Osmaniye'de 4 büyüklüğünde deprem
Gündem
Osmaniye'de 4 büyüklüğünde deprem
Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde 4 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin 29 kilometre derinlikte olduğu belirlendi.
AA
Mardin'de çok sayıda tarihi eser ele geçirildi
Gündem
Mardin'de çok sayıda tarihi eser ele geçirildi
Mardin'in Midyat ilçesinde düzenlenen operasyonda Lidyalılara ait tarihte kullanılan ilk para örneklerinden olan elektron sikke ile rulo şeklinde nadir bulunan Osmanlıca el yazması kitap, altın, gümüş ve bronz yüzük ile küpeler ele geçirildi. Tarihi eserlerin, ait olduğu dönemin en nadir eserleri olduğu öğrenildi. Operasyonda gözaltına alınan 1 şüphelinin emniyetteki işlemleri sürüyor.
IHA
Rektör tebdili kıyafetle yolsuzluğu ortaya çıkardı
Gündem
Rektör tebdili kıyafetle yolsuzluğu ortaya çıkardı
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Selçuk Aldemir, üniversite hastanesinde tebdili kıyafetle yaptığı denetim ile 500 bin liralık yolsuzluğu ortaya çıkardı.
Yeni Şafak
‘Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiğine inanmak şirk midir?’
‘Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiğine inanmak şirk midir?’

Bu Ramazan kadar bereketli bir Ramazan yaşadığımı hiç hatırlamıyorum. Şüphesiz bunda koronanın da etkisi var. Hamdolsun, otuz Ramazan’da otuz beş canlı yayın yaptık, ‘Ayetler Işığında Ramazan Sohbetleri’ gerçekleştirdik. Yapımcı aile efradımız bu sohbetleri Youtube hesabımıza koydular, koyuyorlar. Seviyeli bir takipçi profilimizin olduğunu anladık. Takip edenlerin teşviki ile bundan sonra haftada bir, ‘Kur’an ve Fıkıh’ gibi bir başlıkla Youtube üzerinden canlı bir ders sürdürme kararı aldık. Dua ve destek bekliyoruz.

He gün sohbetimizin sonunda gelen soruları cevaplamaya çalıştık. Çok anlamlı ve seviyeli sorular geldi. Bunlardan birini bugün yazımıza başlık yaptık. Bakalım ne diyebiliriz?

Sorunun laiklikle alakası olduğu belli. Dolayısıyla buna farklı açılardan ve farklı laiklik anlayışlarına göre cevap verilebilir. İslam tabiatı gereği, varlığı bir bütün olarak görür, dinle dünyayı birbirinden ayırmaz. Buna bağlı olarak bilgiyi de dinî ve dünyevî diye ayırmaz. Varlığın hakikatine uygun her bilgi ilimdir, teşvik edilir.

Din dünyayı ahiretin tarlası sayar. O halde tarlasız yaşanmaz ve tarlayı ekip biçenlerin önemli olmadığını, onu başkaları da ve hangi tohumla ekerlerse eksinler dinin yine din olacağını söylemek abes olur. ‘Din muameledir’. ‘Hüküm Allah’ındır’ ifadesi sadece ahireti anlatmaz. Hüküm, egemenlik demektir ve egemenlik ilahi bir öze sahiptir. Bu sebeple yönetenler kendilerini hep en üstte görürler. Yönetici sistemler ya da şahıslar daha üst bir hüküm koyucu kabul etmezlerse kendilerini ilah sanırlar ve egemenliklerini asla paylaşmak istemezler. Tabii olarak Allah da egemenliğini paylaşmaz, paylaşılmasını kendisine ortak, yani şirk koşma olarak isimlendirir.

Bu sebeple devlet işlerine din karıştırılmamalıdır demek, biz hükmümüzde ortak kabul etmeyiz, Allah bile bize karışmamalıdır, O’nu bizim işimize karıştırmaya kalkanları müşrik sayarız ve onlara hayat hakkı tanımayız, cehenneme atarız demektir. O halde Allah’ın da böyle diyeceğini düşünmek anlamlıdır.

Egemenlik kadar vaz geçilemeyen bir başka erk yoktur. Ancak şirk olan, hükümde Allah’a ortak tanıma, O’nun hükmünü reddetme, hatta hükme Allah’ı hiç ortak etmemedir. Ama Allah’ın hükmünü uygulamamakla onu kabul etmemek ayrı şeylerdir. Bunu başaramadığı için yapamayanlar ki, fert fert hepimiz aynı konumdayız, müşrik olmaz.

