Bolu’da, Roma döneminden kalma mezar taşının cami inşaatında kullanılması tepki çekiyor
Gündem
Bolu’da, Roma döneminden kalma mezar taşının cami inşaatında kullanılması tepki çekiyor
Bolu’da, Roma döneminden kalan mezar taşının, Aslahaddin Cami’nin çevreleyen duvarının inşaatında kullanılması tepki çekti. Mahallede yaşayan yaşlı vatandaşlar, 40 yıl önce imamların bu taş üzerinden ezan okuduğunu ve cenaze namazlarında musalla taşı olarak kullandığını söyledi.
IHA
Mardin'de çok sayıda tarihi eser ele geçirildi
Gündem
Mardin'de çok sayıda tarihi eser ele geçirildi
Mardin'in Midyat ilçesinde düzenlenen operasyonda Lidyalılara ait tarihte kullanılan ilk para örneklerinden olan elektron sikke ile rulo şeklinde nadir bulunan Osmanlıca el yazması kitap, altın, gümüş ve bronz yüzük ile küpeler ele geçirildi. Tarihi eserlerin, ait olduğu dönemin en nadir eserleri olduğu öğrenildi. Operasyonda gözaltına alınan 1 şüphelinin emniyetteki işlemleri sürüyor.
IHA
‘Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiğine inanmak şirk midir?’
‘Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiğine inanmak şirk midir?’

Bu Ramazan kadar bereketli bir Ramazan yaşadığımı hiç hatırlamıyorum. Şüphesiz bunda koronanın da etkisi var. Hamdolsun, otuz Ramazan’da otuz beş canlı yayın yaptık, ‘Ayetler Işığında Ramazan Sohbetleri’ gerçekleştirdik. Yapımcı aile efradımız bu sohbetleri Youtube hesabımıza koydular, koyuyorlar. Seviyeli bir takipçi profilimizin olduğunu anladık. Takip edenlerin teşviki ile bundan sonra haftada bir, ‘Kur’an ve Fıkıh’ gibi bir başlıkla Youtube üzerinden canlı bir ders sürdürme kararı aldık. Dua ve destek bekliyoruz.

He gün sohbetimizin sonunda gelen soruları cevaplamaya çalıştık. Çok anlamlı ve seviyeli sorular geldi. Bunlardan birini bugün yazımıza başlık yaptık. Bakalım ne diyebiliriz?

Sorunun laiklikle alakası olduğu belli. Dolayısıyla buna farklı açılardan ve farklı laiklik anlayışlarına göre cevap verilebilir. İslam tabiatı gereği, varlığı bir bütün olarak görür, dinle dünyayı birbirinden ayırmaz. Buna bağlı olarak bilgiyi de dinî ve dünyevî diye ayırmaz. Varlığın hakikatine uygun her bilgi ilimdir, teşvik edilir.

Din dünyayı ahiretin tarlası sayar. O halde tarlasız yaşanmaz ve tarlayı ekip biçenlerin önemli olmadığını, onu başkaları da ve hangi tohumla ekerlerse eksinler dinin yine din olacağını söylemek abes olur. ‘Din muameledir’. ‘Hüküm Allah’ındır’ ifadesi sadece ahireti anlatmaz. Hüküm, egemenlik demektir ve egemenlik ilahi bir öze sahiptir. Bu sebeple yönetenler kendilerini hep en üstte görürler. Yönetici sistemler ya da şahıslar daha üst bir hüküm koyucu kabul etmezlerse kendilerini ilah sanırlar ve egemenliklerini asla paylaşmak istemezler. Tabii olarak Allah da egemenliğini paylaşmaz, paylaşılmasını kendisine ortak, yani şirk koşma olarak isimlendirir.

Bu sebeple devlet işlerine din karıştırılmamalıdır demek, biz hükmümüzde ortak kabul etmeyiz, Allah bile bize karışmamalıdır, O’nu bizim işimize karıştırmaya kalkanları müşrik sayarız ve onlara hayat hakkı tanımayız, cehenneme atarız demektir. O halde Allah’ın da böyle diyeceğini düşünmek anlamlıdır.

