıklamaya çalışacağız.1- Kamu gücünü kullananların her yaptığı kayıt altında olmalıdırDevlet işlerinde vazife yapanlar, başkalarının hakkına çok kolay ulaşabildikleri, bütün gücü kendilerinde gördükleri için, yaptıkları her iş kayıt altında olmak zorundadır. Devletin vazifelendirdiği birisi, mazlumun, yetim ve fukaranın hakkını yerse, vay o devletin haline!Görüleceği üzere, ister günışığında yönetim, isterseniz şeffaf yönetim deyin, yıllar önce işin özü ortaya konulmuştur. Ortaya çıkması halinde utanılacak işi yapmayın deniliyor.2- Üst yöneticilerde aranması gereken özelliklerDevlet işlerinde dini bütün, Allah korkusu olan, haram yemekten kaçınan bir yardımcıyı herkes ister. Ancak aksi durumda, yardımcı yerine bir casus beslenmiş olur. Bu da devletin bekâsını temelinden sarsacak mahiyette bir olumsuzluktur.Teorik olarak Allah’ı bilen ve Ondan korkanlar haram yiyemez, zulmedemez, ihanet edemez ve adaletsizlik yapamazlar. Çünkü, hesap gününe inanır.Devlet işlerinde vazife yapanlar, iyi ya da kötü olabilirler. Halk, iyileri hayırla anarken kötüleri nefretle yâd eder. Sevilen bir devlet adamı olmak varken, arkasından kin duyulan biri olmak akıllı kimsenin yapacağı iş değildir. Zira makam mevki geçicidir, kalıcı olan insanlık ve hayırseverliktir.Devlet adamı zulmetmemeli, zulmetmiyorsa bile vazifelendirdiği adamların zulmedip etmediğini bilmelidir. Yoksa mazlumların ettiği ah, eninde sonunda dönüp kendisini bulacaktır. Zira, yönetici inkar ve küfürle ayakta kalabilirse de zulümle ayakta kalamaz. İdareci idare ettiklerine asla zulmetmemeli, adil olmalıdır.3- Kamu görevine alınmada liyakat esas alınmalıdırHerkes liyakatine göre değerlendirilmelidir. Kişide aranması gereken şey mal mülk değil hünerdir. Soyu sopu belli olan kimseler varken devlet vazifesi ne idüğü belirsiz olanlara verilmemelidir. Devletin bekası için, ehil olmayan kimselere iş buyurulmamalıdır.4- Bir kişiye birden fazla iş yüklenmemelidirBir kişiye birden fazla iş yükleyip, onlarca kişiyi işsiz bırakmak akıl kârı değildir. Devlet adamı bunun dengesini gözettiği sürece iyi bir devlet adamıdır. Aksi takdirde saltanatının zeval bulması çok yakın olacaktır.5- Yöneticiler merhametli olmalı yetişmiş insanları kolayca harcamamalıdırMerhamet son derece güzel bir haslettir. İnsanoğlu yeri geldiği zaman merhametli olmayı da bilmelidir. Acıma duygusu Allah korkusuyla birleşince, adaletli bir devlet adamı ortaya çıkacaktır. Tarih kitapları, taş kalpli nice devlet adamının kalıcı olmadığını ısrarla yazarken bu gerçeğe işaret etmektedir.Yönetici yetişmiş insanları kolayca harcamamalı ama yaptıkları hatayı tekrarlamalarına da izin vermemelidir.Yöneticiler yapacağı her işte Allah’ın rızasını gözetmeli onun emrine boyun eğerek yoluna ve kuluna hizmet etmelidirler.6- Yöneticiler yaptıkları işlerde gafil olmamalıdırYönetici hiçbir zaman memurlarının durumundan gafil olmamalı devamlı kontrol etmeli, zulüm ve hıyanet zuhur ederse memuriyetten derhal almalıdır. Yönetici büyük bir işe bir memur tayin ettiğinde peşini bırakmamalı onun ardından mutlaka bir müfettiş göndermelidir.7- Yöneticiler canını sıksa da ehliyle istişare etmelidirİdareciler, devlet işlerini ehline danışarak yürütmeli, kendi başına iş görmemeli herkesin zıt da olsa fikrini açıkça ortaya koymalarını sağlamalıdır.Unutulmamalıdır ki, bu dünya hükümdarların amel defteridir iyi olurlarsa iyilikle, kötü olurlarsa kötülükle nefretle anılırlar. Gelmiş geçmiş önemli idareciler bir kağıda sıralandığında kimlerin gelip kimlerin geçtiğini ve arkalarından neler söylendiğini hatırlamakta önemli yararlar vardır.8- Yöneticiler israftan sakınmalıdırYöneticiler zevk-ü sefadan uzak durmalı ve devlet kaynaklarını kullanırken kılı kırk yarmalıdır. Zira, yönetilenler sayısınca kişinin bu kaynakta hakkı olduğu bilinmeli ve emanete ona göre sahip çıkılmalıdır.Sonuç olarak 1091 yılında tamamlanan Siyasetname hala günümüze ışık tutmaktadır. Aslında devletlerin cesameti ve karmaşası artsa da yönetimde dünde, bugünde ve yarında geçerli olan temel unsurlar aynen devam etmektedir. Önemli olan ise bu değerlere ne kadar sahip çıktığımızdır.