Ancak burada Müslümanların kendi içlerinde halletmeleri gereken pek çok meseleleri vardır. Bilindiği gibi fıkhın, yani İslam hukukunun oluşturulacağı bilginin yüzde onu naslar, yüzde doksanı o naslardan anlaşılan beşeri içtihatlardır. İçtihatların Allah’ın hükmüne isabeti zannîdir, bunun için de çok farklı içtihatlar doğmuş ve bu farklılıklar da mezhepleri oluşturmuştur. Şimdi İslamî bir yönetim bu mezheplerin hangisiyle hükmedecektir? Mecelle’nin Osmanlı’yı kurtaramamasının bir sebebi de bu problemin aşılamaması değil midir?

Buna bağlı olarak ikinci mesele; düşünce ve içtihat özgürlüğü temel haklardan olduğuna göre, muhammen bir İslam devleti bütün mezheplere aynı uzaklıkta olmalı değil midir? O zaman bunun adına ne diyeceğiz? Üçüncü mesele, tebeanın ya da bugünkü kavramıyla vatandaşların, çoğunluğunun istemediği bir yönetim, şeriat da olsa zorla uygulanabilir mi? Yönetim saltanata dönüştükten sonra bile halifelerin biate onca önem vermelerinin hikmeti nedir? İlk halife Hz. Ebubekir’in tek kişinin bile biat etmemesinden rahatsızlık duyması nedendir? Açıktır ki, Müslümanların bu konularda henüz sistem belirleyici net fikirleri yoktur, çünkü tarih boyunca saltanatların baskısı sebebiyle bir yönetim fıkhı geliştirememişlerdir.

İşin bir başka boyutu da şudur: İslam, kendi ölçüleriyle adil olmayan bir ülkede tam yaşanamayacağı için, Müslümanlar, nasıl başaracaklarını tam bilmeseler bile, yönetime hep talip olmak zorundadırlar. Böyle olunca İslam ülkelerinde ‘tam’ dedikleri anlamda ne bir demokrasi, ne de yine ‘tam’ dedikleri anlamda bir laiklik gerçekleşebilir. Çünkü Müslüman bulduğu her fırsatta hükmün sürekli Allah’ın olmasını isteyecektir. Bu da erki elinde bulunduranları rahatsız edecek ve dine baskı yapmaya, onun devletin temellerini değiştirmesine asla müsaade etmemenin yollarını aramaya itecektir. Sonunda hayal ya da iddia ettikleri gibi, bütün inançlara eşit mesafede bir laiklik ve demokrasi hiç olmayacak, İslam sürekli baskı altında tutulacaktır. Cuma günü gördük, zorunluluk sebebiyle namaz okul bahçesinde kılınınca Cumhuriyet Gazetesi bunu bile laikliği delme olarak duyurdu.

Coğrafyamızda millîlik arayışı
Coğrafyamızda millîlik arayışı

Libya, jeopolitik konumu açısından Türkiye için elbette çok değerlidir. Farklı açılardan taşıdığı değeri bir kenara bıraktığımızda sadece Akdeniz’deki egemenlik haklarımızın davasını gütmemiz açısından Libya’nın değeri her türlü takdirin üstündedir. Salgın zamanında petrol ve doğal gaz gibi stratejik kaynaklar üzerindeki savaşlar bir müddet geri planda kalsa da Doğu Akdeniz’in kıymeti zaman geçtikte ortaya çıkacaktır. Elbette Akdeniz’in önemini doğal kaynaklarıyla sınırlandıramayız. Atlantik merkezli dünyanın sarsılmaya başlamasıyla birlikte Akdeniz’in kolonyalizm ve sömürgecilik öncesi konumu tekrar ortaya çıkmaya başladı. Libya, Tunus, Cezayir ve Fas gibi Kuzey Afrika ve Mağrip ülkelerinin sancılı bir dönemden geçiyor olmasının ana nedenlerinden biri de budur. Dolayısıyla Türkiye’nin ufku Doğu Akdeniz ile sınırlandırılmış değildir. Fransa’nın saldırgan tutumu da buradan kaynaklanmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlığını kazanan devletlerin göreceli istikrarı bugünlerde yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Kolonyalizm sonrasında ortaya çıkan devletlerin bağımsızlığı tartışma konusuydu. Bu dönemde devletlerin bağımsızlığının sahte ve aldatıcı olduğu yönünde bir genelleme vardı. Bu tarz genellemelerin doğru olmadığı açıktı. Hatta yeni ülkelerin iktidar yapıları acımasızca eleştirilerek, kolonyalist döneme övgü anlamı taşıyan cümleler de sarf edilmişti. Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkiler kurması yeni durumun kırılgan yapısını anladığını gösterir. Libya ve Cezayir gibi ülkelerle çok erken bir dönemde kurulan ilişkiler kıymetliydi. Bu ülkelerin göreceli bağımsızlığı birtakım açılardan sorun teşkil etse de varlıkları çok önemliydi. Özellikle kolonyalist dönemin bağımsızlık mücadeleleri, yeni dönemde millîleşme arayışlarına temel olmaktaydı. Koşulların değişmesiyle birlikte millîleşme süreci hız kazanabilirdi. Kolonyalist dönemin ulusal mücadelelerini bu gözle yeniden ele almak gerekir. Bu, coğrafyanın geleceği açısından oldukça önemlidir.