Egemenlik kadar vaz geçilemeyen bir başka erk yoktur. Ancak şirk olan, hükümde Allah’a ortak tanıma, O’nun hükmünü reddetme, hatta hükme Allah’ı hiç ortak etmemedir. Ama Allah’ın hükmünü uygulamamakla onu kabul etmemek ayrı şeylerdir. Bunu başaramadığı için yapamayanlar ki, fert fert hepimiz aynı konumdayız, müşrik olmaz.

Ancak burada Müslümanların kendi içlerinde halletmeleri gereken pek çok meseleleri vardır. Bilindiği gibi fıkhın, yani İslam hukukunun oluşturulacağı bilginin yüzde onu naslar, yüzde doksanı o naslardan anlaşılan beşeri içtihatlardır. İçtihatların Allah’ın hükmüne isabeti zannîdir, bunun için de çok farklı içtihatlar doğmuş ve bu farklılıklar da mezhepleri oluşturmuştur. Şimdi İslamî bir yönetim bu mezheplerin hangisiyle hükmedecektir? Mecelle’nin Osmanlı’yı kurtaramamasının bir sebebi de bu problemin aşılamaması değil midir?

Buna bağlı olarak ikinci mesele; düşünce ve içtihat özgürlüğü temel haklardan olduğuna göre, muhammen bir İslam devleti bütün mezheplere aynı uzaklıkta olmalı değil midir? O zaman bunun adına ne diyeceğiz? Üçüncü mesele, tebeanın ya da bugünkü kavramıyla vatandaşların, çoğunluğunun istemediği bir yönetim, şeriat da olsa zorla uygulanabilir mi? Yönetim saltanata dönüştükten sonra bile halifelerin biate onca önem vermelerinin hikmeti nedir? İlk halife Hz. Ebubekir’in tek kişinin bile biat etmemesinden rahatsızlık duyması nedendir? Açıktır ki, Müslümanların bu konularda henüz sistem belirleyici net fikirleri yoktur, çünkü tarih boyunca saltanatların baskısı sebebiyle bir yönetim fıkhı geliştirememişlerdir.

İşin bir başka boyutu da şudur: İslam, kendi ölçüleriyle adil olmayan bir ülkede tam yaşanamayacağı için, Müslümanlar, nasıl başaracaklarını tam bilmeseler bile, yönetime hep talip olmak zorundadırlar. Böyle olunca İslam ülkelerinde ‘tam’ dedikleri anlamda ne bir demokrasi, ne de yine ‘tam’ dedikleri anlamda bir laiklik gerçekleşebilir. Çünkü Müslüman bulduğu her fırsatta hükmün sürekli Allah’ın olmasını isteyecektir. Bu da erki elinde bulunduranları rahatsız edecek ve dine baskı yapmaya, onun devletin temellerini değiştirmesine asla müsaade etmemenin yollarını aramaya itecektir. Sonunda hayal ya da iddia ettikleri gibi, bütün inançlara eşit mesafede bir laiklik ve demokrasi hiç olmayacak, İslam sürekli baskı altında tutulacaktır. Cuma günü gördük, zorunluluk sebebiyle namaz okul bahçesinde kılınınca Cumhuriyet Gazetesi bunu bile laikliği delme olarak duyurdu.