Kuşku ya da bulduğunu aramak
Ömer Lekesiz
Kuşku ya da bulduğunu aramak
“Biz kuşku duymaya (şekk) İbrahim’den daha yakınız.”İbnü’l-Arabî bu hadisi, Ahzab suresinin 37. ayetindeki, “Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır.” ibaresinden hareketle zikrederken, Hz. İbrahim’in veya Hz. Peygamberin insanların zannettiği üzere bir kuşkuya sahip olmadıklarını ve ayrıca Hz. Peygamberin de bu tarz bir kuşkuya sahip bulunmadığını teyiden belirtmiştir. Hakikatin peygamberler için böyle olması, müminlerin ku...
Nizamülmülk  bin yaşında...
Nizamülmülk bin yaşında...
İslâm medeniyetinin ilk büyük kriz zamanları... Hem yıkılış hem de yeniden kuruluş sancıları...Bir yanda, taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayan, İslâm dünyasını harabeye çeviren Moğol saldırıları...Video: Nizamülmülk bin yaşında...Öte yanda, Haçlıların, girdikleri her yeri yağmaladıkları, İslâm dünyasını kana boyadıkları, sadece Müslümanları değil Yahudileri ve lokal dinlerin, kültürlerin müntesiplerini de kitleler hâlinde kılıçtan geçirdikleri, katliam üstüne katliam yaptıkları, hiç bitmeyen, hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken, İslâm âlemini kan gölüne çeviren büyük felâketler silsilesi...Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bir de içerde kaynayan, kaynatılan fitne kazanları, emirlikler, sultanlıklar, beylikler arasındaki iktidar ve güç savaşları...Mahşer provası gibi... Yeryüzü cehennemi sanki...Ve Müslümanların ölüm-kalım mücadelesi...YERYÜZÜ CEHENNEMİNİ ANDIRAN BİRİNCİ BÜYÜK MEDENİYET BUHRANINI NASIL AŞTIK?1258’de Bağdat düşüyor... İslâm medeniyetinin kalbi, her şeyi Bağdat.1326’da Kurtuba düşüyor... Endülüs’ün gözbebeği, hür düşüncenin yurdu, insanlığın düşünce ufku, barbarlığın her çeşidini yaşayan Avrupalılara evrensel Müslüman kozmopolis’in numûne-i imtisalini sunan Kurtuba.Endülüs, zamanla, 1492’de İşbiliye’nin düşüşüyle tarihten silinecektir...Ama Bağdat’ın düşüşüyle sonuçlanan Abbâsî hanedanlığının çatırdamasıyla, Selçukluların tarih sahnesine çıkmasıyla ve nihayet Osmanlı’nın gelişiyle birlikte İslâm medeniyeti, hem eksen değiştirecek hem taze kan devşirecek hem de toparlanacak, bütün dünya tarihini tam sekiz asır Müslümanların yapmalarını mümkün kılacak büyük bir medeniyet atılımına imza atacaktır...Bağdat’ın düşüşü, Kurtuba’nın tarihten silinişi, Horasan ve Türkistan havzasının yeni Müslüman olan şehirlerinin, Merv’in, Tûs’un, Nişabur’un, Semerkand’ın ve Buhara’nın yerle bir edilişi, cehenneme çevrilişi, Müslümanların dünyevî her şeylerini yitirmelerine yol açtı. Ama Müslümanların Selçuk ve Eyyûbî çocuklarının birbirlerine omuz vermeleriyle toparlanmalarını, yangın yerine dönen âlem-i İslâm’ı toparlamalarını, bütün belâları birer birer defetmelerini, yürekleri fethedecek bütün insanlığı diriltici, bütün insanlığa hayat