Türkiye’nin Libya, Tunus, Cezayir ve Fas ile geliştirmeye çalıştığı ilişkileri de bu ülkelerin millîleşme sürecinin bir devamı olarak görmek gerekir. Türkiye, özellikle son yıllarda bu ülkelerle yeni bir temel kurmaya çalışıyor. Kuşkusuz bu yeni oluşumlar tarihin tekrarından ibaret değildir. Türkiye’nin anılan ülkelerle belirli bir temel üzerinde yeni bir birlik oluşturmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Barış ve istikrara katkı yapabilecek, belirli düzeyde de zenginlik oluşturabilecek bu girişimi kolonyalist dönemin ulusal kurtuluş mücadelelerinin sonucu olarak görebiliriz. Suudîler ve BAE gibi bağımsızlık mücadelesi verememiş ülkelerin yeni oluşumları kendi varlıkları açısından tehdit olarak görmeleri de gayr-i millî bölgesel yapılara işaret etmektedir.

Türkiye’nin siyasî çizgisini Osmanlı geçmişi ile irtibatlandırarak emperyalizm imasında bulunmak Osmanlı’yı, Türkiye’yi ve emperyalizmi bilmemek anlamına gelir. Böylesi bir yaklaşım hem Türkiye hem de anılan ülkeler açısından sorunlu bir bakışa işaret eder. Türkiye’nin özellikle Doğu Afrika’daki varlığını iktisadî çıkar hesaplarına indirgemek için epeyce yabancılaşmış olmak gerekir. Osmanlı döneminde bu ülkeler aynı vatanın parçalarıydı. Fransa, İngiltere ve Rusya ele geçirdikleri ülkeleri anavatanlarının ayrılmaz bir parçası olarak görmediler. Onlar için anavatan kavramı birleştirici değil, ötekileştirici idi. Kölelik, kolonyalizm, mandacılık, sömürgecilik ve emperyalizm sistemleri bahsettiğimiz ötekileştirici zihniyetin eseriydi. Türkiye ile Kuzey ve Doğu Afrika ülkelerinin yakınlaşması özellikle emperyalist ülkeler açısından soruna dönüşüyor. Osmanlı emperyalizme karşı çok önemsenmesi gerekli bir mücadele vermişti. Bugün Türkiye’nin bölgesel düzeyde oluşturmaya çalıştığı yeni düzenin de antiemperyalist olduğunu görmemiz gerekir.

İslam coğrafyasının tamamını göz önünde bulundurduğumuzda çok zengin ve dinamik bir sürece tanık oluruz. Bu sürecin alışılmış tanımlarla, kavramlarla ve bakış açılarıyla tahlil edilemeyeceği Türkiye’deki sığ tartışmalardan anlaşılır. Özellikle siyasî partiler, kurumlar ve elitler düzeyindeki olumsuz yaklaşımları sadece yabancılaşma olgusu ile açıklayamayız. BAE ve Suudîler gibi varlığını emperyalist güçlerin desteği ile anlamlı gören ülkelerin tavrı anlamlı bir göstergedir.

Kısıtlamaya rağmen toplanıp 'çiftetelli' oynadılar
Koronavirüs
Kısıtlamaya rağmen toplanıp 'çiftetelli' oynadılar
Tüm Türkiye bayram boyunca sokağa çıkma kısıtlaması yaşarken, Osmaniye'de Roman vatandaşların yaşadığı mahallede bir evin bahçesinde toplananlar orkestra kurup çiftetelli oynadı.
IHA
Kanat açıklığı 16 santim olan kelebek, görenleri şaşırttı
Gündem
Kanat açıklığı 16 santim olan kelebek, görenleri şaşırttı
Osmaniye'de kanat açıklığı 16 santimetre uzunluğundaki kelebek, görenleri şaşırttı.
IHA
Osmanlıspor'da koronavirüs vakası
Spor
Osmanlıspor'da koronavirüs vakası
TFF 1. Lig ekibi Osmanıspor'da bir kişinin koronavirüs test sonucunun pozitif çıktığı açıklandı.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.