Coğrafyamızda millîlik arayışı
Coğrafyamızda millîlik arayışı

Libya, jeopolitik konumu açısından Türkiye için elbette çok değerlidir. Farklı açılardan taşıdığı değeri bir kenara bıraktığımızda sadece Akdeniz’deki egemenlik haklarımızın davasını gütmemiz açısından Libya’nın değeri her türlü takdirin üstündedir. Salgın zamanında petrol ve doğal gaz gibi stratejik kaynaklar üzerindeki savaşlar bir müddet geri planda kalsa da Doğu Akdeniz’in kıymeti zaman geçtikte ortaya çıkacaktır. Elbette Akdeniz’in önemini doğal kaynaklarıyla sınırlandıramayız. Atlantik merkezli dünyanın sarsılmaya başlamasıyla birlikte Akdeniz’in kolonyalizm ve sömürgecilik öncesi konumu tekrar ortaya çıkmaya başladı. Libya, Tunus, Cezayir ve Fas gibi Kuzey Afrika ve Mağrip ülkelerinin sancılı bir dönemden geçiyor olmasının ana nedenlerinden biri de budur. Dolayısıyla Türkiye’nin ufku Doğu Akdeniz ile sınırlandırılmış değildir. Fransa’nın saldırgan tutumu da buradan kaynaklanmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlığını kazanan devletlerin göreceli istikrarı bugünlerde yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Kolonyalizm sonrasında ortaya çıkan devletlerin bağımsızlığı tartışma konusuydu. Bu dönemde devletlerin bağımsızlığının sahte ve aldatıcı olduğu yönünde bir genelleme vardı. Bu tarz genellemelerin doğru olmadığı açıktı. Hatta yeni ülkelerin iktidar yapıları acımasızca eleştirilerek, kolonyalist döneme övgü anlamı taşıyan cümleler de sarf edilmişti. Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkiler kurması yeni durumun kırılgan yapısını anladığını gösterir. Libya ve Cezayir gibi ülkelerle çok erken bir dönemde kurulan ilişkiler kıymetliydi. Bu ülkelerin göreceli bağımsızlığı birtakım açılardan sorun teşkil etse de varlıkları çok önemliydi. Özellikle kolonyalist dönemin bağımsızlık mücadeleleri, yeni dönemde millîleşme arayışlarına temel olmaktaydı. Koşulların değişmesiyle birlikte millîleşme süreci hız kazanabilirdi. Kolonyalist dönemin ulusal mücadelelerini bu gözle yeniden ele almak gerekir. Bu, coğrafyanın geleceği açısından oldukça önemlidir.

Türkiye’nin Libya, Tunus, Cezayir ve Fas ile geliştirmeye çalıştığı ilişkileri de bu ülkelerin millîleşme sürecinin bir devamı olarak görmek gerekir. Türkiye, özellikle son yıllarda bu ülkelerle yeni bir temel kurmaya çalışıyor. Kuşkusuz bu yeni oluşumlar tarihin tekrarından ibaret değildir. Türkiye’nin anılan ülkelerle belirli bir temel üzerinde yeni bir birlik oluşturmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Barış ve istikrara katkı yapabilecek, belirli düzeyde de zenginlik oluşturabilecek bu girişimi kolonyalist dönemin ulusal kurtuluş mücadelelerinin sonucu olarak görebiliriz. Suudîler ve BAE gibi bağımsızlık mücadelesi verememiş ülkelerin yeni oluşumları kendi varlıkları açısından tehdit olarak görmeleri de gayr-i millî bölgesel yapılara işaret etmektedir.

Türkiye’nin siyasî çizgisini Osmanlı geçmişi ile irtibatlandırarak emperyalizm imasında bulunmak Osmanlı’yı, Türkiye’yi ve emperyalizmi bilmemek anlamına gelir. Böylesi bir yaklaşım hem Türkiye hem de anılan ülkeler açısından sorunlu bir bakışa işaret eder. Türkiye’nin özellikle Doğu Afrika’daki varlığını iktisadî çıkar hesaplarına indirgemek için epeyce yabancılaşmış olmak gerekir. Osmanlı döneminde bu ülkeler aynı vatanın parçalarıydı. Fransa, İngiltere ve Rusya ele geçirdikleri ülkeleri anavatanlarının ayrılmaz bir parçası olarak görmediler. Onlar için anavatan kavramı birleştirici değil, ötekileştirici idi. Kölelik, kolonyalizm, mandacılık, sömürgecilik ve emperyalizm sistemleri bahsettiğimiz ötekileştirici zihniyetin eseriydi. Türkiye ile Kuzey ve Doğu Afrika ülkelerinin yakınlaşması özellikle emperyalist ülkeler açısından soruna dönüşüyor. Osmanlı emperyalizme karşı çok önemsenmesi gerekli bir mücadele vermişti. Bugün Türkiye’nin bölgesel düzeyde oluşturmaya çalıştığı yeni düzenin de antiemperyalist olduğunu görmemiz gerekir.

İslam coğrafyasının tamamını göz önünde bulundurduğumuzda çok zengin ve dinamik bir sürece tanık oluruz. Bu sürecin alışılmış tanımlarla, kavramlarla ve bakış açılarıyla tahlil edilemeyeceği Türkiye’deki sığ tartışmalardan anlaşılır. Özellikle siyasî partiler, kurumlar ve elitler düzeyindeki olumsuz yaklaşımları sadece yabancılaşma olgusu ile açıklayamayız. BAE ve Suudîler gibi varlığını emperyalist güçlerin desteği ile anlamlı gören ülkelerin tavrı anlamlı bir göstergedir.