sunucu muazzam ve muazzez bir medeniyet yürüyüşü gerçekleştirmelerini önleyemedi.Zahmetsiz rahmet olmazdı. Fikir ve oluş çilesi çekilmeden hakikat lûtfedilmezdi.Müslümanlar yılmadılar, yıkılmadılar, özellikle Selçuk çocuklarının önderliğinde ayağa kalktılar, hakikatin bayrağını Asya’nın içlerinden Avrupa’nın içlerine kadar dalgalandıracak uzun bir yolculuğa çıktılar...Emperyalist Roma gibi, emperyalist Avrupa gibi, güce değil, hakikate dayalı evrensel bir medeniyet geliştirdiler; Medine’den süt emen, herkese hayat hakkı tanıyan, insanlığa hakkaniyetin, silmin, selametin, adaletin ve sulhün ne demek olduğunu öğreten aşılamamış evrensel bir kosmopolis inşa ettiler.MAHŞERİN ÜÇ ATLISI: MELİKŞAH, NİZAMÜLMÜLK VE GAZÂLÎBu diriliş yolculuğunun, tarihin akışını değiştiren başlangıç noktası ve kilometre taşı, mahşerin üç atlısının tarih sahnesine çıkmasıydı: Kurucu Melikşah, uygulayıcı Nizamülmülk, temelleri koyucu Gazâlî.Gazâlî’nin fikrî önderliğinde, Nizamülmülk’ün çelik dirayeti ve Melikşah’ın güçlü liderliğiyle çeyrek asırda bin yılın tohumlarını ekecek, hem İslâm medeniyetinin, daha önceki tarihinde görülmemiş ölçekte uzun soluklu ve köklü bir medeniyet atılımının gerçekleştirilmesini sağlayacak hem de bundan sonraki bu tür büyük ölçekli krizlerin nasıl aşılabileceğini gösterecek tarih açılımı, ruh atılımı gerçekleştirildi.Bu atılımın gerisinde bu atılımı hayata geçiren öncü kişi olarak Nizamülmülk vardı.Nizamülmülk sadece tarihi kuran bir kişinin adı değildi; insanlığa sunulan bir Dünya Nizamı’nın da adıydı.Bugün iki asırdır yaşadığımız ikinci büyük medeniyet krizinde de benzer büyük sorunlarla boğuşuyoruz: Müslüman Zihni, Müslümanca Yaşama Zemini ve Müslüman Zamanı çöktü.İşte bize hem bu krizi aşmamızı sağlayacak donanıma, dirayete ve inanca sahip yeni bir Nizamülmülk gerek, hem de dünyada hakkaniyeti, sulhu, selameti ve adaleti yeniden yeşertecek bir dünya nizamı.Nizamülmülk bunu nasıl başarmıştı, peki?“GECE ORDULARI” OLMADAN ASLÂ!Oxford’dan Marburg’a, Palermo’dan Bologna’ya, Padua’dan Paris’e kadar Batı üniversitelerinin temelini de oluşturan medrese devrimiyle gerçekleştirmişti.Bir önceki yazımda da dikkat çektiğim gibi,öylesine köklü ve uzun soluklu, bin yılı inşa eden bir devrimdi ki bu, devlet bütçesi su gibi eğitime akıyordu.Bazı kişiler, Nizamülmülk’ü, Melikşah’a şikayet ettiler. Şöyle dediler: “Sultanım! Nizamülmülk’ün eğitime yaptığı bu devâsâ yatırımla, İstanbul’u fethedebiliriz!”Melikşah, vezirini çağırdı, hesap sormaya kalkıştı.Nizamülmülk’ün Melikşah’a verdiği cevap, bizi de silkeleyip kendimize getirmeye yetecek niteliktedir:“Sultanım! Ben, gece orduları yetiştiriyorum. İlim, fikir, zikir ve ruh orduları. Maddî ordularının ulaşamayacağı yerlere onlarla ulaşabilirsin. İnançlarımızı, ruhköklerimizi her dâim diri tutacak, biz yok olsak bile inançlarımızın yaşamasını sağlayacak tohumları ekiyorum.”Sözün özü: Maddî ordularınız ne kadar güçlü olursa olsun, gece ordularınız, manevî ordularınız, ilim, fikir, zikir, sanat ve ahlâk ordularınız yoksa, çürümekten ve yok olmaktan kurtulamazsınız.*Not: Bugün İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde İpekyolu Medeniyet Araştırmaları Merkezi olarak Nizamülmülk’ün bininci doğum yılı vesilesiyle “Nizamülmülk Bin Yaşında” başlıklı, iki gün sürecek bir sempozyum yapılacak. Sempozyumda güzel tebliğler var. Kaçırılmayacak bir sempozyum.
Mahşer’in üç atlısı: Kurucu Melikşah, uygulayıcı Nizamülmülk, temelleri-koyucu Gazâlî
Yusuf Kaplan
Mahşer’in üç atlısı: Kurucu Melikşah, uygulayıcı Nizamülmülk, temelleri-koyucu Gazâlî
İki asırdır yaşadığımız ikinci büyük medeniyet buhranının, Moğol ve Haçlı saldırılarıyla zirve noktasına ulaşan birinci büyük medeniyet buhranıyla çarpıcı benzerlikleri var. O zaman da dışardan bir saldırı vardı, Moğol ve Haçlı saldırıları İslâm dünyasını hallaç pamuğu gibi savurmuştu.O zaman da rafızîlik, bâtınîlik, hâricîlik, haşhaşilik gibi yıkıcı akımlar, içerden İslâm toplumlarının akidesini, sosyo-kültürel ve ekonomi-politik yapılarını yerle bir ediyordu.BİRİNCİ BÜYÜK MEDENİYET KRİZİ: MAHŞER PROVASI GİBİ...İslâm medeniyetinin ilk büyük kriz zamanları...Hem yıkılış hem de yeniden kuruluş sancıları...Bir yanda, taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayan, İslâm dünyasını harabeye çeviren Moğol saldırıları...Öte yanda, Haçlıların, girdikleri her yeri yağmaladıkları, İslâm dünyasını kana boyadıkları, sadece Müslümanları değil Yahudileri ve lokal dinlerin, kültürlerin müntesiplerini de kitleler hâlinde kılıçtan geçirdikleri, katliam üstüne katliam yaptıkları, hiç bitmeyen, hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken, İslâm âlemini kan gölüne çeviren büyük felâketler silsilesi...Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bir de içerde kaynayan, kaynatılan fitne kazanları, emirlikler, sultanlıklar, beylikler arasındaki iktidar ve güç savaşları...Mahşer provası gibi... Yeryüzü cehennemi sanki...Ve Müslümanların ölüm-kalım mücadelesi...YERYÜZÜ CEHENNEMİNİ ANDIRAN BİRİNCİ BÜYÜK MEDENİYET BUHRANINI NASIL AŞTIK?Hıristiyan takvimine göre, tarih 1258’i gösterdiğinde, Bağdat düşüyor... İslâm medeniyetinin kalbi, her şeyi Bağdat.1226’da Kurtuba düşüyor... Endülüs’ün gözbebeği, hür düşüncenin yurdu, insanlığın düşünce ufku, barbarlığın her çeşidini yaşayan Avrupalılara evrensel Müslüman kozmopolis’in numûne-i imtisalini sunan Kurtuba.Endülüs, zamanla, 1492’de İşbiliye’nin düşüşüyle tarihten silinecektir...Ama Bağdat’ın düşüşüyle sonuçlanan Abbâsî hanedanlığının çatırdamasıyla, Selçuklular’ın tarih sahnesine çıkmasıyla ve nihayet Osmanlı’nın gelişiyle birlikte İslâm medeniyeti, hem eksen değiştirecek hem taze kan devşirecek