Osmanlıspor'da koronavirüs vakası
Spor
Osmanlıspor'da koronavirüs vakası
TFF 1. Lig ekibi Osmanıspor'da bir kişinin koronavirüs test sonucunun pozitif çıktığı açıklandı.
AA
İstanbul'un 100 Adeti
Ramazan
İstanbul'un 100 Adeti
'İstanbul'un 100 Adeti' isimli kitapta Ramazan'a ve bayrama özel geleneklerden, bolluk ve uğur getirmesi için yapılan adetlere, padişahların kılıç kuşanma törenlerinden sadaka taşı gibi adetlere kadar şehrin toplumsal hayatında yüzyıllar boyunca yaşatılan çeşitli uygulamalar bulunuyor. Biz de Ramazan'a ve bayrama dair 10 adeti sizler için seçtik.
Yeni Şafak
“Kılıç hakkı”dır o beyefendi, başka savunma bul!
“Kılıç hakkı”dır o beyefendi, başka savunma bul!

“Osmanlı’dan kalan kültürel önemi haiz vakıf mülklerinin amacına uygun olarak kullanılması”na yönelik ilk kanun 1969 yılında düzenlenmiş. Bu tarihten itibaren, amacının dışında kullanılan, bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş kültürel değeri haiz mülkler Vakıflar Genel Müdürlüğü uhdesine alınmaya başlamış.

Kanunun amacı doğal olarak Osmanlı vakıflarından kalma kültürel miras özelliği gösteren binaların kaybolmasını önlemek olarak belirlenmiş. Bu kanunla “Osmanlı modernleşmesi”nin ilk yılları diyebileceğimiz 1820’lerden tek partili Cumhuriyet idaresinin son yıllarına, yani 1950’lere kadar kimi maarif vekaletine, kimi orduya, kimi belediyelere, kimi başka kurumlara geçmiş ve amacının dışında kullanılan kimi binalar “devlete” geri dönmüş.

2008 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla bu kanunun kapsamı genişlemiş. Köken itibariyle “vakıflara ait olan” kültürel mirası Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle uhdesine almaya başlamış. 2008 yılından bu yana 1.000 civarında bina kamu kurum ve kuruluşlarından bu yöntemle devralınmış…

2019 Nisan’ında, Kültür Bakanlığı bu kanun kapsamında İstanbul’un sembol yapılarından biri olan Galata Kulesi’ni de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden devirle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün uhdesine almış. Dikkat isterim: Henüz İBB Başkanı’nın kim olacağı belli değildir. Seçim yenilenme kararı alınmıştır.

Bu burada bir dursun.

Kulenin son 30 yıllık serencamını şöyle böyle bilirim. Vaktiyle özel bir girişime 50 yıllığına kiralanmıştı. İçkili bir lokanta işletiliyordu burada. Yanılmıyorsam Kadir Topbaş’ın belediye başkanlığı döneminde bu 50 yıllık kontrat bitti. Hatta yine yanılmıyorsam Kadir Topbaş, kontratın bitmesinden birkaç yıl evvel bu “içkili lokanta” işine bir son verdirdi. Kontrat bitiminde İBB bir yenileme yapmadı ve kulede bu kez Beltur bir kafe-lokanta işletmeye başladı. Ayrıca kule halkın kolayca ziyaret edebileceği bir düzeneğe de kavuşmuş oldu.

Her iki biçiminin kullanımı da yanlıştı bana kalırsa. İçkili ya da içkisiz. Böylesi bir anıtsal yapıda lokantanın kafenin işi olmamalı.

Galata Kulesi’ne yakışan müze olmaktır.

Bu da burada bir dursun.

Belki muttali olanlarınız vardır. Kültür Bakanlığı, ilan ettiği “kültür yolu projesi”nde Galata Kulesi’ni müzeleştirme işinin de yer aldığını duyurdu geçenlerde. Bence iyi proje.

Ve yine geçenlerde İBB, Kültür Bakanlığı’nı mahkemeye vererek Galata Kulesi’nin tekrar İBB’ye verilmesini talep etti. İBB, Galata Kulesi’ni geri almaları durumunda orada bir “panoramik müze” yapacaklarını ilan ettiler. Bence bu da iyi proje.