hem de toparlanacak, bütün dünya tarihini tam sekiz asır Müslümanların yapmalarını mümkün kılacak büyük bir medeniyet atılımına imza atacaktır...Bağdat’ın düşüşü, Kurtuba’nın tarihten silinişi, Horasan ve Türkistan havzasının yeni Müslüman olan şehirlerinin, Merv’in, Tûs’un, Nişabur’un, Semerkand’ın ve Buhara’nın yerle bir edilişi, cehenneme çevrilişi, Müslümanların dünyevî her şeylerini yitirmelerine yol açtı ama Müslümanların Selçuk ve Eyyûbî çocuklarının birbirlerine omuz vermeleriyle toparlanmalarını, yangın yerine dönen âlem-i İslâm’ı toparlamalarını, bütün belâları birer birer defetmelerini, yürekleri fethedecek bütün insanlığı diriltici, bütün insanlığa hayat sunucu muazzam ve muazzez bir medeniyet yürüyüşü gerçekleştirmelerini önleyemedi.Zahmetsiz rahmet olmazdı. Fikir ve oluş çilesi çekilmeden hakikat lûtfedilmezdi.Müslümanlar yılmadılar, yıkılmadılar, özellikle Selçuk çocuklarının önderliğinde ayağa kalktılar, hakikatin bayrağını Asya’nın içlerinden Avrupa’nın içlerine kadar dalgalandıracak uzun bir yolculuğa çıktılar...Emperyalist Roma gibi, emperyalist Avrupa gibi, güce değil, hakikate dayalı evrensel bir medeniyet geliştirdiler; Medine’den süt emen, herkese hayat hakkı tanıyan, insanlığa hakkaniyetin, silmin, selametin, adaletin ve sulhün ne demek olduğunu öğreten aşılamamış evrensel bir kosmopolis inşa ettiler.MAHŞERİN ÜÇ ATLISI: MELİKŞAH, NİZAMÜLMÜLK VE GAZÂLÎBu diriliş yolculuğunun, tarihin akışını değiştiren başlangıç noktası ve kilometre taşı, mahşerin üç atlısının tarih sahnesine çıkmasıydı: Kurucu Melikşah, uygulayıcı Nizamülmülk, temelleri-koyucu Gazâlî.Gazâlî’nin fikrî önderliğinde, Nizamülmülk’ün çelik dirayeti ve Melikşah’ın güçlü liderliğiyle çeyrek asırda bin yılın tohumlarını ekecek, hem İslâm medeniyetinin, daha önceki tarihinde görülmemiş ölçekte uzun soluklu ve köklü bir medeniyet atılımının gerçekleştirilmesini sağlayacak hem de bundan sonraki bu tür büyük ölçekli krizlerin nasıl aşılabileceğini gösterecek tarih açılımı, ruh atılımı gerçekleştirildi medrese üzerinden gerçekleştirilen, Avrupa’daki üniversitelere de kaynaklık eden maarif / zihniyet devrimiyle.Şu ân İslâm dünyası, iki asırdır yaşadığı ikinci büyük medeniyet buhranı sürecinde de benzer sorunlarla boğuşuyor: Bir yandan dışardan gerçekleşen emperyalist saldırıyla fiilî bağımsızlığını, öte yandaşa içerden gerçekleşen saldırı ve hercümerçle zihnî bağımsızlığını yitirmiş durumda.İslâm dünyasının fiîlî bağımsızlığına da, zihnî bağımsızlığına da kavuşabilmesi için bize kurucu yeni bir Melikşah, uygulayıcı yeni bir Nizamülmülk ve zihnî bağımsızlığımızın temellerini atacak, çağı tanıyacak, çağı aşacak derinlikli bir yolculuğa çakacak, çağrısı çağını kuracak yeni bir Gazâlî gerek...Vesselâm.
Aile çöküyor, toplum çatırdıyor... Nizamülmülk’ün “gece orduları” gerek bize...
Aile çöküyor, toplum çatırdıyor... Nizamülmülk’ün “gece orduları” gerek bize...
Hayat, sâbiteler ve değişkenler arasındaki diyalektiğin, etkileşimin sonucunda yeşerir.Dahası, hayatı varkılan, insanı yaşatan “kültür” de, sanat da, fikir de, siyaset de sâbitelerle değişkenler arasındaki diyalektik ilişki üzerinden işler.Video: Aile çöküyor, toplum çatırdıyor... Nizamülmülk’ün “gece orduları” gerek bize...SÂBİTELER, DEĞİŞKENLERE RUH ÜFLEYECEK KADAR GÜÇLÜ DEĞİLSE, TOPLUM ÇÖKER...Sâbitelerini yitiren toplumlar, kaçınılmaz olarak, değişkenleri, sâbite katına yükseltirler.Bizde, bizim medeniyetimizde hayatımıza yön veren dinamikler, değişkenler üzerinden şekillenen değerler değil, sâbitelerdir. Bizde değerler yoktur; sâbiteler vardır.Değerler, değişkenlerin sâbite katına yükseltilmesinin ürünüdür. Bugün değer olarak kabul edilen pek çok şey, dün değer olarak kabul edilmiyordu. Tersi de doğru bunun.Birazcık geriye yaslanın, değerlerin nasıl sâbiteler değil de değişkenler üzerine inşa edildiğini, dün tartışılmaz olarak kabul edilen ama bugün kolaylıkla reddedilebilen değerlere baktığınızda daha net olarak görebilirsiniz.İnsan ilişkileri, aile içi ilişkiler, komşuluk ilişkileri, değerlerin nasıl kolaylıkla yerle bir olabildiğini görebilmeniz için kâfidir.Oysa bütün bu ilişkiler, geçici, değişken, moda hâline gelen ve zamanla değerini yitiren değerler üzerine değil de, değişkenlere anlam ve ruh katan, böylelikle değişkenleri zenginleştiren köklü sâbiteler üzerine inşa edilmiş olsa, insan ilişkileri kolay kolay bozulmaz.Değerler değişkenlere, dolayısıyla değişen zamana ve mekâna göre oluştuğu ve değiştiği için değerlerin direnç noktaları yoktur.Oysa sâbitelere dayanan, değişkenlere de anlam ve ruh katan kalıcı, köklü değerlerin direnç noktaları sağlamdır, sarsılmazdır.Tarihi değerler yapmaz; sâbiteler yapar. İlle de değerler üzerinden gitmemiz gerekirse, şöyle bir cümle kurulabilir: Sabitelerini yitiren toplumlar, köklü kalıcı değerler geliştiremezler. Köklü, kalıcı değerler geliştirebilmek için sâbitelerinizin güçlü olması, sâbitelerinizin sunacağı ölçülerin, esen rüzgârlara, fırtınalara karşı dimdik ayakta durmasını sağlayacak güçlü direnç noktalarına sahip olması şarttır.BATI’DA İNSAN DEĞİL, SİSTEM HÜKÜMRANBugün Batı’da aile çöktü, toplum diye bir varlık yok artık. İnsanteki, “insan insanın kurdudur” mottosunun, hayatın her alanına hâkim olduğu tekin olmayan bir dünyada korumasız, yapayalnız.Hiç kimse hiç kimseye güvenmiyor. Çünkü insan, hiçkimse’leşti. Aslolan insan değil, sistem. Aslolan insanın varlığı değil, sistemin varlığı, sistemin varlığını sürdürebilmesi Batı’da.O yüzden hukuk sistemi çok güçlü Batı toplumlarında. Batı toplumları diken üstünde yaşıyor: İnsanlar, birbirlerine değil, sisteme güveniyorlar: Bu bile, insanın ontolojik olarak bittiğini göstermeye kâfidir Batı’da.Batı toplumlarını ayakta tutan iki güç var: Güçlü ekonomi ve güçlü hukuk sistemi. Bu şu demek: Modernlik, hümanizm yolculuğu ile başladı ama bugün insan yok artık: Posthumanizm, transhumanizm çağını yaşıyoruz: Yarı insan-yarı makina “cyborg” olarak adlandırılan, ruhsuz bir varlık türü hâkim Batı’da.