Mahkeme safahatı devam ediyor bildiğim kadarıyla…

Galata Kulesi, Fatih Sultan Mehmet Han’ın kurduğu “Kule-i Zemin Vakfı”nın kayıtlı malı. Kültür Bakanlığı, Galata Kulesi’ni bu vakfın vakfiyesine istinaden ve mevcut yasalara göre devralmış zaten.

Hatırlayanlarınız olacaktır. Geçen hafta İBB Başkanı İmamoğlu, Kültür Bakanı’na bir açık mektup yazarak “yapılanın yanlış olduğunu, bu yanlıştan dönülmesi gerektiğini, kulenin İBB’ye devrinin temin edilmesini” talep etmişti.

Gelelim meselenin ek yerine. Normalde “standart bir politik itişme” deyip geçeceğim bir meseleyi niçin köşeme taşıdığım sorusunun cevabına yani.

İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanı Mahir Polat, Karar Gazetesi’ne verdiği ve İBB’nin bu konudaki tezlerini anlattığı söyleşisinde noktası noktasına şunları söylüyor: “Biz, 6. yüzyılda Bizans döneminde yapılmış, Cenevizliler tarafından onarılmış, İstanbul’un mütemmim cüzlerinden bir yapının vakıf kültür varlığı olmadığını anlatmaya çalışıyoruz.”

Bence çok temiz anlatmış derdini Mahir Polat. Fethedilen bir şehrin herhangi bir yapısının vakıf malı olamayacağını, Fatih Sultan Mehmet’in Galata Kulesi’ni, Bizans surlarını, su kemerlerini, Ayasofya’yı yahut “kılıç hakkı” olarak devletin uhdesine geçen hiçbir yapıyı “vakıf malı” haline getiremeyeceğini söylüyor.

Muazzam bir tez bu. Kendilerini Cenevizlilerin, Roma’nın, Bizans’ın devamcısı sayanlar bayılırlar bu teze. Veriverelim o zaman Dikilitaş’ı, Sahn-ı Seman’ı, Ayasofyaları, surları falan “gerçek” sahiplerine… Üzülmesinler biz İstanbul’u aldık diye.

Benim “bu galiba standart bir politik itişme değil” dediğim yer tam burası. Mahkeme Galata Kulesi’ni İBB’ye verir mi bilmem, bilemem.

Ama bildiğim şudur: Galata Kulesi de bilcümle İstanbul toprağı da dedemiz Fatih’in bileğinin hakkıyla aldığı, kılıcıyla hak ettiği yerlerdir. Bu konudaki ayarımızla oynamak ise kimsenin hak ettiği bir şey değildir. Bu çirkinliği yapmamak lazım gelir.

“Fatih Galata’yı kılıçla almadı ki?” diyeceklere bir not: Doğru. İstanbul’u alınca Galata teslim oldu kendiliğinden. Galata, İstanbul’un yüzgörümlüğü yani bir bakıma.

Süleymaniye Medreselerinden sonra kurulmuş en yüksek dereceli okul: Balkanlarda ilim mayalayan Muallimhane-i Nüvvab
Hayat
Süleymaniye Medreselerinden sonra kurulmuş en yüksek dereceli okul: Balkanlarda ilim mayalayan Muallimhane-i Nüvvab
Koleksiyoner Enver Beşinci, Osmanlı’nın hakim olduğu bir coğrafya olan Bulgaristan’da eğitim veren Medresetü'n-Nüvvâb’ın kapılarını ilmi hayata açarken aynı tarihlerde Türkiye’de mektep ve medreselerinin kapılarını bir daha hiç açılmamak üzere kapatılmasına dikkat çekiyor. İlim insanlarının fıkıh ve hukuk gibi alanlarda öğrenim görebilmek için Osmanlı kültürünün yaşatıldığı bölgelere gittiğini konuştuğumuz Beşinci, “Süleymaniye Medreselerinden sonra kurulmuş en yüksek dereceli okul olan Muallimhane-i Nüvvab, fıkıh, hukuk alanında ihtisaslaşmış bir mektep. Tanzimat’tan sonra II. Meşrutiyet ile Osmanlı’yı batıcı bir anlayışa mahkum etmek isteyen anlayış, bu mektepler üzerinde de büyük oyunlar oynamıştır. Osmanlı’nın aslında hukuki zenginliğini zayıflatarak medreselerin yetersiz gözükmesini sağladılar” diyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.