İnsansız bir dünya ve dünyasız insan... Darwinyen, orman kanunlarının hâkim olduğu, hiç kimsenin hiç kimseye güvenemediği, insanın sevgisiz, acımasız ve ruhsuz bir dünyanın ortasına fırlatıldığı bir hayat... Hayat denirse buna, tabiî ki!Büyük ölçekli bir ekonomik kriz yaşandığında, Batı toplumlarının barbarlaşması, canavarlaşması işten bile değildir. Fransa’da başlayan, Avrupa ülkelerine yayılma istidadı gösteren ayaklanmalar bunun küçük bir göstergesidir.YUNUS, MEVLÂNÂ YAŞIYOR; BİZ YAŞIYOR MUYUZ PEKİ?Bizde, bizim medeniyetimizde, bizim toplumumuzda, insan insanın kurdu olarak görülmedi hiç bir zaman. Biz, insan insanın yurdu, umudu ve ufkudur, ilkesini hayata geçirdik; üstelik de inancına, rengine, etnisitesine bakmadan bunu gerçekleştirdik.Fakat biz, dünkü biz olma özelliklerimizi, bizi biz yapan, insana insan olarak, Allah’ın halifesi olarak bakan, hakikatten süt emen sahici Müslüman toplum olma hasletlerimizi yitiriyoruz hızla, ürpertici bir şekilde...Bu topraklarda yeşerttiğimiz, Medine’den süt emen hakikat medeniyeti, insanı yaşatmayı görev bildi. İnsan-ı kâmil hedefini, insanı olgunlaştırma derdini dert edindi.İnsan yeşerttik biz bu topraklarda -inancına, fikrine, tipine, cinsine, etnisitesine bakmadan. Ve güzel insan örnekleri armağan ettik insanlığa.Yunus-yürekli, Yunus-sûretli gönül insanları. Aşılamamış ve anlaşılamamış, anlaşılamadığı için aşılamadığı da anlaşılamamış, hakikate dayanan sâbiteler üzerinden değişkenlere ve bizden farklı olan herkese ruh üfleyen muazzez bir gönül coğrafyası inşa ettik.İşte bu gönül coğrafyası çatırdıyor şimdi...Bu gönül coğrafyasının diriltici adalarını, limanlarını, sığınaklarını oluşturan aile çatırdıyor, toplum çözülüyor hızla...Televizyonlar, cinayet, tecavüz, şiddet haberlerinden geçilmiyor...Adım adım ölüyoruz aileler ve toplum olarak; çürüyoruz...Yunus diri hâlâ! Yunus, Mevlânâ yaşıyor ama biz Yunus’lar, Mevlânâ’lar yetiştiremediğimiz için ölüyoruz...“GECE ORDULARI” GEREK BİZE...Nizamülmülk, büyük bir eğitim devrimi yapmıştı; binyılı inşa eden, Batı üniversitelerine de kaynaklık eden muazzam bir medrese devrimi.Bazı kişiler, Nizamülmülk’ü, Melikşah’a şikayet ederler. Şöyle derler: “Sultanım! Nizamülmülk’ün eğitime yaptığı bu devâsâ yatırımla, İstanbul’u fethedebiliriz!”Melikşah, vezirini çağırır, hesap sormaya kalkışır.Nizamülmülk’ün Melikşah’a verdiği cevap, bizi de silkeleyip kendimize getirmeye yetecek niteliktedir:“Sultanım! Ben, gece orduları yetiştiriyorum. İlim, fikir, zikir ve ruh orduları. Maddî ordularının ulaşamayacağı yerlere onlarla ulaşabilirsin. İnançlarımızı, ruhköklerimizi her dâim diri tutacak, biz yok olsak bile inançlarımızın yaşamasını sağlayacak tohumları ekiyorum.”Sözün özü: Maddî ordularınız ne kadar güçlü olursa olsun, gece ordularınız, manevî ordularınız, ilim, fikir, zikir, sanat ve ahlâk ordularınız yoksa, çürümekten ve yok olmaktan kurtulamazsınız. Vesselâm.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.